UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,82 / Satış: 3,84
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,53

YAĞHANE BEYGİRİ

YAĞHANE BEYGİRİ
  • 20.11.2016

Köy gurup ebesi olan annemin tayini çıkmıştı. Balıkesir’in Bigadiç Kazası’nın Işıklar Köyünden bir traktör römorkunda üç-beş parça eşya ile İskele Köyü’ne taşındık. Artık annem, İskele ve çevresindeki köylerde görev yapacaktı…
Sağlık lojmanı olarak kullanılan ev dolu olduğu için, bir müddet okulun öğretmenler odasında, daha sonra bir başka evde birkaç ay kaldıktan sonra, okul bahçesi içindeki lojmana taşındık.

Elektrik yok, gaz lâmbası ve içinde yağ kandili yanan fenerle aydınlanıyoruz. O fener, aynı zamanda gece gezmelerinde yol gösterici oluyor.
Evlerde su da yok, suyu toprak testilerle köyün ortasındaki Küçük Pınar’dan getiriyoruz. Daha doğrusu, komşular ya da anneme iğne, pansuman yaptırmak için gelenler getiriyor suyumuzu. Ben de, yedi yaşında bir çocuk olarak, kendi taşıyabileceğim büyüklükte küçük bir testi ile arada bir çeşmenin yolunu tutuyorum.
Küçük Pınar, oluğundan gürül gürül akan içilebilir tatlı suyu ve birbirine bitişik uzun taş yalakları ile hem insanların hem de hayvanların su gereksinmesini karşılıyor…

Ama her su doldurmaya gidişimde, değişik güzel bir koku geliyor burnuma. Dahası, çeşmeye bitişik olan binanın taş duvarında, son taş yalağın üstünde, bir adamın eliyle uzanabileceği yükseklikte, camı çerçevesi olmayan, ne olduğunu merak ettiğim bir aydınlatma penceresi var. Bazen, o pencerenin içinde, üst üste konmuş birşeyler görüyorum. Meğer taş duvarın hemen arkası yağhaneymiş, burada o vakitler çok ekilen haşhaş, susam ve benzeri ürünlerin yağı çıkarılıyormuş. Benim aydınlatma penceresi içinde gördüğüm, o üst üste konmuş şeyler de yağı çıkarılan ürünlerin küspesiymiş…
Akranlarımla birlikte, arada bir taş yalağın üstünden uzanıp, o küspelerden birer parça koparıp yiyoruz. Bedava küspe, baldan tatlı! Susam ve haşhaş küspeleri oldukça lezzetli, ama ben asıl taş duvarın arkasında ne oluyor, yağ nasıl çıkarılıyor onu merak ediyorum…

Birgün yine su doldurmak için Küçük Pınara indiğimde elimdeki testiyi yalağın kenarına bıraktım, büyük porto kapının yanındaki küçük kapıyı açıp avluya girdim. Burnuma yine o güzel kokular geliyor. Kokunun geldiği tarafa yürüyüp taş duvarın sonundaki aralık kapıyı ittirip içeri girdim. Önce alaca karanlıkta bir şey göremedim ama karanlığa alışınca şaşırdım. Gözleri bezle kapatılmış bir at, boynundaki koşuma bağlanmış uzun bir direk aracılığı ile ortadaki kocaman değirmen taşını döndürüyor…
Ben, şaşkınlıkla bakarken bir ses, yöre şivesiyle:
“Oooo İrfan hoş geldin, dermeni merak mı ittin?” dedi.
Sesin sahibi, yağhaneci Mötürem (Muhterem) dayıydı.
“Heee merak ittim…”
“Dur, sene taze susam küspesi virin de kemire go” ( küspe vereyim de ye)…
Küspenin ucundan kemirirken merakla sordum:
“Beygirin gözleri niye bağlı?”
Gevrek gevrek güldü:
“Gözleri bağlı olunca, olduğu yirde döni emme, gittini sani…”
Olduğu yerde dönmek, ama gittiğini sanmak! Aynen bizim gibi!
Şimdi, ne zaman birileri, “kalkınıyoruz, ilerliyoruz, gelişiyoruz” derse ben, bir gelişmiş ülkelere bir de bizim dünyadaki yerimize bakarım, rahmetli Mötürem dayı gelir aklıma ve şu sözler dökülür dudağımdan:
“Oldumuz yirde döniz, emme gittimizi saniz…”
14 Kasım 2016

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Seyfi Yiğitler dedi ki:

    Sevgili İrfan,kalemine sağlık…..iyi günler dilerim……

YORUM YAZ