Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

“Vali de, Kaymakam da seçimle gelsin” 2014’de belki bunları konuşur olacağız!

kategorisinde, 26 Şub 2013 - 21:19 tarihinde yayınlandı

AHMET Hakan, yazılarının bazılarında “Takıldıklarım” başlığı altında kafasına takılanları yazar.

Geçen günlerde kardeşim Önder Balıkçı da bu başlık altında kafasına takılanlarda örnekler vermişti.

Benim de kafama takılan bazı konuları sizlerle paylaşmak istedim bu yazımda.

Vali ve Kaymakamlar da seçimle gelemezler mi?

Size komik bir “Takılma” olarak gelebilir.

Ancak ısrar etmekte de kararlıyım.

 

* * *

EMEKLİ asker olmasına rağmen, ilginç yazılar yazar Erhan Göçmen kardeşim.

Spordan tutun da ekonomiye, siyasete kadar…

Yine bu yazılarının birinde, “Kaymakamlar da seçimle gelemez mi?” diye sormuş…

..ve de seçilirlerse ne gibi faydalar ağlayacağını uzun uzun anlatmış.

Düşündüm, tezinde haklı yönler vardı Erhan Göçmen’in.

Seçimle gelecek Kaymakam en azında bölgeyi bilen birisi olacak.

İçimizden birisini seçebileceğiz…

Milletvekili, Belediye Başkanı, İl Genel Meclisi Üyeleri, muhtarlarımız gibi.

Ben de, “Vali”yi de halk seçmeli dersem abesle iştigal mi etmiş olurum?

 

* * *

HABER TÜRK’de Fatih Altaylı’nın konuğu, Sırrı Süreyya Önder.

Senarist olduğunu hatırlatmam da yarar var mı bilmiyorum, gerçekten de senaristtir Önder.

Hem de ‘ödüllü bir senarist’…

Derin Türkler, derin Kürtler yoktur” diyor, üstüne basa basa!

Yargıyı eleştiriyor ve diyor ki, ”Bir Milletvekili Adalet Bakanlığı’na başvuruyor dilediğihükümlü veya tutuklu ile rahatça görüşebiliyor.”

Yani, vatandaşın bu hakkının olmadığını ifade etmeye çalışıyor.

Türkiye’de bildiğim kadarıyla 137 bin tutuklu ve hükümlü var. Kim kim ile isterse görüşebilmeli, konuşabilmeli, ziyaret edebilmeli, bu sağlanmalıdır.” diye de görüşlerini, düşüncelerini açıklıyor.

Mevcut Anayasa’da Eşitlik, Özgürlük kavramı var. Peki hani eşitlik ve özgürlük kavramları nerede? Hukuk Devleti olunmamıştır, Kanun Devleti olunmuştur. Kimse Şark Kurnazlığı yapmasın” diyebilecek kadar da özgürce düşündüklerini savunuyor.

O’nun “Siyasi Dokunulmazlığı” var…

Dilediğini söyleyebiliyor, ya bizler?

 

* * *

BİR başka konuya geçiyor, senarist, Milletvekili Sırrı Süreyya Önder…

İmralı’nın ‘Baş Aktörü!”

Merkezi sistem yerine Bölgesel, ya da Dar Bölge seçim sistemi olamaz mı?”Ankara’dan, ya da bir başka yerden gelen Kaymakam, Vali o bölgeyi ne kadar bilebilir ki? Ancak edindiği bilgilerle o bölgeyi tanıyabilir. HES’e karşıyız diyenlerin derdini onlar anlayabilir mi? Halbuki; içimizden seçeceğimiz birisi, ister Kaymakam, ister Vali olsun. O bölgede yaşayan kurdun, kuşun, hangi dağın, taşın ne olduğunu bilir, çevrenin adamıdır. Yaşı 70’e gelmiş bir Müsteşarın, bir bakanın, bir bürokratın ülkeyi yönetmeye kalkması mı daha iyi olur yoksa seçilmiş genç Kaymakam ve Vali’nin mi? ”

Haksız da sayılmaz hani…

Doğruya doğru, iyi bir konuya da parmak basıyor.

İşte ben de, Sırrı Süreyya Önder’in bu görüşünden yola çıkarak böyle bir öneriyi sunmak istedim.

Vali de, Kaymakam da seçimle gelsin”

Evet, belki de 2014’de, ya da ondan sonraki tarihlerde belki de bunları konuşur olacağız!

Bir Kıssadan Hisseyle bitirelim yazımızı…

Ama Kıssadan Hissede ki gibi ne Kadı ne de Vali olmasın elbette!

Saygıyla, sevgiyle, sağlıcakla kalın.

 

* * *

KARAKUŞİ KADI.

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. 
Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var….
 
Karakuşi Kadı, fırıncıya:
“Ben bunu aldım” demiş. Kadıya itiraz edilir mi?
Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:
“Hani bizim ördek?” Fırıncı boynunu büküp:
“Uçtu” deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış… Gayrimüslim de peşinde kovalıyor…
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış… Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş…
Ördeğin sahibi,
“Bu adam ördeğimi hiç etti” diye şikáyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş:
“Ne yaptın bu adamın ördeğini?”
Fırıncı
“Uçtu” demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
“Ördeğin karşısında Tayyar yazılı. Tayyar ‘Uçar’ anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. 
Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:
Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla…”
Davacı:
“Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?” diye sorunca Karakuşi Kadı
Şimdi” demiş, “Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.
Tabii gayrimüslim şikayetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
“’Tamam” demiş, “Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.” 
Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi’ye:
“Senin şikayetin nedir bre?” Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış,
“Ne diyeyim kadı efendi, Adaletinle bin yaşa Sen!”
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz