UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,91 / Satış: 3,93
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65

“ÜST AKIL” bizden daha akıllı değil

“ÜST AKIL” bizden daha akıllı değil
  • 18.10.2017

STAR gazetesinin köşe yazarlarından Ahmet Kekeç, köşesinde yazdığı yazıda Türkiye içerisindeki Gladyo-Derin Devlet yapılanmasını ve bunların NATO-ABD ile ilişkilerini kaleme aldı… Bu konu girilmekten imtina edilen, girenin de özellikle radikal sol tarafından bir şekilde hedef ve linç yapıldığı bir konu.
Kekeç, yazısında referans anlamında MİT elemanı ve rahmetli Mahir Kaynak’ın bu konudaki analizlerine ve yorumlarına yer vermiş.
Evet, bir istihbaratçı olarak Kaynak’ın bu konularda analiz ve yorumları önemli ama asıl 60’lı yıllardan bugüne sol, radikal sol, sosyalist sol içinde yer almış isimlerin veya parti ya da grupların bu tarihsel yakın süreçle ilgili ülkenin ve sol’ un analizine ve yorumlarına ihtiyacı var.
NATO GLADYOSU VE SOL
Öncelikle Kekeç’in yazısından bir bölümü okuyucularımıza aktaralım.
Şöyle diyor:
“Mahir Kaynak, 12 Eylül darbesinin şartlarını “olgunlaştıran” sol terör örgütlerinin Sovyetler Birliği’yle ilişkili olduğu kabulüne itiraz eden az sayıdaki istihbarat görevlisinden biriydi.
Kendisiyle yapılan bir söyleşide (Cüneyt Arcayürek’in yaptığı söyleşi olabilir) şöyle diyordu (mealen aktarıyorum): “MİT’teki inanış şuydu: 1970-80 arası Türkiye’de tehdit ve terör uygulayan sol örgütler, Sovyetler Birliği tarafından desteklenmekte ve finanse edilmektedir. Ben bu kanaatin yanlış olduğunu anlatırdım ama inandıramazdım. ‘Soğuk Savaş’ şartları içinde, Sovyetler Birliği’nin ülkemizde faaliyet göstermesi, hele ‘sol düşünce’ ye sahip terör örgütlerini yönlendirmesi düşünülemezdi. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin bunda bir çıkarı yoktu. Türkiye’nin, terör üzerinden de stabilize edilmesi en çok NATO’nun ve Amerika’nın işine yarardı; NATO müdahalesini meşrulaştırırdı. Benim kanaatim şuydu: Sol terör örgütlerine finans ve silah desteği NATO güdümündeki örgütler tarafından sağlanmaktadır. Bu örgütlerin Belçika bağlantısı araştırılmalıdır. Belçika dediğimizde, doğrudan NATO’dan söz ediyoruz. NATO, hangi kanallarla ‘derin devlet’e nüfuz etmiştir? Öncelikle oraya bakılmalıdır. Bu kanaatimi 12 Eylül darbesi pekiştirdi. 12 Eylül’e en büyük gerekçeyi, ülkemizdeki sol terör örgütlerinin ‘eylemleri’ sunmuştur.”
DEVLETİN ULUSAL KİMLİĞİNİ KUŞANMASI
Döneminde MİT’in 1970-80 arası Türkiye’de terör eylemlerini bir siyaset yöntemi olarak benimseyen sol örgütlerle Sovyetler’i ilişkilendirmesi ve finanse ettiğine inanması doğal…!
Çünkü, tarihsel zaman dilimine daha da geriye götürerek, bu konuda ulusal kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş yıllarına kadar uzanmak gerekiyor.
Sol, sosyalist sol konusunda ulusal kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşu sürecinde Mustafa Kemal ve arkadaşları, Ankara hükümeti konu Sovyetler ve Sovyetler ile ilişkiler olduğunda hep siyasi açıdan pragmatik bir rota izledi. Ocak 1920’de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının TKP’yi kurmaları, Ankara Hükümeti’ni ilk tanıyan ve fiilen madde ve manevi her türlü desteği sunan Sovyetler Birliği gerçeği, Rus Devrimi’nin öncüsü ve devlet Başkanı Lenin ile Mustafa Kemal arasındaki yazışmalar, Kazım Karabekir komutasındaki askerlerimizin doğu cephesindeki elde ettiği başarılarla bu cephedeki askeri gücün Batı’ya kaydırılması, Komüntern vakası, Yeşil Ordu ve TKP’ye karşı Suphi ve arkadaşlarının ülkeye girişi sonrası katledilmeleri, bizzat Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurdurduğu “resmi TKP” süreci ve TKP’den devşirilen insanların “KADRO” hareketini kurmaları Cumhuriyet dönemi tarihçilerinin çok yönlü irdelemeleri ve değerlendirmeleri gereken bir süreç olma özelliğini taşıyor.
DEVLETİ MİLLETE YABANCILAŞTIRIP, UMACILAR ÜRETTİLER
Bu noktada tarihsel ve toplumsal bir saptama yapmakta yarar var: Ulusal kurtuluş savaşı yıllarında ve Cumhuriyet Devletinin kuruluşu yıllarında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının sol’a ve özellikle sosyalist sol’a ve İslami düşünceye, dinsel akımlara ve dine yaklaşımı Batı’nın yani kapitalist emperyalist ülkelerin de dayatmalarıyla hep çekinceli ve yasakçı bir anlayışın ürünü oldu..!
Bu koşullarda ve bu zihniyetle şekillendirilen Cumhuriyetin Devlet yapısı ve toplumsal yaşam, yaratılan iki düşman üzerinden temellendirildi.
Birincisi, “komünistler geliyor” umacısı üzerinden sol’a düşmanlık…
İkincisi, “Cumhuriyet ve laiklik elden gidiyor. Şeriat geliyor” umacısı üzerinden düşmanlık…
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının izlenecek yol konusunda kapitalizmi ve bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak özel mülkiyeti ve serbest girişimciliği tercih etmiş olmaları 2.dünya savaşı sonunda ABD öncülüğünde kurulan “yeni dünya sistemi” içerisinde yerini alan ve ABD ile ikili kölelik antlaşmalarını imzalayan, NATO’ya girmek için bin bir türlü takla atan dönemin devlet başkanı İnönü ve CHP iktidarını hiç zorlamadı.
Daha Mustafa Kemal’in hasta yatağında ve vefatı sonrası İnönü ve CHP iktidarları döneminde alt ve üst yapısı geliştirilen işbirlikçi anlayış ve ekonomik-politikalar 2. Dünya savaşı sonrası süreçte ABD’nin iradesi ve istekleri doğrultusunda yeni bir nitelik kazanarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu ve oluşturduğu devlet ve toplum yaşamı, yeni baştan işbirlikçi bir anlayışla imar edildi.
ABD VE NATO GENLERİMİZE NÜFUS ETMİŞ
ABD ve NATO’ya angaje olmuş Cumhuriyet devletinde, MİT’in, TSK’nin, Yargının, kolluk güçlerinin, siyasal iktidarların Cumhuriyet Devleti’nin oluşumunda ve ilk yıllarında sahip olduğu umacıların ABD ve NATO hegemonyasında, bağımlılık ilişkilerinde terk edilebilmesi zaten mümkün değildi. Ülkenin içte ve dışta “tehdit” algılaması ve ulusal güvenlik stratejisi yine tarihsel bu iki umacıya göre şekillendirildi. Sol’a ve İslam’a, İslami hareketlere, oluşumlara düşmanlık…
Bugün hangi aklı evvele sorarsanız sorun, hangi sosyalist solcuya ya da İslam’i görüş ve inanca sahip bir Müslümana sorarsanız sorun, düşünce ve inanç dünyalarının terörle, bireysel terörist eylemlerle örtüşen hiçbir yanı yoktur ve siyasal açıdan şiddeti şiddetle ret ederler.
Her iki düşünce ve inanç cephesinin de ortak olan yanı, karşılıklı güven sorunu da yaşasalar, kapitalizmi ve emperyalizmi ret etmesidir!
Kekeç’in dikkat çektiği anlamda, 27 Mayıs,12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışmaları tarihsel ve toplumsal açıdan irdelendiğinde tüm darbecilerin kalkışmalarını meşru kılmak açısından Mustafa Kemal Atatürk’e dayanarak, ”Ama Cumhuriyet elden gidiyordu” ortak söylemiyle ve alışıla gelmiş mazeretlerin ardına sığınarak ilk iş olarak Batı’ya, NATO ve CENTO’ya bağlılık taahhüdünde bulunmaları da rastlantı ya da sürpriz olması gerek.
BU PUSUYU BİZ KURDUK
Cumhuriyet Devleti’nin MİT’iyle, TSK’sıyla, kolluk güçleriyle, Yargı’sıyla kısacası tüm bileşenleriyle 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışmasının bastırılmasında oynadığı tarihsel ve toplumsal rol, devletin milletiyle kucaklaşması, sol ve özellikle de sosyalist sol’un, radikal sol örgütlerin ya da grupların 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışmasına karşı durma noktasında ikircikli davranmaları ve politika belirleyememeleri, inatla ayak sürçmeleri, ulusal bağımsızlık ve egemenliği sahip çıkma noktasında yerli ve milli olanı gözetme konusunda zorlanmaları ve tüm politikalarını Erdoğan düşmanlığında odaklaştırmaları bugün “Milli Görüş” kanadının, Saadet Parti’lilerin içine düştükleri şaşkınlıktan farklı olmasa gerek!
Bir anlamda, dün ne ekmişsek, bugün onu biçiyoruz…
İnsanlık tarihini incelediğimizde orantısız şiddet farklı reaksiyonları doğuruyor. Bu noktada anarşizmin, sol çocukluk hastalığının, bireysel terörizmin temelinde ve şiddetin günümüz dünyasında siyasetin ve savaşın bir aracı olarak kullanılmasında kapitalist emperyalizmin rolü yadsınamaz. Bu nokta da “izm”ler sadece küresel güç ve çıkar odaklarının tepe tepe kullandıkları bir araç haline dönüşüyor. Bu nokta da, Türk devlet yapısı gibi siyasal yaşamının da tüm yönleriyle tepeden tırnağa yeniden kendi ayakları üzerine inşa edilmesi gerekiyor.
Esen kalın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ