Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

TESETTÜR ÜZERİNE…. 2

kategorisinde, 20 Eyl 2012 - 11:36 tarihinde yayınlandı

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Ahzâb Sûresi 59)

İslam dini, kapanmayı farz kılmış, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürün sağlamasıdır. Ayette geçen el ayak ve yüz gibi “görünmesi zaruri yerler müstesna” vücudunun örtülü olmasıdır. Peygamberimizin tarifine göre renk ve kumaş gibi ayrıntıların önemi yoktur. Fakat Efendimiz (sav) vücuda yapışacak kadar dar giyilmemesi gerektiğini özellikle belirtmiş, bedene yapışan ve vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinenlerin Allah katında hiç giyinmemiş gibi sayıldıklarını söylemiştir. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için;

Altını göstermeyecek şekilde KALIN

Namahrem yerlerini örtecek kadar UZUN

Vücut hatlarını belli etmeyecek derecede BOL olmalıdır.

Bunlar sağlandığı takdirde örtünme gerçekleşmiş olur. Bunun yanında;

İçini gösterecek şekilde İNCE ve ŞEFFAF

Namahremini örtmeyecek derecede KISA

ve vücuda yapışacak kadar DAR olmamalıdır.

Bu türde bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şerifin meali şöyledir: Hz. Âişe’nin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ya Esma, bir kadın buluğ çağına erince—yüzünü ve ellerini göstererek—bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz.”(Ebû Dâvud, Libas hadis no:31)

Bazıları türban mı yoksa başörtüsü mü gibi basit tartışmalara giriyor. Aslında cevap çok basittir. Peygamber Efendimiz kumaşın cinsinin, tarzının önemli olmadığını söylüyor. Yani yukarıda bahsettiğimiz ölçülere uyulduğu takdirde tesettür zaten tamamlanıyor. Türban ya da başörtüsü fark etmiyor. Aslında cevabı herkes bilse de bu konu hep tartışıla gelmiştir. Dikkat edin bu konuyu tartışmaya açanlar büyük çoğunlukla ülkemizde örtülü bayanların olmasından rahatsız olan bir takım çevrelerdir. Neden diyeceksiniz?

Allah’ın emrine durduk yerde kim “siyasi simge” diyebilir ki? Elbette kimse diyemez, bu böyleyken insanları Kur’an’ın hükmünden nasıl uzaklaştıracaklar? Tabiî ki bir kılıf uydurarak… Bu İranlıların geleneği, bizim annelerimiz şu şekilde baş bağlardı diyerek…

Çünkü çok iyi biliyorlar ki yeni nesil, köylerdeki kadınlar gibi başını bağlayıp şehirde gezemez. Dolayısıyla sözde “çağdaşlık” adına mü’min kızlarımızı Kur’an ahlakından yoksun bırakıp “modernlik” kisvesi altında dinine ve ebedi hayatına duyarsız yapacaklar.

Peygamberimiz Efendimizden bu yana tam 15 asır geçti. Bu yüzyıllarda Müslüman kadınlar çeşitli şekillerde başlarını örtüp Allah’ın emrine riayet ettiler. Çeşitli gelenekler vasıtasıyla her coğrafyanın kendine özgü kıyafetleri şekillendi. Kimileri vücudu örten normal kıyafetle yetinirken kimileride çarşafı tercih etti. Fakat hepsi kaynağını Allah’ın indirdiğinden almıştır. Yukarıda zikrettiğimiz ölçülere uyulduğu takdirde olay bitmiştir. Örtünmenin ne tür olacağına Allah herhangi bir hüküm vermiyor ki, kimse karışıp sınırlar çizsin. “İlla şunu giyeceksin ya da başörtüsü şöyle bağlanmaz” desin. Tesettürlü bayanlar başörtülerine “türban” denmesinden hoşlanmazlar. Başörtüsüne türban diyen genelde örtünmeye kökten “muhalefet” olanlardır.

Bugün sinemalarda, televizyonlarda, dizilerde işlenen konulara bir bakın İslam diniyle ya da Türk Toplumunun örf ve adetleriyle ne kadar uyuşuyor. Toplum ahlâkını nasıl zedeliyor, insanları neye teşvik ediyor, ne günahlar işletiyor. Namazlarını kaçırmayan bir neslin evlatları artık ahlaksız dizileri kaçırmıyor. Öyle bir asırda yaşıyoruz ki, üniversitede arkadaşlarının meyhane/bar davetini (ben içmiyorum deyip) reddeden bir gence; Nasıl yani hiç mi ağzına sürmedin diye şaşkınlıkla sorabiliyorlar. Birde utanmadan kendilerine çağdaşız, aydınlık geleceğiz diyorlar.

Hangi “çağ”da yaşayanlar Rablerine kavuşmadı ki? Ya da hangi “çağdaşlık” Müslümanlar için Kur’an hükümlerine set çekebilir? Asıl aydınlık gelecek, Cennettedir. Oradaki ebedi gençliğin saadetine ve muhafazasına çalışmak ile elde edilebilir.

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. (Buhârî, Îmân, 39)

Hadisinden yola çıkarak kalp ve vicdanın İslamiyet’te büyük önem arz ettiğini açıkça söyleyebiliriz. Eğer kalbimizin temiz olduğunu düşünüyorsak bazı soruları mertçe kendimize soralım ki vicdan da rahat etsin; Gözümüzü haramdan hangi ölçüde sakınıyoruz?

Bir günde kaç sefer yalan söylüyoruz?

Acaba kaç kişiyi kandırıyoruz ya da aldatıyoruz?

İbadetimizi samimiyetle yapabiliyor muyuz?

Bir cep telefonumuzu kaybettiğimizdeki hüznümüz mü daha fazla yoksa bizi huzuruna davet eden Allah’ın davetine icabet edemediğimizdeki olan mı?

Peygamber Efendimizin sünnetine ne kadar riayet ediyoruz?

Kur’an’ı anlamak için ne kadar vakit harcıyoruz?

Acaba haftada ne kadar okuyoruz?

Bayan – erkek günahlardan ne kadar kaçınıyoruz?

Günaha vesile olan daha büyük günah alacağından, Kur’andaki mü’min kadın tarifinden noksan bir bayan, nefsine yenik düşerek kendisine bakan erkeklerin günahlarının toplamından daha büyük günah alacaktır. Her bakıştan günah almakta mesele değil. Şayet karşı cinsin bakışında şehvet varsa kazanılan günah dehşetli bir biçimde tavan yapıyor. Ebedi menzilleri harap ediyor.

Yaşamını ayetlerden uzak yürüten bayanlar kendisine çevrilen gözlerin günahını alıyor. Açık saçıklık ileri düzeydeyse, karşı cinsi şehvete yahut harama teşvik ediyorsa zaten artan günahlar katlanarak daha da büyüyor. Biriken günahlar mahşerde boynuna yükletilmek üzere dağ gibi oluyor. Bir ömür tesettürsüzlüğün, Cenab-ı Hakkın emrinden yüz çevirmenin ahiret alemindeki hesabına yatırılan çokça sevapları ve güzel amelleri götürebiliyor.

Örtünmek ise bayanların hem dünyasını hem de âhiretini muhafaza ediyor. Çünkü içinde fesatlık olan, karşı cinsin açık ziynetlerine bakmakta sakınca görmeyen erkekler dahi, kapalı hanımlara ya da vücudunu sergilemek amaçlı giyinmediği anlaşılan kadınlara bakmaktan çekiniyorlar. Bakacak adam günaha yatkınlık noktasında kendi gibi olanlara bakar. Müslüman bir erkek günah işleyecek dahi olsa bu günahına Kur’an ahlakıyla yaşamaya gayret eden birisini dâhil etmek istemez. Çünkü o bayanlar emirlere uymuş, Allah’ın hatırını nefsi arzularına değişmemişlerdir. Zira Hakkı tanıyan, Hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektirir.

İşimiz düştüğünde bazen sevmediğimiz insanların dahi dediğini yapmak zorunda kalırız, küçük menfaatler uğruna nerdeyse kapılarında yatarız. Peki ya tesettür meselesinde bizimle muhatap olup emrime uyun diyen kim? Hiç kuşku yok ki, Âlemlerin Rabbi Allah’tır. Onun hak dini ve emridir. Nice hoşlanmadığımız insanların bir dediğini iki etmeyip, Allah’ın dediğini yapmamak hangi mantık ile açıklanabilir? Vereceği ebedi Cennet menfaati değersiz midir ki O’nun hatırını üç kuruşluk dünyanın geçici menfaatine değişiyoruz.

Bir adam gelse dese, üç gün kadar yanımda çalış, sana arsamı, yatımı katımı vereyim. Herkes koşar, fütursuz itimat eder. Üstelik o adam sözünden dahi dönebilir. Acaba sözünden dönme ihtimali olmayan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve ebedi mutluluk gibi bir hediyeyi bize vaat etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede bizi istihdam etse; Biz O’na hizmet etmesek veya isteksiz, usançla, yarım yamalak hizmetimizle O’nun vaadini fâni dünyanın günahlı zevkine değişsek ne derece ahmaklık olduğunu en akılsız adam dahi anlamaz mı zannediyoruz?

Hem dünyada, hapsin korkusundan, bütün benliğimizi feda edip, Cehennem gibi bir ebedi hapisten hiç korkmazcasına Allah’ın buyurduklarından uzaklaşmak hangi Müslüman’ın harcıdır. Kur’an-ı Kerim uyarıyor;Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Allahın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın (Fatır Sûresi 5)

Her bir günah içinde küfre (inkâra) gidecek bir yol barındırır. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, manevi bir yılan gibi kalbi ısırır. Sonra yukarıdan düşenler derine düşüyor. Son pişmanlık çare vermez. Bizim bu ifadelerimizin kaynağı Kuran’dır. Hz. Peygamberdir. Bir ayrıntının da altını çizelim. İman inkar olmadığı müddetçe vardır. Hayatın yoğun meşgalesinde inkar etmediğimiz müddetçe yapamadığımız ibadetler bizi dinden çıkarmaz. Ama fasık konumuna sokar. Biz Allah’ın sonsuz rahmetine güveneceğiz ve her şeyimizle düzgün insan ve düzgün Müslüman olmaya çalışacağız. Yazdıklarımız Ahiret inancı olanlar içindir. Ölüme ve öldükten sonra dirilmeye, hesaba ,mizana,sırata inanmayanlara asla sözümüz olamaz. Hasan Tüfek

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

twitter porno twitter porno yücel ışık