EGAZETE

Putlaştıran kim, putlaşan kim! Ve “Mas Kom Yah”

VAKTİYLE…

Atatürk putlaştırıldı.

 

*

Bugün ne oluyor?

Ne olacak?

İktidarda olmadıkları dönemlerde ağızlarını her açtıklarında “Biz Atatürk’e değil, Atatürk’ünputlaştırılmasını karşıyız” diyenler, iktidarlarını pekiştirince adına “ecdat” dedikleri yeni bir “put” yarattılar.

Kanuni’ye laf söyletmem” diyorlar.

Fatih’in adını ağzına almadan önce abdest al” diyorlar.

Osmanlı bir saadet asrı idi” diyorlar.

Gitti Atatürk putu…

Geldi ecdat putu…

 

*

Şu da anlaşıldı:

Hiç kimse putlaştırılmamalı” derlerken…

Fatih dururken, Kanuni dururken Atatürk putlaştırılmamalı” demek istiyorlarmış.

Kısacası…

Dertleri kişilerin putlaştırılması değilmiş.

Putlaştırılacak kişi konusunda anlaşamıyorlarmış.

 

*

Bir put yapımevidir bu memleket…

Kimileri Atatürk’ü putlaştırır.

Kimileri Kanuni’yi, Fatih’i falan…

Bize düşen ise…

Putları yıkacak bir İbrahim beklemektir.

 

*

Ne diyordu şair Asaf Halet Çelebi “İbrahim” adlı şiirinde?

 

İbrahim

İçimdeki putları devir,

Elindeki baltayla.

Kırılan putların yerine

Yenilerini koyan kim?”

 

(Ahmet Hakan – Hürriyet Gazetesi)

 

* * *

Mas Kom Yah.

 

BİRLİKTE sahneledikleri arkadaşlarının anlattığına göre…

Milli Selamet Partisi gençlik kollarındayken, sahaflardan Kızıl Pençe diye bir kitap bulmuşlar.

Adını Mas Kom Yah’a çevirmişler.

Başbakanımız hem başrolü, Ayhan Bey’in oğlunu oynamış…

Hem de yönetmenliğini üstlenmiş…

Hat ta, Mustafa Kemal’in “Cumhuriyet Baloları” düzenlediği Ankara Palas’ta Erbakan’ın önünde oynamışlar, hoca bayılmış, alkışlamış.

 

*

Alkışlanmayacak gibi değil tabii.

Senaryo dediğin böyle olur.

Şekspir halt etmiş yani!

Tiyatro bu.

Adı, Mas Kom Yah.

 

*

Mason’un MAS’ı.

Komünist’in KOM’u.

Yahudi’nin YAH’ı.

 

*

Yöneten …

Recep Tayyip Erdoğan.”

 

Yılmaz Özdil (Hürriyet Gazetesi)

Share Button

Not: ilkhabergazetesi.tv web sitesinde yayınlanan yorumların tamamı yorum yapan kişinin sorumluluğundadır. Yapılan yorumlardan dolayı hiç bir şekilde ilkhabergazetesi.tv sorumlu tutulamaz.

54 comments on “Putlaştıran kim, putlaşan kim! Ve “Mas Kom Yah”

  1. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Buraya onca çakma belge çakanların, ya şu son günlerde herkesin gözü önünde zuhur eden APO ile müzakererin içeriğinin basına sızmasıyla ilgili tek söyliyecek söz ve suratları kalmışmıdır acaba?

    Yakalanıp Türkiyeye getirildiğinde “barış için emrinize amadeyim,her istediğinizi yaparım” diyen APO nun,AKP nin Kürtleri ve PKK yı şımartmasıyla, şimdi imralı canavarı APO nun TC den Talep,istek ve dayatmalarına bakınız.AKP ye Oy verenler ,bakınız,bakınızda kendinizle ne derece iftihar etseniz azdır.:

    Sızdırılan Tutanaklardaki APO nun istek ve Şartları!

    -Türk ordusu yenildiğini kabul edecek.
    -Ordu doğudan çekilecek.
    -Polis doğuyu terk edecek.
    -Doğu ve güneydoğu anadolu bölgesinin adı “özerk Kürt bölgesi” olarak TBMM den karar çıkartılıp,kabul edilecek.

    İmralı canavarı APO,taleplerim karşılanmazsa “Pkk nın geri çekilmesini durdururum.VE 50 bin Pkk lının katıldığı bir halk savaşını başlatırım” demiştir.

    EY uyuyan toplum.Vatanının yeni sınır haritaları kapalı imralı kapıları ardında çizilmektedir.Ve bunada AKP, yeni yol haritası demektedir..Sevr’den bile ağır şartları masa üzerinde sayenizde kaybetmek üzereyiz.Bedeli ise kanla dahi ölçülemeyecek kadar büyüktür..Sen daha uyu uyuda büyü emi.Sana daha söyliyecek sözüm yoktur.

  2. xxxl diyor ki:

    bu kadar gereksiz yazıyı okuyarak yapıyorsan iyi birşey fakat okurkende akıl sağlığını korumak için herhalde takviyler alıyorunuz.bunlar size aksi tesir edip kafanızı bir yönde çalıştırıyor.
    diyorki ben bunları kopyala yapıştır yaparken nederede akp yi savunuyorum diyor ama her yaptığı akp adına yaptığının bile farkında değil,bu ülkede akp din ticareti yapıyormu yapmıyor diye bilirmisiniz.
    chp ye her yaptığınızla saldırıyorsunuzda hangi chp ye saldırıyorsunuz onu ortaya koyun bizlerde maddeler halinde savunalım.
    sizin niyetiniz chp üzerinden bu ülkeyi düşmanlardan kurtaranlara olduğunu biz nalamıyormuyuz,her seferinde camileri kapattılar dediniz çeşitli vesayiklerle onları ortaya koyduk ama işinize gelmediği için anlamıyorsunuz,din elden gitti dediğinizde ülkemi dinmi tercihi doğduğu zaman ülkesini seçenlere ya din düşmanı dediniz yada hapissslere atıp sürgünlere gönderdiniz,onlar yılmadı hem vayanı kurtardılar hemde dini,hala bunu görtmezden gelip bir sürü zırvayı yazmışsınız,mamafi yularıda kişilerin söylediklerinin hepsinin altına imzamı atarım virgülünden noktasına kadar kabulumdür,ama bakış yerinizin ve size söylenlerin ne niyette olduklarını anla ondan sonra eleştir bu kişilerin sözlerini.en basitinden önder savı pek tutmam ama söylediği doğru değilmi,hacca gitmenin dine ne faydası var başörtüsünün peygamberin bile bu gün yaşasa eleştireceği hale gelmesine neden tepki koyuyorsunuz onu anlamıyorum.şuanda akp başta iken kapananların başta olanlardan gibi görünmek istemesine siz başörtüsü diyorssanız sizide onlar bu yolla kandırıyor bunu anlamanız gerek.sizin her sorunuzun cevabını veriride çok uzun oluyor bende sıkılıyorum.
    buralar o zaman neden yorumlar yapıyorsunuz bir amacınız yoksa,ne anlatmak istiyorsunuz.biz bu haberde putlaştıran kim dediğimizde atatürke olan saldırıları kınadığımızda siz hemen ne amaçla olduğunu yalnız kendiniz bildiğinden zıplıyorsunuz oryantal dansöz gibi.
    ne diyorsunuz ne anlatmak istiyorsunuz açık yazın bizde size karşı yorumlar yapmalım.
    siz atatürkçümüsünüz,daha doğrusu türkmüsünüz,vatan severmisiniz,ülkenin geldiği konum hakkında ne düşünüyorsunuz bunları yazın diğerlerinide yorumlar arasında ayrıntı olarak geçeriz.
    son cümlenizdeki iradeye tabii olmuşsunuz lafı hangi irade,askeri iradeyse her türk asker doğar,askerine laf ettirmez.siz bu gücü bu iktidardan aldığınız doğruda bu iktidar askerine böyle saldırma gücününereden alyor diyede bir izah ederseniz bizde bilelim.bakın bütün bu söyledikleriniz bu işi askerin başına saran hazırda bekleyen akp iktidarıda dört elle sarıldığı bu deli saçmasını yaratan kişi ağızındaki baklayı çıkardı,ne dedi askere saldırı bir projeydi o proje yaşandı bitti diyecek kadar yüzsüzlük,şerefsizlik yaptığını anlamıyormusunuz.siz her yorumunuzda akıllı imajı vereceğinize askere saldırılara alkış tutacağınıza siz bu gerçekleri görün.bu ülkede darbeler olmadı değil ama darbelerin hangi biri akp nin yaptığından daha yıkıcı oldu.hala bu gün varlığımızı sürüdürebiliyorsak tsk nın sayesindedir.şu ankadar saygın bir ülke olarak geldiysek tsk nın sayesindedir,ama bu son 10 senedir bunları söylemek çok zor çünkü sizin gibi kafaları yalnız birileri tarafından söylenenleri yapmak ve inanmak olunca maalesef.

  3. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Bir şey daha eklemeyi unutmuşum. Yakınım olmasada Çevremde bir kaç kişinin bu iradeye biat etmiş olanları vardır.Aynı sözlerim onlar içinde geçerlidir ve kanlarından şüphe de etmekteyimdir.Apo ile şehit kanları üzerinden pazarlığa giren AKP yi her kim onaylıyorsa onlarda benim gözümde haindirler. Şayet Kılıçdaroğlu ve Bahçelide bu süreci destekliyorlarsa onlarda benim gözümde haindirler..
    Varmı daha ötesi.?

  4. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Eleştiriymiş,kritikmiş,yok bu şunu yapmış,o bunu yapmış,mış,mış,mış! .Sevabıyla günahıyla AKP nin yaptıklarınıda bir kenara koyup ,eğri oturup doğru konuşalım.Bunun için yok şöyleymiş,yok böyleymiş diye artık kıvırmaya gerekte yoktur.
    Şu anda başımızdaki en büyük bela nedir?TERÖRİZM ve TERÖRİSTLERDİR..ÖYLEMİ ÖYLE.BUNU İNKAR EDECEK KİMSE VARMIDIR? Lbette yoktur.Varsada kanı bozuktur.

    DEVLET TERÖRİSTLE PAZARLIK YAPMAZ,TERÖR ÖRGÜTÜYLE AYNI MASAYA OTURMAZ diyen kimdir?Evet Kimdir?RECEP beydir.!

    E peki ,APO köpeğinin ayağına gidilip,misakı milli sınırlarımız üzerine bir takım pazarlıkların Yapılması için AKP Miti İte göndermişmidir?Göndermiştir.Şimdide BDP içlerinden 3 haini seçip Apoya göndermesi için AKP meclisi devre dışı bırakıp izin vermişmidir?Vermiştir.

    Bu durum karşısında,madem ülke üzerine PKK ile,PAZARLIKLAR yapacaktınızda 30 senedir mehmetçik binlerce şehidini,fidanını niye toprağa vermiştir?.AKP BDP PKK işbirliği ile gün yüzüne çıkmış olan gizli pazarlıklar,bu milletin AKP ye oy vereninin olsun,yada diğer partili vatandaşların olsun vicdanını kanatıp,aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatmıyormudur?

    Hadi vatanın tüm taşınmazlarını sattınız ve siz AKP liler bunada olur verip,evet dediniz diyelim.PKK nın esasında yakalanamamış olan, ben diyeyim 1. siz deyin 2. terörist başı Karayılan’ın silahlı mücadeleyi bırakmıyoruz diye demeç vemesine rağmen,ısrarla sürdürülen bu açılım safsatalarına halen evet diyorsanız,evet bende evet diyenlerin kanından şüphelenmekteyimdir.Aynen nasıl “ben Türküm diyemeyip Türk kelimesini ağızlarına dahi alamayanlardan” şüphelendiğim gibi.!!!!!

  5. REALİST diyor ki:

    Bu haber başlığı altında siyasi fikir ayrılığından başlayan tartışma yada adına karşılıklı fikir alışverişi diyelim ;
    neredeyse 300-350 A4 sayfası olmuştur ki bu herhalde bir rekor olabilir. Editör bunları okuyup değerlendirip yayına sunmuştur. Buradan kendisini kutlamak gerek.

    Hatta bu tartışmaya başka haber sitelerinin bazı köşe yazarları da dahil oldular. Bu da İlkhaber sitesinin ne kadar etkili ve bilinen bir site olduğunun ispatıdır. Gerçi bu siteye Bandırma dışından yorum yapanlar da bu kişileri İlkhaber sitesine yönlendirmiş olması ihtimali de vardır. Fakat bu bir eyi değiştirmez. İlkhaber amacına ulaşmıştır. Sadece yorumları değerlendirilip yayınlanma süreleri ve kısıtlamalar konusunda eleştiri yapabiliriz. Gerçi yayınlanmayan yorumum yoktur, herkesinde küfür hakaret Atatürk e hakaret dine hakaret devletimize karşı yapılmış yorumlar dışında tüm yorumlarının yayınlanması benim de arzumdur.

    Burada, yanlış anlaşılan daha doğrusu yanlış aksettirilmeye çalışılan konuları düzeltmek açıklık getirmek isterim;

    – Bu haber başlığı adı altında sadece cehapenin kendimce doğru bulmadığım taraflarını eleştirdim, neydi bunlar camilerin kapatılması bazı vekillerin din düşmanlığı vs. vs. ( bu din düşmanı ve mason cehapeliler ile ilgili isterseniz birçok örnekleri de sizlere sunarım)
    Halktan kopuk halkçı parti olmaz. Nüfusunun %98 inin Müslüman olduğu bir ülkede içerisinde birçok ateistin olduğu bir partinin ülkeyi yönetecek olması hayalden öte bir şey olamaz. Şuna da açıklık getirelim bu ateist şahıslar sadece işlerini yapsalar bence hiçbir sorun yok aslında. Ancak bu şahıslar her fırsatta İslam düşmanlığı yapıp sonra da utanmadan haktan oy istemektedirler. Halkın manevi değerlerine saygı duymazsanız Halkı size gerekli dersi verir, vermiştir, verecektir de.

    Aslında Sizlerin zannettiğiniz gibi aşırı dindar biri de değilim. Ben kendim İslam dininin tüm hükümlerini yerine getiriyorum da demiyorum. Ama ben kendim bu hükümleri yerine getirmesemde tek amacı ibadetini yerine getirmek olan insanlara saygı duyuyorum.
    SİZLER BUNU YAPAMIYORSUNUZ.

    ÖRNEK;

    …NUR SERTER: BAŞÖRTÜSÜNÜ İNDİRMEK İÇİN İKNA ODALARINI KURUP,MÜSLÜMAN KIZLARIN BAŞINDAKİ ÖRTÜYÜ İNDİREN DİN DÜŞMANI NUR SERTER CHP MİLLETVEKİLİ…

    SÜHEYL BATUM: BAŞÖRTÜSÜNÜ KIZIM TAKSA ONU BİLE EVE ALMAM DİYEN SÜHEYL BATUM CHP MİLLETVEKİLİ
    …SİNAN AYGÜN:ERGENEKONUN FİNANSINI SAĞLAYAN,AYNI ZAMANDA MASON OLAN SİNAN AYGÜN CHP MİLLETVEKİLİ…
    …ÖNDER SAV:HACCA GİTMEK İÇİN YARDIM İSTEYEN KÖYLÜYE “BAKARSIN MUHAMMED SENİ ORDA TUTAR,BIRAKMAZ DİYE ALAY EDEN RUH HASTASI ÖNDER SAV CHP MİLLETVEKİLİ…
    …FATİH RIFKI ATAY:”Islamiyet denilince benim aklime corap kokusu gelir.” eski CHP milletvekillerinden Fatih Rifki Atalay
    …İSMAİL HABİB SEVÜK:”Bes vakit Namaz yoktur.” eski CHP milletvekili ve Cumhuriyet gazetesi yazari Ismail Habib Sevük
    …MAHMUT ESAT BOZKURT:”Islam 14 asirlik sakat inanç.” CHP´nin eski Adalet bakani Mahmut Esat Bozkurt
    …YUSUF AKÇURA:”Yaratilis hikayedir, Ademden gelme hikayedir hikaye.” eski CHP li vekil Yusuf Akcura
    …MEHMET ŞEREF:”Ayet ve Hadis saymakta mana yoktur. Islam dini cökmüstür..” eski CHP li vekil Mehmet Seref
    …CELAL NURİ İLERİ: “Insan hayvandan ayrilinca bir nevi maymun ailesiydi. Ilk atalarimiz süphesiz ormanlarin icinde sürü halinde serseriyane dolasiyorlardi. Islamla mahvoluruz.” eski CHP milletvekili Celal Nuri Ileri
    …ONUR ÖYMEN: “Atalarimiz maymundan gelmistir.” CHP milletvekili Onur Öymen
    Birgül Ayman Güler;
    https://twitter.com/realistbnd/status/302052293853982720/photo/1
    https://twitter.com/birgulaguler

    liste ve örnekler uzar gider….

    –Askeri davalar hakkındaki delilleri paylaştım. Kaldı ki dava sonuçlanmış mahkeme kararını vermiştir. Mahkeme ile ilgili iddianame deliller vs. bir çok internet sitesinde mevcuttur. Rahatça ulaşılabiliyor. Deliller; doküman ve ses kayıtları yeterince açıktır ve nettir. Zaten birçok hükümlüde bunları ifadelerinden de anlaşılacağı üzere inkâr etmemiştirler. Hatta birbirlerini ispiyonlayıp ‘’ben yapmadım emirleri onlar verdi’’ demişlerdir. Bazıları da hatırlayamadıklarını ifade etmiştirler. )) Dolayısıyla bu konu ile ilgili daha fazla yorum yapmanın da anlamı kalmamıştır diye düşünmekteyim.

    – ÜSTTEKİ ŞU KADAR YORUMUN İÇİNDE AK PARTİYİ SAVUNMAM NEREDE GEÇMEKTEDİR.

    Zira ben, AK Partinin yada MHP nin hemen her zaman her icraatını beğeniyorum diye bir şey söylemiyorum, bu mümkünde olamaz. Benim de AK Partinin ve MHP nin beğenmediğim icraatları elbette vardır.

    Peki sorarım size siz bu cehapenin her icraatını doğru buluyor musunuz?

    Siz benim yorumlarım üzerinden AK Partiye saldırıyorsunuz. Bunları bir araç olarak kullanıyorsunuz
    .
    Bunun yerine benim cehape üzerine yaptığım eleştirilerime cevap verebiliyorsanız verin

    Tabiî ki de sizlerinde AK Parti yi eleştirmek en doğal haklarınızdır. Buna hiçbir sözüm ve itirazımda yoktur. Bu demokrasinin gereğidir. Saygı duyarım. Ve eğer haksız yapacağınız bir eleştiri saldırı ve hakaret olursa da bunlara da bunlara cevap vermek doğal olarak benim demokratik hakkımdır.

    Bu arada Sizleri de bu vesile ile tekrardan bir kez daha halkın iradesine saygı duymaya davet ediyorum. bir arada ve birbirimize saygı duyarak yaşamayı başarabilmeliyiz. Kuvvetle ihtimaldir ki sizlerinde bazı yakınlarınız bu iradeye tabi olmuş olabilir, dolayıyla hakaretlerinizin onları da kapsadığını unutmayınız.
    SAYGILAR

  6. MEGA SEPTİK diyor ki:

    AKP-BDP-PKK işbirliğiyle ortaya konan tiyatroda, halkın gazını almak için güya şehit ve gazi yakınları ile ,bizati gazilerin ücretsiz ulaşım araçlarına binmeleri işide yeni bir şey değilmiş.Çünkü gazi ve şehit yakınlarından gelen son açıklamalar ile zaten bu hak kendilerine 1983 te çıkarılan bir yasayla verilmiş ve o günden beri bundan istifade ediyorlarmış.Tayyip, millete adeta yeni bir MÜJDE veriyormuş gibi lanse ettiği haberde meğersem yalanmış.!! Gavur bile bu millete senin kadar zulüm etmemiştir.
    Tayyip sen kimsin,nesin?

  7. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Birilerinin yine kopyala-yapıp “BALYOZ KARAR” adı altında alıntı yaptığı yazı hakikaten içinde bulunduğumuz zamanda TSK ya ne derece kin duyulduğunun bariz ispatıdır.Niyetlerinin ne olduğuna dair o resimlerle ve o yorumlarla bizi aydınlattığınız için gerçekten teşekkür ederim! AMERİKADA incelenen BALYOZ İDDİASI belgelerinin sahte ve düzmece olduğu ortaya çıkmasına rağmen halen birilerinin bahsettikleri o deve kuşlarının kafalarını kuma gömmeleri neyle açıklanacaktır acaba? TSK nın bir kısmına karşı nasıl tertipler ve tezgah içinde olunulduğunu herkes artık bilmektedir.

    Şimdi “BALYOZKARAR” adlı yazıya karşı benin yerime en iyi cevabı, dün akşamki CNNTÜRK te 5N 1K da canlı bağlantı ile yayınlanan programda sn ECE SAYGUN vermiştir.

    Hakikaten delikanlı kızmış.Şimdi amiyane bir tabir kullanacaktım ama kullanmayayım çünkü yayınlamazlar,fakat anlam olarak aynı kapıya çıkacağından “Yürekli kızmış!” diyececeğim..”Pısırık komutanların söyleyemediğini o söyledi.Babam yanlız onun yanına dönmeliyim deyip röportajı sonlardırırken üzerinde çok ama çok düşünülmesi gereken Tüm Türkiye’ye öyle bir mesaj verdiki tek kelime ile dona kaldım.Dediki:
    **Silivridekilere,Hasdaldakilere,Sincandakilere,mamaktakilere selam olsun.BİZ BİTTİ DEMEDEN BU DAVALAR BİTMEYECEKTİR.**. Tekrar helal olsun bu Atatürkçü kızımıza.
    Bu sözlerin ardında çok büyük anlamlar yatmaktadır.

    Yukarıdaki bir yorumumdada hissedip söylediğim dediğim gibi,NEtekim! bu maçın henüz son 3. raundu oynanmamış ve 4. raunduda olmacak bir maç olacağının ilk işaretleri gelmiş bulunmaktadır.!

    Bence Tayyip,avaneleri,saz ekibi ve Ergenekon ile balyoz davalarının hakim ve savcıları,bazı polislerin şimdiden kendi menfaatleri icabı ,FETO gibi Amerika’dan iltica taleplerinde bulunsalar iyi olur gibime geliyor.!!!!
    NOT:Boşuna atalarımız dememiş:”SON GÜLEN İYİ GÜLER “

  8. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Artık gizlenemeyen AKP-BDP-PKK işbirliğiyle ulusumuz büyük bir dönüşüme zorlanmakta, kurucu irade ve felsefesine karşı sinsi bir savaş sürdürüldüğü açık seçik ortaya çıkmışken, halen sizler AKP nin sözcülüğünü yapmaya utanmıyormusunuz?

    Tayyip’in,bu hainlerle yaptığı işbirliğine karşı halk sesini yükseltip,tavır ortaya koymaya başlayıınca Halkın gazını almak,seslerini kesmek için 10 senedir yapmadığı,65 yaş üstü yaşlılar ile gazilere,gazi ve şehit yakınlarına ulaşımı birden bire bedava hale getiriverdi.. Üç kuruşluk menfaatleri için halkı tekrar biat ettirmeyi bildi.Tayyip’in başarılı bulduğum tek yeteneği milleti biat kültürüne boyun eğdirmesidir ve nasıl yapılacağınıda gayet iyi bilmesidir.Bu toplumun:
    çal ağzına bir parmak balı,
    vur ensesine al ağızından lokmasını.
    Tayyip’in hülasa olarak tek yaptığı budur.Usta’nın bu ustalığı karşısında şapka çıkarırım.Bravo doğrusu.!!!!

  9. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Kopyala-yapıştır suç olarak kabul edilmiyorsa, bende bir suç işleyeyim bari:

    1)Sadece Balyoz belgeleri değil mahkeme kararı da sahte çıktı.

    Balyoz davasında hüküm; tanıklar dinlenmeden, delil değerlendirme aşaması atlanarak verildi. Bu durum gerekçeli karara da yansıdı. Davanın hakimleri bilirkişi raporlarıyla kesinleşmesi gereken verileri, kendileri yorumladılar. Bunlardan biri de 2003 yılında yazıldığı söylenen belgede, 2007 yılında kullanmaya başlanan yazı karakterlerinin nasıl bulunduğuna verdikleri cevapta yaşandı. Hakimler, gerekçeli kararda söz konusu belgenin 2007 yılında açılması durumunda bu karakterlerin yerleşeceğini yazdı. Davanın delilleri değil ama mahkemenin gerekçeli kararı bilirkişiye gitti. Son gelen rapor, hakimlerin gerekçeli kararda açıkça yanlış bilgi verdiklerini açıkça ortaya koyuyor.

    HANGİ “AÇIK KAYNAK”

    Mahkemenin gerekçeli kararında bu durum şöyle anlatılıyordu: “Ayrıca bizzat Microsoft’un açık kaynaklarda verdiği bilgiye göre Microsoft Offıce’in önceki versiyonları kullanılmak suretiyle bir veri hazırlandığında, hazırlanın veriyi yeni versiyon bir program ile açılmaya çalışıldığında bilgisayarın otomatik olarak açmaya çalıştığı ve eski tarihli veriyi sanki açılma tarihindeki yeni versiyonu ile yazılmış gibi dönüştürerek açabileceğini, bu nedenle de somut olarak 2003 yılında yazılmış olan bir Word belgesinin 2007 yılında yeni versiyon yüklü bir bilgisayarda açıldığında bu 2003 tarihinde yazılmış olan belgenin sanki 2007 yılında hazırlanmış ve yazılmış gibi görüneceğinin belirtildiği, bu hususun huzurda dinlenilen uzman kişilerce de doğrulandığı..”. Mahkeme gerekçeli kararına yazdığı bu satırları sanıkların ısrarlı taleplerine rağmen Microsoft Office firmasından bir bilirkişiye sormadı.

    Üstelik mahkeme, bir skandala imza atarak “açık kaynak” diyerek kastettiği kaynağın ne olduğunu yazmadı. Hangi bilirkişinin bunu söylediğini de…

    HANGİ “UZMANLAR”

    Çünkü bu yönde bir bilgiyi hiçbir bilirkişi vermediği gibi, hiçbir açık kaynakta da böyle bir bilgi yer almıyor. Aksine Uzman Türker Gülüm mahkemede verdiği ifadede “Benim gördüğüm kadarıyla Microsoft Word yazılımının 2007 sürümü ile kaydedilmiş bazı belgeler vardı. Son kaydediliş tarihi 2000 olarak görünüyorsa ya da farklı bir tarih olarak görünebilir ama içinde eğer Microsoft Word yazılımının izlerini görüyorsanız 2007′nin izlerini görüyorsanız demek ki bu o tarihten önce onun piyasaya çıkma tarihinden önce bu yazılımın, bu belgenin üretilmiş olması mümkün değil sonucunu çıkarttım” dedi.

    Anlaşılan mahkeme heyeti bazı gazetecileri “uzman bilirkişi” kabul etti.

    BİLİRKİŞİLER MAHKEMEYİ YALANLIYOR

    Davanın 1 numaralı sanığı Çetin Doğan’ın avukatlığını yapan Ülgen Hukuk Bürosu, gerekçeli kararda tartışılan ifadeleri ABD’de bulunan Arsenal Consulting isimli Adli Bilişim Danışmanlık Firması’na götürdü. Verilen uzman raporunda mahkemenin akıl yürütmesinin yanlış olduğu açıkça yazıldı.

    Uzman raporunda “Office 2010 ya da 2007’nin bir Word dokümanına değişiklikleri, değişikliğe tabi olan dokümana ait Windows dosya sistem ve Word üst verilerinin özelliklerini değiştirmeden kaydetmesi mümkün değildir” ifadeleri kullanıldıktan sonra “Sonuç olarak, üst verisinde en son değişiklik (nam-ı diğer son kayıt) tarihi 2003 olarak gözüken bir Word dokümanının Office 2010 ya da 2007’ye özgü kalıntılar (örneğin, Calibri yazı karakterine referanslar) içermesi, dokümanda sahtecilik yapılmaksızın mümkün değildir” denildi.

    SAHTECİLİK YAPILDI

    Verilen raporda davaya konu olan “BALYOZ HAREKÂT PLANI.doc” isimli belgenin 2 Aralık 2002 saat 16:14:05 kaydedilmiş gibi, belgenin bulunduğu 11 nolu CD’nin 5 Mart 2003 saat 23:50:42’de ve 17 nolu CD’nin ise 4 Mart 2003 saat 23:52:02’de oluşturulmuş gibi göründüğü anlatıldı. Buna rağmen belgelerde 2007’den sonra kullanılan Calibri karakterinin bulunması şöyle açıklandı: “Calibri yazı karakteri Office 2007’den önce sürülmediği için, yukarıda açıklanan Word davranış tarzı göz önünde bulundurulduğunda, Arsenal, belirtilen tarihlerin sahte olduğu sonucuna varmıştır.”

    Uzman bilirkişinin raporu, mahkemenin kararına gerekçe oluşturan savın açıkça yanlış olduğunu ortaya koyuyor. Sanıklar işte tam da bu nedenle mahkemenin karar vermeden önce delilleri değerlendirmesini, bu aşamada bilirkişilere başvurmasını istemişti.

    Barış Terkoğlu

    Odatv.com

  10. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Madem “hükümeti devirmeye (KISMEN) teşebbüs” için 18-20 yıl hüküm giyilebiliyorsa,
    Yasaların aksine “başka sitelerden hırsızlık yapmaya (TAM) teşebbüs” suçunun cezası nedir?

  11. REALİST diyor ki:

    ……………………………..B A L Y O Z K A R A R…………………………………………….

    Balyoz davasında açıklanan karara göre 20 yıl hapis cezası alan emekli orgeneraller İbrahim Fırtına ile Çetin Doğan , Ergin Saygun, Şükrü Sarıışık ve emekli oramiral Özden Örnek ‘in madalya ve nişanları TSK’ya iade edilecek.
    Generallerin rütbeleri sökülecek, er statüsüyle emekli olmuş sayılacaklar.
    Ancak Emekli Sandığı tarafından ödenen maaşlarında bir değişiklik olmayacak.
    Hapis cezası alan general silahlarını da iade edecek.
    Tamamen sivil vatandaş sayılacak olan emekli generaller ve aileleri TSK’nın sağladığı lojman, orduevi gibi tüm sosyal haklarını da kaybedecek.

    https://twitter.com/realistbnd/status/301414193071009793/photo/1

  12. M.SALİH ÖZBEY diyor ki:

    Olmadı Ergun Saygun paşa olmadı! Olmadı paşalar olmadı/olmuyor Sizler kendi ülkesinde, esir olan “Mustafa kemalin askerlersin iniz, vatanı, milleti silah arkadaşlarını, mahiyetini satmak olmamalı kitabınızda Sözün kısası… Bu güne kadar size yapılanları nasıl bir çırpıda unutursunuz?
    ele sana hiç mi hiç yakışmadı “Tosun” paşa…
    Sen ki,
    Koca ABD’de “üstünü aranmasına müsaade etmeyip, ABD’lilerin suratına kapıyı çarpıp posta koyan adamsın…
    Sen ki, Yazdığın “Balyoz” isimli kitapla,
    AKP ve Cemaatin,
    TSK’yi ve mensuplarına attıkları pisliklerin ne olduğunu en iyi bilenlerdensin!
    Nasıl hazım ediyorsun tosun paşa, Recep beyin, geçmiş olsun ”tahkiyesini”?
    Kadın satıcılığı,
    Fuhuş,
    Uyuşturucu satıcılığı,
    Casusluk gibi suçlamaların TSK gibi bir kuruma yakıştıranlarla aynı karede yer almayı?
    Bakın paşalar!
    AKP ve onun başı ile devletin parsellemesine göz yumduğu, cemaat’in TSK ile dost olmalarını beklemek, iyi niyetten öte ”cahillik ve aptallıktır!
    Tekrar soruyorum” tosun paşa” ve benzer davranışlarda olanlara,
    akışıyor mu sizlere böylesi” kıvraklıklar”?
    Bir soru..,
    Recep Bey’in “Geçmiş olsun”(!) dileğini kabul edip seni ziyaret etmene müsaade ediyorsun da
    İyi hoşta, Recep Bey’in,
    Samimi olarak sana,”Geçmiş olsun” dediğine gerçekten inanıyormusun?
    İnanıyorsan safsın “tosun” paşam çoook saf!
    O zaman haklılığın nerede kaldı?
    Haksızsın yani darbecisinde “pişmanlık mı duyuyorsun?
    Ya sen iyi niyetli değilsin yapılanları hak ediyorsun!
    Çünkü seni ölüme götürenlerin başını, kabul edip, yetmiyor bir de “temenna” edip zulümlerini kabulleniyorsun!
    Peki,
    Seni sahiplenenler, güvenenler ne oluyor bu arada?
    Milletin içinde sana senin gibi olanlara, inan güvenenlere ne olacak?
    Ameliyatında binlerce duacın olduğunu biliyorum!
    Onları hayal kırıklığına uğratmaya hakkın var mı?
    Sen kurmay subaysın Ergun paşa!
    Balyoz ve Ergenekon, davaların hangi nedenlerle açıldığını bilenlerden olman gerekir!
    Avukat kızın ,”Ece hanım”, nasıl oldu böyle bir tuzağa babanı sürükledin?
    Babanın silah arkadaşlarını düşünmedin mi?
    Onların onayını aldı mı?
    Onca silah arkadaşın çile çekmesine ”hak mı verdiriyorsun?
    Yani AKP ve Cemaatin sizlere yaptıkları, reva gördükleri bunca, eza, cefa zulümlerine” hak ettik mi diyor/dedirtiyorsun!
    Yakışmıyor ece kızım, sana hiç yakışmadı!
    Bakın ne diyor şair:
    Mademki yorgunuz zalim yıllarda/
    /Zalime baş eğmek bize yakışmaz/
    /Baş eğmeden koştuğumuz yollarda!
    /Korkup ta terk etmek, bize yakışmaz/
    KIVIRMAYIN PAŞALAR!
    Bakın paşalar, sizler,
    Recep Bey’ in “günah keçileri “olarak, zindanlarda çile dolduruyorsunuz!
    Sizler,
    Recep Bey’in iktidarını güçlendirmesine “basamak” olan ”kişiler olduğunuzun farkında değimlisiniz?
    Hukuk adı altında,
    Haksızlıklarla, iftiralar atılıp haksızlığa uğradınız, o halde,
    “Dik durun, Kıvırmayın!
    Mesela,
    İlker Başbuğ gibi, ikide bir, Recep Bey’den “aman dilemeyin”!
    Bir hatırlatma da ,
    Ergenekon ve Balyoz ve diğer Silivri davalarında tutuklu mahkûm yakınlarının oluşturduğu “Vardiya bizde” platformunda ”İlker Başbuğ’un” yakınları “utancından” katılamıyor”!
    Nedenini siz araştırın!
    BU KADAR CAHİL “PAŞA”NASIL OLUNUR?
    Balyoz davasında hapis cezası verilen Tümamiral Mehmet Fatih Ilgar, kendisi ile görüşen CHP’li vekillere,
    “KCK’lılar da boşa yatıyor, biz ne kadar hukuksuz yargılanıyorsak, onlar da o kadar hukuksuz yargılanıyor” demiş…
    Oha ki ne oha!
    KCK katilleri ile TSK mensuplarını aynı kefede görmek, cahillikten öte hainliktir be!
    Bu nasıl mantık be?
    Hiçbir şey bilmiyorsan, aç KCK iddianamelerini oku!
    Hani sizinkiler düzmecede, KCK da silahlı eylemler, araçların yakılması, Türk bayrağını yakılmasını gösterene “sahiden belgeler” var!
    Öyle tırşkadan falan değil…
    Nasıl olurda, PKK’nın kanlı örgütü, KCK ile TSK, tutuklularını aynı kefeye koyarsın paşa!
    Paşa paşa Sen kimin paşasısın?
    Eli kanlı katillerle nasıl kendini bir tutuyorsun?
    SON BİR NOT;
    Şimdi tarihe geçecek, Recep Bey ”hukuku” nasıl işliyor?
    Deniz feneri falanı geçtik!
    Yargı bağımsız mı?
    Ergenekon un, Balyoz’un ya da Türkiye de hukukunda gerçek hâkim- savcı, kim/kimler?
    İşte ispatı!
    ERGUN SAYGUN’UN
    DAKİKA DAKİKA TAHLİYE OPERASYONU
    14:30 – Adli Tıp’ın ‘Cezaevinde kalamaz” raporu mahkemeye ulaştı. ,
    17:00 – Mahkeme, kararı inceledi, savcıdan görüş istedi.
    24:00 – Savcı jet hızıyla hazırladığı mütalaayı mahkemeye havale etti.
    01:00 – Mahkeme oybirliğiyle infazın ertelenerek tahliyesine karar verdi.
    03:00 – Resmi plakalı bir araç ile Silivri Cezaevi’nden gelen görevliler kararı aileye tebliğ etti.
    VE
    Başbakan ameliyattan hemen sonra kızını aradı
    VE
    Saygun’a geçmiş olsuna gidip elini tuttu!

  13. Burhan Özbey diyor ki:

    Pişkinliğin… Arsızlığın… Utanmazlığın… Rezilliğin… İkiyüzlülüğün… İnkarcılığın… İçine düşmüş bir kişiyi “sayın” ya da “saygın” diye anmak zorunda kalmak, dürüst ve mert insanlar için ezadır, ızdıraptır…
    Sıradan sade bir vatandaş, sıkıştığında kıvırtabilir, yüz seksen derece dönüş yapabilir, ikiyüzlülüğe düşebilir, arsızlaşabilir…
    Önemi fazla yoktur…
    Sadece cürmü kadar bir yeri yakmış olur…
    Ancak, yüksek yüksek tepelerde mekan eylemiş, ünlü Türk büyüğü sayılabilecek(!) muhteremlerin, asma köprülerin köprü ayakları gibi, dimdik, sapasağlam ve her zaman güven verici olmaları gerekir…
    Bir gün, bir ay, bir yıl önce…
    Küfür ve hakaret ettiği ya da bir takım konularda ağır ifadelerle suçladığı kişi ya da kurumları; daha sonra, “can dost” diye bağrına basma dönüşümü(!) içinde olmaları; utancın, rezilliğin, ikiyüzlülüğün parçası olma gibi yadsınmaz bir gerçeği ortaya koyar…
    Böyle bir talihsizliğe düşmüş muhteremler şunu bilmelidirler ki; üzerlerinde oturdukları yüksek yüksek tepeler; kendileri için çok geçmeden her şeyi yerinden savurup atan fırtınalı tepelere dönüşebilir…
    Diyeceksiniz ki; hayrola ne oldu, topluma mal olmuş kim ne yaptı da bunları yazdınız ya da yazma gereği duydunuz…
    Olan biten bir şey yok. Toplumun önünde olanları da bizim hatırlatmamıza gerek yok zaten herkes ne olup bittiğini kendi gözleri görmektedir…
    İçinde bulunduğumuz met cezirli yaşamda, olup bitenlere bakarak; içimizden geldiği için; millet önünde fahiş hataya düşmüş ya da ileride böyle hatalara düşme olasılığı olan zatı muhteremlere; genel “ahlak kuralları” ve “vicdan normlarına” dayanarak naçizane hatırlatmalarda bulunmak istedim.
    Dinin her gün ve her ortamda siyasete alet edildiği içinde bulunduğumuz şu dönemde, sürekli olarak kendilerinin dindar Müslüman oldukları görüntüsünü vermeye çalışan, mevki ve makamı ne olursa olsun herkese şunu önemle hatırlatmak isteriz…
    Takkiye’nin, ikiyüzlülüğün, zulmün, iftiranın, haksızlığın, hakaretin, insanları incitmenin ve haksız yere suçlamanın Müslümanlıkta zerre kadar yeri ve hoşgörüsü yoktur… Bunu herkes biliyor…
    Önce, dürüst, namuslu, sözüne güvenilir, mert ve gerçek Allah korkusu taşıyan “adil” kişi olacaksın, sıkısınca kıvırtmayacaksın; sonra Müslüman ve gerçek dindar olmanın Allah nezdinde mükafatını bekleyeceksin…
    Çeşitli pislik ve kepazelikler içerisindeyken; “iyi insan (!)” maskesi altında “mavi boncuklar” dağıtarak, Allah’ın sevilen sayılan dindar ve Müslüman kulu olamazsınız.
    Allah’ın yarattığı kulları da aldatamazsın!…

  14. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Şimdi Allahın büyüklüğüne bir kere daha tanık olacağız.
    Birileri ban “Ayrıca bu darbe planlarını da uzaylılar yapmamıştır herhalde” dedikçe Allah kullanmam için bana devamlı malzeme çıkarmaktadır.
    Tayyip ,avaneleri ve saz ekibi koro halinde “mağdurum,mağdur” şarkısını söyleyip bu toplumdan oy kapmışlarmıydı?Kapmışlardı.Yukarıda “Ordumuz darbeci komutanlardan temizlenmiştir” denmiştir.Pekala bir anlığına bu insanların darbeci olduğunu farz edelim balkalım.
    AKP Palazlandıktan sonra:
    -Askeri vesayete son verdik,
    -hadi bakalım bundan sonra cuntacılar darbeye teşebbüs etsinlerde görelim bakalım,
    -bu gün darbeye teşebbüs edenlerin hepsi içeridedir,
    -mevcut hükümeti devirmeye çalışan darbeciler şimdi çeşitli hapis cezaları alıp içeride yatmaktadırlar,
    -bağırsaklar temizleniyor,
    -Tayyip Eruygur paşaya “Kes ulan” diye gürlemişti,
    ————————
    Sonra evet sonraları şayet Tayyip’in kafasına bir saksı düşmediyse,Tayyip’e birşeyler olmaya başladı VE:
    - komutanlara terör örgütü mensubu diyenleri ‘tarih affetmez’ dedi(kime dediyse!)
    -Başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, diğer generallerimizin hiçbirine alışılmış anlamda ‘terör örgütü mensubu’ demek bir defa çok ciddi bir yanlıştır. Bu affedilemez” dedi,
    -Türk Silahlı Kuvvetleri, bir örgüttür ama terör örgütü değildir, anayasal bir örgüttür.
    - Şimdi öyle şeyler oluyor ki teröristi bile bir kapıdan alıyorsun, diğer kapıdan bırakıyorsun. Ama kalkıyorsun Genelkurmay Başkanı’nı alıyorsun içeri atıyorsun”
    -”Genelkurmay Başkanı’nı niye içeri atıyorsun arkadaş, tutuksuz yargıla. Onu mahkumiyete taşıyacak bir şey varsa, bitir işi. O zaman kimse zaten konuşamaz. Bu bizi üzüyor, şahsen ben bir Başbakan olarak üzülüyorum”
    -Tutuksuz yargılanmaları meselesinde bence çok daha hassas davranmaları lazım. Tutuklama, özellikle bizim için son seçenek olmalı…..demiştir.
    ——————————–
    Şimdide herkesin bildiği gibi,darbeci dediği,18 yıl alıp şimdi içeride yatıyorlar dediği,mevcut hükümeti yıkma planları vardı dediği,daha fazla lafı uzatmayalım onca hakaretler ettiği,Yargı ve bazı yargı mensuplarını TSK dan rövanş alma için kullandığı bilinen TAYYİP,bu kere ’Camilerin bombalanması’, ‘Türk jetlerinin düşürülmesi’ planlarını sözde yapan komutanlarda ,hastanede yatıp ameliyat olan Ergun Saygun’un ayağına gidip ziyeret etmesi yetmiyormuş gibi bir de şefkatle elinden tutup pozlar vermesi karşısında toplumun her kesimi PES DOĞRUSU demiştir.
    ———————————
    Tayyip ve Tayyipçilere şimdi soruyorum?:
    Kardeşim siz kaç yüzlüsünüz,kıbleniz deresidir?.Siz nesiniz?.Hele önce onu bir söyleyin.Bir taraftan Ordumuz temizlendi,bağırsaklar temizlendi,İşte tam liste balyoz sanıkları deyip hemde 4.sıraya yerleştirdiğiniz Ergun Saygun a,küfürler edersiniz,hemde utanmadan hiç birşey olmamış gibi geçmiş olsun ziyaretine gittiğiniz yetmiyormuş gibi,bir de elini tutarsınız!.
    Şayet Ergun paşanın yerinde ben olsaydım,zamanında Tayyip in komutana ” KES ULAN” dediği gibi,sizlere ve ona aynı sözü söyle,r üzerinede “konya havası” olsun derdim..

  15. MEGA SEPTİK diyor ki:

    İçinde yaşadığımız şu toplumun zihniyetinin ne durumda olduğuna bir bakarmısınız.Esas olaya girmeden önce şu hatırlatmayı yapmak istiyorum:..Dünyada APTALLAR olmasa AKILLILAR nasıl geçinecektir?
    Evet bu sözü öylesine doğrulayan Türkiye’de olaylar yaşanmaktadırki akıf fikir sahibi insanların akıl erdireceği durumlar değildir.
    Olayın adı,TAYYİP TURİZM…Ankara’da Bazı AKILLILAR,sizi umreye götüreceğiz diye TAYYİP TURİZM adı altında sözde bir firma kurmuşlar ve bazı AKILSIZLAR bunca yaşanmış olan umre dolandırıcılığına rağmen sözde firmayı araştırma gereğini dahi duymayan,sadece adı Başbakan TAYYİP ile aynı diye bu na güvenip 350 bin liralarını bu AKILLILARA kaptırmışlar.Sözleşildiği gibi hava alanına giden AKILSIZLARI karşılayan ne gelen ne giden olunca doğruca TAYYİP TURİM in ofisine koşturmuşlar .Birde n e görsünler şirketin yerinde yeller esiyormuş.Dolandırıldıklarını ancak anlayan 146 AKILSIZ gazeteler şu açıklamayı yapmışlar:”Firmanın adına güvendik,bu hale geldik.Dini duygularımız sömürüldü.Böyle vicdansızlık olmaz” diye isyan etmişler…….
    Hep söylüyorum YAKIŞIR BU TOPLUMA YAKIŞIR…Daha beter olacağımız günlerde sayenizde yakındır.Toplumdaki şu anlayış şekline bakınız:AKP + DİN..Yani din deyince akıllara hemen AKP gelmektedir.Nasıl olsa bunlar dindardırlar,,bunlardan zarar gelmez anlayışı.Nasıl şartlandırıldığını bu AKILSIZLARIN görün! işte seçimlerdede aynı din bezirganlığı ile oyları toplarlar ancak bir kısmı dindar olmayan AKP li dinciler işte yukarıda örneklediğimiz gibi CAMİLERİ yıkıp yerine rezidanslar yapıp yandaşlara peşkeş çekerler,bu durumdada ceremeyi hep AKILSIZLAR çekerler ama her nedense her seferinde ve bir türlü AKILLANMAZLAR.!!

  16. REALİST diyor ki:

    MASON KOMUTANLARIMIZ;

    …TSK’DAKİ MASON KOMUTANLARIN LİSTESİ…
    …MASON LOCALARI:Kökleri dışarda olup,Yahudiler ve İSRAİL
    devletinin çıkarları için çalışan GİZEMLİ VE KARANLIK ÖRGÜT…
    …YILLARDIR ATATÜRK MASKESİ ALTINDA KİMLERE HİZMET EDİYORLAR…
    …MASON KOMUTANLAR….
    Orgeneral Refik Tulga… 33. derece üstad mason.
    Orgeneral Eşref Manas… Üstad Mason-Erenler Locası.
    Korgeneral Selahattin Tokay… Sebataist ve Bilderberg üyesi.
    Korgeneral Şefik Erensü… Üstad Mason-Erenler Locası…
    Tümgeneral Prof.Dr. S. Tahsin Aygün… Büyük Loca kurucusu…
    Tümamiral Necdet Tiryaki… 33. derece Üstad Mason…
    Tümgeneral Zeki Belgin… Ankara İnanış Locası…
    Tümgeneral Necmi Ökten… Ankara Yıldız Locası…
    Tuğgeneral Prof. Dr. Kamil Sokullu… Büyük Loca kurucusu…
    Tuğgeneral Prof. Dr. Necip Berksan… 33. derece Üstad Mason…
    Tuğgeneral Prof. Dr. Saim Bostancı… Bilderberg üyesi…
    Tuğgeneral A. Kemal Sarıay… Suprem Konsey üyesi…
    Tuğgeneral Alaaddin Mizanoğlu… Ankara İnanış Locası…
    Tuğgeneral A. Remzi Yiğitgüden… 33. derece Üstad Mason…
    Tuğgeneral İlker Güven… 33. derece Üstad Mason…
    Kur. Albay N. Tahsin Erol… Büyük Loca kurucusu…
    Kur. Albay Ertuğrul Alatlı… 33. derece Üstad Mason…
    Oramiral Bülent Ulusu-Büyük Kulüp-Cercle d’Orient
    Oramiral Nejat Tümer-Büyük Kulüp-Cercle d’Orient
    Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu-Büyük Kulüp-Cercle d’Orient
    Orgeneral Çevik Bir… Büyük Kulüp Balotaj Başkanı.
    Orgeneral Necati Özgen… Büyük Kulüp Cercle d’Orient.
    Orgeneral Yaşar Büyükanıt… Büyük Kulüp-Cercle d’Orient…
    Orgeneral İlker Başbuğ… Büyük Kulüp Şeref Üyesi…
    …Birkaç tanede ordu dışında isim vermek gerekirse….
    Duran Akbulut,Yüksel Yalova,Tevfik Altınok,Atalay Şahinoğlu,Dis,
    Mehmet Moğultay,Tümamiral Nezih İşeri,Süleyman Demirel familyasının damadı ve CHP milletvekili İlhan Kesici, Meşhur sosyologlardan Ziya Gökalp,Zeki Alasya,Süleyman Demirel…
    …Bu ülkenin insanlarını laiklik silahıyla vuran kimlerdi?
    …Masonlar değiller miydi? Onlar ki Mustafa Kemal’in ‘zararlıdır’ diyerek kapattığı, vefatından sonra iktidara gelen İsmet İnönü’nün tekrar açılmasına müsaade ettiği bir bölücüler hareketidir…
    Halkımızın giyim-kuşamıyla, okuduğu Kur’an ile, ibadetiyle, kitaplarıyla, tarihiyle uğraşanlar HEP BU İSİMLER DEĞİLMİYDİ…
    …BÜTÜN İHALELERİN ASELSAN DURUKEN NEDEN İHALESİZ İSRAİLE VERİLDİĞİNİ ANLADINIZMI ŞİMDİ…
    …28 ŞUBATI İSRAİL İÇİN YAPTIK DİYEN ÇEVİK BİRİN NE DEMEK İSTEDİĞİNİZİ ANLADINIZMI ŞİMDİ…
    …BÜTÜN GENERALLERİN DAMATLARININ NEDEN YAHUDİ OLDUĞUNU ANLADINIZMI ŞİMDİ…
    …BALYOZ DAVASINA AVUKATLIĞA SOYUNAN DANİ RODRİK ÇETİN DOĞANIN DAMADI TESADÜFMÜ SANIYORSUNUZ…
    …İSMAİL HAKKI KARADAYININ 680 MİLYON DOLARI PEŞİN İSRAİLİN İFLAS ETMİŞ SİLAH ŞİRKETİNE VERDİĞİNİ VE HİÇ BİR TANKIN TESLİM ALINMADIĞINI TESADÜFMÜ SANIYORSUNUZ

  17. REALİST diyor ki:

    Sonuç olarak;
    tüm bu deliller ışığında

    mevcut hükümete karşı illegal oluşumlar ve bunların eylem planları sabittir.
    daha o kadar çok deliller de vardır ki bunları okumaya vaktiniz yetmez.

    (zaten bunları okuyup değerlendiren site editörü arkadaşımıza da yazıktır.
    sayın editör, çok uzun oldu kusura bakmayınız, özür dilerim.
    Ama HABER KUTSAL İSE YORUM ÖZGÜRDÜR.
    Biz okuyucularınız Bandırma nın haber alanında en büyük ve etkili sitesinde düşüncelerimizi paylaşıp doğruyu bulma adına birbirimiz ile tartışıyoruz. Tabiî ki belli bir seviye ölçüsünde. Temennim tüm okurların yorumlarında aynı nezaketi gösterebilmesidir. Şunu da hatırlatayım benim buradan yayınlanmayan yorumum da yoktur. sadece bir resim üzerindeki bir site resminden dolayı bir yorumum bu resimde ki site ismini silmemeden sonra yayınlanmıştır. bu vesile ile site yönetimini teşekkür ve tebrik ederim. )

    Sizler istediğiniz kadar bunların benim için bir önemi yok diyin.
    kabul etmeyin
    bunun bir önemi yok
    zaten kabul etmeyenden kabul etmeleri de beklenmemektedir.
    bu gerçekleri değiştirmez.

    Ne yazıktır ki bu gün artık
    bu darbecilerden ümidini kesenler,
    bir darbe yapamadınız diyenler
    artık ümitlerini yabancı devletlere
    Amerikalılara çevirmişlerdir.
    Bunuda;
    ABD TAYYİP İ BAŞKAN YAP-TIR-MA-YA-CAK-TIR.!!!
    Diye dillendirmektedirler.
    Kendi vatan toprakları üzerinde
    Başka ülkelerin Türk hükümetine yönelik
    İllegal eylemler yapmasını talep etmek yada bunu arzu etmek

    VATAN HAİNLİĞİ DEĞİLDE NEDİR?

    SAYGILARIMLA
    YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ ÖZGÜR TÜRKİYE

  18. REALİST diyor ki:

    BİLGİ DESTEK PLANI
    1. VAZİFE:
    Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma çabalarını etkisiz kılmak ve halkla bütünleşmesini geliştirmek, cumhuriyetin temel değerlerine yapılan saldırılara karşı tedbir almaktır.
    2. DURUM:
    a. Ana metinde incelendiği gibidir. İlave kısımlar aşağıya çıkarılmıştır.
    b. İrticai faaliyetlerde, tarikat ve dini grupların yürüttüğü çalışmalara ilave olarak, bu faaliyetlere zemin hazırlayan bir çok gelişmenin bizzat iktidar tarafından organize edildiği, bu kapsamda yasal ve idari alt yapının hazırlandığı, uygulamanın ise hem merkezi yönetim, hem de yerel yönetimler tarafından kapsamlı bir şekilde yürütüldüğü, toplumda İslami hayat tarzının yaygınlaştırılması ile ilgili olarak, basın yayın organları vasıtasıyla tarikat ve dini grupların kamuoyuna sivil toplum örgütü olarak kabul ettirilmeye çalışıldığı, bunun da ötesinde irticai grupların (terör örgütleri dahil) faaliyetlerini yasal ve legal zemine oturtma gayretlerine ağırlık verildiği görülmektedir.
    c. Ülkenin geleceğinde etkili olabilmenin ancak eğitimle mümkün olduğunu bilen irticai gruplar; bir yandan laik eğitime alternatif eğitim sistemi yaratma faaliyetlerine devam ederken, diğer yandan mevcut eğitim kurumlarını kendi anlayışlarına göre yönlendirmek ve kadrolaşmak için çalışmalarını gittikçe yoğunlaştırmaktadır. Bu amaçla, toplumu örgütleme ve yönlendirmede okul, yurt, şirket, dernek, vakıf ve medya gibi demokrasinin tüm meşru vasıtalarını etkili olarak kullanmaya devam etmektedir.
    ç. İrticai odakların, devlet kurumlarında kadrolaşma faaliyetlerinde önemli mesafeler aldıkları bilinmektedir. Bunun yanı sıra, toplumda İslami yaşam tarzını hakim kılma çalışmaları artan bir hızla gerçekleştirilmeye devam edilmektedir.
    3. ESASLAR:
    a. Bilgi Destek Planı’nın hedefi; kamuoyunu TSK’nın hassasiyet gösterdiği konularda kendi çizgisine getirmek, TSK hakkında yanlış fikirlerin gelişmesine mani olmak ve TSK içinde fikirde ve eylemde birlik ve beraberliği sağlamaktır.
    b. Bu kapsamda, TSK kendi doğrularını savunmaya devam ederken diğer kurumlarla çatışmaya girmeyecek ve günlük siyasete müdahale ediyor görüntüsü verilmeyecektir.
    c. TSK’nın anayasa ve kanunlarla verilmiş görevlerini yerine getirme konusundaki kararlılığı her fırsatta ortaya konulacaktır. TSK birimlerinin tüm eylem ve söylemleri, kanunlar ile kendisine verilmiş olan görevlere dayanacak, devletin kurum ve kuruluşlarının işleyişine engel olmama, devletin usul ve esaslarına olan saygı açıkça gösterilecektir.
    ç. Benimsenecek hareket tarzları ve yapılacak uygulamalarda, ölçülü bir şekilde dış ve iç mihraklar tarafından TSK’nın nasıl mağdur edildiği vurgulanacak, bahse konu güçlerin TSK’yi yıpratma çabaları etkisiz kılınacaktır.
    d. TSK’nın din karşıtı olmadığı, Atatürk’ün ifadesi ile dinin lüzumlu bir müessese olduğuna olan inanç hedef kitlelere hissettirilecek, özellikle asker olarak yüce din duygularının Mehmetçiğin muharebe sahasındaki motivasyonu açısından önemli olduğu, TSK’nın çağdaşlaşmanın hep öncülüğünü yapmış bir kurum olarak batı demokrasilerinde yer alan sivil-asker ilişkilerini ve laikliği benimsediği vurgulanacaktır.
    e. TSK’nın millî değerlere gerçek anlamda sahip çıktığı mutlaka gösterilecektir. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde takip edilecek en uygun strateji; TSK’ya yönelik yıpratma çabalarını etkisiz kılmak, ordunun gücünü, yapısını ve güvenilirliğini muhafaza etmek ve artırmak, demokratik yapı içinde halkla bütünleşmesini geliştirmek olacaktır
    4. İCRA:
    a. TSK içindeki anlayış ve davranış birliği ile karşılıklı güvenin geliştirilmesi için her kademede personel arasındaki iletişim güçlendirilecek, TSK içinde gayri memnun bir zümre yaratılmasına ve komuta katına olan güvenin sarsılmasına mani olunacaktır. Ast ve üst arasındaki iletişimde, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir ortam sağlanacak, astların görüş ve isteklerini açık ve net bir şekilde ifade etmesi desteklenecektir.
    b. TSK’nın tanıtılmasında ve halkla bütünleşmenin geliştirilmesinde en önemli konu olan halkla iletişimi sağlamada temel unsur, halkın değer verdiği konulara sahip çıkmaktır. TSK’nın temel unsuru Mehmetçiktir. Mehmetçik ise vatandaşın çocukları ve bu ülkenin tümünü temsil eden, halkın sevgi ve güvenle baktığı temel değerdir. Bu kapsamda vatandaşların ve özellikle Mehmetçiğin TSK ile ilk tanıştıkları yer olan askerlik şubelerinden başlayarak, askerlikleri süresince onlara ve ailelerine yönelik davranışların TSK ile halk arasındaki iletişimin kurulmasında hayati öneme sahip olduğu unutulmayacak ve bütün planlamalarda dikkate alınacaktır.
    c. TSK’nın halkla bütünleşmesinin geliştirilmesi kapsamında; Silahlı Kuvvetlerin güvenilirliğinin artırılması, TSK’nın yabancı ordulara göre farklı niteliklerinin ön plana çıkarılması, TSK’nın din karşıtı olmadığının gösterilmesi, millî güvenlik bilgisi derslerinin gençlere TSK’nın ve millî değerlerin anlatıldığı bir ortam haline getirilmesi, Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı ve İç Güvenlik Harekâtında elde edilen başarıların her türlü iletişim araçları ve bilgi destek ürünleri kullanılarak kamuoyuna yansıtılması, irtica ile mücadele kapsamında İslami sermayenin yasal olmayan yollardan para toplama, camileri ticari amaçlarla kullanma çabaları ile tarikatlardaki çağ dışı yaşam şeklinin uygun biçimde kamuoyuna yansıtılması sağlanacaktır.
    ç. İcra Edilecek Faaliyetler :
    (1) Rütbeli personel ile toplantılar yapılması: General-Amiral ve Alay Komutanları seviyesinde düzenlenecek sohbet toplantılarında personelin duygu ve düşüncelerini paylaşabileceği bir ortam yaratılacak, zaman zaman eşli olarak yapılacak bu toplantılar sonucunda TSK içinde fikirde ve eylemde birlik ve beraberliğin sağlanması hedeflenecektir. Bahse konu toplantılarda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri ve millî değerleri, cumhuriyetin kazanımları, TSK’nın hassasiyet gösterdiği konular hakkında tüm personelin bilgilendirilmesi sağlanacaktır.
    (2) Bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetlerinin (BBF) etkinliğinin artırılması: Halen uygulanan BBF kapsamında görev alan mobil eğitim timlerinde, üst subay rütbesinde daha tecrübeli personelin, konusunda uzman sivil öğretim görevlilerinin ve emekli TSK personelinin görev alması, gerekirse bu timlerin kadrolu hale getirilmesi, Bilgi Destek Daire Başkanlığınca eğitilerek TSK bünyesinde fikirde ve eylemde birlik ve beraberliğin sağlanmasına destek veren “Aydınlatma Timleri” haline getirilmesi esas alınacaktır.
    (3) Millî güvenlik bilgisi derslerinin öğrencilere, TSK’nın tanıtımı ve millî değerlerin anlatıldığı bir fırsat olarak kullanılması: Bahse konu derslerde uzman lider eğiticilerinin (Milli Güvenlik Bilgisi öğretmenleri) etkin çabaları ve iyi hazırlanmış bilgi destek ürünleri ile geleceğin Mehmetçikleri olan lise öğrencilerinde TSK ve asker sevgisi geliştirilecek, TSK’nın diğer ülkelerin ordularından farklı olan nitelikleri vurgulanacak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve bugünkü çağdaş seviyeye ulaşmasında, ülkede güvenliğinin sağlanmasında, birlik ve beraberliğin geliştirilmesinde TSK’nın üstlendiği rol ikna edici bir şekilde anlatılacaktır. Bu ders kapsamında öğrencilerin askerî birlik, okul ve kurumları ziyaret etmesi, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı muharebe sahalarına geziler düzenlenmesi sağlanarak gençlerde asker sevgisi ve tarih bilinci geliştirilecektir. Millî güvenlik bilgisi derslerine temel teşkil eden kitabın geliştirilmesi ve güncelleştirilmesi üzerinde durulacaktır. Bu derslerin TSK BBF eğitim timleri ve bilgi destek eğitimi almış uzman personel tarafından verilmesine yönelik çalışmalar hızlandırılacaktır. Millî güvenlik bilgisi dersini veren personelin asli görevinin bu dersleri planlanan hedeflere ulaşacak şekilde icra etmek olduğundan hareketle bahse konu personelin, icra edilecek seminer ve eğitimlerle kendisini geliştirmesi sağlanacak, bu dersleri veren başarılı personelin aynı görevde sürekli olarak istihdam edilmesine yönelik tedbirler geliştirilecektir.
    (4) Bilimsel etkinlik toplantıları: Yeni anayasa hazırlama çalışmalarında TSK’nın önceliklerinin çalışmalara yansıması, millî değerlerin Atatürkçü düşünce sisteminin ve Cumhuriyetin kazanımlarının korunması maksadıyla; çeşitli vesileler ile yargı birimleri, üniversiteler ve etkin STÖ’leri tarafından düzenlenen bilimsel toplantılara katılım sağlanarak TSK görüşlerinin kamuoyuna ve ülke yönetiminde etkin olan kişi ve kurumlara iletilmesi temin edilecektir.
    (5) Kamuoyu oluşturma gücüne sahip, üniversiteler, sivil toplum örgütleri (STÖ), sanatçılar ve basın mensupları ile temasın muhafaza edilmesi: Zafer Haftası, seminer ve tatbikat gibi etkinliklerden istifade ile bahse konu kişi ve kuruluşlarla iletişim kurulacak, TSK ile benzer yaklaşımları paylaşanlarla bu iletişim sürekli hale getirilecektir.
    (6) Uygun STÖ ile iletişim ve işbirliği imkanlarının geliştirilmesi: Başta Mehmetçik Vakfı, Şehit ve Gazi Dernekleri, THK ve Kızılay gibi kamu hizmeti gören STÖ’leri olmak üzere TSK’nın düşünce ve değerlerine önem veren kişi ve kuruluşlarla iletişim kurulması sağlanacak, bahse konu STÖ, uygun etkinliklerde ön plana çıkarılacak ve kamuoyuna yönelik mesajların hedef kitlelere verilmesi temin edilecektir.
    (7) Kamuoyunun yönlendirilmesi, TSK lehindeki duygu ve düşüncelerin pekiştirilmesi, Atatürkçü düşünce sisteminin yaygınlaştırılması: Bu maksatla başta çocuklar ve gençler olmak üzere Atatürk’ün başarıları ve düşünce sisteminin anlatılması kapsamında millî çizgi film, dizi ve film hazırlama girişimleri desteklenecek, aynı konularda İnternet ortamının sağladığı iletişim imkanları daha etkin olarak kullanılacaktır.
    (8) TRT ve diğer yayın kuruluşlarında yayımlanan TSK ile ilgili programların daha çekici hale getirilmesi: TRT’de haftada bir, radyoda ayda bir yayımlanan TSK’yı tanıtım programlarının yayın günü ve saatleri ile, konuları, akışı ve sunucuları yeniden gözden geçirilecek ve bu programların daha fazla izleyiciye ulaşması sağlanacaktır. Kurtuluş savaşındaki muharebeleri ve muharebe alanları ile şehitlikleri tanıtıcı programlar yapılması ve broşürler hazırlanması planlanacak, bu kapsamdaki çalışmalar desteklenecektir.
    (9) İnternet ortamının etkin olarak kullanılması: Kamuoyunda gündeme gelen konularda TSK’nın görüşleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi, gündemin yönlendirilmesi ve hedef kitlelerin millî sorunlar hakkında bilgilendirilmesi maksadıyla İnternet ortamının daha etkin bir şekilde kullanılması sağlanacaktır.
    (10) TSK tarafından önem arz eden gün ve haftaların ordunun halkla bütünleşeceği birer etkinlik haline getirilmesi: Başta Atatürk’ün Kara Harp Okulu’na girişi (13 Mart) ve Ankara’ya gelişi (27 Aralık) olmak üzere özel günlerde yapılan törenler kapsamında icra edilen etkinliklere geniş katılımın teşvik edilmesi, icra edilecek etkinliklerin uygun iletişim kanalları ile kamuoyuna daha geniş bir şekilde yansıtılması sağlanacaktır. Bahse konu etkinliklerde her yıl aynı şeylerin yapılması yerine yeni uygulamalarla halkın, medyanın ve kamuoyunun dikkatini çekebilecek yeni uygulamalara yer verilecek, kutlama programları sürekli olarak geliştirilecektir.
    (11) Şehit, gazi ve Mehmetçik ailelerine yönelik TSK faaliyetlerinin kamuoyuna yansıtılması: Üst düzey komutanlarca şehit, gazi ve Mehmetçik ailelerine yapılan ziyaretler, şehit, gazi ve Mehmetçik çocuklarına sağlanan eğitim imkanları ve yardımlar hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi için bu kapsamda yapılan etkinliklerin medyada daha fazla yer alması ile şehit, gazi ve Mehmetçik ailelerine yönelik toplumsal duyarlılığın geliştirilmesi sağlanacaktır.
    (12) TSK’yı yıpratma ve din karşıtı gösterme kampanyalarının etkisiz kılınması: TSK’nın milletin millî ve dini değerlerine saygılı olduğu, orduda görev alan Mehmetçiklerin ve rütbeli personelin halkın içinden çıktığı gerçeği, bu konuda tanınmış kanaat önderlerinden istifade edilerek hazırlanacak ürünlerle kamuoyuna yansıtılacaktır. Düzenlenecek seminer ve toplantılar, eğitim kurumlarının açılış törenleri ile dini bayramlar bu kapsamda verilecek mesajların kamuoyuna yansıtılması için bir fırsat olarak değerlendirilecektir.
    (13) TSK’yı yıpratmayı amaçlayanlar hakkındaki bilgilerin uygun medya kanalları kullanılarak kamuoyuna yansıtılması: TSK’ya yönelik planlı ve sistemli yıpratma çabalarını etkisiz kılmak ve bu saldırıları yapan kişi ve kuruluşların amaçları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla radyo ve TV programları, basını bilgilendirme toplantıları gibi iletişim vasıtaları etkin olarak kullanılacaktır.
    (14) Uygun sanatçı ve yazarlara eser hazırlatılması: TSK ile benzer dünya görüşü olduğu bilinen sanatçı ve yazarlara öncelik verecek şekilde seçilecek temaları işleyecek eserlerin hazırlatılması ve böylece hedef kitlelerin bilgilendirilmesi sağlanacaktır. Bu kapsamda bazı sanatçı ve yazarların desteklenmesi ve ön plana çıkarılması sağlanırken, TSK karşıtı fikir ve eylemleri ile bilinen sanatçı ve yazarların yıpratılması hedef alınacaktır.
    (15) Toplumsal Gelişime Destek Faaliyetleri(TGDF)’nin seçilen hedef kitlelere yönelik olarak yapılması: Ülkenin geri kalmış bölgelerine yönelik hedef kitlelere TGDF’nin planlama ve icrasında öncelik verilecek, büyük şehirlerde, özellikle varoşlarda, TGDF’nin uygulanabileceği pilot bölgeler tespit edilecek, bu bölgelerde yaşayan halkın TSK’ne bakışının değiştirilmesi için TGDF bir fırsat olarak kullanılacaktır.
    (16) Güncel konularda TSK’nın görüşlerinin kamuoyuna yansıtılması: Eğitim ve öğretim yılı açılışları, törenler, basını bilgilendirme toplantıları ve diğer uygun faaliyetlerde TSK’nın gündemdeki konular hakkındaki görüşleri kamuoyuna yansıtılacaktır.
    (17) TSK’yı hedef alan gruplar içindeki bazı kişilerin desteklenmesi : Hedef kitle olarak tanımlanan siyasi ve etnik gruplarda ayrışmayı desteklemek ve birliği bozmak maksadıyla bu grup içindeki bazı kişilerle iletişim kurulacak, hedef kitlenin gücü azaltılarak TSK’yı yıpratma çabaları etkisiz kılınacaktır.
    (18) DTP’nin Faaliyetlerine Yönelik Önlemler:
    (a) DTP’nin muhtelif yer, zaman ve vesilelerle kamuoyuna hiç çekinmeden yansıttığı söylem ve davranışları nedeni ile TSK tarafından terörist olarak görüldüğü ve herhangi bir şekilde muhatap alınmayacağı üst düzey bir basın toplantısı, basın bildirisi veya bilimsel nitelikli bir toplantıda yapılacak uygun bir konuşma ile Türk ve dünya kamuoyuna açıkça ilan edilecektir. DTP ve yandaşlarının teröre olan destekleri sürdüğü müddetçe bir kazanç elde etmelerinin mümkün olamayacağı ifade edilecektir.
    (b) DTP’nin Kandil ve AB arasında sıkışmasına yol açacak şekilde terör yanlısı tutumları gözler önüne serilecektir.
    (c) Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında “rahatsız” edecek ve teröre yardım ettikleri sürece bu rahatsızlıkların devam edeceği mesajını verecek faaliyetler icra edilecektir.
    LAHİKA-1 :
    (Faaliyet Çizelgesi)

  19. REALİST diyor ki:

    DARBE GÜNLÜKLERİ DEVAMI……..:

    3 Mart 2004
    Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanununun yürürlüğe girişinin yıldönümü toplantısı… ATO’da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eşli olarak katıldık.
    Genelkurmay Başkanı İsveç’te olduğu için, Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün şehit olan pilotların cenaze törenine Konya’ya gittiği için bu panele katılamadılar. Bu paneli el altından biz teşvik ettik. Coşkulu ve tatmin edici bir toplantı oldu. Salona girdiğimiz zaman katılanlar bizleri alkışladılar ve “Cumhuriyetin Koruyucuları” diye slogan atmaya başladılar.

    13 Mart 2004
    Öğleden sonra Kara Kuvvetleri komutanı beni aradı ve konuşalım dedi. 15.30′da onların evine gittim. Çok sıkıntılıydı. Önce evvelce kararlaştırdığımız gibi yapmış olduğu gezi hakkında bilgi verdi.
    Tüm orduları dolaşmış ve tüm or ile kor rütbesindeki subaylar ile görüşmüş. Aldığı intiba şöyle: Herkes durumdan rahatsız ve gidişi beğenmiyor. Ama hiç kimse bu gidişin bir darbe ile düzeltilmesini istemiyor. Sivillerin bu gerekli tepkileri göstermelerini ve bizim onlara destek vermemizi istiyorlar. Bu çok önemliydi. Zira artık oturup tekrar aynı mevzuları konuşmaya gerek yoktu. Jandarma Genel Komutanı bu habere sevinmeyecekti, ama gerçek buydu. Kara Kuvvetleri Komutanı, diğerlerine ben bu bilgiyi veririm, dedi.
    Diğer bir konu da Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ile görüşürken “Hilafetin kaldırılması ile ilgili törenlere niçin gittiniz, bana İsveç’e sorabilirdiniz” demiş. Bu adamla bizim aynı düşüncede olmamız mümkün değil. Halbuki olaylar ondan sonra ne güzel gelişti. Kıbrıs konusu ile ilgili yapılan gösteri. Bugün öğrencilerin Kızılay’da yaptığı YÖK aleyhindeki gösteri, hepsi halkın yavaş yavaş uyanmaya başladığının delili. Bu hareketler yükü bizim üzerimizden alarak bizim yasal düzende ve demokrasi sınırları içinde kalmamızı sağlayacakken o bunu anlamıyor ve idrak edemiyor.
    (…)
    Son konu Kıbrıs konusu idi. Kara Kuvvetleri Komutanı da benden sonra ayrı bir yazı yazmış ve o da aynı istekleri belirtmiş. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı’nın bir açıklama yapacağını bekliyoruz. Ama bu açıklamanın bizim beklediğimiz bir açıklama olmayacağına yavaş yavaş inanmaya başladım. Kara Kuvvetleri Komutanı’na “Eğer Kıbrıs için işler beklediğimiz gibi gitmezse ben bunu paylaşmam ve ayrılırım. İleride adımızın bu ekibin isimleriyle beraber anılmasını istemiyorum. Yapabileceğimin azamisini yaptığıma inanıyorum” dedim. O zaten kararlı, ayrılmayı kafaya koymuş. Bu adamla beraber geçinmek ve onun fikirlerini paylaşmak mümkün değil. Bize belki kaçtınız diyebilirler ama bunu da söylemeye kimsenin hakkı yok. Yapacağımız yegane hal tarzı olarak darbe kaldı, onu da biz yapmak istemiyoruz.

    15 Mart 2004
    Sabah bir ara beni Jandarma Genel Komutanı aradı. “Genelkurmay Başkanı her şeyi biliyor. Biraz önce beni aradı. Hemen öğleyin biraraya gelmemiz lazım” dedi. Kendisine neleri bildiğini sordum, jandarma tesislerinde Ömer, İzgi ile yemek yediğimizi biliyor. Hemen hemen herşeyi biliyor, dedi.

    16 Mart 2004
    Genelkurmay Başkanı’nı görmeye gittim. (…) Sonra oturduk ve bana TSK’da bölünmüş bir görüntü olduğunu ve bazı davranışların çok kötü değerlendirmelere neden olduğunu anlattı. Bizim yaptığımız bazı girişimler ve bilhassa Jandarma Genel Komutanı’nın girişimlerinin hemen hepsinden haberi vardı. Jandarma Genel Komutanı’nı nedense hedef olarak almıştı. “Bütün belgeler elimde, bunları devletin arşivlerine geçireceğim, bu tarihi bir görevdir. Şener’in yaptıkları yetkisini aşmaktadır. Kendi tesislerinde eski Meclis Başkanı ve rektörler ile de görüşme yapmış. Bunları nasıl yapar? Dedi.
    (…)
    Karargaha dönünce Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradım ve doğru ona gittim. Mantı yapmıştı. Konuşmalarımızı anlattım. Anlattıklarım onu çok rahatlattı. (…) Bu arada Şener’in kendisini aradığını ve Genelkurmay Başkanı’nın onu hırpaladığını ve biz bu işi hep beraber yaptık, o halde herkes benim yaptıklarımı üstlenmeli, dediğini anlattı. Ben de kendisine, saçmalık, onun istediği hep darbe yapmak, başka bildiği bir şey yok, dedim. Hava Kuvvetleri Komutanı ile ikisini durdurmaya karar verdik. Kara Kuvvetleri Komutanı bir ara Şener’i görmüş ve Şener ona ne haber diye sorunca, menfi demiş ve bir anda Şener’in yüzü asılmış başka bir şey konuşmamışlar.

    17 Mart 2004
    Biz komutanlar erkenden tümen komutanının odasında buluştuk. Herkesin yüzü bir karıştı. Amaç bundan sonra ne yapacağımıza karar vermekti. Erken gitmemizi Kara Kuvvetleri Komutanı istedi. Önce Kara Kuvvetleri Komutanı ordulara yaptığı ziyaretle ilgili kısaca bilgi verdi. Maalesef herke, durum kötü ama darbe ile düzeltilmesi için iç ve dış ortam müsait değil, dediler. Buna göre bir değerlendirme yapmamız gerekiyor, dedi. Hepimiz fikrimizi söyledik. İnanılmaz ama Şener hala bu iş olsun diye çırpınıyordu. Bence Genelkurmay Başkanı’ndan nefret ettiği ve Kara Kuvvetleri Komutanı olmak istediği için saplantı haline gelmişti. Şener söz aldığı sarada Genelkurmay Başkanı’nın her şeyden haberi olduğunu ve kendisine özel olarak cevaplandırılmak üzere bir yazı yazdığını, bunu kendisinin kabul edemeyeceğini söyledi, yazılan yazı yayınlanan bir derginin personel tarafından okunması hakkındaydı. Ben de kendisine dedim ki “Ben size aramızda hainler olduğunu, bütün hareketlerinizin takip edildiğini, uyarmıştım. Bunda sizin kabahatiniz yok mu? Cevap veremedi. Neyse ben sonunda toplamak zorunda kaldım. “Anladığım kadarı ile bu şartlar altında bir şey yapılamaz, mücadeleye yasal hudutlar içinde devam edeceğiz, anlaşmamız bu mu, dedim. Kimse itiraz etmedi. Şener hemen söz aldı, tamam ama biz artık Genelkurmay Başkanı ile konuşmayalım, gülmeyelim, dedi. Hala nerede, Genelkurmay Başkanı’na karşı saplantısı var.

    24 Nisan 2004
    Bugün Kıbrıs’ta referandum yapılıyor. Sonuçlar akşam 18:00′den itibaren alınmaya başlandı. Gece yarısı sonuçları, Türk tarafı % 65 evet ve Rum tarafı % 75 hayır. Böylece Kıbrıs’ta hiçbir değişiklik olmadı ama Rumlar AB’ne girecek. Akşam Jandarma Genel Komutanı’nın evinde yemeğe gittik. Genelkurmay Başkanı gittikten sonra aramızda konuştuk. Anladığım kadarı ile Jandarma Genel Komutanı ile Hava Kuvvetleri Komutanı hala bozuklar. Amaçları illaki darbe yapalım ve AKP’ni uzaklaştıralım. Yapalım da, Kara Kuvvetleri Komutanı olmazsa nasıl olur, bunu düşünen yok. Hava Kuvvetleri Komutanı’nı fena bozdum, zira vatanını sadece o seviyor ve ona destek verilmiyormuş pozlarında. Üstelik ne söylediğini kendisi de anlamıyor. Şener hala darbeye ümidini bağlamış durumda. Bana “çok erken çözüldük, daha direnmeliydik” demez mi.

    Basınla temaslar:
    “Daha ne bekliyorsunuz”
    10 Ekim 2003
    Öğleden sonra Aydın Doğan geldi. Kendisine gazeteci olarak mevcut düzene destek vermemesini, bu işin sonuna gelmekte olduğumuzu anlattım. Kendisi de günah çıkarmaya gelmiş. Üzerine atılan pislikler ile ilgisi olmadığını ve Cumhurbaşkanı’nın Meclis’in açılışında yanlış hedef gösterdiğini, kendisinin medya tekeli yaratmadığını ve daima dürüst temiz bir gazete patronu olduğunu söyledi.

    5 Aralık 2003
    Akşam üstü Cumhuriyet gazetesinden Balbay (Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay-Nokta) aradı. “Başbakan’a zor anlar yaşatmışsınız doğru mu” dedi. Ben de “hayır” dedim. (Balbay, Askeri Şura’daki tartışmalara gönderme yapıyor-Nokta).

    8 Aralık 2003
    Taylan Bilgel ile Aydın Doğan için konuştum ve kendisine “Bizim artık medyadan desteğe ihtiyacımız var. Hep bize, size güveniyoruz, diyorsunuz ama medya bize gerekli desteği vermiyor. Olayları hükümete karşı kullanmaları lazım. Teslimiyet bizi de iş yapamaz duruma sokar. Medya halkı uyandırmak zorundadır. Aksi halde desteğimizi kaybederiz. Halk neler döndüğünü öğrenmelidir. Bu da ancak en etkili olarak medya kanalı ile olacaktır” dedim. Aydın Bey’e ileteceğini ve hatta gerekirse kendisi ile beraber yemek yememizi tavsiye etti.

    18 Aralık 2003
    Akşam yemeğe Mustafa Özkan ve eşi ile Kara Kuvvetleri Komutanı ve HVKK geldiler. MÖ bize gelmeden önce Süleyman Demirel’e uğramış ve bize ondan bazı mesajlar getirmişti. MÖ ile konuştuğumuz konuların özeti şöyleydi.
    Basın ile aramızı nasıl düzeltebiliriz, diye konuştuk. Kendisi bu işin zor olduğunu, hepsinin kendi ticari ilişkileri nedeni ile hükümete göbekten bağlı olduklarını ve kolay kolay hükümet aleyhine bir yazı yazamayacaklarını, hepsinin devlete borcunun bulunduğunu anlattı. Bilhassa Aydın Doğan üzerinde durarak, en büyük medya patronu olması nedeni ile aramızı nasıl düzeltebileceğimiz konusunu araştırdık. Kolay olamayacaktı ama MÖ bize tüm medya patronlarına işin kötüye gittiğini ve tedbir alınmazsa çok geç olacağı konusunu anlatarak onları iknaya çalışacağını söyledi.

    25 Aralık 2003
    Tuncay Özkan (Özkan bugün KanalTürk TV kanalının sahibi-Nokta) daha önce Show TV’de görev yapıyordu. Ancak bu hükümet kendi aleyhinde yayın yapan tüm kişileri oldukları gazetelerden çıkarttı ya da tv’lerden uzaklaştırdı. Kemal Yavuz general de aynı durumda. Ben de kendilerine yardım edebilmek için MÖ ile konuştum. Tuncay Özkan, Müfit Gürtuna’nın (Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı / AK Partili-Nokta) İstanbul TV’sini satın almak istiyor ve AKP’nin yerel seçimlerde İstanbul’dan çıkaracağı adaya karşılık Ali Müfit Gürtuna’nın birleşik cephenin adayı olarak gösterilmesini koodine ediyor. Şimdilik ANAP ve DYP ile anlaşma sağlamış.

    7 Ocak 2004
    Tuncay Özkan’ın ziyareti… Benden OYAK’ın kurulacak şirkete hissedar olmasını ve böylece BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’a karşı bir çeşit koruma sağlamayı istedi. Ben de, kendisine elimden geleni yapacağım, dedim. Bana kendi hazırladığı “Türk Medyası” ile ilgili bir kitap verdi. İçinde her türlü ilişki ve rezaleti bulabilirsiniz, dedi. Medya desteği olmadan ulusalcıların BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN ve partisi ile başa çıkması mümkün değil. Bu nedenle TÖ’nün destelenmesi gerekir. Bende uyandırdığı intiba dürüst ve yılmayacak bir kişi. Bilgili bir görüntüsü var. Hiç değilse mesleğini iyi bildiği intibaı uyandı.

    10 Ocak 2004
    Akşam Jandarma’nın Anıttepe’deki tesislerine gittim. Jandarma Genel Komutanı ile beraber Aydın Doğan ile yemek yiyecektik. Aydın Doğan’ın yanında Mehmet Ali Yılmaz ve Fikret Bila (Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi-Nokta) vardı. Beraber olmamızın amacı AD’a bazı mesajlar vermekti. Öncelikle basının satılmış bir hale geldiğini değerlendirdiğimizi, kendisinin bu konudaki görüşünün ne olduğunu. İkinci olarak bu hükümete karşı hepimizin aynı gemide olduğunu ve gemi batarsa hep beraber batacağımızı. Aleyhimize yazı yazanlara kendi grubunda destek vermemesini söyleyecek ve onların da son günlerdeki olaylar hakkındaki görüşlerini alacaktı. Nitekim konuşmalarımız bu merkezde devam etti. Kendisi bize medyanın ekonomik durumunu izah etti. Ona göre medyanın kendisi hariç bütün patronları mali yönden hükümete muhtaç hale getirilmişti. Bu nedenle hükümete karşı çıkmaları mümkün değildi. Karşı çıkanların hayatı söndürülecekti. Nitekim bazı yazarlar hükümet aleyhine yazdıkça rte’nin (Recep Tayyip Erdoğan-Nokta) şahsi müdahaleleri ile kendileri işten çıkarılmışlardı. Tuncay Özkan, Sedef Kabaş, televizyonlardaki bazı programlar gibi. Bu arada Tuncay Özkan’ı çok sevdiğini, ama kendisine şu sıralarda hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Yemek bittiğinde ben sizin mesajınızı aldım, dedi. Biz de kendisine “işadamı olarak bazı sıkıntılarınızın olabileceğini anlıyoruz. Ama bazen hükümet lehinde de yazmamak karşı tarafa destek vermektir” dedik.

    19 Ocak 2004
    Sabah kalkınca evi terk etmeden önce gazetelere baktım. EGE Ordu K. Org. Hurşit Tolon dün yaptığı bir köy ziyareti sırasında “Kıbrıs’ta ver-kurtul’cu olanlar vatan hainidir” anlamında bir söz söylemiş ve bugünkü bütün gazeteler bu haber ile doluydu. Tabii gerçek vatan haini olan kendilerini AB’ne satmış ve onlardan maddi menfaat sağlayan köşe yazarları Hurşit hakkında veryansın e diyorlardı. Aralarında evvelce kan kırmızı komünist olup şimdi beş vakit namaz kıldığını ima edenler, dedesi binlerce Türk evladını cephelerde kırdıran vatan hainlerinin torunu olanlar, her çeşit hayvanat bahçesi yaşayanı vardı.

    21 Ocak 2004
    14:00-14:30 – E. Dışişleri Bakanı Coşkun Kırca’nın ziyareti… 1445 – 15:15 – M. Ali Kışlalı’nın ziyareti… Her iki ziyaretçi de cumhuriyetçi ve TSK’ni destekleyen yazarlar. Kırca 76 yaşında. O kadar duygulu hale gelmiş ki, benim yanımda olayları ve son durumu anlatırken iki kez ağladı. Yeni bir Anayasa hazırlamış, ondan bir kopya getirmiş, aldım. Kışlalı da efendi bir insan. Her ikisi de bana “zaman geçiyor ve her gün daha kötüye gidiyoruz. Ne yapacaksanız yapın, yoksa geç olacak” mesajını verdiler.

    10 Mart 2004
    Bugün sabah gazeteleri aldığımızda çok ilginç bir haberle karşılaştık. (Hürriyet gazetesinde yayımlanan ve aynı yıl “yılın haberi” ödülüne layık görülen “Sosyetik fişleme” manşeti-Nokta). Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yayınlanan birer evrak ile birçok kişi fişlenmek üzere kaymakamlıklardan bilgi isteniyordu. Doğal olarak bu haber inanılmaz bir etki yaptı ve ortalığı karıştırdı. Böyle bir bomba habere hiç ihtiyacımız yoktu. Şimdi herkes tekrar TSK’ne yüklenecekti. Bence haber bilinçli olarak yazılmıştı. Haberi yavaş ve doğru okuyan her kim olursa olsun bunun bir saçmalık olduğunu ve haberde iddia edildiği gibi bir sorun olamayacağını görecekti. Nitekim haberi araştırdığım zaman gördüm ki Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı yıllık yayınlanan haber toplama planını I. Ordu’ya göndermiş. Plan o arada Ordu Komutanı’nın haberi olmadan bu hale getirilmiş. İktidara yaranmak isteyen Hürriyet gazetesi sahibi Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök de hiç düşünmeden bu haberi yayınlamışlardı. Basın üzerindeki baskı devam ediyor. Genelkurmay Başkanlığı cevabı ise ayrı bir alem. Aynı gün yapılan açıklamada haber doğrulanmış ve inceleme başlatıldığı açıklanmıştı. Bu ne demekti. Kimse bir şey anlamadı. Bu hafta içersinde hep sivil arkadaşlarım ile beraber olduğum için bana rahatlıkla neler hissettiklerini anlatıyorlardı. Herkes son derece rahatsızdı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nı suçluyorlardı.

    15 Mart 2004
    Tuncay Özkan yanında yeni kurmakta olduğu TV istasyonu (Kanal Türk-Nokta) yöneticisi olacak Kerim C an ile beraber geldi. Çok oturmadılar. Bana OYAK’ın reklam teminatı verip veremeyeceğini sordu. Esas bunu öğrenmeye gelmişler. Bana göre dehşetli bir istihbarat bilgisi var. Yazdığı kitabı verdi. CIA ve Kürtler. OYAK’ın reklam için teminat belgesini veremeyeceğini söyledim.

    8 Haziran 2004
    Erol Mütercimler nezaket ziyareti için gelmiş. Bana önemli bir konuyu hatırlattı. Dün TRT’de ana dilde yayın programı ile yaptığı araştırmanın sonuçlarını söyledi. İlginç. Bu konuda doktora yapmış. İddiası, yapılan programın anayasal dayanağı yok. Yakında beş lisan dışında yayını yapılan toplumlardan biri eğer bu programın anayasaya aykırı olduğu şeklinde bir müracaatta bulunursa iptal edilir. İç hukukta tamamlanamadığı için bir şikayete AİHM bakacaktır ve ondan sonra da felaket gelebilir, ya 26 lisanda yayın yapılır ya da bu yayınlara son verebilir, dedi.

    21 Temmuz 2004
    Can Ataklı geldi. Gelmeden önce ne isteyebileceğini düşündüm. Bir çok konu arasında patronun askerlik konusu olabileceği aklıma geldi. Kendisi ile daha önce hiç karşılaşmadım ama STAR televizyonunda, bilhassa televizyon kanalına el konuncaya kadar, cesaretli çıkışları ile tanıyordum. Ama ben bu çıkışları daha ziyade patronu Uzan’lar ile ilgili olarak değerlendiriyordum. Bu hükümet Uzan ailesinin çanına ot tıkadı ve onların haysiyetlerini beş paralık etti. Daha da üstüne gidiyorlar. Son olarak da Aydın Doğan grubunun ortaya çıkardığı askerlik meselesi var.
    Cem Uzan daha önce bütün Kuvvet komutanlarından randevu istemişti ama hiçbirimiz kabul etmemiştik. Ataklı’nın niye geldiğini bilmemekle beraber, askerlikle ilgili olarak geldiğini tahmin ediyordum. Nitekim bana kendi durumunu uzun uzun anlattıktan sonra sadede gelerek askerlik sorununu açtı. Kendilerinin haklı olduklarını ama yargının korku ile bir karar veremediğini ve Aralık ayında Uzan’ın askere alınacağını söyledi. Ayrıca mahkeme başlasa ellerinde kendilerini temize çıkaracak belgeler olduğunu ilave etti. Kendisine “Bu davaların kuvvet komutanlıkları ile ilgisi yoktur. Muhatap MSB’dır. Konuyu bize sormazlar bile” dedim. Ben sadece sizin bilmeniz için anlatıyorum, dedi. Haklı olduğu yerler var. Adamların mallarına el konma şekli tam bir zorbalık.

    İş dünyası
    “Adamların tuzu kuru”

    11 Aralık 2003
    Rahmi Bey bana nezaket ziyaretine geldi. Konuşmamız sırasında ben de ona bugün içinde bulunduğumuz durumu anlattım. Hükümetin tutumu Kıbrıs meselesi ve nereye gittiği gibi konularda. Kendisine “Hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak hep beraber batacağız. Bunu kimse unutmamalı. Hükümet de unutmamalı, bizler de, iş adamları da. Onun için esas desteğimiz olan halkı aydınlatacak şekilde, halkın gerçekleri görebileceği şekilde hareket etmeliyiz” dedim. Pek hoşlarına gitmedi ama gerçek bu. Bana, durum kötüye gidiyor ama hala daha o kadar kötü değil, dedi. Ben de “sıfırdan yüze kadar bir skalada nerede olduğumuzu değerlendiriyorsunuz” dedim. Bana, 35-40, diye cevap verdiler. Ben de bunun üzerine “belki 95′e yakınız” dedim. Hayret ettiler. Adamların tuzu kuru. Onlara göre ekonomi düzelmekte. Ama bunun sadece büyük şirketler için olduğunu görmüyorlar. Zavallı halk hala çekiyor. Halk yokluk içinde ne yapacağını bilmiyor. Enflasyon düşüyor. Zira halkın harcayacağı parası yok. Bunları onlara hep anlattım.

    30 Haziran 2004
    Sinan Aygün, ATO Başkanı. Senede iki kez gelerek bizlere bilgi veriyor. Verdiği bilgiler daha ziyade ekonomideki gelişmeler ve bazı sosyal olaylar karşısında ne düşündüğü. Genellikle hükümeti tenkit ediyor. Bu sefer de ekonomideki kötü gidişi anlattı. İşsizliğin giderek artmakta olduğunu ve bunun sonunun felakete doğru gittiğini, hükümetin izlediği teslimiyetçi politikalar nedeniyle yatırım yapılamadığını, bunun da işsizliğin artmasına neden olduğunu belirtti. Diğer bir ilginç açıklaması da DEP milletvekilleri ile ilgiliydi. Onların yaptığına mukabele olarak kendisinin örgütlediği bir gurup ile emekli yarbay Korkut Eken’in hapishaneden çıkış gününde büyük bir tören yapacaklarmış. Bunun için de yüzlerce insanı topluyorlarmış. Fikir almak ve diğer kişilerin neler düşündüğünü anlamak bakımından yararlı görüşmeydi.

    Özden Örnek’ten TSK eleştirileri / Ordu-Millet ilişkisi
    “İnsan içinden geldiği toplumu nasıl inkar edebilir?”

    TSK içersinde modaya uygun olarak Deniz Kuvvetleri’nde de bu ilişkiler günah sayılıyordu. Terfi senesinde çektiğim sıkıntıyı çok iyi hatırlıyorum, beni defalarca siviller ile ilişkide olmamam için uyarmışlardı. Lojmanda yaşayıp, orduevlerinde eğlenen ve OYPA’lardan alışveriş yapan bir toplum nasıl siviller ile ilişki kurabilir ki. Subayların sivil arkadaşları olmadığı gibi sivillerin de subaylardan arkadaşları yoktu. Çocukluğumuzda her mahallerde bir subay ailesi yaşar ve hepimiz onlara imrenerek ve özenerek bakardık. Hele o zamanlar makam arabaları yerine atların kullanıldığı hatırlanırsa, bizler için işine giden subayları seyretmek ayrı bir zevk olurdu. Sonraları nedense yukarıda çizdiğim tablonun içersine giriverdik.
    Zaman geçince, 1990′lı yılların başında ilişkilerin böyle gidemeyeceği ve şeffaf olunması ihtiyacı ortaya çıkınca, TSK içersinde bir şeffaflık modası yayılmaya başladı. Siviller ile ilişkilerin bence iki ayrı boyutu var. Birincisi, TSK sivilleri nasıl görünüyor. İkincisi, sivillerin TSK’ni tanıyabilmesi için silahlı kuvvetlerin sivil topluma ne kadar açık olduğu. Akredite basın konusu Genelkurmay Başkanlığı tarafından icat edildi. Derinlemesine düşünmeden görülebilir ki, bu tutum tüm yasalara ve en sonunda da Anayasa’ya bile aykırıdır. Birincisinin sonucudur. Sivile bakış açımız değişmedikçe tutumlarımızdaki değişme aldatmacadan başka bir şey olamaz.
    AKP iktidarda iken onlar ile görüşmek günahtır. Hemen Atatürkçülüğe karşı olmakla suçlanırsınız. Ama kimse size “Peki, biz bu insanlar ile aykırı fikirdeyiz ama nasıl birbirimizle diyalog kuracağız, nasıl birbirimizi kendi inandıklarımıza ikna edeceğiz” sorusuna cevap vermez.
    Sivillerin yurt sevgisi eksiktir. Çoğunlukla onlar vatanlarını ve milletlerini düşünmeden şahsi yararları için hareket ederler. Onlar tembeldirler, çalışmaz ve bedava olarak para kazanmaya bakarlar. Bu nedenle TSK’daki herkes çok çalışır ve fedakar oldukları için her şeye layıktırlar. Bu düşünceler ile nereye varılabilir.
    Yakın zamana kadar bilimsel yönden bile sivil uzmanlara danışılmazdı. Sanki 1700′lü yıllarda yaşıyormuş gibi tepki verirdik. Her şeyin öncüsü TSK’dır. Bu fikir o kadar yaygınlaşmış ve sivillere güven o kadar azalmıştır ki, TSK sonunda kendi yüksek lisans eğitim yapan enstitülerini kurdu ve ihtiyacı olan her şeyi özel sektör veya devletin diğer kesimlerinden temin edecekken kendisi her şeye sahip olmaya başladı. Bu nereye kadar gidebilir ki.
    Eğer arkadaşınız devlet memuru değilse ya da bir şirkette çalışıyor veya bir iş, ticaret sahibi kimsedir. İşte o zaman yandınız, size hemen suçlu ve menfaat sağlıyorsunuz gözü ile bakacaklardır. Siviller ile her temas muhakkak bir yarar karşılığında yapılmaktadır. Bu genel kanıdır. Bu konuda çıkmış emirler mevcuttur. Karargaha, sivilleri bırakın, mesleğinden emekli olmuş amiralleri bile davet edemezdim. Hala, etmeyin diye de emirler mevcuttur. Böyle düşünen bir kuvvet komutanı acaba ne düşünüyor olabilir ki. Mesai saatlerinden sonra insanların serbest yaşadığını ve eğer niyetleri kötü ise bu kişilerin bu saatlerden sonra her şeyi yapabileceğini acaba bilmiyor mu. Bu tip davranışlar ve düşünceler kapalı bir toplum içine kendini kapatan, çevresinden etkilenmeyen ve kendisini çevresine kapatmış insanlara özgüdür. İnsan içinden geldiği toplumu nasıl inkar edebilir.

    Özden Örnek’ten TSK eleştirileri / Atatürk, ideoloji, törenler
    “Atatürk’ü bir idol haline getirmişiz”

    30 Ağustos 2004
    Meslek hayatımda son kez üniforma ile katılacağım 30 Ağustos törenlerine iştirak ettim. Sabah 08:00′den gece yarısına kadar dur dinlenmesi olmayan bir tören zinciri. Yapımızda ve anlayışımızda düzeltmemiz gereken çok konu var. En başta Atatürk’ü bir idol haline getirmişiz. Kendisi bile “beni görmek önemli değil benim fikirlerimi anlamak önemlidir” demişken, biz her yerde Atatürk’ü heykel, resim, poster olarak anmayı sanki onu anlamak ile eş tutuyoruz. Bu böyle devam edemez. Bir taraftan İslamiyet’in günün şartlarını karşılamadığını ve reform geçirmesi gerektiğinden bahsederken, sanki Atatürkçülük ilelebet yaşayacakmış gibi davranıp ilkelerini tartışmaya dahi açmıyoruz. Tabi o zaman bu ilkeler bir yol gösterici olmaktan öteye, dogma haline geliyor. Sağ olsaydı herhalde en fazla kendisi bu durumu tenkit ederdi. İkinci bir konu da bu toplumu Kara Kuvvetlerinin etkisinden kurtarmak lazım. Devletin her kesiminde kendi düşünceleri hakim olsun, herkes kendileri gibi düşünüp kendileri gibi hareket etsin istiyorlar. Harbiye Marşı ile yatıp Harbiye Marşı ile kalkıyorlar.

    29 Ekim 2004
    Bugünkü törenleri, şöyle sabahtan akşama kadar yaşadım. Hepsi onuncu yıl için planlanandan farklı değildi. O zaman devletin gücünün mesajını her köşeye dağıtmak ve birlik beraberlik gösterisi yapmak birinci amaçtı. Aradan seneler geçti. Amaç belki aynı ama yapılış şeklinin çok farklı olması gerekir, diye düşündüm. Bir tribünde saatlerce oturarak geçenleri seyretmek pek bir fikir vermiyor. Üstelik de bir başıbozukluğa şahit oluyorsunuz. Bir sürü şımarık ve umursamaz genç önümüzden geçiyor. Ne kadar ve nasıl bir mesaj verildiği şüpheli. Bu konuda biraz çalışmamız gerekli. Saatlerce konuşmalar, koca koca adamların sıraya girip el sıkmaları, artık modası geçmiş kutlamalar.

    Özden Örnek’ten TSK eleştirileri / Ordu-Hükümet
    “Askerin karışması yönetmeye döndü”

    Devletin karar süreci uzun süre Genelkurmay Başkanlığı’ndan etkilendi. İç ve dış olaylara ait kararlar alınmadan önce Genelkurmay’a sormak adet halini almıştı. Hükümette olanlar özgür olarak karar veremiyorlardı. Bu nedenle de verilen bir karar halk arasında beğenilmezse cevap kolaydı: “Asker öyle istedi”. Bu alışkanlık ihtilallerin bir sonucuydu. Askerin karışması, fikir beyan etmesi gereken olaylar elbette vardı ama bu karışma bir çeşit yönetmeye dönüşmüştü. Bunun için de özellikle dış politikada cesur adımlar atılamıyordu.

    Siyasetçiler
    “Bir şey yapacaksanız hemen yapın”

    23 Eylül 2003
    Sabah Adalet Bakanı Cemil Çiçek ziyaretime geldi. Dün kendisinin geleceğini ve ne yapmam gerektiğini, Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGK (Jandarma Genel Komutanı-Nokta) ile görüştüğümde bana “gelsinler ama ziyarete gitmiyoruz” dediler. Bana böyle bir tutum çok ters geldi. İnsan harbin sonunda dahi oturup düşmanı ile konuşuyor ve bir anlaşmaya varmaya çalışıyor. Biz böyle yaparak neyi ispat etmeye çalışıyoruz.
    (…)
    16:00′da İçişleri Bakanı (Abdülkadir Aksu-Nokta) ziyarete geldi. Kendisi esasında Kürtçü ve AKP’nin kurucularından sayılan bir bakan. Kendisi ile uzun süre sohbet ettik. Irak’a asker meselesini sordum. Bu sefer sorun yok, dedi. Ve bana ilk seferindeki yani ikinci tezkere ile olan hikayesini anlattı. Sonra Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani ile olan ilişkileri anlattı. Kendisi Kürt ama hiç de Kürtçülük lehine çalışan bir adam gibi konuşmuyor.

    21 Kasım 2003
    Yavuz Kayral’ı mahsus davet ettim, zira bundan önceki gelişinde DYP’nin her zaman emrimize hazır olduğunu söylemişti. Ben de bundan önceki gün topluca aldığımız karar gereğince kendisine DYP’nin seçimlerden önce bir miting tertipleyerek Kıbrıs konusunu desteklemesini istedim. “Peki” dedi ve gitti.

    24-30 Kasım 2003
    Yavuz Kayral aradı ve DYP’nin Kıbrıs seçimlerinden bir hafta önce Mersin’de bir miting yapacağını söyledi. Bekleyip göreceğiz.

    25 Aralık 2003
    Kuvvet komutanları ile beraber toplanarak Onur Öymen ile Kıbrıs konusunda görüşme yaptık. Diğerlerinde olduğu gibi onun da görüşlerini sorguladık. Katı bir tutumları var. Kendisi ile Kıbrıs konusundan daha çok son siyasi durumu ve bu noktadan öteye neler yapılabileceğini görüştük. Bize CHP’nin bir TV kanalı vasıtası ile sisini duyurmaya başlayacağını ve bu konudaki hazırlıkların sonuçlanmak üzere olduğunu anlattı.

    14 Şubat 2004
    Dün akşam Jandarma Genel Komutanı bana Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Salı günü Onur Öymen ile toplantı yapacağını ve gelmemi istedi. Ben de gelemeyeceğimi söyledim. Ama eve dönünce Kara Kuvvetleri Komutanı beni telefonla aradı ve muhakkak gelmem gerektiğini anlatınca ben de “peki dedim.” Salı günü öğleyin komutanlar toplantısı nedeni ile verilecek yemeğe katılamayıp oraya gideceğim.

    17 Şubat 2004
    OÖ’den öğrendiğimiz bir ifade bizi bayağı şaşırttı. ABD’nin AKP’yi desteklemek üzere Türk basınını yönlendirmek üzere 200 milyon dolara yakın bir yatırım yaptığına dair bazı bilgiler varmış. Bu ABD’nin oyunu nasıl oynadığının bir işaretiydi. OÖ ile yaptığımız diğer konular ile ilgili sohbet de çok ilginçti: Mehmet Ağar’a işbirliği teklif edilmiş ama o “Ben tarikatlar ile işbirliği çarelerini arıyorum” diyerek bunu kabul etmemiş. Kıbrıs sonrası gündeme gelecek olan EGE sorunları ile ilgili de fikrini aldık. Bize doğrudan “Bu adamlar EGE’de de vermeye hazırlar ve planlarını bu yol haritasına göre kurmuşlar” dedi. Genelkurmay Başkanı’nı tenkit etti ve artık kimsenin ordudan bir şey beklemediğini ve ordunun bir şey yapacağını da sanmadıklarını, ayrıca Genelkurmay Başkanı’nın adeta partinin bir adamı gibi hareket ettiğinin çok yaygın bir kanaat olduğunu belirtti. Dikkatimi çeken ve beni dehşete düşüren diğer bir konu da OÖ gibi bir kişinin hala gerçeklerin farkında olamamasıydı. Hala işçiler ve talebelerden medet umuyordu. Kendisine bazı sendikalar ile konfederasyonların nasıl satıldıklarını anlattım, öğrenciler ile ilgili olarak rektörlerin anlattıklarını ve öğrencilerin nasıl atıl ve maddeci olduklarını, artık eskisi gibi sokaklara düşmeyeceklerini izah ettim. Anladığım kadarıyla CHP de ne yapacağını ve ne yapılması gerektiğini bilmiyordu. Bendeki izlenim kimle konuştuysak bugüne kadar kimsenin bir darbeyi arar veya ister olmadığını gördüm.

    29 Şubat 2004
    Konuşmalardan sonra Beytepe’ye gittik. Herkes toplandı. Amacımız 3 Mart günü yapılacak olan “Ulusal hareket” toplantısına MHP’den bol destek sağlamaktı. Ama konu darbeyi seçimden önce mi sonra mı yapalıma döndü. Ömer İzgi “gayet tabii bir şey yapacaksanız hemen yapın” dedi.

    Sözü edilen Tolga, Tolga Çandar mı?

    27 Aralık 2003
    Gündüz OHAL gazilerinin TSK Rehabilitasyon Merkezi’nde açmış oldukları sergiye katıldık. Duygu ve hüzün dolu bir gün geçirdik. Sergiyi gezdikten sonra gaziler sinema salonunda bir konser verdiler. Fevkalade güzel bir konserdi. İnsanların isterlerse neler başarabileceklerini gördük. Bir ara Ege bölgesinden türküler çalınıyordu. Sahnede, TRT’den saz ve türküleri ile Tolga isimli bir sanatkar gazilere refakat ediyordu. Sanatkarın sesi aynı Hasan Mutlucan’ın (12 Eylül darbesi sırasında TRT’nin yayınladığı kahramanlık türküleriyle ünlenen türkücü-Nokta) sesi gibiydi. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur hemen kulağıma eğildi ve bu sanatkarın adresini alalım, lazım olabilir, dedi. Güzel bir espriydi.

    Tek komutanlı darbe girişimi
    AYIŞIĞI

    “Sarıkız” darbe girişiminin, başlangıçtaki destekçiler Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’in kesin tavrının ardından tümüyle raftan indirilmesini izleyen günlerde, bu darbe girişiminin en aktif unsuru olarak öne çıkan Şener Eruygur tek başına bir darbe planlamış. Yalman, Örnek’e, planın öteki kuvvet komutanlarını da işe katmak ve sadece Hava Kuvvetleri Komutanı’nı işe katmak şeklinde, iki alternatifli olarak düşünüldüğünü anlatıyor.

    Özden Örnek’in günlüklerinde, “Ayışığı”ndan sadece bir paragrafla söz ediliyor (14 Ekim 2004):
    “Fenerbahçe’ye Aytaç Paşa’lara (Kara Kuvvetleri Komutanı-Nokta) gittim. Daha çok o konuştu. ‘Şener (Jandarma Genel Komutanı-Nokta) bizden habersiz darbe planı hazırlatmış. Adı da ‘Ay Işığı.’ Darbede kimin başkan olacağı belli değil. Hepimize davranışlarımıza göre bir kod adı vermiş. Havacı (Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına-Nokta) ona destek verdiği için o anlamda, bizler ise sana karşıt anlamda, bana da belli değil anlamda kodlar vermiş. Bu plan GB’nin (Genel Kurmay Başkanlığı-Nokta) elinde olduğu gibi içlerinden biri tarafından sızdırıldığı için MİT ve hükümetin de elinde varmış. İkinci bir planda ise senle ben gösterilmiyoruz, sadece havacı var.”
    Yani 2004 yılında, komuta kademesinin her defasında biraz daha fazla bölündüğü üç girişimle karşı karşıya kalmışız:
    * Genelkurmay Başkanı’nın hiçbir zaman katılmadığı, başlangıçta dört kuvvet komutanının içinde olduğu, sonraki aylada kara ve deniz kuvvetleri komutanlarının dışına çıkmaya çalıştığı “Sarıkız” kod adlı darbe girişimi.
    * Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un tek başına hazırladığı ama öteki üç kuvvet komutanını da işin içine katmaya çalıştığı “Ayışığı” darbe girişimi.
    * Şener Eruygur’un yanına sadece Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’yı alarak yapmayı planladığı darbe.
    Dediğimiz gibi, “Ayışığı” darbesi, Örnek’in günlüklerinin sadece bir yerinde, ayrıntısız olarak geçiyor. Fakat o darbenin ayrıntılı power-point sunumları da Nokta’ya ulaşmış bulunuyor. Bundan sonraki sayfalarda bu sunumların tümünü okuyabilirsiniz.
    Okumanıza yardımcı olabilir düşüncesiyle, bu sunumlarda belirtilen kod adlarının gerçekte kimlere veya hangi kurumlara tekabül ettiğine dair tahminlerimizi bilginize sunuyoruz…

    Kaynak: “Hayret verici ayrıntılarıyla SARIKIZ ve AYIŞIĞI – 2004’te iki darbe atlatmışız”, Nokta, 29 Mart – 4 Nisan 2007.

    Metin içindeki kodların tahmini karşılıkları
    Ocak – TSK
    Sağduyu – Millet, kamuoyu
    Yetim – Genelkurmay Başkanı
    Gemi Aslanı – Başbakan
    Tayfa – Milletvekilleri
    Yörük – Cumhurbaşkanı
    En Büyükler – Kuvvet komutanları
    (+) ve (-)ler – Darbeci ya da karşı çıkan üst düzey subaylar
    Kaplan – Kara Kuvvetleri Komutanı
    Leopar – Jandarma Genel Komutanı
    Penguen – Deniz Kuvvetleri Komutanı
    Şahin – Hava Kuvvetleri Komutanı
    Çadır – Yüksek Askeri Şura
    Salon – TBMM
    Kasa – Bütçe, Maliye
    Kahve – Borsa
    Ayna – Polis
    Gözlük – MİT
    Sırtlan – ABD
    Çiyan – AB
    Karanlık – Doğan Medya
    Sarı Öküz – Devlet
    Abide – Yaşar Büyükanıt

  20. REALİST diyor ki:

    Ve evet
    darbe günlükleri .
    bunları da okumamışsınızdır
    buyrun;

    DARBE GÜNLÜKLERİ

    4 Eylül 2003

    Günümüz ziyaret ve brifingle geçti. Önemli ziyaretçim Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman’dı. Denk ve kafadar. Kendisini 1993 yılından beri tanıyorum. Ülkenin durumu ve ne yapabileceğimiz konusunda konuştuk. Düşünce farklılığımız yok. Hayret ettiğim, bu adamın komuta kademesinde sanki bölücü olarak tanıtılmasıydı. Gayet uzlaşıcı ve mantıklı düşünen ve medeni bir insan.
    14:30′da Genelkurmay Başkanı tarafından Hava Kuvvetleri K. Ve MGK Genel Sekreteri ile beraber Cumhurbaşkanı’na takdim edildik. Cumhurbaşkanı, bizlere çok güvenen, bizlerden destek bekleyen bir insan. AKP’nin yaptığı eylemlere karşı bizden destek arıyor. Biz bu desteği ona vermek mecburiyetindeyiz. Aksi halde devletin üst kısmında bölünme görüntüsü, bu adamlara teşvik olabilir.

    5. Eylül 2003
    Jandarma Genel Komutanı ziyaretime geldi ve malum meseleden konuştuk.

    12 Eylül 2003
    Sabahleyin Genelkurmay Başkanı bana hayırlı olsun ziyaretine geldi. Kendisiyle açık olarak sohbet ettik. İlhami Paşa’nın olayı ile beraber MGK, Tersane, 28 Şubat gibi olayların da aynı zamanda yayına geçirildiği ve bunun bir yıpratma kampanyası olduğunu kendisine anlattım ve “28 Şubat için bir işlem yapacak mısınız” diye sordum. (Nokta’nın notu: Metinde kısaca “28 Şubat” diye söz edilen şey, Vatan gazetesinde 9 Eylül 2003′te başlayan 28 Şubat konulu yazı dizisi… Dizide, Çevik Bir’in, harekete geçmeyi savsakladığını düşündüğü zamanın Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın yakasına yapışıp hesap sorduğu anlatılıyordu.) “Hiçbir şey düşünmüyorum, bizimle değil yani kurumla bir ilişkisi yok ama şahıslar ile ilgisi doğru. Esasında birçok çirkin olay da oldu. Ben şahidim. YAŞ toplantısında Çevik Bir Genelkurmay Başkanı’nın üzerine yürüdü ve bazı kişiler salondan çıkmaya davet etti” dedi. “Yine de kurumumuzu zayıflatan bir yayın tarzı, bence bir açıklamaya değer” dedim.

    22 Eylül 2003

    (…) 14:00′te Genkur (Genelkurmay -Nokta) karargahına gittim. (…) Bu takdimin bitiminden sonra 1 Ekim meclis açılışına eğer TBMM Başkanı kapıda bizleri türbanlı ve eşli olarak karşılarsa gitmeme kararı aldık. Sonra bizler (komutanlar Jandarma Genel Komutanlığı’na geçip çok özel olarak konuştuk. Şu kararı aldık:
    * AKP hükümetini vazgeçirmek için neler yapılması konusunda yapılan hazırlıklar bu hafta Genelkurmay Başkanı’na takdim edilecek.
    * İncelemesi için kendisine fırsat verilecek ve sonra onun niyetleri ve görüşü sorulacak.
    * Eğer bizle aynı fikirde veya yakın ise yolumuza devam edeceğiz.
    * Eğer bir işlem yapılmasını kabul etmezse kendisine “Ya sen çekil yahut da biz çekiliyoruz” diyeceğiz.
    Kısaca planımız bu. Bu konuyu ve planı tartıştık. Kara Kuvvetleri Komutanı ikide bir ne kadar rahatsız olduğunu belirtip, bir şeyler yapılmalı diyor. Kendisinin YÖK konusunda attığı adımları bayağı benimsemiş. Belki de hükümetin attığı bazı adımların reaksiyon göreceğini belirtmek bakımından iyi oldu ama, imam yine de bildiğini okuyacağı için yetki olmadığı sürece veya hükümet korkutulmadıkça yapılacak hiçbir eylem hükümeti kararından vazgeçirmeyecektir. Neyse bu arada Fırtına (Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına-Nokta) ayağa kalktı ve haydi hep beraber el sıkışalım dedi ve dördümüz ellerimizi üst üste koyup el sıkıştık! Bana çok komik geldi.
    Ortalıkta sezdiğim kadarı ile JANGENK (Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur-Nokta) kışkırtıcı rol oynuyor. İllaki bir şeyler yapılmalıdır, diyor. Geçen yıl neler olduğunu biz bilmiyoruz. Ne olduğunu sordum, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman cevap vermedi ama hep geçen yıl biz bunu gördük, bu adam korkak bir şey yapamaz. Hükümet ile aynı düşüncede, farklı bir düşüncesi olmaz deyip duruyorlar. Bu sıralarda milletin ihtiyacı olan bir şey de bizim aramızda doğacak bir gerginlik olabilir mi? Çok dikkatli davranmalıyız, hele aramızdaki kopukluk olması yerine Genkur’u da kazanarak ne yapacaksak yapmalıyız. Bana bugün buraya gelişimiz bile bir tezgah gibi geldi.

    26 Eylül 2003

    Sabahtan öğleye kadar özel çalışmayı yaptım. Güzel hazırlanmış. Bazı eksik noktalar vardı, onları not ettim ve öğle yemeği için Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittim. Özel çalışma üzerinde konuştuk. Hepimiz aynı fikirdeyiz. Bu çalışma tüm ordu komutanları ve bizlerin fikirlerini yansıtıyor. Bu çalışma Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından Genkur. Bşk’a verilecek ve onun reaksiyonu beklenecek. Çalışma biraz muhtırayı andırıyor ama Kara Kuvvetleri Komutanı’na onu yumuşatarak vermesini söyledik. Eğer Genkur. Bşk. Onaylamazsa problem o zaman başlayacak. Ya o gider ya da biz gideriz. Ama ülkenin gidişi çok kötü ve birilerinin buna dur demesi lazım. Aksi halde kısa sürede İran’a döneceğiz.

    Genelkurmay Başkanı adamların şeriatçı olduğuna inanmıyormuş

    30 Eylül 203

    Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradım, özel çalışmayı sahibine vermişti. Dört noktada itiraz olmuştu. Adamların şeriat devletini kurmak istediğine inanıyormuş… Diğer gerekçeleri de önemli ama en nemlisi budur. Yani esastan aramızda fark var. Tedbirler ile genelde hemfikir olmuş. Ben de Kara Kuvvetleri Komutanı’na “bu çalışmayı kendisine vermek dahi önemliydi. Bence iyi yaptınız. Hemfikir olmak veya olmamak onun bileceği şey. Eğer böyle devam ederse istifam çantadadır ve hemen verir ve giderim. Dünya umurumda değil” dedim.
    (…)
    14:00-17:00 arasında kesintisiz konuklar geldi. Birinci konuğum (e) Or. Edip Başer’di. Kendisi ile son durum nedir ve neler yapılabilir konusunda sohbet ettik. Onun görüşü de benimki gibi adamlar ile dialog kurulması gerektiği şeklinde. Dialog kurulmazsa husumet doğacak ve inandıklarımızı onlara inandıramayacağımız gibi. Fark kemikleşecek ve hiçbir zaman kaybolmayacak.

    7 Ekim 3003

    Akşam İHL’ler ile ilgili yasa tasarısının meclise sevk edileceğine dair bir duyum geldi. (Genelkurmay Başkanı ve komutanlar bir yurt gezisindedir-Nokta). Haber her zamanki gibi JANGENK’e gelmişti. Bu, hükümetin ne kadar kararlı olarak Cumhuriyet ve Laikliğe karşı hareket ettiğini göstermekteydi. İşin tuhafı yapabileceğimiz eylem ve alabileceğimiz tedbirler çok azdı. Yemekte konuyu Genelkurmay Başkanı’na açmaya karar verdik.
    (…)
    Bu arada İmam hatipler ile ilgili tasarının Meclis’e komisyona geldiğine dair haber geldi. Yemekte Genelkurmay Başkanı’nın bir yanında ben diğer yanında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman oturuyordu. Hemen konuyu İHL ile ilgili yasaya getirdim. Bunun kabul edilemez bir teşebbüs olduğunu kendisine söyledim. Hatta ileride bu bizim harp okullarına İHL mezunu öğrenci kabul etmemize bile neden olabilir dedim. Bana “Beni çiğnemeden, benim üzerimden geçmeden bunu çıkaramazlar, ama sizler de konuyu abartıyorsunuz. İtiraz etmek iyi ama bir öneri hazırlamamız ve diğer meslek okullarının üniversiteye girişleri için önlerini tıkamamız lazım” dedi. Sonra bana kendisinin kafasındaki çözümü anlattı. “İHL’ler normal liseye ek olarak din dersleri okuyor. Bu nedenle onların üniversiteye girmesi normal ama bu kadar İHL’ye gerek yok onun için gerektiği kadarını bırakıp geri kalanlarını normal liseye dönüştürelim” dedi. Ben de kulaklarıma inanamayarak onu dinledim. Dini düşünceler ile yetiştirilmiş, bir olayı sebep sonuç ilişkisi yerine yüce yaratanın neden olması ile açıklayan bir kafa yapısının nasıl bir bilimsel öğrenim göreceğini anlamak zor. Daha doğrusu üniversitenin yobazlaşması anlamına gelecek olan bu adımı açıklamak mümkün değil. Diğer yandan da Aytaç Paşa da aynı şekilde onu sıkıştırmaya devam etti. Akşam oldukça tedirgin oldu ve suratı asıldı. Yemek bittikten sonra ayrıldık ve yattık.

    Hepimiz şüpheleniyoruz: Genelkurmay Başkanı dinci mi?

    8 Ekim 2003
    Sabah Ufuk beni erkenden kaldırdı. (Komutanların gezisi devam ediyor-Nokta). Kara Kuvvetleri Komutanı bizlerle 07:35′te görüşmek istiyormuş. Toplandık. Konu İHL yasa tasarısı. Dün akşam komutan ile yaptığı görüşmeden çok rahatsız olmuş. Komutan ona aldırmaz bir tavır ile cevap vermiş. Ben de kendisine bana söylediklerini anlattım. Şaşırdı kaldı. Karargahlarımıza bu konuda ayrı ayrı çalışma yaptırmaya karar verdik. Sonunda Cuma günü bu çalışmaları birleştirip seçenekli bir öneri ile Genelkurmay’a göndermeye karar verdik. Mühim olan bundan sonrası ne olacak. Genelkurmay Başkanı yazdıklarımızı kabul ederse sorun yok. Etmezse ne yapacağız. Kahvaltıya oturduk. Komutan yorgun gözüküyordu. Sebebini sorduk. “Dün gece uyuyamadığını ve İHL yasasından tedirgin olduğunu” söyledi. Bu sözler dün gece onun huzurunu kaçırdığımızı gösteriyordu. Bilhassa kahvaltı sırasında Hurşit paşa “Gazetelerde İHL ile ilgili haberleri gördünüz mü” diyerek bilerek ve planlı bir şekilde konuyu açtı ve Genelkurmay Başkanı’nı konuşturmaya başladı. Her taraftan sıkıştırmaya başladık.
    Kahvaltıdan sonra hemen karargahı aradım ve talimat verdim. Diğer taraftan da Kocaeli Üniv. Rektörünü aradım ve ona da rektörler olarak bu işi hemen ve sert bir şekilde protesto etmelerini, arkalarında olduğumuzu söyledim. Sonra önce Hava Eğitim K. Korg. Nuri Solakoğlu’nu, sonra Landsoutheast Org. Orhan Yöney ve Güney Deniz Saha K. Kora. Lütfü Sancar’ı ziyaret ettik. Tüm gittiğimiz komutanlar bölgelerindeki irtica durumu ile ilgili bilgi verdiler. Aramızdaki durum şöyle: Hiç birimiz Genkur’un cesur bir kişi olduğunu zannetmiyor. AKP hükümetine karşı zaman kazanmak için bizi oyaladığını zannediyoruz. Geçen yıl biz yoktuk ama olanların anlattığına göre hükümetin attığı her anayasa karşıtı harekete yumuşatıcı bir bahane bulmuş. Geldiğimden beri benim gözlemim de aynı. Hükümet ile adeta gizli bir anlaşması varmış gibi davranıyor. Halk nazarında zemin kaybettiğimiz ve gözden düştüğümüz, halkın güvenini kaybettiğimiz kesin olmakla beraber gerekli davranışı sergilemiyor ve hala hükümet ile iyi geçinmeye gayret ediyor. Belki de hafif anlamda yaptığı çıkışlar da danışıklı dövüş. Sanki bizi askıda tutmak ve yumuşatmak gibi bir misyonu var.
    Kara Kuvvetleri K. Sonunda işin başına kalacağını biliyor. Bu nedenle çok dikkatli ve her olayı takip ediyor. Yaptığı her hareketin duyulmasını ve anayasal kurumların yalnız olmadığı intibaını vermek istiyor. Çok dürüst ve güvenilir insan. JANGKK tam bir şahin. Genkur. hakkında bir kanaate sahip olmuş ve o kanaat kendisinde bir saplantı haline gelmiş. Genkur. ne yaparsa yapsın şüphe ile karşılıyor. Ona göre Genkur. bizi oyalıyor. Kendine göre hesapları da olabilir. Havacı bence hala ortalığı tartıyor. Ama güvenilir biri. Hepimiz aynı şekilde birbirimize güvenerek hareket ediyoruz. Herkesin anlamadığı veya şüphelendiği birkaç konu şunlar.
    * Hükümetin adamı mı?
    * Dinci mi?
    * Bizi oyalıyor mu?
    (…)
    Erzurum’a giderken uçakta Kara Kuvvetleri Komutanı’na “eğer komutan bizimle aynı fikirde olmazsa onu da aramıza alarak beşimiz birden istifa edelim. Etmek istemezse zorlarız” dedim. Bu fikir onun çok hoşuna gitti. Ayrıca “Umarım iş bu noktaya gelmez. Daha önce atacağımız adımlar da var. Genkur’da brifing vererek durumu basına açıklamak, Genkur. Bşk. Tarafından hükümete mektupla uyarıda bulunmak gibi yapacaklarımız var” dedim. Erzurum’da da aynı konuşmalar cereyan etti.
    Uçakla Diyarbakır’a giderken Kara Kuvvetleri Komutanı ile artık çok yakınlaşmıştık. Bana, “Bu sene geçen sene gibi olmayacak demiştim ve nitekim de öyle oluyor. Havacı (bir önceki Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk-Nokta) ve Denizci (bir önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya-Nokta) geçen yıl gidip Hilmi Paşa’ya biz seni destekliyoruz dediler. Bir kere dahi oturup bu konuları aramızda konuşmadık. Bu sene rahat rahat aramızda konuşuyoruz ve en güzeli artık gülüyoruz. Şu gezinin böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Hiç yorgunluk hissetmiyorum ve artık çok mutluyum” dedi.
    Kara Kuvvetleri Komutanı ilave olarak “Ben geçen yıl da yıl başında bu yılki özel çalışmaya benzer bir mektup yazıp verdim. Çok tedirgin oldu ve bir müddet bana karşı tavır takındı” dedi. Diyarbakır’a indik. Ankara ile konuştum ve hazırlıkların istediğimiz gibi gittiğini öğrendim. Bu arada rektörlerden de ilk tepki geldi.

    13 Ekim 2003
    Önemli bir konuda da İHL ile ilgili olarak yapılan sert açıklamaydı. “Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, imam hatip mezunlarına üniversiteye giriş kolaylığı sağlayan tasarının Anayasa’ya uygunluğu konusunda “ciddi endişeleri bulunduğunu” söyledi. Başbuğ, ihtiyacın çok üzerinde olan imam hatip liselerinin (İHL) sayısının daha da artırılmak istenmesini de anlayamadıklarını belirterek “Mezunların ne olduğunu takdirinize sunarız” dedi.
    (…)
    Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradım o da beni arayacakmış. Çok memnundu. Zorlayarak da olsa Genkur’a istediğimiz açıklamayı yaptırmıştık. Genelkurmay Başkanı’nın dinci bir görüşü desteklediğine karar verdik”

    25 Ekim 2004

    16.30 da öne Hava Kuvvetleri K. ve sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı’na gittim. İbrahim bana çok dertliydi. Arkadaşım seninle paylaşmak istediğim bazı şeyler var dedi. Bir gün önce gazetelerde Kayseri Orduevi’nde türbanlı olarak içeri alınan bazı kişilerin ve valinin resimleri vardı. Bunun için Genelkurmay Başkanı’nı görmeye gitmiş. “Bu çok ciddi bir konu, ben garnizon komutanı olan tümgenerali Ankara’ya tayin etmeyi düşünüyorum” demiş. Esasında olay tam anlamıyla valinin bir tezgahı. Türbanlıları bir anda içeri sokup sonra da resimlerini çektirmiş ve gazetelere dağıtmış. Sonradan türbanlılar çıkartılmışsa da bir işe yaramamış. Genelkurmay Başkanı bu konuda “Ama bu çok ciddi bir iş, bir kısım halk buna karşı tepki gösterebilir. Onun için bunu yapamayız. Sonra generale yazık olur” demiş. Fırtına devamla “Generale bir şey olmayacak sadece buraya tayin edeceğiz” demesine rağmen kabul etmemiş ve “O zaman senin de istifa etmen gerekir” demiş. Fırtına da “Hemen şimdi istifa ediyorum ve bu konuşmamızı da derhal bir basın toplantısı yaparak açıklıyorum” demiş. Genelkurmay Başkanı olay ciddiye binince mayna ederek kıvırmaya başlamış ama bizim Fırtına bir kere çileden çıkmış ve bu tehdit onun çok ağrına gitmiş. Kendisini teselli ettim ve her türlü desteğimin ondan yana olduğunu söyledim.
    Beraberce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittik. JANGENK da geldi. Daha biz yeni içeri girmiştik ki Genelkurmay Başkanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradı ve ABD’nin isteği üzerine hükümetin Irak’a asker göndermekten vazgeçtiğini ve bu mevzuda biraz sonra General Jones’un kendisini arayacağını ve kendisine ne söylemek gerektiğini sormuş. Az sonra da beni aradığına dair haber geldi. Ben de kendisini aradım. Bizim hep beraber olduğumuzun haberini almış. Sesi çok bozuktu. Herhalde bizim ondan habersiz toplanmamız onu çok rahatsız etmişti. Bana da aynı soruyu sordu. Hepimiz hemen birkaç konu tesbit ettik ve Aytaç Paşa’ya verdik. O da bunları hemen kendisine bildirdi. Sonra kendi aramızda konuşmaya başladık. Bu toplantıyı ben talep etmiştim. Önemli bazı konular konuştuk. İbrahim istifa olayını açıklayınca kızılca kıyamet koptu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman çok bozuldu ve kendisine ait benzeri bir olayı anlattı. Ekim ayı başında Harp Okulları açılışı için yapılacak konuşmada hepimiz mesajlar vermeye karar vermiştik. Genelkurmay Başkanı açılıştan bir gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı’nın konuşma metnini istemiş, o da ben size bu metni veremem demiş. GM (Genelkurmay Bşk. Nokta) peki ben kuvvet komutanlarının metinlerini kontrol edemeyecek miyim demiş. O da hayır edemezsiniz, diye cevap vermiş. Bunun üzerine hepimiz artık bu Genelkurmay Başkanı ile işlerin yürüyemeyeceğine, kendisinin başka menfaatler peşinde olduğuna, korkak ve hükümet yanlısı olduğuna, dıştan cumhuriyetçi gözükmekle beraber içeriden dinci bir görüşü desteklediğine karar verdik. Bunun üzerine ben de şunları söyledim:
    - AB’nin ilerleme raporu bizim için büyük bir şans oldu. Bana kalırsa AB intihar etti. Artık bundan böyle bizi almak istediklerine zor ikna edeceklerdi. Bizim bundan sonra yapmamız gereken AB’nin bizi istemediğine dair olan konunun üzerine giderek her tarafta bunu yaygınlaştırmamız. Böylelikle hükümetin eline geçmiş olan AB kozunu elinden alarak onları iç siyasete döndürerek bizden korkar hale getirmemiz lazım. Bunu yaparken de daima sert açıklamalardan kaçınmamalı ve onlara gerekirse her şeyi yapabileceğimiz intibaını vermeliyiz, dedim. Tabii bu arada en önemli konu Kıbrıs ve mahalli seçimler. Kıbrıs’ı istediğimiz şekilde çözümsüz olarak bırakmalıyız ve bu arada Kıbrıs muhalefetinin seçimi kazanmasını da önlemeliyiz. Böylece AB’ye ikinci bir darbe vurabileceğiz. Mahalli seçimler için muhakkak bir alternatif cephe yaratılmasına çalışmalı ve bu adamların Ankara ve İstanbul’u da kazanmalarını önlemeliyiz, dedim. Ne yapacaksak bir an önce yapmamız lazım geldiğine inanıyoruz. Önümüzde daha vakit olduğu için bugün konuştuklarımızı dönüşte yazılı olarak Kara Kuvvetleri Komutanı’na vereceğiz ve kendimize artık bir çalışma programı yapacağız.

    15 Kasım 2003
    Sabahleyin “Allied Action” NATO tatbikatını izlemek üzere Ayazağa’ya gittim. Akşamki yorgunluğuma rağmen sabahleyin dinç bir vaziyette kalkabildim. HOSİM’de diğer komutanlar ile buluştuk. Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, JANGENKK oradaydılar. Beni neşe ile karşıladılar. Kara Kuvvetleri Komutanı “sana anlatacaklarım var, bugün bana biraz zaman ayır” dedi (…) Tatbikatın bitiminden sonra Kara Kuvvetleri Komutanı ile Harbiye Orduevi’ne gittik. Kara Kuvvetleri Komutanı anlatmaya başladı:
    - Pazartesi günü alışılmış şekilde kendisine haftalık bilgi vermek üzere aradım. Sesi biraz tuhaftı ve buruktu. Ben anlamamazlıktan gelerek kendisine anlatmaya başladım. Bitirince o bu sefer konuşmaya başladı.
    - Cuma akşamı sizleri aradığımda hepinizi benden habersiz olarak senin orada toplanmış bir durumda buldum. Benden habersiz toplanmanıza da üzüldüm.
    - Bizler muhtelif zamanlarda çay içmek sohbet etmek için toplanıyoruz. Bu ilk değil. Bugüne kadar kaç kere toplandık. Bu sefer de istek Özden’den geldi ve son gelişmeleri, Kıbrıs, AB gelişme raporunu hep beraber değerlendirelim istedi. Biz de bunun üstüne toplandık. Bunda ben bir yanlış taraf görmüyorum. Eğer size karşı bir hareket içinde olduğumuzu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zira böyle bir iş herhalde resmi dairelerde olmaz. Onun için de endişenizi anlamadım.
    - Yine de bana haber verseydiniz ben de gelirdim veya niye bu konuları benimle paylaşmıyorsunuz. Bunları söylerken sesini yükseltmeye başladı. Benim huyumu çok iyi bildiği için ben de sesimi yükseltmeye başladım ve.
    - O zaman size söyleyeceklerim var. 312 kişi “Onbaşı bile olamayacakları general yapıyorlar” diye bir gazetede haber yayınlandığında mahkemeye veriyor ve siz buna katılmıyorsunuz. Herkes bize acaba Genelkurmay Başkanı AKP partisinden mi yoksa, TSK’den değil mi diye soruyor. Cevap vermekte güçlük çekiyoruz. Neden bizimle beraber siz de mahkemeye vermediniz.
    - Genelkurmay Başkanı’nın o kadar bir gizemi olsun. Ben sizlerin de yani kuvvet komutanlarının da vermesini tasvip etmedim. Bir gazetede küçücük bir köşede yer alan bir haber şimdi büyüdü, tasvip eden var etmeyen var.
    - Bunu nasıl söylersiniz. Zaten halk üzerinde itibarımız gittikçe zayıflıyor. Siz kalkmış neler söylüyorsunuz. Bu yakıştırmayı TSK’da kim kabullenebilir ki. Sizin bizimle olmamanız bizleri çok üzdü. Diğer bir konu siz “sizlerle konuşmak istiyorum, benimle toplanın” diyorsunuz ama bugüne kadar hiçbir şeyi bizle paylaşmadınız. Biz yayınladığınız bildirileri gazetelerden öğrendik. Bizdeki intibanız siz bizle bu konuları paylaşmak istemiyorsunuz, şeklindedir. Size söylemek istemezdim ama geçen yıl size en fazla desteği kim verdi. Şöyle bir düşünün.
    - Tabii ki sen verdin ve sana çok müteşekkirim.
    - O halde nasıl olur da böyle birşeyi bizim hakkımızda düşünebilirsiniz.
    Son sözleri söylememin gayesi geçen yıl eğer ben ona karşı Çetin Doğan ile birlikte olsaydım onu paramparça edeceklerdi.
    Ama ben öyle yapmadım. Konuşmamız bundan sonra tatsız bir şekilde sona erdi. 11 Kasım günü kendisi yurt dışına gitti. Ben de İlker’e gittim (II Başkan). Yaptığımız özel çalışmanın ne olduğunu sordum Bana:
    - Biz de bir grup kurduk. Komutan sizinkileri okudu. Grup bizim ve sizin önerilerinizi birleştirerek bir öneri hazırlayacak ve bunu sizlere göndereceğiz. Sonra bu konuyu Askeri Şura’ya getirerek tartışıp herkesin fikrini alacağız. Bilahare de sonucu Cumhurbaşkanı’na götüreceğiz, sonra da Başbakan’ı buraya davet ederek kendisi ile bu konuyu görüşeceğiz. Bizim planımız bu şekilde. Yani sonuçta bir nevi “Muhtıra” olacak.
    - İlker sana ayrılırken söyledim. Şahsi menfaatlerin sakın ülke menfaatlerinin önüne geçmesin. Tekrar aynı şeyi söylüyorum. Yapmazsın ama yine de unutma.
    Böylece Genelkurmay’ın planı ilk defa belli oluyordu. Bu plan üzerinde Kara Kuvvetleri Komutanı ile tartıştık. Zira bazı konuların açığa çıkması gerekiyordu. Onlar bize çalışma sonuçlarını verince bizim bu konu üzerinde çalışmamız ve konunun hafifletilmesini önlememiz gerekiyordu. Diğer bir konu Şura’daki bu öneriler tartışılırken Başbakan olmamalıydı. Zira bu şekle gidilirse olay normal bir Şura tartışmasına dönecek, kendisi hiç konuşmayacak buna mukabil bizleri konuşturarak aynen Çetin Doğan’ın durumuna düşecektik. Buna engel olunmalıydı. Her kafadan bir ses çıkmasını önlemek için de Şura öncesi bir toplantı yapılarak herkes ayın hizaya getirilmeliydi. Önceden nabız yoklandığı için hiçbir çatlak ses çıkacağını zannetmiyorduk. Hatta Kara Kuvvetleri Komutanı, Yaşar (Büyükanıt, o sırada 1. Ordu Komutanı-Nokta) ile de görüşmüş. Ben de bu konuyu çok merak ediyordum. Zira Yaşar ileride G (Genelkurmay Başkanı-Nokta) olabilecekti.
    Ama o da kendinden beklendiği şekilde “Önümüzde iki seçenek var. Ya bu iktidara hiç sesimizi çıkarmayacağız. Ya da sopa zoru ile istediğimizi yaptıracağız” demiş. Kendisinden ben de bunu beklerdim. Ama gene de onun durumunu takdir edip mümkün olduğu kadar kendisini korumamız lazım. İlker için de aynı şeyi konuştuk. Her ikimiz de İlker’in zafiyetinin olduğunu ve şimdiden ikbal heyecanına düştüğü şeklinde oldu. Çok pasif davranıyor ve durumu idare etmeye çalışıyordu. Bence de Genelkurmay Başkanı Ağustos 2004′e kadar durumu idare edip Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGENKK’un gitmesini bekleyecek ve ondan sonra da üzerimizde tam bir hakimiyet kurmaya çalışacaktı. Diğer üzerinde konuştuğumuz bir konu da eğer Başbakan kendisine söyleyeceklerimizi hiç nazarı itibara almazsa ne olacaktı. O zaman daha Şura toplantısında bu iç işin de kararı alınmalıydı. Zira bundan sonraki Şura toplantısı Ağustos 2004 ayındaydı. Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanı bana
    - Şener’in (Eruygur-Nokta) bazı sivri fikirleri var. O bizden biraz farklı bu konulara yaklaşıyor. Ama onun fikirlerini benimsemek şimdilik mümkün değil. Çok dikkatli olmalıyız, gereksiz yere tırmandıracak hareketlerden kaçınmalı ama az derecede de reaksiyon göstermemeliyiz.
    - Katılıyorum. Ben Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un fikirlerinin ne olduğunun başından beri farkındayım. Amacımız mümkün olduğu kadar beraberce hareket etmek. Bu nedenle ne yapıp edip Genelkurmay Başkanı’nı kendi yanımıza çekmeliyiz.
    Hatta bence bu hafta topluca ona gidelim ve açıklamada bulunalım. Yaptığımız her şeyin ona destek vermek için olduğunu ama kendisi bizimle beraber olmak istemezse bizim buna devam edeceğimizi ve bu olaylar aleyhimize işlemeye devam eder ve o bizden ayrılırsa o zaman da “Biz TSK’nın imajını koruyamadık o nedenle hep beraber siz de dahil istifa ediyoruz” diyerek ayrılırız.
    - Bu işleri bu yıl sizler ile konuşmak çok iyi, geçen yıl ben çok yalnızdım. Bülent (bir önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya-Nokta) kendisine gidip ben sizi destekliyorum onlar ile beraber değilim ve siz doğru yapıyorsunuz deyince biz Şener ile yalnız kaldık. Onlar Havacıyı (bir önceki Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk-Nokta) da yanlarına alarak bir grup oldular. Buna rağmen Çetin’e karşı ona elimden gelen desteği verdim. Ama Bülent bize bir yıl kaybettirdi. Onu biz terfi ettirdik ama ben o adamın böyle bir tip olduğunu tahmin etmiyordum.
    - Tabii biliyorsunuz o bunları niye yaptı. Sadece üçüncü yıla uzamak istiyordu. Bunun için de Genelkurmay Başkanı’nın onayına ihtiyacı vardı. Bu yüzden ona yaranmak için ülke menfaatlerini ayakları altına aldı. Biz dışardan geçen yıl olayları böyle görüyorduk.
    - Ben bunu altı ay önce fark ettim ve Genelkurmay Başkanı’na giderek ağırlığımı koydum. Bülent’i uzatmak gibi bir niyetiniz olduğunu seziyorum, böyle yaparsanız çok yanlış yaparsınız, üstelik ben bunu tasvip etmiyorum dedim. Ağırlığımı koyunca bana rağmen bunu yapamadı. Bu sene de ben artık gideceğim ama onun kendi adamlarını terfi ettirip istediği yerlere getirmesine engel olacağım.
    - Bizden her türlü destek. Beraber listeleri yapalım. Biz Fırtana da dahil her türlü desteği verdik bile dedim.
    - Genelkurmay Başkanı’nın esasında başka amaçları var. Kendini TSK’ne yenilikler getirmek ve çağ açmak misyonuyla yükümlü sayıyor.
    - Benim kanaatim de aynı. Kendisinin uygulamalarından anladığım kadarı ile TSK’ni MSB’ye bağlayacak ve kuvvet komutanlarını da kendisine danışman gibi yardımcı olarak alacak. Küçülecek ve tüm kuvvetlere emir veren bir komutan haline gelmek istiyor. Bir çok şeyi birleştirmesi, bunun bazı ipuçları gibi geliyor. Kafasında Müştereklik adı altında yatan bu fikirler olduğunu zannediyorum dedim.
    - Bana rağmen KK’ni küçültemez. Ama senin haklı olduğun değerlendirmeler var. Daha karargaha gelir gelmez adli müşavire Genelkurmay’ın MSB’na bağlanmasının hukuki ve fiili sonuçları ne olabilir diye bir inceleme yaptırdı.

    19 Kasım 2003
    Öğleden sonra 14:00′da Genelkurmay Başkanı başkanlığında toplanarak MGK’da konuşulacak konuları gözden geçirdik. Genelkurmay Başkanı kendine bazı konuşmalar hazırlamış. Bizi dinlemedi bile, söylediklerimizi de kaale bile almadı. Bilhassa KKK ne derse hep ters yanıt verdi. Anlaşılmaz bir tutum içersinde. Konuşmalarında hep hükümeti savunuyor ve sizin doğru dediğiniz her konunun tersini ileri sürüyor. Eğer bir sivri konu olursa ve savunamayacak durumda ise “Bunu sen söyle” diyor. Buradan çıktıktan sonra JANGENKK bizi davet etti ve onun odasına gittik. İbrahim yurt dışında olduğu için toplantıda yoktu. Durumu değerlendirdik. Aynı mevzuları tekrar konuştuk ve MGK’da hiç konuşmama kararı aldık. Bu arada JANGENKK bize yine bir sürü irtica ile ilgili resim ve takip neticesi yapılan tesbitler ihtiva eden yazılar dağıttı. Eylül başından beri biriken miktar inanılmaz hacimde. Hala irtica yaygın değildir diyebilmek için insanın aklında başka fikirler olması lazım.

    “Bizi takip ettirdiğini de zannediyoruz”

    22 Kasım 2003
    KKK’lığında toplandık. Ne yapacağımızın programını yaptık. 1 Aralık günü bizlere yani kuvvet komutanlarına bir takdim yapılacak. Bu tadimi müteakip 3 Kasım günü Şura üyelerine bir takdim yapılacak ve sonra konu Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na iletilecek. Şura toplantısında amacımız Ağustos 2004 ayına kadar olacak sürede bu hükümet bildiğini okumaya devam ederse komuta heyetinin, halkın da duyacağı bir muhtıra vermesi şeklinde bir yetki almak. Akşam Kara Kuvvetleri Komutanı’nın verdiği akşam yemeğine katıldık. Öğlen yaptığımız toplantıda artık hepimiz bu işin bu Genelkurmay Başkanı ile gitmeyeceğini, bu adamın kendi menfaatlerini ülke yararı önünde tuttuğunu, korkak ve hükümete yaranma peşinde olduğuna dair fikir birliğine vardık. Bizi takip ettirdiğini de zannediyoruz.

    1 Aralık 2003
    Bugün öğleden sonra Genelkurmay Başkanı bize verdiğimiz özel çalışmaya cevap olarak bir takdim yapacaklardı. Öğleden sonra Genkur’a gittik ve takdimi dinledik. Takdim benim tahminimden daha detaylı hazırlanmıştı. Önemli konular vardı. Biz komutanlar olarak taviz vermez bir tutum içerisine girecektik.
    Takdimi durdurarak sorular ile açtık. Aklımızda hep uyutuluyor muyduk endişesi vardı. II. Başkan (Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ-Nokta) güvenilecek bir general değildi. Kendi yararını ülke yararı üzerinde tutuyordu. Ve bize kesin cevaplar vermiyordu.
    Genelkurmay Başkanı dahil hepimiz bu hükümetin esas amacının dini bir devlet esası getirmek olduğunda hemfikir olmuş ve bugüne kadar olan eylemlerinin anayasaya aykırı ve hatta onu değiştirmek üzere planlandığını ama görünürde demokrasinin verdiği özgürlüklerden faydalandığını tesbit ettik. (…) Bir ara laiklik tanımı üzerinde tartıştık. AKP ile bizim laiklik anlayışımızda fark vardı. Ve bütün uyutmaca da buradan kaynaklanıyordu. Son olarak hepimize söz verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı “Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor. Bir an önce bir sıkıyönetim içerisine girmeli” dedi. Bana söz verdiğinde “Mademki hepimiz bu hükümetin anayasaya aykırı hareket ettiğine eminiz, o halde 35. madde gereğince anayasayı da korumak bizim görevimizdir. Eğer bir eylem planı yapılacaksa bu planın ne maksatla yapıldığının bilinmesi lazım. Bu nedenle burada bir karar vermemiz gerekiyor” dedim. Genelkurmay Başkanı bana dönerek “her ikiniz de açıkça konuşmadınız ama söylemek istediğiniz şey olamaz ve bize çok zemin kaybettirir. Yapacağımız başka şeyler var” dedi. Ben de “Doğru söylüyorsunuz o telaffuz etmek istediğimiz şeyden başka da şeyler olabilir. Mesela bu hükümete bir alternatif yaratmak gibi. Ama onun bile kararının verilmesi gerekir ki eylem planı ona göre hazırlansın.”
    Bu önerimi kabul etmedi. O zaman boşuna akıntıya kürek çektiğimizi anladım. Niyetleri galiba bize bir şeyler yapıyor gözüküyor bizleri oyalamaktı. Benden sonra Org. Şener ve Fırtına konuştular ve aynı ifadeleri kullandılar. Kararlılık göstermiştik. Genelkurmay Başkanı’nın rahatsız olduğunu yüzünden okuyorduk. Bize yapılan takdimin sadece durum tesbitini Cumhurbaşkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a takdim edeceklerini açıkladılar. Benim kanaatim yine de bu toplantı yerine mesaj vermişti. Kimse Genelkurmay Başkanı’ndan bir kalkışma talebinde bulunmadı ama herkes için gittiği yere kadar gitmeye kararlı olduğumuzu (o da) gördü. Bundan sonra bizlere yaklaşımlarının daha değişik olacağını tahmin ediyorum.

    Özkök: Muhtıra yok!

    3 Aralık 2003
    Genkur. Başk.lığında YAŞ (Yüksek Askeri Şura) Hazırlık Toplantısı (…) Önce Genelkurmay bize Pazartesi günü yaptıkları takdimin aynısını yaptılar ve Genelkurmay Başkanı sonra en kıdemsizden başlamak üzere tüm katılanlara söz verdi. Söz alanların ifade ettikleri konular sırası ile ve özet olarak aşağıdadır.

    Faruk Cömert:
    AKP yerel seçimleri kazanırsa amacına ulaşabilmek için batıya daha fazla taviz verebilir, dolayısı ile haklarımızı da kaybedebiliriz.

    Yener Karahanoğlu: Pozitif eylem için neredeyiz?
    Acaba geç mi kalıyoruz? İcraatlarının izlenerek sonuçlarına göre karar vereceksek, geç kalabiliriz. Onlar nasıl tam demokrasiyi kullanıyorlarsa biz de onlara tam demokrasi ile mukabele etmeliyiz. Yani azınlık olarak çoğunluğa hükmedemeyeceklerini anlatmalıyız.

    Orhan Yöney:
    AKP’nin iktidar olmasına rağmen muktedir olamadığı halka gösterilmelidir. Bu yönde eylemler yapılmalıdır. Zaman geçtikçe karşımızdaki kitle büyümektedir. Bunlar kadrolaştıkça genişliyorlar. Dolayısı ile zaman lehimize çalışmıyor. Bu nedenle ileride bir eylem yapmaya gidersek, alacağımız tedbirler çok sancılı olabilir. Eylemlerimiz Aralık 2004 dönemine kalmamalıdır. O tarihlerde AB, AKP’nin isteklerini yapacak, bu ise bizim aleyhimize olacaktır. Bu nedenle eskalasyonu hızlandırmalıyız. Halka bazı şeyleri açıkça anlatmalıyız. Yazarlar ve önemli kişiler ile temasa geçerek “Eğer demokrasiyi korumak istiyorsanız biz sizinleyiz” diye mesaj vermemiz lazım. Yargı bitmiştir. Yargıdan medet ummamalıyız. Ama yargıyı eski rayına oturtmak için destek vermeliyiz. Doğal mütefiklerimiz, üniversiteler ve sendikalardır. Bu kurumlar bizlerden işaret beklemektedirler. Halktan uzaklaşmışız, halka daha çok yaklaşmalı ve şeffaf olmalıyız. AKP’nin hassas taraflarından biri de milletvekili dokunulmazlığıdır. Bu konuyu işlememiz gereklidir. Siyasete bulaşmayacak şekilde derneklere üye olalım. Böylelikle kendimizi daha iyi tanıtır ve fikirlerimizi etrafa daha iyi yayabiliriz. Muhalefet partisinin üzerine daha çok gitmeliyiz. Bir gün müdahale etmek zorunda kalırsak siz de hesap vereceksiniz, mesajını onlara verelim. Bizi hafife alıyorlar.

    Şükrü Sarıışık:
    Bizim çok fazla zamanımız kalmadı. Onların icraatlarının demokrasi ile önlenmesi mümkün değil. Alternatif lazım. Kamuoyunun bizden beklentisi var. Çoğunluğun hakkını gaspediyorlar. Erbakan kararı onları rahatlatmıştır. (Bugün Yargıtay Erbakan’ın sahtecilikten verilmiş olan iki buçuk yıla yakın hapis cezasını onadı.)

    Fethi Tuncel:
    Takdimde belirtilen hassas taraflarından hiçbirini istismar edemeyiz. Alternatif olarak karşılarına bir siyasi alternatif çıkaramayız. Basının desteğini alamayız. Eylem planını bir an önce tesbit edecek icraata geçmeliyiz.

    Fevzi Türkeri:
    Devletin bütünlüğü tehlikededir. Bu takdimi seçimden sonra Başbakan’a anlatmanın bir yararı yok. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bölücülük hız kazanmıştır. Ülkemiz süratle bölünmeye gitmektedir. Şimdiden tedbir alınmalıdır. Basın, TÜSİAD, sermaye sahiplerini toplayıp bu iktidarın yaptıklarını anlatalım. Onları tarafımıza çekmeye çalışalım. Eylem planında çok zorluklar ile karşılaşacağız. Toplum iktidarın yaptıklarına pembe gözlükler ile bakmaktadır. Yerel seçimlerden önce Başbakan’a bu işlerin böyle gitmeyeceğini anlatalım.

    II. Başkan:
    Tablo kötü ama umutsuz olmaya gerek yok. Mart ayındaki seçimler önemli. Stratejimizin büyük kısmı yerel seçimlerden öne yapılmalı. Aksi halde işimiz zorlaşacaktır. Eylem planımızın tek zorluğu acaba toplum bu konuyu ne kadar biliyor? En önemli nokta bu. Acaba ne kadar insan bu durumun bu kadar vahim olduğunun farkında? Durum tesbitini kamuoyuna yansıtmalıyız. Halkın desteğini almaksızın bir eylem planı yapmak önemli değil. (Soru: Durum tesbitini kamuoyuna nasıl yansıtacağız.) Çeşitli kişiler ile görüşüyoruz. Ama adamlarımızı iyi seçmeliyiz. 28 Şubat konjonktürü farklıydı. Halk daha hazır değil.

    Oktar Ataman:
    Kötü bir tablo bedbin olmamak lazım. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bölücülük ve irtica iç içe beraberce hareket ediyorlar. Hızla bölünme noktasına gidiyoruz. Bu iktidar güvenliğimize ae anayasamıza bir tehdittir. Bertaraf etmek için her şey yapılmaktadır. Kamuoyunun kazanılması gerekir. Medya patronları önemli. Bu kişiler birebir konuşularak tarafımıza kazanılmalıdırlar. Eylem planını süratle geliştirerek icraata koymalıyız.

    Hurşit Tolon:
    Bu iktidar ne olduğunu ortaya koydu. Ancak takiyyeye başvuruyor. Arkasında ABD, AB var. Bunlar Ortadoğu’yu 1915′te yaptıkları gibi şekillendirmek istiyorlar. Bu hükümetten öncelikli tehdit bölücülük, sonra irticadır. İrtica bunların devlet yapısı içerisindeki kinin ifadesidir. Seçimden önce ikaz etmezsek önümüze aşamayacağımız bir engel çıkacaktır. Halk bize sırtını çevirmez. Bu hükümet ulusal onurumuz ile oynamaktadır. Onur kırıcı bir durumdayız. Üniter yapımıza zarar verilmektedir. Bu iktidarın alternatifi var mı? Şu anda yok gibi görünüyor. Muhalefete bu konu anlatılmalıdır. Dünya kamuoyuna açıklanan konular onurumuzu kırmaktadır. (Pek çok örnek verebiliriz. Bir örnek dil konusunda yaşananlardır.) Uyum paketi altında hazırlananlar sadece bölünmemizi kolaylaştıracaktır.

    Şener Eruygur:
    Söylenecekler söylendi. Sadece bir-iki konu ilave etmek istiyorum. Her şey elden gidiyor. Örneğin Emniyet teşkilatı jandarma ile yarışıyor ve onu kötüleyerek yükselmeye çalışıyor. Ayrıca WEB sayfası açmıştır ve Başbakan’ı destekliyorlar.

    Yaşar Büyükanıt:
    Ortaya konan stratejinin bazı gerekli parametrelerin ilavesi ile gözden geçirilmesi uygundur. Vahim bir tablo. Jeopolitik açıdan ABD ve AB ülkemize Ortadoğu’da yeni bir rol biçmeye çalışmaktadır. Yeni model bir Türkiye yaratmaya çalışmaktadırlar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD’ne gittiğinde Fetullah Gülen ile buluştular. AK ismi bilinerek ve kasıtlı olarak Bediüzzaman’ın yazılarından alınmıştır. ABD, AB ve Türkiye’yi manipüle etmektedir. Direnmenin başladığı yerde ekonomi bir silah olarak kullanılmaktadır. Pozitif davranmalıyız. Acaba zaman mı geçti? Bence geçti. Dead line seçimlerdir. Eylem planında tedbirleri sıralamak kolay ama uygulanabilir olmalıdırlar. Kamuoyu desteği için en önemli kaldıraç basın yayındır. Bunu kullanmalıyız.

    İbrahim Fırtına:
    Eylem planının amacı anayasayı korumaktır. Takdimde TSK’nın eylem planını tek başına yapamayacağını belirtmek bir zafiyetir. Bu cümleler kayıtlardan çıkarılmalıdır. Cumhurbaşkanı ile müşterek hareket şart. Parlamento Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmelidir. Yeniden anayasa yapılmalı ve bu anayasa kendini koruyacak her türlü imkan konulmalıdır. Bu hükümetle olmaz. Hukuki şartlar müsaittir. Gereken yapılmalıdır. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri vardır.

    Özden Örnek:
    Takdimde yapılan durum tesbiti dışında ben de bir durum tesbiti yaptım. Burada bulunan herkes aynı fikirde. Bu bence en önemli konuydu. TSK zaman ile zemin kaybetmektedir. Bu ifadeyi halk desteği anlamında söylüyorum. İkinci tezkereden sonra ve bilhassa Ağustos 2004 ayındaki MGK yasasının çıkmasından sonra halkın TSK’ne karşı olan inancı zayıflamıştır. Ilımlı İslam diye bir şey Türkiye için mevzubahis değildir. Biz halkının çoğunluğu Müslüman olan bir toplumuz ve idare tarzımız da cumhuriyettir. Sakınmamız gereken en önemli konu bundan sonra aleyhimizde “dinsizler” propagandasının yapılmasıdır. Böyle bir tutum ile karşılaşırsak süratle ve kararlı bir şekilde cevap vermeliyiz. Eğer elimizde NATO tatbikatlarında olduğu gibi ikaz endikatörlerini gösteren bir ışık levhamız olsaydı şimdi hepsi kırmızı olacaktı. Askerin söylediği yapılır ama bunun nedeni vardır. Zira askerin elinde silahı vardır ve bu silah askere bazı manevra yetenekleri verir. Silahımız bizim caydırıcılığımızdır. Bu nedenle “ben silahımı kullanmayacağım” diye açıklamalar yapmamalıyız. AKP’nin attığı her adıma aynı şiddetle ama çok kararlı olarak cevap vermeliyiz. Ben bunların bölüneceğine inanmıyorum ve bundan sonraki seçimi de kazanacaklardır. O zaman geç olacaktır. Bölücülük ve bugünkü vahameti; bu durum tesbitinde bütün şiddeti ile vurgulanmalıdır.

    Aytaç Yalman:
    Söylenecekler söylendi. Kendimi suçlu hissediyorum (Genelkurmay Başkanı bu söz üzerine “neden kendini yalnız sorumlu hissediyorsun” diye sordu)1. Yalnız kendim değil, siz de benim kadar sorumlusunuz. Buradaki diğer arkadaşların sorumluluğu bizden sonra gelir. Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz.

    Genelkurmay Başkanı:
    Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde sekseni ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz bir çok şeyin olduğuna da inanıyorum.
    Bu toplantı bence tarihi bir toplantıydı. Bir yıldır ilk defa yapılıyordu. Genelkurmay Başkanı’na onunla aynı fikirde olmadığımız mesajı verildi. O da kendinin yalnız kaldığını anladı. Görüntüye rağmen direnmekte devam ediyor. Ama artık çok geç. Zira yasal olarak kendisi de geri dönemeyecek bir yola girdi.
    Eylem planına ad konuluyor: SARIKIZ
    6 Aralık 2003
    Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un isteği üzerine jandarma sosyal tesislerine gittik. Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGENKK Çarşamba günkü toplantıdan sonra çok rahatsız olmuşlar ve bu arada Kuran kursları ile ilgili yönetmelik düzeltmesi yayınlanınca hepimiz de rahatsız olduk. Bilhassa bu hafta bütçe komisyonunda (TBMM Plan-Bütçe Komisyonu-Nokta) bir AKP milletvekili tekkelerin açılmasını isteyince hepimiz çok rahatsız olduk. Toplandık.
    AY: (Aytaç Yalman-Nokta)
    Ben bu işten çok rahatsız oldum ve kendime göre şöyle bir plan yaptım. Aralık ayında bunların, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini bekleyip eğer ocak ayı içinde bir hareket olmazsa istifa edeceğim. Hepimiz buna itiraz ettik.
    ŞE: (Şener Eruygur-Nokta)
    Buna gerek yok. Kabul etmiyoruz. Daha yapacağımız çok şey var.
    AY’ın bazı rahatsızlıkları vardı. Kendini rahatlatmadan takıntıdan kurtulamayacaktı. Bu nedenle de Pazar günü tüm or’ları kahvaltıya davet etmişti. Buna neden or’lardan birinin vermiş olduğu bir cevaptı. Hepimiz AY’ın istifa etmesini kabul etmedik. Ve kendimize göre bir eylem planı yapmaya karar verdik.
    - Önce basını ele geçirmeye çalışacaktık. Bu nedenle ben MÖ’ı davet edecektim.
    - Sonra rektörler ile temas edip öğrencileri sokağa dökecektik.
    - Sendikalar ile aynı şekilde hareket edecektik.
    - Sokaklara afiş astıracaktık.
    - Dernekler ile temas edip onları da hükümet aleyhine teşvik edecektik.
    - Bütün bu olayları yurt çapında yapacaktık. Yukarıdakiler SARIKIZ olarak anılacaktı. Ayrıca bana ALABANDA isimli bir proje verdiler. Ben de onun hazırlığını yapacaktım.

    12 Aralık 2003
    Akşam grubumuz ile biraraya geldik ve son bir haftadır olan gelişmeleri gözden geçirdik. AY bugün Genelkurmay Başkanı ile görüşmüş ve mesleki konulardan sonra ulusal konuları konuşmuşlar. AY’ın söyledikleri özetle:
    1. Rahat olun. Bizler gayet iyi anlaşıyoruz ve bir bütünüz. Sizin de bize katılmanız lazım. Geçen seneyi hatırlarsanız ne kadar iyi bir konumda olduğumuzu anlarsınız. Bu akşam yemek yiyeceğiz isterseniz gelin siz de bizimle beraber olun. Bizler arada bir toplanıp ulusal meseleleri tartışmakta yarar görüyoruz.
    2. Bu adamların yaptıkları artık tartışılmaz bir şekilde meydanda.
    3. Ordu komutanlarının tepkisini gördünüz. Herkes daha fazla etkin olmamızı istiyor.
    4. Gerekirse bunlara seçimlerden önce bir muhtıra verelim.
    (…)
    Sonra hepimiz SARIKIZ kapsamında yaptıklarımızı anlattık. Ben de İstanbul’da MÖ ile yaptığım konuşmayı ve gazetecilerin bu konuya ne kadar önem vermeleri gerektiği konusunda kendisine verdiğim mesajı, Rahmi Koç ile olan görüşmemizin özetini, Orhan Karabulut’a AD (Aydın Doğan) ile olan görüşmemizi anlattım ve 18 Aralık günü MÖ ile görüşme yapmaya karar verdik.

    19 Aralık 2003
    Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı general yaptıkları faaliyetler ile ilgili olarak sadece bana özel bir brifing verdiler. AKP hükümetine karşı, bu hükümeti demokratik kurallar içerisinde zayıflatmak için neler yapılması gerekiyorsa hepsi düşünülmüş ve uygulamaya geçmişler. Hayranlıkla dinledim. Kendilerine birkaç konuda görüşlerimi söyledim. Alınacak tedbirler içersinde afiş asmaktan gazetelerde ilanlar vermeye kadar değişen birçok hal tarzları vardı. Bu çalışmaya “Cumhuriyet Platformu” ismini vermişler.

    29 Aralık 2003
    Genelkurmay Başkanı’nın müsait olduğunu haberini alınca kendisine haftalık haber vermek için telefon ettim. Benim verdiğim bilgilerden sonra bana kendisine gönderdiğimiz rapor ile ilgili bazı serzenişlerde bulundu. “Ben bu raporun iki noktası hariç her şeyi ile hem fikirim. Bu noktalar şunlardır……Ama beni esas üzen konu raporun dördünüz tarafından imzalanarak gönderilmesi ve böylece bir muhtıra şekline dönüşmesi. Sen aklıselim sahibi bir insansın ve bu gibi olaylara engel olman gerekir. Daha önce de benden habersiz dördünüz toplandınız. Acaba sen komutan olsan ve senin komutanların böyle yapsa ne dersin” dedi. Ben de kendisine “Bizim hiçbir değişik fikrimiz yok sadece size fikirlerimizi aktarmak istedik ve bunun için de bir haftadır gece 3-4 saat uyuyarak çalıştık, tüm Kıbrıs konusunda uzman olanlar ile konuştuk ve o kağıdı öyle hazırladık. Amacımız sadece size yardım etmek ve siz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeden önce bu raporu hazırlamaktı. Raporu size nasıl takdim edeceğimiz aramızda sorun oldu. Bu şekilde takdim etmeye karar verdik.” dedim. “Sen aklı selim sahibisin. Onların bunu yapmalarına izin vermemen gerekir. Eğer bir söyleyeceğiniz varsa bana söyleyin” dedi ve konuşmamızı tamamladık. Anlaşılan Genelkurmay Başkanı rahatsız olmuştu.
    Bizi Kara Kuvvetleri Komutanı aradı. Genelkurmay Başkanı onu da aramış ve aynı konuları ona da anlatmış. Çok üzülmüş ve Genelkurmay Başkanı raporun değiştirilerek imzasız gönderilmesini istemiş. Ayrıca raporun son kısmında yer alan ve Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından eklenen bir cümlenin de çıkarılmasını talep etmiş. Bunun üzerine o da kağıtları toplayıp yeniden göndeririz demiş. Beni, gönderdiğimiz raporun bendeki kopyasını istemek için aramış. Ben de peki dedim. Benden önce Hava Kuvvetleri Komutanı’nı aramış, ondan raporu isteyince Hava Kuvvetleri Komutanı tavır koymuş. Bana Hava Kuvvetleri Komutanı’nı yumuşatmamı söyledi.
    Akşam Hava Kuvvetleri Komutanı ile bu konuyu evde konuştuk ve sorunu kendisine izah ettim. Hava Kuvvetleri Komutanı çok üzülmüştü ve güvenini yitirmişti. Bence de haklıydı. Hep beraber değiştirilebilirdi. Sonra aldığımız bir karardan geri adım atarsak sonra başımıza nice haller gelecekti. Bunlara çok üzülmüştü. Kendisine bunu yapmazsa Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Genelkurmay Başkanı ile kavga etmesi gerekir, o da bizim şimdi istemediğimiz bir konu diye izah ettim.

    “Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal özlemi içersinde”

    20 Ocak 2004
    Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılacak kuvvet komutanları toplantısına katıldım. MGK ön toplantısı Perşembe günü yerine yarına alındığı için bir koordinasyon ihtiyacı doğmuştu. (…) Konuşmalar sırasında Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal özlemi içersinde, bir an önce bu işi yapalım şeklinde konuşuyordu. Bugün de defalarca tekrar etti, en nihayet dayanamadım ve bakın biz sizle böyle konuşmadık. Planlamayı 23 Ocak’tan sonra yapabileceğimizi birkaç kez tekrar ettim. Onun için hiçbir hazırlığımız yok ama başlayacağız dedim ve ağzı kapandı.

    1 Şubat 2004
    Aytaç Paşalar’a ziyarete gittik ve hemen konu ülke meselelerine döndü. Bana “seninle özel konuşmamız lazım. Ben Şener ile İbrahim’in davranışlarını tasvip etmiyorum. Çok ifrata kaçıyorlar. Geçen gün gelen MİT’ten habere göre, Şenkal iki haber verdi; birincisi JGKK’nın bütün hareketleri biliniyor ve yasa dışına çıktığı değerlendiriliyor. İkincisi ise Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları arası açık ve bu sorun herkes tarafından ve kesinlikle biliniyor. Bu nedenle artık kendimize bir çekidüzen verip ülkeyi bir maceraya götürmek yerine devamlı ve kararlı bir tutum sergilemeyi ama açık konuşmayı tercih ederim, zannederim sen de benim gibi düşünüyorsun” dedi.

    3 Şubat 2004
    Kara Kuvvetleri Komutanı ile beraber önce Doğu Aktulga’nın ailesine hem bayramlık, hem de başsağlığı için gittik. Sonra geri döndüğümüzde onların evinde çok özel bir konuşma yaptık. Ben denetlemeye gittiğim zaman hepsi Jandarma Genel Komutanlığı’nda toplanmışlar ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur onlara bana Salı günü takdim edilen hazırlıkları göstermiş ve yapılan üst düzeydeki bazı yöneticilerin konuşmalarına ait ses kayıtlarını dinletmiş. Bunların çoğu AKP’ye danışmanlık yapan kişilermiş ve Kıbrıs sorununu nasıl halletmeyi düşündüklerini ve bu konuda neler yaptıklarını anlattıkları kayıtlarmış.
    Takdimin sonunda Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı hemen 10 Mat’ta ihtilal yapalım diye bastırmaya başlamışlar. Kara Kuvvetleri Komutanı onları şimdilik frenlemiş ve bunun için daha zamanın uygun olmadığını beklememizi salık vermiş. Jandarma Genel Komutanı benimle görüşeceğini söylemiş ve dağılmışlar.
    Kara Kuvvetleri Komutanı bu konudan çok rahatsız olmuş. Bana sen ne düşünüyorsun, dedi. Ben de düşüncelerimi anlattım. “Bir ihtilal için zeminin hazır olması gerekir, yani halk ihtilali istemelidir. 12 Eylül’de olduğu gibi ordu niye duruyor, ne zaman müdahale edecek gibi başlıklar basında yer almalıdır. İkincisi önceki ihtilallerde olmayan bazı özellikleri bugün yaşıyoruz. Ekonomimiz çok bozuk ve tamamen dışabağımlı. Eğer dışarıdan kredi alamazsak ekonomimiz çökebilir ve halk büyük sıkıntı yaşar. Bunun nasıl sorumluluğunu almaya hazır değiliz. Bir diğer konu da ABD bundan önceki darbelere destek vermesine rağmen bugün AKP’ye destek veriyor. Onların istemediği bir darbe veya hükümeti idame etmek çok zordur. Yani ABD’ye rağmen bu işlem olmaz. Diğer bir konu TSK içerisindeki birlik sağlanmış mıdır? Eğer bir ayrım varsa sonumuz tam bir felaket olacaktır. Bu nedenler ile darbeye henüz hazır olmadığımızı söyledim. Ama bu bizim eylemimize engel olmamalıdır. Biz Kıbrıs olaylarını takip etmeliyiz. Bizim en kuvvetli olduğumuz konu Kıbrıs konusudur. Bunlar eğer bu konuda açık verirler ve MGK kararları dışında bir hareket tarzı uygulamaya kalkarlarsa o zaman Genelkurmay Başkanı’na gidip, biz bu konuyu tasvip etmiyoruz ve sorumluluğu üzerimize alamayız, bu nedenle de bir basın bildirisi hazırladık, ya bizle beraber bu açıklamayı yaparız yahut da biz bu açıklamayı ve tüm düşüncelerimizi açıklayıp istifa ederiz, diyerek onun hareket tarzını öğreniriz. Eğer bize katılırsa bu açıklamayı hep beraber, yoksa yalnız başımıza yaparız. Bana göre bunun etkisi darbeden daha etkili olacaktır. Genelkurmay Başkanı da bu hareketten sonra yalnız kalacak ve istifa edecektir, dedim.
    Kara Kuvvetleri Komutanı bu görüşüme katıldı. Esasen o da böyle düşündüğünü bana söyledi. Onun endişesi Şener ve Hava Kuvvetleri Komutanı’nın, biz onlar ile aynı fikirde olmazsak bizleri suçlayacakları ve bizim onlara engel olduğumuzu her tarafa yayacak olmalarıdır. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un amacı Kara Kuvvetleri Komutanı olmak. Bu nedenle de Yaşar’ın kuyusunu kazmakta olduğunu anlattı. Jandarma Genel Komutanı bana kalırsa biraz haksız ve haris davranıyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı bana jandarma Genel Komutanı’nın bir senaryo dahilinde ve hükümet düzeyinde şimdiden teşebbüse geçtiğini ve amacının Yaşar’ın ekarte edilmesini ve bu konuda bir baskının hükümet tarafından Genelkurmay Başkanı’na yapılmasını sağlamak olduğunu düşünüyor. Kendisine Şener’in bu konuda faaliyette bulunduğuna dair bazı bilgilerin geldiğini söyledi. “Yaşar ile ilgili bir değil birkaç senaryo etrafta dolaşıyor. Benim hepsinden haberim var” dedi. Ben de eğer Yaşar için yapabileceğim bir şey olursa benim de haberim olsun, dedim. Sık sık bunları benim bilmemi istediğini bana tekrarladı.
    Bu bilgiler çok özel bilgiler olmalarından dolayı benimle paylaşmasına çok müteşekkir olduğumu kendisine defalarca söyledim. Zannediyorum o da buna biraz mecbur kalmıştı. Zira ben yokken yaptıkları görüşmede diğer ikisi onu biraz fazlaca sıkıştırmışlardı.
    Konuşmamıza darbe konusu ile devam ettik. Ben eğer bir darbe yapılacaksa bunun 2004 Aralık’tan önce yapılmamasını ve AB’nin vereceği cevaba göre AKP’nin zaten köşeye sıkışacağını ve o zaman halkın desteğini de alabileceğimizi söyledim. Benden bu konuda Hava Kuvvetleri Komutanı ve JGKK’nın bu amaçlarından onları vazgeçirmemi ve çocukça olan bu isteklerini bir mantık esasına oturtarak hayal yerine gerçeklere dayalı bir hareket tarzını seçmemizi söyledi. Ben de kendisiyle hemfikir olduğumu ve elimden geleni yapacağımı söyledim. Kara Kuvvetleri Komutanı kişilik olarak çok dürüst ve düşündüğünü açıkça söyleyen sinsi hesapları olmayan bir kişi. Bu nedenle onun söylediği her cümleye itimadım sonsuz ve art niyet aramam gereksiz. Yaklaşık üç saat konuştuk. Ama iyi ki konuştuk zira bu konuları ben kendi değerlendirmelerime göre tahmin ediyor ve rahatsız oluyordum. Zannediyorum her ikimiz de rahatlamıştık.

    5 Şubat 2004
    Akşam eve gidince kıyamet koptu. Kara Kuvvetleri Komutanı İstanbul’a gitmişti ve Pazar akşamı dönecekti. Telefonla beni aradı ve gizli hattan görüşmek istedi. Alışıldığı şekilde telefon arızası nedeni ile açık telefondan görüşmek zorunda kaldım. “Annan’ın mektubu gelmiş ve içerisindeki konular tamamen bizim söylediklerimizin dışında olayları kapsıyor. Onur Öymen ile İstanbul’da görüştük ve bana bunları anlattı. Ben karargaha emir verdim. Size birer kopya getirecekler. Ben İlker’i aradım, bana hala düşündüklerini ve hareketlerini Denktaş’a göre ayarlayacaklarını söyledi. Senden rica hemen duruma müdahale etmen” dedi. Bunun üzerine ben de hemen Hava Kuvvetleri Komutanı’nı aradım ve eve davet ettim Jandarma Genel Komutanı bir bağlantısı olduğunu ve gelemeyeceğini söyledi. Hava Kuvvetleri Komutanı 19:30′da geldi ve konuştuk.
    Önce darbe olabilir mi konusunu açtık. Amacım Şener yokken onunla teke tek konuşarak fikirlerimi ona söylemekti. Nitekim darbe konusundaki fikirlerimi ona naklettim ve zannediyorum benimle aynı fikirde oldu. Ülkenin ekonomik zorluğu, ABD’nin diğer darbelerden farklı olarak bu kez hükümet tarafını tuttuğunu, halkın henüz destek vermediğini ve desteğin yahut zeminin oluşması gerektiğini kısaca anlattım. Sonra bugün gelişen olay için ne yapabileceğimizi konuştuk. Bir hal tarzı olarak Genelkurmay Başkanı’na giderek halka bir basın açıklaması yapılacağını, isterse kendisinin de gelebileceğini, istemezse bizim bu açıklamayı yaparak TSK’nın Kıbrıs konusundaki düşüncelerinin ne olduğunu açıklayıp istifa etmemiz gerektiğini söyledim. Hava Kuvvetleri Komutanı başka bir seçenek tavsiye etti. Kıbrıs’ta herkesin Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasını sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek vererek hükümet aleyhine olaylar çıkarmak. Bunları tartıştıktan sonra ertesi sabah buluşmak üzere ayrıldık.

    Bu iş sonunda olacak galiba. Ben bu işin olmasını istemiyorum ama…”

    6 Şubat 2004
    Sabah doğruca Jandarma Genel Komutanlığı’na gittim ve orada üçümüz buluştuk. Durumu tekrar gözden geçirdik. Jandarma Genel Komutanı hala darbe yapalım diye inat ediyordu. Ne düşündüğümü bana sordu. Dün akşam Hava Kuvvetleri Komutanı’na anlattıklarımı aynı şekilde ona da anlattım. “Çok aculsunuz” dedim. İkna değil ama durdurulması zaman aldı ve sabah toplanmamızın esas gayesi Kıbrıs konusunda neler yapılabileceği konusunda seçenekleri gözden geçirmek. Ancak biz bu konuyu bırakıp darbe yapacak mıyız yoksa yapmayacak mıyız konusuna girdik. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’u ikna etmek oldukça güç. Bir netice alamayacağımı bildiğim halde yine de onu ikna etmeyi denedim. Pek ikna olduğunu söyleyemem. Dikkat ettim Hava Kuvvetleri Komutanı hiçbir konuşmaya karışmıyor ve konuşmalarda beni yalnız bırakıyordu.

    25 Şubat 2004
    Tümg. Can Teller ziyaretime geldi. Özel konulardan konuştuk. Amacım onların bizlere bakış açılarını görmek ve öğrenmekti. Nitekim Genelkurmay Başkanı’ndan ümitlerini kesmişler ve bir bahane ile uzaklaştırılmasını istiyorlar. Komuta katına itimatları tamam ama Ağustos 2004 ayından sonra ne olacak diyorlar. Kendisine sakın ola ki bir yanlışlıkla komuta katının haberi olmadan başka bir hareketin içine girmemelerini, bunun TSK için bir felaket olacağını açıkladım.

    28 Şubat 2004
    14:00′te kuvvet komutanları ile bizim evde toplandık. Amacınız Kıbrıs meselesini değerlendirmek ve Denktaş’tan aldığımız birçok özel ve gizli mektupları değerlendirmekti. (…) Hükümete karşı bir tepki olarak da hem Kıbrıs’ta hem de anavatanda gösterilere ve ulusal platformda toplantılara 3 Mart’tan itibaren başlanacaktı.
    (…)
    İkinci konu olarak yine aynı mesele, biz bu adamları darbe ile alaşağı edelim konusuydu. Şener ve Havacı bu konuda çok bastırıyorlar. Şener’in adeta aklından çıkmıyor, iki kelimede bir bunu söylüyor. Havacı da keza öyle. Eğer Kıbrıs’ı vermek istemiyorsak en son limitimiz 9 Nisan 2004. Bu tarihten sonra hükümet taraflara taahhüt vereceğinden geriye dönüş şansı sadece referandum olacak. Referandumun hangi şartlar altında yapılacağını hepimiz tahmin ediyoruz. Bütün şer güçleri evet dedirtmek için keselerin ağzını açacak ve sözler verilecek sonuçta cahil halk “evet” diyecek. Ne yapacaksak 9 Nisan’dan önce yapmamız gerekecek.
    Bu nedenle yanımıza Tümg. Can Teller’i de alarak gerekli planlamaya başlamaya karar verdik. Bu iş sonunda olacak galiba. Ben bu işin olmasını istemiyorum ama benim oyumun pek bir itibarı olmayacaktı. Ama onlara hiç değilse bu işin Kıbrıs tabanına oturtularak haklı olacağımız bir dava edinebiliriz dedim ve olayı marttan nisana kaydırttım.
    Akşam Cumhurbaşkanı’nın yemeğine gittik. Atatürk’ün yaşadığı yerde yemek yemek beni çok heyecanlandırdı. Konuşmalar sırasında Cumhurbaşkanı’nın da sanki ümidini kaybetmekte olduğuna dair intiba uyandı. Bazı mesajlar da verildi. Örneğin Cumhurbaşkanı “Burayı mahsus seçtim ki nereye geleceğinizi görün. Aranızda buraya gelmeyi bekleyenler var (Genelkurmay Başkanı’nı ima ederek)” dedi. Tabii hemen başımız öne düştü. Ama herkes bu lafı duyunca tereddütsüz ona baktı. Eşi, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın kulağına eğilerek “Siz de gidince ne olacak” deyivermiş.
    (…)
    Cumhurbaşkanı genelde herhangi bir askeri harekete karşıdır. Bu onun için çok doğaldır. Zira kendisi bir hukukçu. Hem de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış bir kişi. Her zaman bu kimliği ile bizleri frenlemeye çalışırdı. Bu akşam ilk defa kendisini farklı bir tutum içinde gördüm. Adeta ülkenin bu adamlardan kurtulmasının zor olduğuna karar vermiş gibiydi. Bu nedenle, bir yıl sonra da buralarda neler olur bilinmez, diye bir söz sarfetti. Çok güzel bir yemek ve gece geçirdik. Neşeli bir geceydi.

    29 Şubat 2004
    İlginç bir toplantı yaptık. Jandarma’nın Beytepe’deki tesislerinde kuvvet komutanları ve eski Melis Başkanı Ömer İzgi bir araya geldik. Oraya gitmeden önce Kara Kuvvetleri Komutanı beni telefonla arayarak toplantıya gitmeden önce bir süre benimle görüşmek istediğini söyledi. Gittim. Dün yapılan toplantıdan çok rahatsız olduğunu Şener’in başka işler peşinde olduğunu, İbrahim’in ise saf, ne istediğini bilmez halde olduğunu anlattı. Bilhassa Şener’in, Yaşar’ın önünü kesmek için hükümet dahil her türlü angajmana girdiğini ve utanılacak senaryolar peşinde olduğunu, sadece hükümet ile değil diğer bazı yollardan da aynı teşebbüsünü devam ettirdiğini anlattı. Ben de kendisine hafta içersinde Can Teller’in bana geldiğinde Yaşar ile ilgili bazı menfi bilgiler verdiğini ve hatta Yaşar Paşa’ya güvenmeyin efendim dediğini hatırlattım. Bunun üzerine Can Teller ile temasa geçmeyeceğimi, onun muhtemelen Şener’in adamı olduğunu söyledim. Kendisine onların dediği gibi darbenin olamayacağını, bu işin komuta zinciri içersinde bile bir aydan fazla aldığını anlattım. Burada da en kritik konunun Genelkurmay Başkanı olduğunu, ondan habersiz nasıl birlik kaydırılacağını, nasıl tertip alınacağını bilmiyorum edim. Kendi kanaatim olarak böyle bir hareket ile ilgili inisiyatifin daima elimizde olması gerektiğini ve gerekirse ben katılmıyorum diyeceğimi anlattım. Hemfikir olduk. Bundan sonra üç konuya dikkat etmemiz lazım dedim Biri Genelkurmay Başkanı, diğeri harekat planlaması ve üçüncüsü de bizim iki kişi nasıl oyalayacağımız konusu.
    Konuşmalardan sonra Beytepe’ye gittik. Herkes toplandı. Amacımız 3 Mart günü yapılacak olan “Ulusal hareket” toplantısına MHP’den bol destek sağlamaktı. Ama konu darbeyi seçimden önce mi sonra mı yapılıma döndü. Ömer İzgi gayet tabii bir şey yapacaksanız hemen yapın, seçimden sonraya kalırsanız bu iş olmaz, karşınızda diğer partileri de bulabilirsiniz, bu adamlar seçimden kuvvetlenmiş olarak çıkacaklar, ama ileriki senelerde kendilerini yıpratacaklar, bu nedenle o zaman hiçbir parti sizi desteklemez, ama başa kim gelirse gelsin ülkeyi de parçalanmaktan kurtaramaz, dedi. Kendisi aynı lafları 4 Kasım 2002 günü de Kara Kuvvetleri Komutanı’na söylemiş. İşin zaman geçtikçe ne kadar karmaşık hale geldiğini anlattı. Ben bu fikrin bu kadar açık bir sivil ile konuşulmasından çok rahatsız oldum. Olayı da buraya getiren hep Şener ile İbrahim. Halbuki bizim evde ve dün bir karar aldık. Üstelik de kimseye söylemeyecektik. Anladığım kadarı ile onlar da ikisi beraber biraraya gelip konuştular. Zira çıkarken İbrahim’in Şener’e bundan sonra ne zaman toplantıyı ayarlayalım dediğini duydum.

    “Bana kalsa adamın niyeti ülke yararı değil kendi yararı”

    1 Mart 2004
    Sabah brifingini takiben Hava Kuvvetleri Komutanı beni aradı. Maksadı açıtı. Ağzımı arayacaktı. Kendisine ne düşünüyorsam aynen söyledim. “Dün geceden çok rahatsız oldum. Verdiğimiz kararı niye tartışıyoruz, ikinci olarak da bu kadar gizli tutalım dediğimiz konuyu neden bir siville paylaşıyoruz. Ağzı sıkı olabilir ama bilmesi gerekmez. Bu adamın hayatı siyaset.” Bana o zaman akşama tekrar buluşalım, ben ne yapacağımızı anlamadım, dedi. Ben de diğerlerine haber ver, ben gelirim, dedim. Akşam 19:30′da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Gölbaşı tesislerinde buluştuk. Kara Kuvvetleri Komutanı ile ben biraz gergindik. Zira aynı mevzuları yeniden konuşmak istemiyorduk. Bu seferki konuşmalarda biraz sert davrandım. Çünkü Jandarma Genel Komutanı sözü ikide bir oraya getirip, bu işi ne zaman yapacağız, diyordu. Bazen süreyi uzatmanın en iyi çözüm yolu olduğunu söyleyince suratı asılıyordu. Bana kalsa adamın niyeti ülke yararı değil kendi yararı. Bu iş biran önce olsun da nasıl olursa olsun, o da mevkiini korusun.

    3 Mart 2004
    Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanununun yürürlüğe girişinin yıldönümü toplantısı… ATO’da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eşli olarak katıldık.
    Genelkurmay Başkanı İsveç’te olduğu için, Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün şeh

  21. REALİST diyor ki:

    Eminim ki iddianameyi okumamışsınızdır bile

    size özetini sunayım:

    ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ
    HAKKINDA DÜZENLENEN
    3. İDDİANAME ÖZETİ

    İddianame beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ergenekon Silahlı Terör Örgütü hakkında yapılan soruşturmanın aşamaları, örgütün askeri müdahaleye zemin hazırlamaya yönelik planları ve Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun yapısı ve faaliyetleri, ikinci bölümde örgütün askeri müdahale zemini hazırlamak için yaptığı eylemler, üçüncü bölümde örgütün gerçekleştirmeyi planladığı eylemler, dördüncü bölümde soruşturma kapsamında ele geçen silahlar, beşinci bölümde şüphelilerin bireysel durumları anlatılmaktadır.
    Ayrıca iddianamenin savunmalar bölümünde şüphelilerin emniyet, savcılık ve sorgu ifadeleri, elde edilen dokümanlar bölümünde şüphelilerle ilgili olarak çeşitli zaman ve yerlerde yapılan aramalar sonucunda ele geçen deliller, bu delillerin ve bu kapsamda ele geçen çeşitli dokümanların ve dijital verilerin inceme sonuçları; telefon görüşmeleri bölümünde tarih ve görüşmenin kimler arasında geçtiğini belirtir biçimde numaralandırılmış tapeler, örgütsel irtibatlar bölümünde ilgili şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün diğer şüphelileri sanıkları ve faaliyetleri ile irtibatlarını gösterir telefon görüşme kayıtları, ifadeler ve benzeri deliller irdelenmekte ve son olarak delillerin ve hukuki durumunun değerlendirilmesi bölümünde ise savunmalar ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda varılan kanaat ve bu kanaat sonucu şüphelinin yargılanması istenen suçlar ve cezaları gösterilmektedir.

    ŞİKAYETÇİLER;
    1- ALİ BALKIZ- Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı
    2- KAZIM GENÇ- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri

    MAĞDURLAR
    1- MİNAS DURMAZ GÜLER- Sivas Ermeni Cemaati Temsilcisi
    2- MESROB MUTAFYAN – Türkiye Ermenileri Patriği

    ŞÜPHELİLER
    1- YALÇIN KÜÇÜK (gazetecei-akademisyen)
    2- MEHMET HABERAL(başken üniversitesi rektörü-akademisyen)
    3- EROL MANİSA (akademisyen)
    4- FATİH HİLMİOĞLU (akademisyen-İnönü ü. eski rektörü)
    5- RIZA FERİT BERNAY (akademisyen- 19 mayıs ü. eski rektörü)
    6- MUSTAFA ABBAS YURTKURAN (akademisyen-Uludağ Ü. eski rektörü)
    7- HALİL KEMAL GÜRÜZ (akademisyen-YÖK eski başkanı)
    8- CENGİZ KÖYLÜ (Hava Kuvvetlerinde albay)
    9- MUSTAFA KOÇ (Kara kuvvetlerinde muvazzaf subay)
    10- CİHANDAR HASANHANOĞLU (emekli subay)
    11- ERBAY ÇOLAKOĞLU (Deniz Kuvvetlerinde binbaşı)
    12- MUSTAFA DÖNMEZ (Kara Kuvvetlerinde yarbay)
    13- MUHİTTİN ERDAL ŞENEL (emekli orgeneral)
    14- ENGİN AYDIN (gazeteci)
    15- MUSTAFA LEVENT GÖKTAŞ (emekli albay)
    16- MUSTAFA HÜSEYİN BUZOĞLU (avukat)
    17- MÜNÜR KEMAL YAVUZ (emekli orgeneral)
    18- TUNCER KILINÇ (emekli orgeneral)
    19- HASAN ATAMAN YILDIRIM (emekli albay)
    20- HÜSEYİN VURAL VURAL(emekli subay)
    21- İLYAS ÇINAR (emekli subay)
    22- MUSTAFA ÖZBEK (sendiks başkanı)
    23- ÜNAL İNANÇ (gazeteci)
    24- İBRAHİM ŞAHİN (emekli emniyet müdürü)
    25- FATMA CENGİZ
    26- AYHAN ATABERK (emniyet müdürü)
    27- SERVET KAYNAK (emniyet amiri)
    28- YAŞAR OĞUZ ŞAHİN (polis memuru)
    29- KEMALETTİN BALCI (polis memuru)
    30- ZERRAR ATİK(polis memuru)
    31- MURAT ÇAVDAR (polis memuru)
    32- BÜLENT GÜNGÖRDÜ (polis memuru)
    33- FAHRİ SÜSLÜ (polis memuru)
    34- MEHMET DALAGAN (polis memuru)
    35- KENAN TEMUR (polis memuru)
    36- MUHTEREM BALCI
    37- TAYLAN ÖZGÜR KIRMIZI (muvazzaf subay)
    38- MUHAMMED SARIKAYA (muvazzaf subay)
    39- MURAT EKE (astsubay)
    40- EMRE BALTACI (astsubay)
    41- İLHAN BULAYIR (astsubay)
    42- CİHAN ARIK
    43- ALİ OKTAY ŞAHBAZ
    44- ONUR ÖZDEMİR
    45- MELİH YÜKSEL
    46- MEHMET KORAL
    47- HÜDAYİ ÜNLÜER
    48- OĞUZHAN SARIROĞLU
    49- FAHRİ KEPEK
    50- ERDAL ŞAHİN
    51- ERSİN GÜNENCİ
    52- OĞUZ BULUT

    1 I- GİRİŞ
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne yönelik bu güne kadar yapılan soruşturma sonucunda, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticisi veya üyesi olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, terör örgütüne ait silahları depolamak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde kullanmak, nitelikli kasten öldürmeye azmettirmek, yasaklanan bilgileri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek ve bağlı pek çok suçu işlemekten şüpheli 86 kişi hakkında 10.07.2008 tarih 2007/1536 sor-2008/968 esas ve 2008/623 sayılı iddianame ile, yine aynı soruşturmanın devamı niteliğinde olan 56 Şüpheli hakkında 08.03.2009 tarih ve 2009/51 sor- 2009/268 esas ve 2009/ 188 sayılı iddianame ile kamu davası açılmış olup söz konusu davalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 ve 2009/ 85 esas sayılı dosyalarında derdest bulunmaktadır.
    Soruşturması tamamlanan 52 şüpheli hakkında bu iddianame hazırlanmış olup haklarındaki soruşturma halen devam eden diğer şüpheliler yönünden soruşturmaya 2007/1756 sor. sayılı dosya üzerinden devam edilmektedir.
    Yukarıda açık kimlikleri yazılı şüpheliler ile İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 ve 2009/85 esas no sayılı dosyalarında yargılanan sanıkların aynı örgütün faaliyeti çerçevesinde eylem ve faaliyetlerine devam ettikleri, bir kısım şüphelilerin eylemlerinin diğer sanıkların eylemlerinin devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde olduğu her dava dosyasındaki delillerin diğer davalardaki deliller ile irtibatlı bulunduğu anlaşılmakla, bu haliyle Ceza Muhakemesi Kanununun 8 inci maddesine göre her üç dava arasında fiili ve hukuki irtibat olduğu anlaşıldığından, dava birleştirme talepli olarak açılmıştır.
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen delillerden ulaşılan sonuçlar şunlardır.
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü hücre tipi yapılanmayı benimsemiş gizli bir örgüttür. Sivil ve resmi devlet görevlilerini kapsayacak şekilde geniş bir alana yayılmış, devlet içinde değişik kurumlara sızmıştır. Örgütün gerçekleştirdiği eylemler ve gerçekleştirmeye teşebbüs ettiği eylemler örgütün büyüklüğünü göstermekle beraber örgütün yapısı örgütün tüm unsurlarının ve mensuplarının deşifre edilmesini zorlaştırmaktadır.
    Örgütün ana dokümanları arasında yer alan Ergenekon kodlu dokümanda
    “POLİTİKALAR” başlığı altında “21. yüzyılda kaçınılmaz bir biçimde Dünya politikalarını ve siyasetçilerini istihbarat örgütleri biçimlendirecektir…. Dünyada var olabilmiş tüm
    sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri
    engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır. “(1) suikast, (2) dezenformasyondur. Suikast operasyonlarına gerek duyulmaması için, siyasi portreler çok ciddi biçimde analiz edilmeli, ortak ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamentoda etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmeleri sağlanmalı, böylelikle parlamento ülke çıkarlarına uygun biçimde işler hale getirilmeli, içte ve dışta saygın bir etkinliğe kavuşturulabilmelidir. Bu ve benzeri faaliyetler, tüm dünyada istihbarat örgütlerinin varlık ve görev nedenleri arasında yer alır. İçte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur.” denilmiştir.
    Bu güne kadar Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne yönelik yapılan soruşturmada, ele geçirilen örgütsel içerikli dokümanlar ve elde edilen deliller çerçevesinde, örgütün nihai amacının; sürekli iç çatışma ve kaos ortamında, komşu ülkeleri ile düşman, dünyaya kapalı, Avrupa Birliği ve insan haklarına karşı, ekonomik kriz, iç etnik çatışmalar ve naylon terör örgütleri ile uğraşan ve ekonomik yönden zayıf bir devlet imajı oluşturulmaya çalışılarak, devlet otoritesini içte ve dışta zafiyete uğratmak, ülkeyi yönetilemez hale getirmek, böylece ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ’nün daha rahat yönetip, yönlendirebileceği siyasal iktidarlar oluşturmak, örgütün belirlediği gizli amaç ve prensiplerinin dışına çıkan tüm siyasal iktidarları değişik yöntemlerle kontrol altına almak, bu başarılamadığı taktirde yasama ve yürütme organlarını devirip kendi ideolojik amaçları doğrultusunda devlet yönetimini ele geçirmek olduğu anlaşılmaktadır.
    Örgütsel dokümanlar incelendiğinde, bu amaca ulaşmak için araç olarak,
    Naylon terör örgütlerinin oluşturulması,
    Mafyanın ve uluslararası uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması,
    Medyanın kontrol altına alınması,
    Sivil toplum kuruluşlarının kontrol altına alınması,
    Siyasi partilerin kontrol altına alınarak siyaset dünyasına yön verilmesi,
    Gerektiğinde siyasilere suikast düzenlenmesi,
    Örgüte eleman kazandırmak ve gelir sağlamak için illegal tüm yolların kullanılması, benimsenmiştir.
    Bu amaçların gerçekleştirilmesi için 1999 tarihinden itibaren örgütün yeni bir yapılanma içine girdiği ve süreçte, öncelikle, Ergenekonun yeniden yapılanması, Devletin yeniden yapılanması, sivil unsurların yeniden yapılanması (LOBİ), Mafyanın yeniden yapılanması, medyanın yeniden yapılanması yönünde alınan kararların ve belirlenen prensiplerin yazılı hale getirilerek örgütün devamlılığının ve gizliliğinin sağlanması amaçlanmış, örgütün tüm prensipleri “ergenekonun yeniden yapılanması” kodlu örgütsel içerikli dokümanda belirlenmiş ve hiyerarşik yapısının da burada öngörülen katı kurallara göre oluşturulduğu anlaşılmıştır.
    Bu kapsamda Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün darbe çalışmaları çerçevesinde sanık Mehmet Şener Eruygur başkanlığında faaliyet gösteren Cumhuriyet Çalışma Grubunun, medya yapılanmasından mafya yapılanmasına, üniversite yapılanmasından, sendika yapılanmasına, sivil toplum kuruluşlarından üniversite gençlik yapılanmasına kadar aktif olarak örgütlenme faaliyetlerini sürdürdüğü görülmüştür.
    Yasama ve Yürütme organlarını devirmeye teşebbüs eylemlerinde tüm bu örgütlenmeleri aynı anda devreye sokarak sözde toplumsal refleksi harekete geçirme adına tertipledikleri mitingler vasıtasıyla kendi kurallarının uygulanacağı bir sistemin kurulması için aktif olarak çalıştıkları anlaşılmaktadır.
    Örgütün, kendi bünyesine aldığı ve devletin tüm birimleri içinde yer alan üyelerinin tayin ve terfi işlemleriyle ilgilendiği, örgüt üyeleri hakkında açılmış davaları da lehlerine sonuçlandırmak için girişimlerde bulunmak suretiyle örgüt üyelerinin örgüte bağlılık ve sadakatlerinin arttırılmasını sağlamayı amaçladıkları anlaşılmıştır.
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün TSK içerisindeki faaliyetlerini “Karargah Evleri” ismi altında da gizli hücre yapılanması ile yürüttükleri tespit edilmiştir. Bu kapsamda tutuklu sanıklar Neriman Aydın ve Kemal Aydın’ın Kara Kuvvetleri ve askeri okullardaki örgütlenme faaliyetlerinden sorumlu oldukları ve bu amaçla açtıkları evlerde örgüte eleman kazandırmak için çalışmalar yaptıkları, şüpheli Cengiz Köylü’nün ise Hava Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösterdiği, Erbay Çolakoğlu’nun ise Deniz Kuvvetlerine bağlı alt birimlerin yapılanmasında görev aldığı anlaşılmıştır.
    Kara Kuvvetlerinde görevli şüpheli Mustafa Dönmez’in, tutuklu sanık Emin GÜRSES’le örgütsel irtibatlarının bulunduğu, ayrıca örgüte ait silah ve askeri mühimmatı değişik yerlerde gizlediği belirlenmiştir.
    Şüpheliler Mustafa Koç ve Cihandar Hasanhanoglu’nun Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetlerinin yürütülmesinde görev aldıkları tespit edilmiştir.
    İbrahim Şahin liderliğinde eylem ve suikast amaçlı olarak oluşturulduğu anlaşılan hücre yapılanmalarının, emniyet görevlileri ve asker kişilerden seçilmek suretiyle meydana getirildiği, emniyet yapılanmasının ağırlıklı olarak Özel Harekat Dairesi Başkanlığında çalışmış kişilerden oluştuğu anlaşılmıştır.
    Askeri yapılanma içinde yer alan asker kişilerin, emekli olduktan sonra da diğer örgüt üyeleri gibi aktif olarak Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yapılanmasında yer aldıkları, bu kapsamda şüpheli Mustafa Levent Göktaş’ın da Özel Kuvvetler Komutanlığından emekli olmasından sonra örgütsel faaliyetlerini devam ettirdiği, şüphelilerden İlyas Çınar, Hasan Ataman Yıldırım ve Hüseyin Vural Vural’ın emekli olmalarına rağmen örgüt içi istihbarat ve örgüt üyelerinin motivasyonunun sürdürülmesi faaliyetlerini yürüttükleri, açılan davalarda yargılanan örgüt üyelerinin mahkemede örgüt aleyhine ifade vermemeleri ve örgütte çözülme olmaması amacıyla çalışmalar yaptıkları belirlenmiştir.
    Şüpheli Mustafa Hüseyin Buzoğlu’nun, özellikle Tuncer Kılınç ve Münür Kemal Yavuz’dan temin ettiği devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri örgüte ait özel istihbarat arşivine konulmak üzere sakladığı, yine diğer örgüt üyelerinden elde ettiği gizli belgeleri adı geçen örgüt üyelerine gönderdiği, ayrıca şüpheli Mustafa Levent Göktaş’ın örgütün talimatıyla bazı üst düzey kamu görevlileri ve yargı mensuplarının özel yaşamları ile ilgili görüntülerini kayda aldığı ve yine bu kişileri dini inanışları, felsefi ve siyasal düşüncelerine göre kişisel verilerini hukuka aykırı olarak kaydedip sakladığı anlaşılmıştır.
    Şüpheli Engin Aydın’ın, sanık İlhan Selçuk’un talimatı ile örgütün kamuda etkinliğini sağlamak amacıyla büyük ve küçük grupların katılımı ile gerçekleşen toplantılar tertip ettiği, özellikle otellerde yapılan toplantıya katılanların büyük kısmının örgütün gizli amaçlarından haberdar olmadıkları görülmüştür.
    Şüpheliler Erol Manisa, Mustafa Abbas Yurtkuran, Fatih Hilmioğlu, Rıza Ferit Bernay ve Muhittin Erdal Şenel’in 2003-2004 yılları arasında C.Ç.G (Cumhuriyet Çalışma Gurubu) tarafmdan planlanan ve uygulamaya konulan darbe çalışmalarına iştirak ettikleri tespit edilmiştir.
    Şüpheli Kemal Gürüz’ün örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatları ile hareket ederek, kendilerinin kullanabilecekleri kişilerin üniversite yönetimlerine seçilmelerini sağlamak amacıyla, seçimlere haksız müdahalede bulunduğu, bazı basın mensuplarına muhalif adaylar hakkında asılsız iddialarla haber yaptırıp, yıpratmaya çalıştıkları anlaşılmıştır.
    Şüpheliler Mehmet Haberal ve Yalçın Küçük’ün örgütün yöneticisi konumunda bulundukları, birçok örgütsel konuda Yalçın Küçük’ün geliştirdiği stratejilerin uygulandığı, örgütün belirlediği strateji doğrultusunda üniversitelerde kadrolaşma faaliyetlerini yürüttükleri, Mehmet Haberal’ın bu amaçla örgüt üyesi Fatih Hilmioğlu’na talimatlar verdiği belirlenmiştir. Şüpheliler Mehmet HABERAL, İlhan Selçuk ve Yalçın Küçük’ün geçmişte aynı (kendi tabirlerine göre) örgüt evini paylaştıkları şüpheli Yalçın Küçük’ün kendi notlarından anlaşılmıştır.
    Şüpheliler Mehmet HABERAL, Mustafa ÖZBEK, ve Erol MANİSA’nın örgütün medya finans yapılanması içinde yer aldıkları, kendi medya kuruluşları dışında da örgütün merkez üssü olarak seçtiği yayın organlarına da doğrudan ve dolaylı olarak yardım ettikleri anlaşılmıştır.
    Şüpheliler İbrahim ŞAHİN ile Fatma CENGİZ’in Ermeni kökenli Türk vatandaşları hakkında bilgi temin etmeye, bir kısım girişimlerde bulunan kişilerin isimlerini tespit etmeye çalıştıkları, aralarındaki iletişim sırasında tespit edilen mesajlardan bir tanesinde İbrahim ŞAHİN’in kendisini “Ben Ermenilere karşı kurulan örgütün ilk başkanıyım” şeklinde tarif ettiği, bir başka mesajda ise, “asena görev var ermeni öldürülmeli” şeklinde talimat ilettiği anlaşılmıştır.
    Şüphelilerin Sivas’ta ikamet eden ve bölgedeki Ermeni vatandaşların ruhani lideri olduğu tespit edilen Minas DURMAZ GÜLER’e yönelik eylem hazırlığı içerisinde bulundukları, Ermenilerden özür dilenmesi yönünde TBMM Başkanlığına dilekçe vererek kampanya düzenleyen kişilerin isim listesini temin ettikleri, İbrahim ŞAHİN’in evinde ele geçen suikast planlarına göre müştekiler Ali BALKIZ, Kazım GENÇ ve mağdur Mesrob MUTAFYAN’ a yönelik “tedhiş planları” hazırladıkları, Ankara Gölbaşı’nda ele geçen silahların planlanan suikastleri gerçekleştirebilecek sayı ve nitelikte olduğu, S-1 isimli yapılanmada ve tedhiş planlarında isimleri bulunan şüphelilerin bu suikastlarda görev alacak ekip olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.
    Şüpheli Mustafa DÖNMEZ ve İbrahim ŞAHİN grubundan elde edilen silah ve mühimmat dışında, firari Şüpheli Bedrettin DALAN’a ait Beykoz Poyrazköy’de bulunan İstek Vakfı arazisinde ele geçirilen çok sayıda silah, patlayıcı madde, lav silahı ve mühimmat ile ilgili soruşturmaya Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2009/969 nolu dosyasında devam edilmektedir.
    Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ’nün 2003-2004 yıllarında ülkemizde darbe yapmak için plan ve projeler hazırladığı, bu planlarını uygulamaya koyarak darbeye teşebbüs ettikleri anlaşılmıştır
    Fakat örgütün 2004 yılından sonra günümüze kadar gerçekleştirdiği ya da gerçekleştirmeyi planladığı eylemlere bakıldığında darbe teşebbüsünden hiçbir zaman vazgeçmediği, ülkede darbe zemini oluşturmak ve nihayetinde de Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki uzantıları ile hedefledikleri darbeyi gerçekleştirmek için faaliyetlerini sürdürdükleri görülmektedir.
    Nitekim, 2003-2004 yıllarında hazırlanan “AYIŞIĞI” kod adlı darbe planında “AYIŞIĞI” ve “YAKAMOZ” darbe planlarını hazırlayan ve uygulayacak olan kadrolar deşifre olur ve dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi için ikinci bir yapılanma oluşturulması ve bu yapılanmanın çok gizli tutulması gerektiği belirtilmiştir.
    Bu nedenle öncelikle Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün 2003-2004 yıllarında gerçekleştirmeyi planladığı darbe teşebbüsü ile ilgili kısa bilgi verilecek sonrasında örgütün 2004 yılından sonra da ülkede darbe zemini oluşturmak için gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeyi planladığı eylemler anlatılacaktır.

    ASKERİ DARBEYE ZEMİN HAZIRLAMA ve GERÇEKLEŞTİRME PLANLARI
    Şüphelilerden ele geçirilen verilerden Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün 2003-2004 yıllarında ve sonrasında mevcut hükümeti silahı zoru ile devirip antidemokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planladığı, bu çerçevede ise “SARIKIZ”, “AYIŞIĞI”, “YAKAMOZ ve “ELDİVEN” olmak üzere (4) ayrı darbe planı hazırlığı yaptığı anlaşılmaktadır.
    Söz konusu darbe planları incelendiğinde, “SARIKIZ” kod adlı darbe planının, darbe öncesi ülkede darbe zemini oluşturmak için yapılması gerekenleri , “AYIŞIĞI” ve YAKAMOZ” kod isimli darbe planlarının ise darbenin bizzat aktif olarak nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğini, “ELDİVEN” kod isimli darbe planının ise gerçekleştirilecek darbe sonrası yapılacak faaliyetleri kapsadığı anlaşılmıştır.

    SARIKIZ (KOD) DARBE PLANI
    Sarıkız kod isimli darbe planı Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden ÖRNEK tarafından kaleme alındığı anlaşılan günlük notlarında yer aldığı tespit edilmiştir. Sarıkız kod adlı darbe planı çerçevesinde, basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesi, sendikalarla birlikte hareket edilmesi, sokaklara afiş asılması, dernekler ile temasa geçilip Hükümet aleyhine teşvik edilmesi ve tüm bu olayların yurt çapında gerçekleştirilmesinin hedeflendiği görülmüştür.

    AYIŞIĞI (KOD) DARBE PLANI
    AYIŞIĞI kod isimli darbe planı YAKAMOZ ve ELDİVEN kod isimli diğer darbe planları ile birlikte incelendiğinde, planlanan darbenin ilk aşamasını oluşturduğu ve bu çerçevede, Genelkurmay Başkanının emekliye ayrılması ya da etkisiz hale getirilmesi, azami sayıda milletvekilinin iktidar partisini terk etmesinin sağlanması, Cumhurbaşkanının görevini sürdürmesi için yapılması gerekenlerin planlandığı görülmüştür.
    YAKAMOZ (KOD) DARBE PLANI
    YAKAMOZ kod isimli darbe planı AYIŞIĞI ve ELDİVEN kod isimli diğer darbe planları ile birlikte incelendiğinde, planlanan darbenin ikinci aşamasını oluşturduğu ve bu çerçevede, TSK’nın, sivil idarenin ve dış dünyayla ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ile darbenin nasıl ve ne şekilde yapılacağı yönünde ayrıntılı planların olduğu görülmüştür.
    ELDİVEN (KOD) DARBE PLANI
    ELDİVEN kod isimli darbe planı AYIŞIĞI ve YAKAMOZ kod isimli diğer darbe planları ile birlikte incelendiğinde, planlanan darbenin son aşamasını yani darbe gerçekleştirildikten sonra yapılacak hususları düzenlediği görülmektedir. Eldiven kod isimli darbe planı çerçevesinde ise “Dahili Mutabakatın Sağlanması, CMB Mutabakatının Sağlanması, Yıpratma, Hazırlık ve Geçiş, TSK Türk Halkı Projesi” şeklinde planların olduğu görülmüştür.
    Şüpheli Şener ERUYGUR’dan ele geçirilen dijital verilerde, “BAŞARILAMAYAN BİR DARBE PLANI VE BUGÜNE YANSIMALARI” başlıklı (15) sayfadan oluşan bir metin ele geçirilmiş, metnin yapılan incelemesinde, 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilmesi planlanan darbe planları ile ilgili bir makama hitaben bilgi mahiyetinde yazılan bir yazı olduğu anlaşılmıştır.
    Metin içerisinde, söz konusu darbe planının baş aktörünün Şener ERUYGUR olduğu, bu darbe planlarının 2003 yılında hazırlandığı ve 2004 yılı Haziran-Temmuz aylarında uygulamaya konulacağı, fakat söz konusu darbe planlarının dönemin Genelkurmay Başkanı tarafından öğrenilip akamete uğratıldığı,
    Söz konusu darbe planının AYIŞIĞI ve YAKAMOZ olarak adlandırılan 2 ayrı aşamadan oluştuğu, darbe planları ile ilgili hazırlanan powerpoint sunumlarında gizliliğin korunabilmesi için kodlanarak hazırlandığı, ancak dikkatli bir inceleme sonucu bu kodların çözüldüğü anlaşılmıştır.
    Söz konusu metnin devamında “DİKKAT ÇEKEN HUSUSLAR” başlığı altında, “Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir.” “Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür.” şeklinde vurgu yapıldığı göz önüne alındığında, 2003-2004 yılları arasında söz konusu darbe planlarının uygulamaya konulduğu ancak sonucun alınamadığı, hareketi devam ettirmek üzere hazırlanan kadrolaşmanın bugün devam ettiği anlaşılmıştır.
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü tarafından kurulan ve yönlendirilen Cumhuriyet Çalışma Grubu hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde;
    1-Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi ÖZKÖK’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi ÖZKÖK’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları,
    2-Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri,
    3-Ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükümet aleyhine ve özellikle askerin hükümete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı,
    4-Örgüt yöneticisi İlhan SELÇUK’un ve örgüt üyesi Mustafa BALBAY’ın talimatları ile Cumhuriyet Gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları,
    5-Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı rektörlerle görüştükleri, ayrıca rektörlerden hükümete sert tepki göstermelerini istedikleri, bunun üzerine harekete geçen bazı rektörlerin Hükümet aleyhine sert açıklamalar yaptıkları, özellikle Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticileri dönemin YÖK Başkanı Kemal GÜRÜZ ile İ.Ü. Rektörü Kemal ALEMDAROĞLU’nun bu organizasyonları yaptıkları, “Ordu göreve” yazılı pankartların asıldığı mitinglerde görüntü kayıtlarının bulunduğu,
    6- O dönem iktidarda bulunan hükümeti parçalayıp ülkeyi yönetmeyecek hale getirmek ve bunun sonucunda ülkede çıkacak kaosla darbeye zemin oluşmasını sağlamak amacıyla, örgüt üyesi İsmail Yıldız’a milletvekilleri hakkında araştırma yaptırdıkları ve bu yolla iktidar partisinden ayrılabilecek nitelikteki milletvekillerini tespit ettikleri, bu doğrultuda örgüt üyeleri Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur ve İsmail Yıldız’ın mecliste yer almayan bazı siyasi parti liderleri ile görüştükleri ve yapılan bu görüşmeyi kayda aldıkları,
    7- Bu amaçla Bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratların siyasi görüşleri ve yaşam tarzları ilgili kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydettikleri,
    8- Ayrıca, örgütün stratejileri arasında bulunan “Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe götürmek” amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları ve böylece ülkenin dış politikasını olumsuz yönde etkileyerek siyasi istikrarsızlığı sağlamaya çalıştıkları, Mehmet Şener ERUYGUR’un Kıbrıs Büyükelçisini makamına çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli husustaki bilgileri bizzat kendisine vermesi gerektiği şeklinde talimat verdiğinin ses ve görüntü kayıtlarından anlaşıldığı,
    9- Darbe planları içerisinde yer alan Kuvvet Komutanlarının, uyguladıkları plana uygun olarak, yürütme organı üzerinde baskı uygulamak amacıyla Harp Okullarının eğitim dönemi açılış ve diploma törenlerinde sert ve toplumu geren açıklamalar yaptıkları,
    10- Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticisi İlhan SELÇUK, örgüt üyeleri Mustafa BALBAY, Levent ERSÖZ, Hasan Atilla UĞUR’un çoğu kez Şener ERUYGUR’un makamında gizli toplantılar yaptıkları, burada eylem planını görüştükleri, özellikle İlhan SELÇUK’un içinde yer aldığı 9 Mart 1971 de darbe teşebbüsü ile ilgili tecrübelerini aktararak dikkat edilmesi gereken hususlarda tavsiyelerde bulunduğu, İlhan SELÇUK’la Şener ERUYGUR ve diğer asker kökenli örgüt üyeleri arasındaki irtibatı ve haberleşmeyi Mustafa BALBAY’ın sağladığı,
    11-Bu dönemde “Ulusal Birlik Hareketi”ni kurdurarak, kendilerine yakın sivil toplum kuruluşlarını tek merkezden yönetmeye çalıştıkları,
    12-C.Ç.G’nun planları arasında yer alan “sendikaların manipüle edilmesi” stratejisine uygun olarak, özellikle örgüt üyesi Mustafa ÖZBEK’in başkanı olduğu sendika ile kendileri ile birlikte hareket edecekleri yönünde tespitler yaptıkları bazı sendikaları amaçlarına uygun olarak yönlendirdikleri anlaşılmıştır.
    Yukarıda da belirtildiği üzere soruşturma kapsamında elde edilen delillerden Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün bu amaç ve hedefinden asla vazgeçmediği, 2004 yılından sonra da ülkede kaos ve kargaşa meydana getirerek güven ortamını ortadan kaldırıp darbe zemini oluşturmak için faaliyetlerini sürdürdüğü görülmüştür.
    II-ÖRGÜTÜN DARBE ZEMİNİ OLUŞTURMAK AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ TOPLUMDA İNFİAL UYANDIRAN EYLEMLER
    CUMHURİYET GAZETESİNE BOMBA ATILMASI EYLEMLERİ
    Öncelikli olarak 2006 yılı içerisinde Cumhuriyet gazetesinde türban ile ilgili bir karikatür yayınlamış ve bu yayından kısa bir süre sonra yani 5-10-11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesine 3 kez bomba atılmıştır.
    Olayın sanığı Osman YILDIRIM alınan ifadesinde, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması eylemini Muzaffer TEKİN’in talimatı ile gerçekleştirdiklerini, olayda kullanılan el bombalarını da Ataşehir de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer TEKİN’in verdiğini, hatta bu toplantı da Oktay YILDIRIM’ın da bulunduğu, bu eylemleri para için yaptığını, bu eylemler karşılığı Muzaffer TEKİN’in kendisine 500 Bin dolar vermeyi vaat ettiğini, gazetenin bombalanması eylemini ise bizzat arkadaşları Tekin İRSİ, İsmail SAĞIR ve Alpaslan ARSLAN’ın gerçekleştirdiğini beyan etmiştir.
    DANIŞTAY SALDIRISI EYLEMİ
    17.05.2006 günü Avukat Alparslan ARSLAN Danıştay binasında toplantı halinde bulunan yargı mensuplarımıza yönelik saldırıyı gerçekleştirmiş ve bu saldırı sonucu Danıştay 2. Dairesi Üyesi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN hayatını kaybederken, aynı Dairenin Başkanı Mustafa BİRDEN, üyeler Ayfer ÖZDEMİR ve Ayla GÖNENÇ ile Tetkik Hakimi Ahmet ÇOBANOĞLU ağır bir şekilde yaralanmıştır.
    Elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, Alpaslan ASLAN’ın Ergenekon Silahlı Terör Örgütü mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve söz konusu DANIŞTAY saldırısını da bu örgütün talimatı ile gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır.
    Sonuç olarak Danıştay saldırısından sonra, saldırıda hayatını kaybeden Mustafa Yücel ÖZBİLGİN’in cenaze törenine bakıldığında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün amacına ulaştığı, cenaze töreninin görüntüleri incelendiğinde, törene katılan bazı kişilerin laik-antilaik çatışmasını meydana getirebilecek nitelikte provakatif nitelikte sloganlar attığı, törene katılan dönemin hükümet yetkililerini protesto ettikleri, hatta fiziki saldırıya teşebbüs ettikleri, sonuç olarak bu eylem sonrası ülkede kaos ortamının oluştuğu görülmüştür.
    III-ÖRGÜTÜN GERÇEKLEŞTİRMEYİ PLANLADIĞI EYLEMLER
    Soruşturma kapsamında bugüne kadar elde edilen delillerden örgütün darbe zemini oluşturmak için çok sayıda silahlı eylem gerçekleştirdiği, gerçekleştirdiği bu eylemlerle istedikleri darbe zemini oluşturamayınca bu kez çok daha tehlikeli ve kanlı eylemler planladıkları görülmüştür. Bu güne kadar yapılan çalışmalarda planlanan bu eylemlerin birçoğu engellenirken örgütün her fırsatta çok daha tehlikeli eylem planları ile karşımıza çıktığı görülmüştür.

    1-ÜMRANİYE BOMBALARI
    Soruşturmamızın başlangıcını teşkil eden ihbar üzerine Ümraniye de bir evde yapılan aramada toplam (27) adet el bombası bulunarak el konulmuştur. El bombaları üzerinde yapılan parmak izi incelemelerinde sanıklardan Oktay YILDIRIM’in parmak izi tespit edilmiştir.
    Diğer taraftan Osman YILDIRIM Cumhuriyet gazetesine attıkları bombalan kendilerine Ataşehir de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer TEKİN’in verdiğini, bu toplantıda Oktay YILDIRIM’in da hazır bulunduğunu beyan etmiştir.
    Dolayısıyla Ergenekon Silahlı Terör Örgütü nün Ümraniye de ele geçirilen ve Oktay YILDIRIM’a ait olduğunu anlaşılan el bombalarını hangi eylemlerde kullanılacağı bilinmese de biraz önce belirtilen Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olayı ve tespit edilen diğer eylem planları göz önünde bulundurulduğunda örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için vahim nitelikte eylemler planladığı anlaşılmaktadır.
    2-YARGITAY MENSUPLARINA SUİKAST HAZIRLIĞI
    İşçi Partisi Ankara Genel Merkez binasında yapılan aramada ele geçirilen ELBA marka CD içerisinde; “YARGITAY” isimli pdf dosyasında elle çizilmiş basit bir krokide, binanın bölümlerini gösterir şekiller olduğu, bu şekillerin üzerine A, B, C yazıldığı, binaların giriş çıkış noktalarının işaretlendiği, bu noktalar üzerine değişik işaret ve şekiller yapıldığı ve numaralandırıldığı görülmüştür.
    Ayrıca aynı CD içerisinde “KROKİNİN AÇILIMI” isimli word dosyasında; “A:Yargıtay ana bina, B.Yargıtay bitişik ek bina, C:Yargıtay ek bina, protokol kapısı (güvenlik çok sıkı), 2-Avukat giriş kapısı, 3- Posta giriş kapısı ,4 -Vatandaş kapısı, 5-Garaj kapısı (sürekli görevli bulunur, güvenlik yok), 6-Mutfak kapısı, 7- A blok yan kapı, 8-C blok yan kapı, 9-C blok arka kapı, 10-C blok ön yan kapı, 11-C blok ana giriş kapı, 12-C blok garaj kapısı, 13- Başbakanlık güvenli girişi, 14-A blok giriş, X Güvenlik var, X Polis var, ) ( x ray cihazı var, P polis noktası var. ”
    “Sarı ile işaretli bölgeler rahat, buralarda güvenlik, polis, görevli yok. 6 nolu kapı tünel gölgesinde kalıyor. Gece için uygun. 3 nolu kapı, kilitli ancak açılabilir. Buradan A blok zemin altına inilir. Burası Milli Eğitim Bakanlığı ile A blok arasında kalıyor ve araba park yeri. Tenha. C blok 8 nolu kapı çok müsait’. Girince bazen kapı arkasında bir güvenlik çıkabilir. Burada lavabolar var. Oraya geçilebilir. Her zaman yok. 9 nolu kapı kilitlidir. Ama açılabilir. Ön taraftaki ışıklar orayı görmüyor. 10 nolu kapı kullanılmaz, ön taraftaki ışıklar burayı iyi görüyor. Ön tarafta 2 kamera var. Ön taraftaki sarı alan ağaçların altında kalıyor. Işıktan da geriye kalıyor. Orayı güvenlik kulübesi görmüyor. Arkada camları yok. O nedenle kör bir nokta oluşuyor. Karargah kameraları görse de karanlık olduğundan sıkıntı olmaz. Ancak fazla beklememeli. Karargah önünden hemen ikaz gelebilir.” şeklinde notların yer aldığı görülmüştür.
    Söz konusu krokinin ve bilgilerin doğru olup olmadığının anlaşılabilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğüne yazı ile görüş sorulmuş, alınan cevabi yazıda Yargıtay binasına ait olduğu değerlendirilen kroki ve krokinin açılımıyla ilgili bilgilerin tamamen doğru olduğu bildirilmiştir.
    Dolayısıyla Yargıtay binasına ait kroki ve bilgilerden Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün Yargıtay Başkanlığında görevli üst düzey yüksek yargıca (Yargıtay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı, Daire Başkanları veya Yargıtay üyesi vb.) yönelik suikast hazırlıkları yaptığı anlaşılmıştır.
    3-NATO TESİSLERİNE SALDIRI HAZIRLIĞI
    Yürütülen soruşturma kapsamında İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramalarda birçok örgütsel içerikli dijital bulgunun yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı ve değişik askeri şahıslar ile MİT Müsteşarlığına ait çok sayıda gizlilik dereceli dokümanlar ele geçirilmiştir. Ele geçirilen dokümanlarda İzmir İli Şirinyer semtinde bulunan NATO Müttefik Kuvvetlerine ait karargaha ait kurumsal ve GİZLİ/HİZMETE ÖZEL içerikli bilgiler, karargahta görevli personele ait birçok görevsel ve kişisel bilgiler, krokiler, haritalar, fotoğraflar, uygulama planı ve operasyon sırasında dikkat edilecek hususların yazılı olduğu görülmüştür.
    NATO Karargahına ait olan GİZLİ içerikli bilgilerin en ince ayrıntılarına kadar temin edilerek üzerinde bir takım operasyonel hazırlıkların ve çalışmaların yapılması, bu çerçevede kullanılacak her türlü materyalin değerlendirmeye tabi tutulması Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün NATO karargahına yönelik gerçekleştirmeyi planladığı eylemi açıkça ortaya koymaktadır.
    4-2005 YILINDA KARA KUVVETLERİ KOMUTANI YAŞAR BÜYÜKANIT’A YÖNELİK SUİKAST HAZIRLIĞI
    İşçi Partisi Genel Merkezinde yapılan aramada ele geçirilen ve üzerinde “VERSATİLE” yazan 411509A102B4 seri numaralı CD’nin yapılan incelemesinde; içerisinde “HİKMET ÇİÇEK’E ULAŞANLAR” isimli klasör olduğu, bu klasör içerisinde iç içe girmiş çok sayıda klasör ve dosyaların olduğu, sırası ile “HİKMET ÇİÇEK’E ULAŞANLAR”/“İÇ İSTH”/”17. MÜTEFERRİK KONULAR” isimli klasöre gelindiğinde içerisinde çok sayıda klasör ve word dosyalarının olduğu, bunların içerisinde “KORUMA PLANI” isimli word dosyası incelendiğinde içeriğinde; “08 ŞUBAT 2005″ tarihli dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar BÜYÜKANIT’ın koruma planı başlıklı (9) sayfalık çizelge şeklinde yazı olduğu, içeriğinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar BÜYÜKANIT’ın belirtilen tarihte İzmir ve Balıkesir illerine yapacağı ziyaretler sırasındaki koruma planının olduğu, burada yer alan bilgilerden de Yaşar BÜYÜKANIT’a yönelik örgütün eylem hazırlığı içerisinde olduğu anlaşılmıştır.
    5-2007 YILI İÇERSİNDE GAZETECİ YAZAR FEHMİ KORU VE YAZAR ORHAN PAMUK’A YÖNELİK SİLAHLI SALDIRI HAZIRLIĞI
    Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne yönelik yürütülen soruşturma sırasında, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı Mehmet Fikri KARADAĞ ve etrafındaki şahıslara yönelik teknik takip çalışmaları yapılmış, yapılan bu çalışmalar sırasında, Mehmet Fikri KARADAĞ’ın Veli KÜÇÜK ve Sevgi ERENEROL ile toplantılar düzenlediği, bu toplantılara katıldığı dönemde de diğer taraftan dernek çatısı altında etrafına topladığı kişilere gazeteci yazar Fehmi KORU ve yazar Orhan PAMUK’a yönelik suikast hazırlığı yaptırdığı tespit edilmiştir.
    6-2007 YILI İÇERİSİNDE DİYARBAKIR BELEDİYE BAŞKANI OSMAN BAYDEMİR’E, DTP MİLLETVEKİLİ SEBAHAT TUNCEL VE AHMET TÜRK’E YÖNELİK SİLAHLI SALDIRI HAZIRLIĞI
    Sanık Mehmet Fikri KARADAĞ ve etrafındaki şahıslara yönelik yapılan teknik takip çalışmalarında ayrıca, Mehmet Fikri KARADAĞ’ın Veli KÜÇÜK’le gizlice görüştüğü günlerde, az önce belirtilen eylemlerin yanı sıra etrafında bulunan kişilere DTP Diyarbakır Belediye Başkanı Osman BAYDEMİR, DTP Milletvekili Ahmet TÜRK ve Sebahat TUNCEL’e yönelik suikast hazırlığı yaptırdığı tespit edilmiştir. Özellikle DTP’li şahıslara yönelik eylem hazırlıklarını hızlandırdıkları görülünce Mehmet Fikri KARADAĞ ve olayda tetikçi olarak kullanacakları şüpheli şahıslara yönelik fiziki takip çalışmaları yapılmış, yapılan takip çalışmalarında Mehmet Fikri KARADAĞ’ın olayda tetikçilik yapacak Selim AKKURT ile gizlice buluşmaya çalıştığı görülmüş ve sonuç olarak istenmeyen olayların engellenmesi için olayda tetikçilik yapacak olan Selim AKKURT yakalanmıştır. Selim AKKURT yakalandıktan sonra yapılan incelemesinde (2) ayrı cinayet dosyasından firari olarak arandığı görülmüş ve hakkında yapılan işlemden sonra tutuklanmıştır.
    Diğer taraftan sanık Mehmet Fikri KARADAĞ’ın “…Bu uğurda ölmek var, öldürülmek var, öldürmek var” şeklinde şiddet çağrısı içeren yemin merasimi göz önüne alındığında örgütün bu suikastleri gerçekleştirme konusunda kararlı olduğunu ortaya koymaktadır.
    7-ERMENİ ASILLI MİNAS DURMAZ GÜLER’E YÖNELİK SUİKAST HAZIRLIĞI
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN liderliğindeki hücre yapılanmasına yönelik yapılan teknik takip çalışmalarında, ülkemizde yaşayan bir kısım ermeni asıllı vatandaşlarımıza yönelik eylem hazırlığı içerisinde oldukları, özellikle Sivas ilinde yaşayan ve o bölgedeki ermeni asıllı vatandaşlarımızın ruhani lideri konumunda bulunan Minas Durmaz GÜLER’e yönelik suikast hazırlıkları yaptıkları, bu amaçla şüpheli İbrahim ŞAHİN’in Minas Durmaz GÜLER’in adresini tespit etmeye yönelik çalışmalar yaptığı tespit edilmiştir.
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN ile irtibatlı bulunan ve Minas Durmaz GÜLER’e yönelik suikast hazırlıkları yaptıkları tespit edilen Ersin GÖNENCİ ve Oğuz BULUT isimli şahıslar Sivas ilinde yakalanmıştır.
    Şüpheli Oğuz BULUT’tan; (2) adet haki yeşil renkli el bombası, Şüpheli Ersin GÖNENCİ’den; (1) adet Browning marka tabanca bulunarak el konulmuştur.
    Konu ile ilgili şüphelilerin telefon konuşmalarına bakıldığında nasıl ve ne şekilde eylem hazırlığı içerisinde oldukları açıkça anlaşılmaktadır.
    08-ERMENI PATRİĞİ MESROB MUTAFYAN’A YÖNELİK SUİKAST HAZIRLIĞI
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’in İstanbul’daki ikametinden ele geçirilen eylem planları içerisinde, Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’a yönelik suikast planlarının da olduğu görülmüştür.
    Konu ile ilgili ele geçirilen dokümanların yapılan incelemesinde, (32) ile numaralandırılmış renkli BİLGİSAYAR ÇIKTISI A-4 kâğıdında; “Molla Taşı Caddesi” “Kenan Bey Sokak” “Nalbant Cami Sokak” ve “SEVGİ SOKAK” şeklinde belirtilen alanın GOOGLE EARTH’den alınmış resminin olduğu görülmüştür. Açık kaynaklardan yapılan araştırmalarda söz konusu cadde ve sokakların İstanbul ili Eminönü Semtinde olduğu tespit edilmiştir.
    Ayrıca aynı resim üzerinde “Molla Taşı Cd” üzerindeki (sol tarafta) bulunan binaya “2″, “Sevgi Sokak” üzerinde bulunan binaya “1″ numarasının verildiği, “SEVGİ SOKAK” üzerinde değişik noktalarda; sarı renkte yazı karakterleri ile “2. GİRİŞ BARİYERLER – POLİS NOKTASI ve “1.GİRİŞ + BARİYERLER + GÜVENLİK” şeklinde notların belirtildiği görülmüştür.
    Bir BİLGİSAYAR ÇIKTISINDA bulunan; GOGLE EARTH’den alınmış bölgenin farklı yüksekliklerden alınmış resimlerinin olduğu görülmüştür.
    Bazı fotoğraflarda; Sevgi Sokak yan yana olan bir kaç binayı kapsayacak şekilde etrafının çizili olduğu, çizili alanın orta kısmında ise üzeri çarpı işareti ile işaretlenmiş Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’a ait fotoğrafın olduğu,
    GOGLE EARTH’den alınmış fotoğraflardaki adresle ilgili yapılan çalışmalarda, söz konusu fotoğraflarda işaretlenen ve üzerine Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’ın resminin konulduğu yerin; İstanbul ili Fatih ilçesi Nişanca ve Muhsine Hatun Mahallesi Sevgi Sokak olduğu ve bahse konu adreste Ermeni Patrikhanesi ve Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’ın ikametinin olduğu tespit edilmiştir.
    Yukarıda belirtilen harita, fotoğraflar ve bunların üzerindeki işaret ve resimlerden Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’ın bulunduğu adresin tespit ve takibine yönelik çalışmalar yapıldığı aşağıda anlatılacak bulgulardan da eylemin nasıl ne şekilde ve kimler tarafından gerçekleştirileceğinin planlandığı görülmüştür.
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’de nele geçirilen dokümanlar içerisinde, beşgelerde “TEDHİŞ PLANI (MUTAFYAN)” başlığı altında Ermeni Patriği Mesrob MUTAFYAN’a yönelik silahlı eylemin hangi silahla, nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirileceği görülmüştür.
    09- ALEVİ-BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI ALI BALKIZ’A YÖNELİK SUİKAST HAZIRLIĞI
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’in İstanbul’daki ikametinden Alevi Bektaşi Federasyonu Ali BALKIZ’a yönelik bombalı araç ile gerçekleştirilecek suikast planları ele geçirilmiştir.
    Bazı belgelerde Ali BALKIZ’A yönelik eylem planları, fotoğraflar ve krokiler
    olduğu görülmüştür.
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’den ele geçirilen belgelerde “Tedhiş Planı- Ali BALKIZ” başlığı altındaki suikast planları incelendiğinde, Ali BALKIZ’ın ev ve iş adresi belirtildikten sonra eylemin nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirileceği ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.
    10-ALEVİ-BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL SEKRETERİ KAZIM GENÇ’E YÖNELİK SUİKAST HAZIRLIĞI
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’in İstanbul’daki adresinden Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım GENÇ’e yönelik “Tedhiş Planı” başlıklı suikast planı ele geçirilmiştir. Söz konusu Tedhiş Planının daha iyi anlaşılabilmesi için planın giriş kısmı aynen belirtilecektir. Bahse konu Tedhiş planın giriş kısmında
    “TEDHİŞ PLANI (KAZIM GENÇ)”
    “Planlayan:ÖKK Kürşad kod ( )
    1-Hedef ve Tarifi:Kazım GENÇ, Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri, Fotoğraf:(+), Eşkal (+)
    2-Adresi:Cinnah cad. No:41/18 Kavaklıdere
    3-Eylemin Amacı:Alevileri kışkırtarak Alevi-Sünni kavgası çıkarmak
    4-Eylemin Türü:Bombalı paket göndermek (Paket açılınca patlayacak şekilde)
    5-Eylemin Yeri:Bombalı paket hedefin evine gönderilecek
    6-Güvenlik sistemi ve zafiyetleri:
    A-YEDEK HAREKET TARZI:(Hedeften geriye doğru planlanmıştır)
    (7-Bombalı paket hedef şahsa kargo şirketi aracılığıyla gönderilecektir. (Aras Kargo, Yurtiçi Kargo, vs) Kargo Hacıbektaş/Nevşehir/Sivas/Tokat/Tunceli gibi Alevilerin yoğun yaşadığı bir ilden gönderilecektir. (Diğer bir alternatif hedef şahsın memleketi olan şehirden bir akrabası adına gönderilmesi. Bu konu araştırılacak, yakınlarının ismi ve memleketi tespit edilecek) Kargo şirketleri paketi teslim alırken gönderen şahsın kimlik kartının fotokopisini alıyorlar. Paketi 7. Nolu eleman gönderecektir. 7 Nolu Eleman için sahte kimlik belgesi düzenlenecektir. Kargo şirketinin bir kısmında teslim bölümünde kamera sistemi bulunuyor. Kamera sistemi bulunmayan Şube tespit edilerek oradan gönderilecektir. 7 Nolu Eleman şehre o gün gidecek ve aynı gün tekrar dönecektir. Şehre bombalı paket 4 Nolu eleman tarafından götürülecektir. Ekte bulunan CPK planına göre paket devir teslimi yapılacaktır. (1 NOLU CPK PLANI) ” yazdığı görülmüştür.

    11-ANKARA İLİ ERYAMAN AYAŞ YOLU NO:93 ADRESİNDE BULUNAN OPTİMUM ALIŞVERİŞ MERKEZİNE YÖNELİK BOMBALI SALDIRI PLANI
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’in İstanbul’daki adresinden Ankara ilinde bir alışveriş merkezine yönelik eylem planları ele geçirilmiştir.
    Şüpheli İbrahim ŞAHİN’den el konulan (3) sayfadan oluşan A-4 kâğıtlarının içeriğinde; Ankara İli Eryaman Ayaş Yolu No:93 adresinde bulunan OPTİMUM ALIŞVERİŞ MERKEZİ’ne yönelik BOMBALI EYLEM PLANI olduğu, bahse konu eylem planlarında el yazısı ile alışveriş merkezinin adresinin, konumunun ve fiziki durumunun belirtildiği, sonra halkın yapısını “Halkın büyük çoğunluğu çevre bölgelerden göç etmiş, çoğunluğu MEMURDUR”, şeklinde belirttiği ve etnik durumu hakkında “Sünni, Müslüman Türklerin %98 gibi bir çoğunluğu vardır.’” Şeklinde bilgiler verildiği, eylem planının devamında ise halkın giyim kuşamı, ekonomik durumu ve olaylara tepkilerinin ne olacağı hakkında bilgiler verildiği görülmüştür.
    Örgüt üyelerinin eylem düzenlenecek alışveriş merkezinin bulunduğu bölgeyle ilgili olarak; özellikle alışveriş merkezinin bulunduğu bölgedeki halkın durumu ve halkın etnik kökeni ile ilgili araştırmalar yapmaları,
    Eylem yapılacak yerinde özellikle etnik kökeni “Sünni” olarak belirtilen bir yerdeki alışveriş merkezinin seçilmesi, bu alışveriş merkezine planlanan eylemin İbrahim ŞAHİN’den ele geçirilen suikast planlarında isimleri geçen Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali BALKIZ ve Genel Sekreteri Kazım GENÇ’e yönelik suikastlardan sonra yapılarak ülkede toplumun farklı kesimlerinin birbirlerine karşı kışkırtılarak ve hemen akabinde birbirlerinden öç alma duygusuyla hareket ettiği izleniminin verilerek Alevi-Sünni çatışması çıkartmak olduğu, bu amaçlarını da yine İbrahim ŞAHİN’den ele geçirilen Kazım GENÇ’e yönelik suikast planında “Alevileri kışkırtarak ALEVİ-SÜNNİ KAVGASI ÇIKARMAK” seklinde beyan ederek bu durumu açıkça ortaya koydukları görülmüştür.
    12-MUSTAFA DÖNMEZ’DE ELE GEÇİRİLEN BAŞBAKAN’A YÖNELİK SUİKAST PLANI VE SİLAHLAR;
    Şüpheli Mustafa DÖNMEZ’in Ankara ilindeki Askeri Lojmanlarda bulunan ikametinde yapılan aramada, diğer verilerin yanı sıra (61) numarası verilen bir ajanda bulunarak el konulmuştur. (61) numarası verilen ajandanın yapılan incelemesinde, ajandanın 46 sayfasında değişik konularla ilgili el yazması notların olduğu, ajandanın kapağında bulunan cep kısmında ise 2 adet A-4 kağıdı üzerine çıktı olarak alınmış, aynı bölgeyi gösterdiği anlaşılan uzak ve yakın mesafeli şekilde çekilmiş uydu fotoğraflarının olduğu görülmüştür.
    Bu uydu fotoğraflarından “Resim 1″ olarak belirtilen fotoğrafın üzerinde bir binanın çevresinin kırmızı kalemle çizildiği, işaretlenen binadan çizgi şeklinde ok çıkartıldığı, kırmızı kalemle çizilen binadan çıkartılan ok işaretinin üzerine “220 m” ibaresinin yazıldığı ve okun sonunun yeşil alanda bittiği, yine aynı resimde “Kuşadası Sk., Gölbaşı Sk. ve Yürüyüş yolu” şeklinde yol ve sokak adlarının yazılı olduğu görülmüştür.
    “Resim 2″ olarak belirtilen fotoğrafta ise bir önceki uydu fotoğrafında işaretlenen binanın çevresinin kırmızı kalemle çizildiği, Vadi Sk üzerinde bir noktanın işaretlenerek Yürüyüş yolu üzerine kesik çizgi şeklinde yön oklarının çizilerek; Resim 1′de çevresi kırmızı kalemle çizilen binaya, 220 m olarak belirtilen yerin gösterildiği, yerin bitimine ve bu bitim yeri olarak gösterilen yerden; üzerinde ismi belirtilmeyen yola kadar kesik çizgili okların devam ettiği, kırmızı kesik çizgilerin ismi belirtilmeyen yol üzerinde son bulduğu görülmüştür. Yine Resim 2′de cadde ve sokak isimlerinin ayrıntılı bir şekilde yazıldığı, “20.Sk, 24.Sk, 23.Sk, 22.Sk, Yürüyüş yolu, Vadi Sk., Gölbaşı Sk., Kuş adası Sk., Ş.Mehmet….” şeklinde Yol ve Sokak isimlerinin yazılı olduğu görülmüştür.
    Söz konusu uydu fotoğraflarında belirtilen adreslerle ilgili yapılan çalışmalarda Resim 1 ve Resim 2′de kırmızı kalemle etrafı çizilen binanın; Ankara İli Keçiören ilçesinde Kuşadası sokak üzerinde bir bina olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bina ve adresle ilgili ayrıntılı çalışma yapılması için Ankara Emniyet Müdürlüğüne yazılan yazı sonucunda alınan cevapta, Kuşadası sokak üzerinde etrafı kırmızı kalemle işaretlenen binada Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’nın evinin bulunduğu anlaşılmıştır.
    IV-SORUŞTURMA KAPSAMINDA ELE GEÇİRİLEN SİLAHLAR
    Soruşturma kapsamında bu güne kadar şüphelilere yönelik yapılan arama çalışmalarında,
    Şüpheliler Oktay YILDIRIM’dan (27) adet, Fikret EMEK’ten (12) adet, Mustafa DÖNMEZ’in Sakarya’daki adresinden (22) adet, ajandasında bulunan krokiye istinaden Zir Vadisinde yapılan aramada (12) adet, İbrahim ŞAHİN’in İstanbul’daki ikametinde ele geçirilen krokiye istinaden Ankara’da Gölbaşı ilçesinde yapılan aramada (1) adet, Oğuz BULUT’tan (2) adet, Beykoz Poyrazköy’de yapılan aramalarda (11) adet, olmak üzere toplam (87) adet el bombası bulunarak el konulmuştur.
    İbrahim ŞAHİN’in, İstanbul’daki ikametinde ele geçirilen krokiye istinaden Ankara Gölbaşı ilçesinde yapılan kazılarda;
    -(2) adet LAV SİLAHI,
    -(10) adet el bombası fünye grubu, 820 gram plastik patlayıcı, 210 cm saniyeli fitil, 8 metre infilaklı fitil, (4) adet hakem bombası, (1) adet anti personel tüfek bombası, (21) adet sis bombası ve kutusu, (2) adet gösteri el bombası,
    *21-24.04.2009 tarihlerinde İstanbul Beykoz ilçesi Poyrazköy Keçilik mevkiinde bir ihbara istinaden yapılan aramalarda;
    -(15) adet dolu lav silahı, (6) adet boş lav silahı bulunarak el konulmuştur.
    *Fikret EMEK’ten; 11 kg. C-3 patlayıcı, 1160 gr. tahrip kalıbı, 1 adet gaz bombası 10 adet fünye, 5 adet işaret fişeği, 3 adet sis bombası, 21 adet TNT kalıbı, 1 adet yangın bombası, 84 adet kapsül, 24 adet ateşleme çakmağı, 50 metre infilak fitili, 35 adet çeşitli boylarda infilak fitili, 1 adet eğitim bombası, 2 adet demir çubuk içerisinde patlayıcı, 18 gr. Emolite marka patlayıcı, 13 cm uzunluğunda infilak kapsülü için irtibat fitili, 3 adet Golden ibareli plastik tüp içerisinde hidrolik asit,
    *Muzaffer ŞENOCAK’tan,
    3 adet Golden ibareli plastik tüp içerisinde hidrolik asit, 13 cm uzunluğunda infilak kapsülü için irtibatlık fitili, 18 gr. gri renkli madde,
    *Mustafa DÖNMEZ’den el konulan 61 numaralı ajandada yer alan krokiye istinaden Ankara Zir Vadisi Mezarlığı yakınında yapılan kazı çalışmalarında,
    (2) adet Aydınlatma fişeği, (12) adet Tüfek Bombası, (1) adet Renkli Sis kutusu, (18) adet el bombası Gövdesi, (12) adet Bubi Tuzaklı Bomba, (12) adet Bubi tuzaklı Bombaya ait ateşleme mekanizması, (6) adet Gösteri Bombası, (9) adet Göz yaşartıcı bomba,
    İSTANBUL BEYKOZ POYRAZKÖY KAZILARI
    21-24.04.2009 tarihlerinde İstanbul Beykoz ilçesi Poyraz köyü Keçilik mevkiinde bir ihbara istinaden yapılan aramalarda;
    (7) adet hakem bombası, (1) adet hakem bombası içi, (3) adet savunma tipi kör tapalı el bombası gövdesi, (4) adet el bombası fünyesi, (5) adet dolu (2) adet kullanılmış bubi tuzağı, (3) adet gösteri bombası, (20) adet el bombası fünyesi, (33) adet kuru sis kutusu, (2) adet patlayıcı kalıpları, (1743) adet değişik çap ve markalarda fişek, (38) adet işaret ve aydınlatma fişeği, çok sayıda saniyeli fitil bulunarak el konulmuştur.
    Ayrıca Fikret EMEK’ten (1) adet, Arif DOĞAN’dan (2) adet, Mustafa DÖNMEZ’den (2) adet, toplam (5) adet kaleşnikof tüfek,
    Fikret EMEK’ten (1) adet Kanas marka otomatik tüfek ve Mustafa DÖNMEZ’den (1) adet Mısır yapımı otomatik tüfek olmak üzere toplam (2) adet otomatik tüfekbulunarak el konulmuştur.

    RUHSATSIZ TABANCALAR
    Oktay YILDIRIM, Ali YİĞİT, Gazi GÜDER, Kemal ŞAHİN, Mehmet Murat YÜCEL, Ergün POYRAZ, Hüseyin Gazi OĞUZ, Emin Caner YİĞİT, Tanju OKAN, Ali YASAK, Vedat YENERER, Aydın GERGİN, Yusuf TUNCER, Mahir Cayan GÜNGÖR, Murat ÇAĞLAR Birol BAŞARAN, Siyami YALÇIN, Ufuk Mehmet BÜYÜKÇELEBİ, Turgut BÜYÜKDAĞ, Necati DAĞHAN, Hüdayi ÜNLÜER, Ersin GÖNENCİ, Oğuz BULUT, Taylan Özgür KIRMIZI, Coşkun UMUR, Bedrettin DALAN, Ergin GELDİKAYA, Köçero SALUCİ, Sadık DÜZGÜN, Mustafa Hüseyin BUZOĞLU, Sabih KANADOĞLU, Gülseven YAŞER isimli şahıslardan BİRER adet, Fikret EMEK, Hayrettin ERTEKİN, Arif DOĞAN, Ahmet Tuncay ÖZKAN, Ali KALKANCI, ABDURRAHİM DOĞRU, İbrahim ŞAHİN isimli şahıslardan İKİŞER adet, Sami HOŞTAN ve Mehmet KORAL isimli şahıslardan ÜÇER adet, Mustafa DÖNMEZ’den DÖRT adet olmak üzere toplam (57) adet ruhsatsız tabanca bulunarak el konulmuştur.

    ERGENEKON SORUŞTURMASI KAPSAMINDA BUGÜNE KADAR ELE GEÇEN TOPLAM SİLAH VE PATLAYICILAR
    Soruşturma kapsamında bu güne kadar şüphelilere yönelik yapılan arama çalışmaları sonucunda,
    89 adet el bombası, (21) adet el bombası Gövdesi, (24) adet el bombası fünyesi, (12) adet Bubi Tuzaklı Bomba, (13) adet Tüfek Bombası, 17 adet Lav silahı, 6 adet boş lav silahı, 8 adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca, (11) kg C-3 patlayıcı, 1160 gr. tahrip kalıbı, 21 adet TNT kalıbı, 820 gram plastik patlayıcı, 58 metre infilak fitili, 35 adet çeşitli boylarda infilak fitili, (10) adet el bombası fünye grubu, 210 cm saniyeli fitil, 10 adet fünye, 58 adet değişik bomba (Sis bombası, eğitim bombası, yangın bombası, gösteri bombası, hakem bombası ve göz yaşartıcı bomba gibi), değişik patlayıcılar, çok sayıda kapsül, sis kutuları, bubi tuzakları ve çok sayıda değişik çap ve markalarda fişek bulunarak el konulmuştur.

    V-ŞÜPHELİLERİN BİREYSEL DURUMLARI

    1- Şüpheli Yalçın KÜÇÜK

    Şüpheli hakkında toplanan deliller sonucunda;

    Şüphelinin, terör örgütü PKK’nın yayın organı olarak bilinen MED TV’nin 06.03.1997 tarihli “yeni tarihe doğru” programında; muhtemelen Suriye’de bulunan PKK terör örgütü kamplarında çekilmiş bir görüntünün yayınlandığı, bu görüntülerde; PKK terör örgütü elebaşı Abdullah ÖCALAN ve şüpheli Yalçın KÜÇÜK’ün aynı masada oturduğu, çevrelerinde PKK terör örgütünün üst düzey yöneticileri oldukları değerlendirilen kalabalık bir grubun olduğu, kendisinin ve Abdullah ÖCALAN’ın bu gruba ders verdiği tespit edilmiştir. Bu görüntülerde kendisinin devlet olmaktan bahsederek “eğer asker alamıyorsa, vergi alamıyorsa devlet değildir. Burada size bir teorik bilgi; eğer bir yerden siz bir otorite olarak asker alıyorsanız, vergi alıyorsanız, orada devlet sizsiniz. … Oraları kontrol ediyorsanız, oranın ekonomik, size yetecek kadar alabiliyorsanız ve asker de alabiliyorsanız orası artık sizin olmuştur. BU SİYASÎ TEORİDİR.” dediği tespit edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere şüpheli Yalçın KÜÇÜK’ün PKK Terör Örgütünün devamını sağlamak ve etkinliğini artırması için fikir verdiği ve ağzından çıkan her sözün başta PKK terör örgütü elebaşı Abdullah ÖCALAN olmak üzere bütün örgüt üyelerince tartışmasız kabul edildiği bahsi geçen görüntüler ve elde edilen diğer dokümanlardan da anlaşılmaktadır.
    “14.11.2008 Günü Kanal 7 televizyonu İskele Sancak Programı”nda yayınlanan görüntüde, şüphelinin 1992 yılında Almanya’da terör örgütü PKK’nın düzenlediği bir festivalde, stadyumda toplanmış binlerce kişinin önünde yaptığı konuşmada; “Bugün diyorum. Dünyada en güzel baş Kürt başıdır. Çünkü Kürt başını kaldırıyor. Her yerde bunu söylüyorum. Şu anda sevgili dostlarım; Mezopotamyalı olduğum için, Anadolulu olduğum için, Orta Asyalı olduğum için gurur duyuyorum. Selam başkaldıran Kürde. Selam Kürdistan dağlarına.. Selam Kürdistan dağlarındaki kardeşlerime. Selam Kardeşime ” gibi kelimeler kullandığı, PKK terör örgütü üyeleri ve elebaşı Abdullah ÖCALAN’ı selamladığı, örgütü ve üyelerini övdüğünün görüldüğü hatırlatılarak, PKK terör örgütünü övmesinin nedeni sorulduğunda; bu televizyonların kendisi ile ilgili yaptıkları bir kampanyanın yansıması olduğunu, bu tür konuşmaları yaptığı zamanın 1992 yılı olduğunu, bu dönemde Kürtlerin birçok taleplerde bulunduklarını ve baş kaldırdıklarını, Türk halkının ise başını eğmiş vaziyette olduğunu, kendisinin de başını kaldıran insanları sevdiği için “Selam Kürdistan dağlarına, selam başını kaldıran Kürt kardeşime” diye konuşmalar yaptığını, ancak burada Abdullah ÖCALAN’ın aklına hiç gelmediğini ve onu kastetmediğini, PKK terör örgütünü de kastetmediğini, o dönem içerisinde Almanya’da bir festival düzenlendiğini ancak ne festivali olduğunu bilmediğini, o dönemin siyası partisi olan HEP yöneticilerinin kendisini davet ettiğini, bunun üzerine stadyumda konuşma yaptığını beyan etmiştir.
    “PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde, D.G.M. Cumhuriyet Savcıları tarafından alınan ilk ifadesinde “06 Mayıs 1996 tarihinde Suriye’de evinin yakınında patlayıcı madde dolu kamyonun patlaması olayıyla ilgili sorulan soruya; Yalçın KÜÇÜK’ün olaydan önce kendisine telefon açarak “bugünlerde size karşı bir saldırı gerçekleştirilecek hazırlıklı olun” dediğini beyan etmiştir. Kendisinin daha önce başka bir konuda alınan ifadesinde, bu olayla ilgili bilgileri bir siyasi parti liderinin haber verdiğini beyan ettiği, terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’a belirtilen bilgileri kimin verdiği, bu bilgileri ne şekilde ve kimden elde ettiği, Abdullah ÖCALAN’a nasıl bildirdiği sorulduğunda; Bu konuların çok konuşulduğunu ve hiçbir ceza kovuşturması olmadığını, bu sorularla PKK tarihinin yeniden yazıldığını, bu konular ile ilgili Haymana Cezaevinde açıklamalar yaptığını, 1995 yılı olduğunu, eski Başbakanlardan Mesut YILMAZ’ın bu dönemde MiT’in çok sorumsuz hareket ettiğini açıkladığını, Abdullah ÖCALAN’a suikastlar meselesinin Türkiye politikasında çok bilinen ve tartışılan bir mesele olduğunu, 1995 seçimlerine girerken zamanın Başbakanı Tansu ÇİLLER’in Abdullah ÖCALAN’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi içi MİT’e çok baskı yaptığını, sonunda zamanın MİT Müsteşarı Sönmez KOKSAL’ın Mehmet EYMÜR’ü görevlendirerek Abdullah ÖCALAN’ın yakalanmasını bir operasyon haline getirdiğini, o sırada kendisinin Paris’te olduğu için zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve diğer yöneticilerinden birinin bunun Türk Devleti için çok büyük riskler içerdiğini düşünerek kendisine söylediklerini, kendisinin Fransa’da bulunduğunu, ismini vermek istemediği birisinin kendisini arayarak bu konuları ilettiğini, kendisinin de Fransa Paris’te Strasburg Caddesinde Türk ve Kürtlerin gittiği yerlerde Abdullah ÖCALAN’ın yakalanması ve Türkiye’de seçimlerde bir kafes içerisinde dolaştırılması projesini Ankara’nın bildirdiğini herhangi birisine söylediğini, Abdullah ÖCALAN ile hiçbir zaman telefon ve kurye aracılığıyla konuşmadığını, bu olayın kendisine verilmiş bir Devlet görevi olarak kabul ettiğini ve kendisinin herhangi bir sorumluluk altına almadan açıkladığını, gözaltına alınmak üzere evinde arama yapılırken Nazlı ILICAK’ın televizyonlarda “Yalçın KÜÇÜK’ü nasıl gözaltına alırsınız, Devlet kendi kendini gözaltına alır mı” dediğini, yani anlatmak istediği konunun, belirtilen olayı ismini açıklamadığı bir Devlet görevlisi tarafından kendisine verilen bir görev olarak açıkladığını, Abdullah ÖCALAN’ı değil, Türk Devletini korumak için bu açıklamayı yaptığını,
    “Doğu PERİNÇEK, İşçi Partisi Genel Merkezinden el konulan dokümanlar arasında,
    “4 Nisan 1999 Aydınlık”, “…. PKK lideri Abdullah Öcalan’a karşı düşünülen suikastı Mesut Yılmaz’ın haber verdiğini açıklayan Küçük, duruşmalara götürülmeyerek yeni açıklamalarda bulunması engellenmek istendi.” şeklindeki yazı ile ilgili olarak ; kendisine telefon eden ve ismini vermek istemediği devlet görevlisi telefonda bu konuları aktarırken, Mesut YILMAZ tarafından söyleniyormuş izlenimini verdiği için kendisinin o dönemde böyle bir açıklama yaptığını, yakın bir dönemde Mesut YILMAZ’ı bir düğünde gördüğünü ve kendisini üzdüğü için özür dilediğini, Mesut YILMAZ’ın da yakın bir zamanda yapmış olduğu açıklamada bu konuyu teyit etmiş olduğunu beyan etmiştir.
    Mevcut deliller ve tanık beyanları göz önüne alındığında şüphelinin Ergenekon Silahlı Terör Örgütü adına PKK ile ilişkileri kuran ve iletişimi sağlayan üst düzey kişilerden biri olduğu, Devletin PKK terör örgütü ile çok ciddi mücadele verdiği bir dönemde örgütün elebaşına karşı yapılacak operasyona engel olması ve bunu kendisine bir devlet görevlisinin söylediğini beyan etmesi bile şüphelilerden ele geçirilen PANZEHİR isimli örgütsel içerikli dokümandaki bilgilerin doğruluğunu göstermektedir
    Tuncay GÜNEY’in 2001 yılındaki anlatımlarında; Doğu PERİNÇEK’in isteği ve Veli
    KÜÇÜK’ün talimatları doğrultusunda, PKK Terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ın Türkiye’ye teslim edilmesinden önce ve sonra üç kez Abdullah ÖCALAN’ın avukatı Doğan
    ERBAŞ ile görüştüklerini, bir keresinde Adnan AKFIRAT, Doğan ERBAŞ ile birlikte Doğu PERİNÇEK’in odasında görüşme yaptıklarını, Abdullah ÖCALAN’ın Türkiye’ye teslimiyle ilgili şartların görüşüldüğünü, Yalçın KÜÇÜK’ün Abdullah ÖCALAN’ın teorisyeni olduğu, ayrıca MİT Müsteşarı ŞENKAL ATASAGUN ve HİKMET ÇİÇEK’in hocası olduğu,
    Doğu PERİNÇEK’in adamlarından birini Yalçın KÜÇÜK’e göndererek görüştüğünü, Yalçın KÜÇÜK’ün de “ben ona (Abdullah ÖCALAN’a) kendim Cumhuriyetin 74. 75. yılında dedim ki kendisi gelirken gel ben Birleşmiş Milletler uçağını ayarladım beraber gidelim Türkiye ye teslim olalım indiğimizde de uçaktan karanfiller at silahıda iki kere at yere at teslim ol o zaman şimdi o tren geçti” diye anlattığı, bu konunun aslında kadınlar başkanı SAKİNE CANSIZ’ın teklifi olduğu, Yalçın KÜÇÜK ile Sakine CANSIZ’ın Paris’teyken sürekli görüştüğünü beyan ettiği tespit edilmiştir.
    Terör örgütü PKK’ nın yayın organı olarak bilinen MED TV nin 06.03.1997 tarihli “yeni tarihe doğru” programında; muhtemelen Suriye’de bulunan PKK terör örgütü kamplarında çekilmiş bir görüntünün yayınland

  22. REALİST diyor ki:

    ASKER ÇEVİK BİR

    NATO KOMUTANI ÇEVİK BİR, TSK’DAN EMEKLİ EDİLİNCE
    PENTAGON KURMAYLARI ARASINDA YER ALDI

    ABD’NİN PSİKOLOJİK SAVAŞ ALANI TÜRKİYE VE
    AVRASYA’DA SİVİL KURMAYBAŞKANI ÇEVİK BİR OLDU

    HAROLD ROTH VE RİCHARD PERLE’NİN TEORİ KURSUNDAN GEÇEN CENGİZ ÇANDAR, KAMUOYU OLUŞTURACAK ABD NGO’LARI LOJİSTİK, PSİKOLOJİK VE SİYASAL DESTEK VERECEK

    AMAÇLANAN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ STRATEJİK
    BÖLGENİN ABD POLİS GÜCÜNE DÖNÜŞTÜRMEK

    Ağustos 1998’de, yüksek Askeri Şurası’nın yapılan olağan toplantısında, 1960 Kara Harp Okulu Mezunu iki subay, Orgeneral oldular.

    1960’dan sonra Harp Okulu’ndan mezun olanlar, Kemalizm karşıtı bir iktidarı devirmiş olmanın verdiği güvenle, yeni bir ruhla eğitildiler. 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükten en çok yararlanan kesimlerden biri de Harbiye oldu. Bu süreç 1962 yılına değin sürmüştür.

    Bilindiği üzere, 1963 ve 1964 yıllarında Kara Harp Okulu mezunu yoktur. Çünkü, başlarında Talat Aydemir’in bulunduğu 20-21 Mayıs olaylarına karışan 1470 askeri öğrencinin tümü tasfiye edilmiştir. Yıllar sonra bu öğrencilerin Orduevleri’ne girmelerini izin verilmiş olması, günün koşulları ve gelişen olaylar göz önüne alındığında, dikkat çekici bir özellik ortaya koyar.
    1965 yılında Harp Okulu Komutanlığı’na getirilen Namık Kemal Ersun ile birlikte, bugün Genelkurmay dokümanlarında yer aldığı üzere, Türkiye için “tehdit unsuru” kabul edilirken, “şovenist milliyetçilik”in kapısı aralanmıştır.

    1960’ın Harp Okulu Komutanı Sıtkı Ulay, Kemalist bir kuşak yetiştirilmesine hizmet etmiştir. Namık Kemal Ersun (Puf Paşa) ise; Susurluk Skandalı’nın kilit isimlerinden Korkut Eken’i yetiştirmiş olması dikkate değerdir.

    Toplumsal gelişmeye koşut olarak, 1994 Eylül’ünden itibaren TSK’da Kemalizm karşıtları ile mücadelenin ivme kazandığı görülür. Amerikancı/Hizbullahî/Fundamentalist cephenin ordu içinde nifak yaratma aksiyonları karşısında, gerekli reaksiyonlar ortaya konuşu gözlemlenmiştir.

    Bayar-Menderes’i deviren, 27 Mayıs’ın ilk işareti olan: “21 Mayıs 1960 günü saat:14.30’da, Ankara/Kızılay Meydanı”nda Harbiye yürüyüşüne katılan askeri öğrenciler, yeni yüzyılla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Komuta Kademesinde haklı yerlerini almışlardır. Tarihin objektif literatürleri incelendiğinde net olarak görülmektedir ki; Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, Ağustos 1998 tarihi itibarıyla, “dünya görüşü” ve Kemalizm esasları açısından kan değişimi gerçekleşmiştir.

    1960’lı yılların analizini, o günü aşağıdaki verileri ışığında değerlendirmek yerindedir.

    9 Haziran 1960 tarihli Akis Dergisi, o günü su satırlarla dile getirmektedir:
    “Kalabalığa yüksek rütbeli subaylar da karışmıştı. Harp Okulu Kumandanı General Sıtkı Ulay talebelerinin arasındaydı. Onlara itidal tavsiye ediyordu. General Burhanettin Uluç, jipin içinde yer almıştı. Okul subayları onun arkasındaydılar. O gün öğrenciler belki kendi kumandanlarına bir parça kızdılar. Ama birkaç gün sonra olacaklardan genç askerlerin haberi yoktu. Sıtkı Ulay’ın vardı..”

    Eylemleri haber alan Celal Bayar’ın emri:
    “Bunların hepsini tedip edin (yok edin)” olmuştur.

    27 Mayıs devriminden sonra, Milli Birlik Komitesi’nin kurye subaylığını yapan, o dönemin kıdemli üst teğmeni şöyle anlatır:
    “Genel Kurmay sağlık Dairesi başkanı rahmetli Burhanettin Uluç idi.. Öğrencilerin eylemlerini örgütleyen oydu. Harp Okulu öğrencileri Sıhhıye Lozan Meydanı’na kadar gelip marş söyleyerek geri dönmüşlerdi. Bayar’ın “tedip edin” emrinden sonra çok endişelendik. Bu öğrencilere ne olacak diye..”

    Bir kaç gün sonra, 27 Mayıs Devrimi gerçekleşmiş, Bilderberg mensubu Menderes Hükümeti devrilmiştir. 1960 yılında Harp Okulu’nda öğrenci olanlar, bu eylemlerinin karşılığı olarak bir yıl kıdem almışlardır.

    Bayar-Menderes diktatörlüğünü deviren askeri harekatın kilit unsurlarını oluşturan Harp Okulu öğrencileri 1998 yılında general oldular.

    Bu isimler arasında Genelkurmay Başkanlığı’na atanan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu,

    Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan Orgeneral Atilla Ateş,

    Jandarma Genel Komutanlığı’na atanan Orgeneral Rasim Betir,

    Genelkurmay 2. Başkanlığı’na atanan Orgeneral Hilmi Özkök,

    1.Ordu Komutanlığı’ndan emekliye ayrılan Orgeneral Çevik Bir,

    2. Ordu Komutanlığına atanan Orgeneral Aytaç Yalman,

    NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri komutanlığına atanan Orgeneral Edip Başer..

    ***

    ASKER ÇEVİK BİR

    1.Ordu Komutanlığı’ndan emekliye sevk edilen Orgeneral Çevik bir, 1939 İzmir doğumlu. İstihkam Subayı olarak 1958’de Kara Harp Okulu’nu, 1970’de kara Harp Akademisi’ni bitirdi. 1971-72 yıllarında NATO Savunma Koleji’ndeydi. 1973-76 yıllarında, Mons/Belçika’da NATO’nun SHAPE Karargahı’nda Harekat Dairesi proje subayı olarak görev yaptı. Ve tüm NATO kurslarını birincilikle bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde Kıt’a Komutanlığı ve Karargah Subaylığı görevlerinde bulundu.

    ABD yanlısı 12 Eylül askeri darbesinin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in Özel kalem Müdürlüğü görevinde bulunan Binbaşı Çevik Bir, Evren’in en gözde subayları arasında önemli bir yer işgal etmiştir. Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı’na geçince Başyaveri olmuştur. 1981 yılında Albaylığa terfi ettikten sonra da Evren’in yayından ayrılmadı. Askeri darbe dönemlerinin en kritik yerlerinden Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı’na atandı. Tuğgeneral olunca Cumhurbaşkınlığı Köşkü’nden ayrıldı.

    Erzurum Aşkale’deki Tugay Komutanlığı sonrası 1987’de Tümgeneral olan Bir, Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı’na atandı.

    1989-91 yıllarında Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı yaptı.

    1991’de Korgeneralliği terfi etti.

    1993-1994 Şubat tarihleri arasında Somali’de Birleşmiş milletler Komutanlığı görevine atandı. Böylece Korgeneralliği döneminde de NATO emrinde, yurt dışında görev alan ender subaylar listesinde adı yer aldı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Çevik Bir’in bu göreve, Pentagon’un doğrudan adını vermesi sayesinde seçildiğini açıkladı.

    1995 yılında Orgeneral oldu. Üç yıl Genelkurmay 2. Başkanlığı görevinde bulundu.

    19-22 Şubat 1997 tarihlerinde, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’e Amerikan-Türk konseyi (ATC) Sakıp Sabancı ve ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbroke ile birlikte ödül verildi. ( )

    1998 yılında 1. Ordu Komutanlığı’na atandı.

    18 Nisan 1998
    Resmi ziyaret için Ürdün’e giden Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’e Ürdün Kralı tarafından düzenlenen bir törenle “İstiklal Madalyası” verildi. Bu madalya Ürdün için yararlılık göstermiş kişilere verilmektedir.

    30 Ağustos 1999’da emekli edildi. Askerlik görevinden ayrılırken devir/teslim töreni düzenlemedi!

    Asker Çevik Bir, Türkiye Cumhuriyeti tarih akışı içinde:
    “Akredite Gazeteciler” dönemini başlatması..

    Bazı medya kuruluşlarını bizzat telefonla arayarak:
    “Şimdi oraya da mı iki general göndermem gerekiyor..” diye, başlayan hiddetli konuşmaları..

    Hoşuna gitmeyen gazeteciler hakkında dosyalar tuturmuş olması.. Beğenmediği gazeteciler askeri tesislere girmesini yasaklaması..

    Kızdığı gazetecilerin işten kovulmaları için bazı işverenlere uyguladığı baskılar nedeniyle; “demokrasi” ilkeleri ile barışık olmayan bir portre örneği olarak, gazeteciler, yazarlar, hukukçular, araştırmacılar ve analizcilerin her dönemde ilgisini çekeceği muhakkaktır.

    Makedonya’dan, Anadolu’ya –İzmir/Buca- göçen Selanikli bir aileden gelen Çevik Bir’in askeri okulu seçmesinin en önemli etkeni, ailesinin onu bir başka okulda okutacak güce sahip olmayışından kaynaklanmıştır. Bu nedenle özlemleri, düşleri ve kişisel ihtiraslarını tatmin edebilmekte yararlanabileceği gücü Türk Silahlı Kuvvetleri’nden elde edebileceğinin bilinci içinde olduğu gözlemlenmiştir. Orgeneral Çevik Bir’in “Apoletli Diplomasi”ye yönelişinin kaynağının bu “bilinç”te aranması esası, yanlış bir tespit olarak değerlendirilemeyecek denli kesindir.

    Erzurum/Aşkale’de general olarak görev aldığı dönemde kırmızı BMW otomobili ile sürat yapası, tenis sporuna olan ilgisi ihtiras ölçülerinin önemli ip uçlarını sergiler niteliktedir.

    Orgeneral Çevik Bir’i “Apoletli Diplomasi”ye yönelten kişisel ihtirasları ile subaylığın ilk basamaklarından itibaren içine sürüklendiği “NATO” çevresinin olduğu gözlenmiştir.

    Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde görev yaptığı dönemde geliştirdiği yakın ilişki ve dostluklar asker Bir’in nasıl biçimlendirilip yönlendirildiğinin önemli delilleridir. Bunun yanısıra, Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenim gördüğü 1958 yılı dönem arkadaşları arasında yer alan Dr. Enver Ören, Orgeneral Necdet Timur ve emekli Albay Devlet Bakanı Yüksel Seçkiner bulunmaktadır.

    Orgeneral Çevik Bir’in anılarında yer alan, “Somali’ye Umut” gerçekte, Bir’in “Siyasette Umut” dönüşümü, NATO güçlerince itilişinin açık örneğidir.

    3 Şubat 1997 tarihinde, Sincan caddelerinden tankların geçirilmesinin ardından, kamuoyuna yaptığı açıklamada:
    “Demokrasinin balans ayarı..”

    sözleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin fundamentalis/Terörün Hükümet olması karşısında kamuoyunu “bilgilendirme operasyonu” çok ustaca perdelenmiş bir provokasyon özelliği taşımaktadır. Çünkü; bu tanımlamanın ardında Türkiye Cumhuriyeti Demokrasi tarihinde “askeri müdahale geleneği” olduğu vurgusunun bir kez daha gerçekleştirilmesi amacının yansıdığı görülür. Daha da vahimi Kemalizm’in “askeri dikta rejimi” olduğu savı bir kez daha tarih sahnesine konmuştur.

    Anti/fundamentalizm, demokrasi ve hukuk ilkeleri, laiklik savunusu daha da önemlisi rejimin savunulması adına toplumun bilgilendirilmesi operasyonu ardından kamuoyuna yapılacak olan açıklama; “demokrasiye balans ayarı” sözlerini içeren bir ifade olmasını gerektirecek, demokratik kurum ve kuruluşlar, halk iradesi ve hukuk prensiplerini çiğneyen ya da askıya alan hiçbir eylem ve girişim yoktur.

    Orgeneral Çevik Bir’in “Demokrasiye Balans Ayarı” sözlerinin ardından yurt içinde ve yurt dışında yükselen aşağıdaki sesler dikkat çekicidir:

    1). Kemalist Ulusal Ordu, demokrasiyi tehdit unsuru durumuna getirilmiştir

    2). Profesyonel Ordu istemleri oluşturma çabaları gözlenmektedir

    3). 2. Cumhuriyet Dönemi’nin gerekliliği vurgulanmaktadır

    4). Demokratikleşme

    5). İnanç özgürlüğü

    6). Düşüncenin ifadesi özgürlüğü

    7). PKK Terörü’nün siyasallaşma süreci

    8). Sivil Toplum Örgütleri

    9). Globalleşme

    10). Avrupa Birliği

    11). Bakü/Ceyhan Boru Hattı

    12). MGK’nın kaldırılması

    13). 75 yıllık Kemalist rejimin artık iflas ettiği ve çağa uygun olmadığı

    Yukarıda sıralanan konu başlıkları; “Demokrasiye Balans Ayarı” sözlerinin ardından, dünya ve Türk kamuoyunda sıkça gündem maddeleri oluşturmaya başlayışı, Orgeneral Çevik Bir’in bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin tek koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne toplum ve dünya kamuoyu önünde alenen ve ustaca perdelenmiş “büyük tuzak” niteliği ve özelliği taşıdığı, tarihsel süreç içinde gözler önüne serilmektedir.

    Orgeneral Çevik Bir’in iktisatçı eşi Nilgün Bir (Öztuğça)’nın Türk Kalp Vakfı İcra kurulu Üyesi oluşu, NATO ve AB’nin “Sivil Toplum Örgütleri”ni emperyalist çıkarlarına uygun kalelere dönüştürmesi girişimi ile doğrudan ilintili bir politika özelliği yansıtır. Böylece “Apoletli Diplomasi”nin, “balans ayarı” ve düzenleniş sistematiği de kendiliğinden ortaya çıkar.

    Cengiz Çandar:
    “Yarım yıldan fazla süredir Çevik Bir’in örnek aldığı ve kurmayı tasarladığı “Stratejik Düşünce Üreten” merkezlerin en önemlilerinden ikisi de Amerika’da bulunuyor, daha önce de belirttiğim gibi “Türkiye ve 21. yüzyıl” üzerine çalışıyor ve çeşitli konferans ve panellere katılıyorum; önümüzdeki günlerde bana Çevik Bir’in son çıkışına ilişkin sorulara yanıt veremem.
    Çünkü olay karışık.
    Acaba, Çevik Bir tongaya mı bastırılmak isteniyor?”

    Yukarıdaki satırlar ortaya koymaktadır ki; ABD, bir NATO komutanı olan Çevik Bir’i Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na adaylığa iterek Bilderbergli Süleyman Demirel’in görev süresinin uzatılmasını uygun bulmuştur. Ve ABD’nin “Stratejik Düşünce Üretimi”ne CİA’in Türkiye, Ortadoğu ve Avrasya bölgesi hakkında bilgi ve deneyimleriyle katkıda bulunmakla görevlendirdiği Cengiz Çandar, ABD’nin Bir’e uygun gördüğü bir sonraki rolünde yanında bulunacağından, daha öncesinde örtülü bir biçimde bu gerçeği işaret ederek, Çevik Bir’in güvenini kazanabilmenin temellerini atmıştır.

    “ORDUMUZ GLOBALLEŞTİ”

    Orgeneral Çevik Bir:
    “Bugün TSK, bir kerede bir alay çapında bir birliği, gece şartlarında helikopterle uçar/birlik harekatı ile istenilen bir bölgeye indirme imkanı ve kabiliyetine ulaşmıştır.

    Bölge ve dünya barışının sağlanması için TSK, daha önce Somali, Kuveyt, İran ve Irak görevlerine ilave olarak, bugün Bosna, Hersek, makedonya, Arnavutluk, Gürcistan ve El-Halil’de barış ve istikrara katkıda bulunmaktadır.

    Şu anda Hava Kuvvetleri ve Deniz kuvvetleri unsurları, dünyanın çeşitli hava sahalarında ve denizlerinde bayrak göstermektedir. TSK, bugün, globalleşmiş bir duruma gelmiştir.”

    Dünya kamuoyuna A A. Ajansı aracılığı ile iletilen bu mesaj, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni jeo/stratejik öneme sahip bölgede, giderek güçlenen, aktif hareket gücü kazanan önemli bir unsur olarak işaret eden talihsiz bir beyan olmuştur. Ulusal çıkarlar, Kemalizm’in “Yurtta sulh, Cihanda sulh” ilkesine aykırı bir imaj doğurmuştur. Bağımsız TSK’nin globalleşme kapsamına hapsedilmesi gerekliliğinin ilk işareti TSK mensubu, NATO Komutanı Orgeneral Çevik Bir tarafından verilmiştir. Bir, ABD’li dostlarına Stratejik Düşünce Üretimi’nde ne denli yetenekli olduğunu böylece bir kez daha kanıtlamıştır.

    GENELKURMAY BAŞKANI
    OLABİLMENİN YOL ARAYIŞLARI

    Emekli olmasının ardından DYP’den Kilis Milletvekili olarak TBMM’ne giren eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in görev süresinin uzatılması, ordudaki hiyerarşik yapının bozulması ve huzursuzluklara neden olmuştur.

    Başta Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı olmak üzere, TSK’nın Komuta kademelerine yönelik operasyon düzenlenmesi girişimleri, Türk silahlı Kuvvetleri tarafından doğal olarak hazmedilmesi düşünülmez bir girişim olmuştur.

    Ardından Genelkurmay Başkanlığı görev süresini dolduran Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın görev süresinin uzatılması istemi ile Hükümet’e baskılar yapılmıştır. Ancak, Genelkurmay Başkanı Karadayı, görev süresinin uzatılmasına karşı çıkmış, bu konuda duyduğu rahatsızlığı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Başbakan Mesut Yılmaz’a da iletmiş ve nöbetini onurlu bir biçimde Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’na devrederek örnek bir davranış sergilemiştir.

    NATO Komutanı Orgeneral Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmesi amaçlı operasyonal girişimler ve entrikaların yanı/sıra; hiyerarşi gereği Genelkurmay Başkanlığı nöbetini devralacak olan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’na yönelik çeşitli “suikast girişimleri” söylemlerinin kamuoyunda yankılanışı ve önemli işaretlerinin belirginleşmesi, son derecede dikkate değerdir. Kıbrıs’ta düzenlenen tatbikatın karargah çadırından izlenmesi sırasında Kıvrıkoğlu’nun yanında oturan Albaya isabet eden bir mermi ile şehit oluşu, araştırmacılara ışık tutacak önemde bir özellik olarak literatürlerdeki yerini korumaktadır. Ulusal Bağımsızlık İlkeleri ile doğrudan ilintili, son derece endişe verici bu tablonun içinde ihtiraslı bir NATO komutanı olan Orgeneral Çevik Bir’in portresinin yer alışı, 21. yüzyıl Türkiyesi’ni bekleyen tehlike odaklarının aysbergini gözler önüne sermektedir.

    MEDYA GÖZÜYLE “ASKER” ÇEVİK BİR

    4 Mayıs 1993
    “Amerikan Askerleri Türk Generalin Emrinde”
    New York Times

    23 Mart 1997
    “ABD Genelkurmay’ı Karıştırıyor”
    “The Newyork Times gazetesi, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’i abartılı bir şekildi öven bir haber yayınladı. Gazete Orgeneral Bir’in çevresinde kendisine bağlı güçlü bir subay grubu oluşturduğunu ve önümüzdeki yıllarda ordunun kontrolünü ele geçirecek düzeye geldiğini yazdı. Genelkurmay’da 1994 Eylül’ünden sonra, oluşan yeni politikaların hepsinin Çevik Bir’e mal edilmeye çalışıldığı gözleniyor. Amerikan yönetiminin son dört yıldır açıktan hedef aldığı Türkiye Genelkurmay’ı içinde bu denli açık bir taraf tutması pek rastlanılan bir örnek değil.” (İmza: Stephen Kinzer)

    30 MART 1997
    “ABD’den Türk Ordusu’na Yaylım Ateşi”
    “Uzmanlar, ABD’nin Newyork Times’in ağzından, Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta kademesine ve özellikle Genelkurmay Başkanı’na karşı bir tavır koyduğunu ve hatta bir tehdit yönelttiğini belirtiyorlar. ABD, Türk Ordusu içinde Amerikanca konuştuğunu düşündüğü veya öyle göstermek istediği ekibe açıkça arka çıkıyor. Böyle bir ekip var veya yok. Bugün Silahlı Kuvvetler’in her zamandan daha güçlü bir beraberlik içinde olduğu da gerçek. İşte belki de bu gerçek, ABD’de bölücü çabalara girme ihtiyacını yaratmaktadır.”

    28 Haziran 1998
    “Deniz Baykal ve Çevik Bir’in Yanıtlamadığı Soru”
    başlıklı haberinde Baykal ile Bir’e Mart ayındaki ara rejim tartışması, Baykal-Çevik Bir görüşmesi üzerine mi başlatılmıştır? Sorusunu yöneltmiş ancak yanıt alamamıştı. Haberde şunlar yazılıydı:
    1). CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ara rejim tartışmasını, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’le konuştuktan sonra ortaya attı. Güvenilir kaynaklar, Baykal ile Çevik Bir’in birkaç kez görüştüğünü de kaydetti. Baykal’ın 12 Mart 1998 günü açtığı ara rejim tartışmasının orduya karşı bir darbe operasyonunun başlangıç olduğu daha sonra ortaya çıktı.”

    Aynı haberde Yalım Erez’in de Çevik Bir ile görüştüğünün ileri sürüldüğüne yer veriliyordu. Bu haberlere bağlı olarak; Hürriyet Gazetesinde Ertuğrul Özkök:
    “28 Şubat’la Kurulan Cumhuriyetçi İttifak Çözülüyor” deniliyordu.

    12 Temmuz 1998
    “Ordu’da Nifak Yaratma Çabası Yine Duvara Tosladı”
    “FP Genel Başkanı Recai Kutan, Ordu ile siviller arasında irtica konusunda görüş ayrılığı bulunduğuna vurgu yaptıktan sonra, Çevik Bir’e teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Kutan, FP’nin birinci parti olduğunun Sayın bir tarafından teyid edilmesi de sevindiricidir, dedi” Aynı sayfada Çevik Bir’in medyaya yaptığı bu yöndeki açıklamasının Genelkurmay tarafından onaylanmadığı da vurgulanıyordu.

    31 Mart 1998
    “Demirel, Ordu’ya Darbe Tezgahının Başına Geçti”
    “Bugün Demirel’in de benimsediği ve başarısı için bu son çıkışı yaptığı söylenen plâna göre: 30 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı’nın görev süresi uzatılarak, Kıvrıkoğlu emekli edilecek, böylece Çevik Bir’in yolu açılacak. Bugün TSK ile ilgili ABD kaynaklı senaryolarının baş hedefinin, Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun 30 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı olmasını engellemek olduğu, daha önce yapılan tartışmalardan biliniyor.”

    8 Ağustos 1999
    “Orgeneral Kıvrıkoğlu Birliği Güçlendirdi, Komuta 28 Şubat’çılarda”
    “1. Ordu Komutanı Orgeneral Çevik Bir, emekli edildi. İstanbul’da Koç grubu ve büyük sermaye ile yakın ilişkisi olduğu ileri sürülen Orgeneral Bir’in görev süresinin uzatılması için yoğun çaba yürütülmüştü. Yüksek Askeri Şura’nın, Orgeneral Bir’in doğrultusundaki bazı isimleri de emekliye ayırdığı ifade ediliyor.”

    12 Eylül 1999
    “Bu Kadar Devrim Karşıtlığı Cumhuriyet’te Ne Arıyor?”
    “Telekulak Skandalı”nda en vahim nokta, Cumhuriyet’in içinde yer alan bazı solcuların Onbirler’i ‘yurtsever polisler’ diye alkışlamasıydı. Krizin yoğunlaştığı böyle dönemlerde hep yüzlerine sol maske takan güçlü mihraklar ortaya çıkıyor ve aldatma faaliyetine girişiyorlardı. Bu güçler TSK’nin kuruluş ilkelerine ve geleneklerine yabancı, doğrudan NATO emrindeki mihrakta yuvalanmışlardı. Süper/Nato’nun bir bölümü ‘Atatürkçü’ ve ‘solcu’ maskeliydi. Bu olaydaki güçlü mihrak Çevik Bir’di.”

    26 Eylül 1999
    “Türkiye Strateji Üreten Bir Ülke”

    18 Ekim 1999
    “Çevik Bir: Darbeleri Aştık”

    28 Ekim 1999
    Çevik Bir: “Terör örgütü çökertildi. Ancak ekonomik terör hala sürüyor.. İran her şeye rağmen teröre destek vermeye devam ediyor.. Irak muhalefeti Saddam Hüseyin’i devirecek kadar güce sahip değil..”

    30 Ekim 1999
    “İhaleci Patronların Gözdesi”
    “Akerika’da Musevilerden Ulusal Liderlik Ödülü alan Bir’in bugünkü ilişkileri görev yaptığı süre içerisinde kimlerle ilişki içinde olduğunun ipuçlarını veriyor”

    31 Ekim 1999
    “Namazlı, Niyazlı bir Çevik Bir”
    “Mesela size birisi Çevik Bir’in Somali’de görev yaparken, beş vakit namazını aksatmadığını söylerse…”

    SİVİL ÇEVİK BİR

    Emekli olduktan sonra ABD’ye giderek Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JINSA)’den Türkiye-İsrail ilişkilerine katkılarından ötürü “Uluslararası Liderlik Ödülü” alan Çevik Bir, burada bir de konferans( ) verdi. Konuşmasının en dikkat çekici mesajı:
    “Türkiye, Avrasya’ya ABD ve İsrail ile birlikte girmeli,” demesi oldu.

    Bu ziyaretinde ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Joseph Ralston, Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Donald Pilling, 20 ye yakın senatör ve milletvekili, WINNEP Türkiye Araştırmaları Bölümü Şefi, ABD’nin Kürt İşleri Sorumlusu Alan Makovsky, Middle East Quarterly dergisi editörü Daniel Pipes, ABD Türkiye eski Büyükelçisi ve CİA yöneticisi Richard Perle ve Pentagon’un önemli akıl hocalarından yaşlı kurt Harold Roth’un da bulunduğu 2 bina yakın davetlinin hazır bulunuşu önemsenmesi gereken dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Tören süresince Çevik Bir’i yalnız bırakmamasıyla dikkat çeken Alan Makovsky, medyanın ilgisini çekmiştir.
    Ödül töreni sonrasında, ABD’li generallerle basına kapalı bir toplantı yapan Çevik Bir, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ile 24 Ekim’de evinde görüşme yaptı.

    Bu dönemde Rusya’nın tarihi güneye inme politikasına dikkat etmek gerektiğini ifade eden Çevik Bir, Rusya’nın Çeçenistan ve Abhazya’da uyguladığı politikaların, Batı tarafından engellenmesini istedi.

    Çevik Bir:
    “Kosova ile Çeçenistan arasında hiçbir fark yok” dedi.

    Rusya’nın Ortadoğu’daki uyuşturucu trafiği ve kara para aklama işleriyle ilgisi bulunduğunu savunan Bir, ABD’nin Orta Asya politikasından övgü ile söz etti. Avrupa’yı Rusya’ya karşı yeterince sert tavır almadığı için de eleştirdi.

    Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliğine Ürdün’ün de katıldığını açıklayan Çevik Bir, Türkiye’nin Balkanlar politikasından örnekler vererek NATO ile Ortadoğu arasında özel bir diyalog kurmaya çalıştıklarını vurgulamıştır.

    Çevik Bir, New York ve Washington’da Şu kuruluşların toplantılarına katılmakla dikkat çekmiştir:
    Army-Navy School, Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü (WINNEP), Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS), Amerikan Kara Harp Okulu West Point ve Yahudi Ulusal Güvenlik Örgütü (JINSA).

    ***

    2 Kasım 1999-Emekli Orgeneral Çevik Bir, Marmara Grubu’nun düzenlediği toplantıda konuşmadan vazgeçti. Marmara Grubu Vakfı İcra Konseyi imzasıyla 2 Kasım 1999 tarihinde, Milliyet gazetesinde yayınlanan ilanda: şu duyuruya yer veriliyordu:
    “Sayın emekli Orgeneral Çevik bir tarafından, tarafımıza yapılan açıklamada: “Ne kadar güzel söz söylenirse söylensin kişilerin basın tarafından istedikleri gibi değerlendirildiklerini” söyleyerek, 2 Kasım’da yapılacak toplantımıza katılmayacaklarını ifade etmişlerdir” Oysa ki, bu toplantı için 500 kişiye davetiye gönderilmişti.

    Aynı akşam CNN Türk’te Mehmet Ali Birand’ın programına da çıkacak olan Çevik Bir, TV programında yer almaktan da vazgeçiyordu.

    Oysa ABD’deki Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JINSA)’nün “Uluslararası Lider” ödülünü almış, hemen ardından Hürriyet gazetesinde dizi röportajı sür/manşetten ilan edilmişti.

    26 Kasım 1999-Federal Almanya Cumhuriyeti/Berlin’e giden Bir, Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ile yakın ilişki içinde olan ve Alman İstihbarat Örgütü’nün faliyetlerini perdeleme amacıyla çeşitli girişimler içinde olduğu bilinen Konrad Adenaur Vakfı’nın düzenlediği sempozyumda:
    “Türkiye’nin 21. Yüzyıl’daki Rolü”
    konu başlığı altında Türkiye, Ortadoğu, Kafkaslar ve Avrasya hakkında bilgi vermiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulaması muhtemel olduğu savı ile çeşitli görüşler ve ön-gürüler öne sürmüştür.

    Buna bağlı olarak, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Çevik Bir’e destek vereceklerini açıklayan “İzmirliler Derneği” Genel Başkanı Gündüz Kapanoğlu’nun (Kapancı) “Nasyonal Aktivite ve Zinde İnkişaf (NAZİ) adlı bir derneğin kurucusunun olması oldukça dikkate değerdir.

    “ÇEVİK BİR BODRUM’U SEÇTİ”

    11 Ağustos 1999
    “Fiyatları milyon dolarlara çıkan yerleşim birimleriyle neredeyse Boğaz’la yarışan Bodrum’un son hemşehrisi, emekliye ayrılmasıyla dikkatleri üzerine çeken Çevik Bir Paşa oldu.

    …Çevik Bir Paşa’nın satın aldığı villanın bulunduğu Yalıkavak’a bağlı Gökçebel’deki Cennet Köy, İnönü ailesinin ağırlıkta olduğu bir site. Rahmetli olan Büyükelçi Tevfik Saraçoğlu zamanında kurulan bu kooperatif daha çok “Hariciyecilerin sitesi” olarak biliniyor.

    Çevik Bir Paşa’nın 90 bin dolara satın aldığı bu villanın bulunduğu sitenin sakinleri arasında; Çarmıklı, Gazioğlu, Kibar, Çapa, Bilgehan ve Tokar gibi ünlü aileler de bulunuyor.”

    CUMHURBAŞKANLIĞI ÇALIMI

    Murat Birsel:
    “Tarihi bir akşam yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı adaylığı çok önemli. Halk oyu ile olursa daha da önemli. Zaten güvenilen kurumdan geldiğiniz için şansınız da epey yüksek. Şöyle bir şey sormak istiyorum: -Tabi tutalım ki oldu- O zaman biz gazetecilik yapacağız. Madem adaysınız. Bize diyelim ki başkan da oldunuz.. Diyelim ki, başkanlık sistemi ve başkansınız.. En önemli, ilk 100 gün içindeki en önemli 3 icraatınız ne olacak? 100 gün hesabında bize ne söyleyeceksiniz?”

    Çevik Bir:
    “Murat, Murat, sen bizi politik arenaya atmış oluyorsun. Müsaade edersen, bunu ikili görüşmemizde konuşuruz oldu mu..

    Murat Birsel:
    “Memnuniyetle. Yalnız şunu söyleyeyim. Kabahat bende değil. Siz, kendi kendinizi attınız.”

    Çevik Bir:
    “Kıymetli kardeşim. Konuyu bu şekilde ele alırsanız baştan bana dirsek atıyorsunuz anlamını çıkarırım. Benim sizden, eğer bu ülkeyi düşünüyorsak bizler, ben değil başka bir kişi de olursa lütfen baştan dirsek atmayın. Baştan konuyu bu şekilde bir yerde istismar edecek konulardan lütfen kaçının. Bir büyüğünüz olarak size onu söylüyorum. Çok önemli.. Yanlış yapıyorsunuz o şekilde hareket etmekle. Ondan sonra da kimseyi suçlamayın..”

    Yukarıdaki bu konuşma, RUYİAD tarafından düzenlenen, emekli Orgeneral Çevik Bir’in Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koyduğunu açıkladığı gecede geçmiştir. Geceyi düzenleyen ekibin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ekibi oluşu ise; bir başka gerçeği beklenmedik bir zamanda kendiliğinden su yüzüne çıkartmıştır.

    Rumeli Grubu toplantısını yöneten Ali Şen:
    “Şimdiye kadar paşalar, ‘Görev verilirse hazırım’ demişlerdir. İlk defa bir asker; ‘Ben bu işe aday oluyorum’ demekle tarihi bir çıkış yapmıştır” sözleri ilginç bir ifadedir.

    ABD, Bilderbergli Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’nı yeğlemiş, daha önce bir NATO Komutanı olan Çevik Bir’i öne sürerek iç siyasette ustalaşmış, bölgeyi iyi bilen ve bölge liderleri ile ilişkilerini sıcak tutmaya büyük özen gösteren Demirel iktidarını garantiye almak istemiştir.

    “BU MECLİS BENİ SEÇMEZ”

    Emekli oluşunun ardından, girişim ve beyanları ile kamuoyunun alışık olmadığı tutum ve davranışlar sergileyen Çevik Bir, Cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasının ardandan, “Bu meclis beni seçmez” diye bir beyanda bulunmuş, o halde neden Cumhurbaşkanı adayı olduğu sorusu yöneltildiğinde ise;
    “Siyaseti Ankara dışına çıkarmak lazım. Şimdi top halkta. Gidip halkı konuşturun. Türkiye’de binlerce vakıf, dernek, oda var” demiştir.

    28 Şubat’ı “Demokrasiye Balans Ayarı” tanımlamasıyla kamuoyuna beyanda bulunan asker Çevik Bir, çok iyi bilmektedir ki; işaret ettiği vakıfların finans kaynakları arasında, çeşitli Avrupalı devletlerin İstihbarat Örgütleri ile ilintili Avrupalı Sivil Toplum Örgütleri bulunmaktadır. Öte yandan yine bilmektedir ki, işaret ettiği vakıfların bir bölümü fundamentalist hareketin kaleleri durumunda olan çeşitli tarikatlara ve Fethullah Gülen’e aittir. Ve asker Bir, çok iyi bilmektedir ki; işaret ettiği vakıflar arasında sözde demokratikleşme, inanç ve düşünce özgürlüğü ile insan hakları savunuculuğu görünümü altında, Türkiye Cumhuriyeti’’in rotasından saptırılması ve bağımsızlığının tümden ortadan kaldırılması amaçlı faaliyetleri vardır.

    “CUMHURBAŞKANINI HALK SEÇMELİ”

    “Bana göre Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece meclisin karar vereceği bir şey olmamalı. Halk bu konuda ağır basarsa, belki TBMM’nin fikri de değişir”

    Çevik Bir tarafından açıklıkla dile getirilen yukarıdaki beyan ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin halk tarafından gerçekleştirilmesi istemi ve halkta böyle bir istem oluşturulma çabaları, Türkiye Cumhuriyeti rejimini “değiştirme” amaçlı girişimler olduğu gibi, halkın da “Ulusal Devlet” yapısının “yıkılması” doğrultusunda ajite edilerek harekete geçirilmesinin sağlanması girişimleri gerçekte: Mevcut Kemalist Cumhuriyet rejimini içten yıkarak yok etme amaçlı eylemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Apaçık ortadadır ki; demokratikleşme istemleri perdelemesi ile alenen mevcut rejim yıkılarak yerine “Federatif” yapıda bir başka rejim getirilmesi çabaları, tarih önünde sergilenmiş “açık ihanet” eylemleridir ve kaynağını ABD’den alan, organize ve “işbirlikçi” eylemlerdir.

    Türkiye Başkanlık sistemi ve federatif bir yapıya dönüştürülerek paramparça edilmek istenmektedir ve bu model dayatması Turgut Özal’ın siyaset arenasında boy gösterdiği günden bugüne sürdürülen bir gelişmedir. Uygulamaya konan bu yıkıcı faaliyet sonucu, bağımsız Kemalist Cumhuriyet yok olacak ve yerine kendi içinde parçalara, kantonlara bölünmüş bir Anadolu haritası oluşacaktır.

    SİLAHSIZ TERÖR

    Yukarıda özetle ifade edilen amaca “silahsız ve yıkıcı terör” tanımlaması yanlış bir yorum olmaz. Çünkü, yalnızca silahlı terör faaliyetlerinden söz edilmesi, tarihi verilerin sağlıklı analizinin yapılamamış olduğu gerçeğini ortaya çıkartan büyük bir yanılgı olur. Hiçbir rejim, “halka rağmen” varlığını koruyamaz gerçeğinden yola çıkan ve son günlerde ABD’den ithal edilerek ülkemizde sıkça dile getirilen “Stratejik Düşünce Üretimi” çalışmaları gerçekte “Silahsız ve Yıkıcı Terör Üretimi”den başkaca bir şey değildir. Bu çalışmalar, hedef ülkenin nasıl yıkılacağı üzerine düşünce üretilmesini kapsar.

    Cengiz Çandar örneğinde olduğu gibi bazı gazetecilere yurt dışında bu anlamda “kurs”lar verilmekte, eğitim sürecinin ardından “Silahsız Terör” uygulamaları sahnelenerek, Cumhuriyetin yıkılması ve Türk Ulusunun parçalanabilmesi doğrultusunda örgütlenmelerin oluşumu sağlanmakta ve bu örgütler aracılığı ile eylemler ortaya konmaktadır.

    Bu anlamdaki faaliyetler 21. yüzyıl dünyasında ülkeleri sarmayı sürdürecek olan “Terör” olgusunun silahsız yüzüdür. Ve “Halka rağmen” noktası dayanak yapılarak geliştirilen yıkıcı terör yoluyla “savaş cephesi” oluşturulmasıdır.

    NATO KOMUTANI ÇEVİK BİR, EMEKLİ OLUNCA
    PENTAGON KURMAYINDA GÖREV ALDI

    Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bir NATO Komutanı portresi çizen Çevik Bir, emekliye sevk edilmesinin ardından Pentagon kurmay heyeti tarafından kendisine uygun görülen yeni bir görev üstlenmiş bulunuyor. Bu görev: Türkiye, Kafkasya ve Avrasya hattında “Sivil toplum Örgütleri”nin “Sivil Genelkurmay Başkanlığı”dır.

    ABD’nin en büyük korku ve endişe kaynağı, “Avrupa Birliği” karşısında Türkiye’nin “AVRASYA BİRLİĞİ”ni oluşturmasıdır. Bu noktadan hareketle, “Stratejik Düşünce Üretim” merkezleri tarafından geliştirilen “Sivil Terör” modeli içinde yer alan ve çoğunun finans kaynağı ve yönetimi dışa bağımlı olan, sözde demokratikleşme sürecinin vazgeçilemez unsurları olan “Sivil Toplum Örgütleri” –Vakıf ve dernekler- harekete geçirilerek, “halka rağmen” ilkesinden güç alma yoluyla, Türkiye’nin parçalanmasının sağlanması plânlanmıştır.

    Çevik Bir:
    “Belki ben harcanırım. Ama yeter ki Türkiye’nin önü açılsın. Meclis dışından gelen biri seçilsin de kim seçilirse seçilsin.. Topu halka atmak gerekir”

    Yukarıdaki sözler, Cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklanmasının ardından yapılmıştır. Hedef seçilen Cumhurbaşkanlığı adaylığı gerçekte pek o kadar önem ifade etmemektedir. Olursa olur olmazsa olmaz, düşüncesi ile hareket edilmiş, gerçekte bir başka role hazır aktör ortaya koyar.

    HAROLD ROTH VE RİCHARD PERLE

    Pentagon’un en radikal akıl hocaları arasında önemli bir yeri olan Harold Roth ve Richard Perle’nin sivil terörün teori kursu “Stratejik Düşünce Üretim” merkezlerinde eğitimini tamamlamak üzerede ABD’de bulunan Cengiz Çandar, kamuoyu oluşturulması doğrultusunda çaba harcayacağı yapılan istihbarat çalışmalarıyla belirlenmiştir.

    ABD’nin sivil toplum örgütleri olarak gösterilen, gerçekte birer CİA kuruluşları olan NGO’lar; yukarıda ifade edilen anlamda, Türkiye’den Avrasya’ya değin geniş bir alanda çeşitli amaç ve adlar altında faaliyet gösteren, sözde sivil toplum örgütleri Vakıf ve derneklerin mevcut Kemalist Cumhuriyeti yıkmaya yönelik girişimleri ile Avrasya Birliği’nin sağlanmasını engelleme girişimleri, Türkiye’den tek bir merkezden yönlendirilmesi kararlaştırılmıştır.

    Bu merkezin başına getirilmesi uygun görülen kişi, Çevik Bir olmuştur. Çünkü, bir NATO komutanı olarak ABD yöntemlerini en iyi bilenler arasındadır. “Stratejik Araştırmalar Vakfı” adı altında oluşturmayı düşündüğünü açıkladığı faaliyet alanı içinde, Türkiye’den AVRASYA’ya değin etkinlik gösteren vakıf ve derneklerin sivil Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlenmiştir.

    Önümüzdeki süreç içinde, tüm sivil toplum örgütlerinin aynı noktalarda birleştikleri, senkronize zamanlama içinde harekete geçtikleri, mevcut rejim karşısında güçlü muhalif eylemler, söylemler ve aralarında büyük bir dayanışma organizasyonu gelişeceği, kamuoyunu sürekli ajite içinde olacakları netlikle görülecektir.

    Bu gelişmeler doğrultusunda Çevik Bir’in Avrupa Birliği içinde yer alan ülkeler ve ABD NGO’larınca lojistik, psikolojik ve siyasal destek göreceği belirlenmiştir. Çünkü, ABD’nin “Stratejik Düşünce Üretim Merkezleri” tarafından hazırlanan bu çalışmanın Pentagon tarafından kabul gördüğü istihbarat edilmiştir. Pentagon’un aldığı bu kararlar doğrultusunda harekete geçildiği gelişmeler ile ortaya çıkmaktadır.

    Bu noktada, Koalisyon Hükümetinin Başbakanı Bülent Ecevit’in Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile senkronize hareket içinde oluşları gözlenmiştir.

    PROFESYONEL ORDU

    Sivil toplum kuruluşlarının sivil Genelkurmay Başkanlığı’nın ardından hedeflenen ise; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “Profesyonel Ordu”ya dönüşümünün sağlanmasının ardından, asker olarak elde edilemeyen Genelkurmay Başkanlığı makamıdır.

    Çağın gerekliliği içinde sözde daha güçlü ve çevik bir yapı kazandırılması amaçlı olarak ortaya atılan, “profesyonel ordu” modeli ile amaçlanan; “Ulusal Ordu”nun savaşsız bir biçimde yenilgiye uğratılarak yok edilmesidir. Böylelikle yalnızca Türkiye’de değil Ortadoğu ve Avrasya’da sürpriz bir biçimde tüm dengeler kendiliğinden değişmiş olacak, “Kızıl Ordu” ve “Pentagon” dışında hiçbir silahlı güç kalmamış olacaktır.

    Polis gücüne dönüştürülmesi hedeflenen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı, Kemalist Harp Okulu eğitimli, cumhuriyet idealisti olmaktan çıkacak ve önce NATO Komutanlarının daha sonra da Pentagon emekli generallerinin atanabileceği bir makama dönüşümü plânlandığı veri ve gelişmeler doğrultusunda netlik kazanmıştır.

    Çevik Bir:
    “Şartlar dikte ettirirse sokaklarda, alanlarda olurum..”

    Bu sözler, sivil toplum örgütleri kullanılarak Türkiye ve bölge üzerinde oynan oyunun ve Çevik Bir’in uygulamaya konan senaryoda üstlendiği rolün ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir.

    Süleyman Demirel:
    “Güniz sokağa sığmam..”
    Bu sözler ile Çevik bir’in sözleri arasında ciddi biçimde dikkat çeken, önümüzdeki süreçte halkın hangi doğrultuda ajite edileceğinin işaretleri olarak değerlendirilmelidir. Halk, Türk Silahlı Kuvvetleri ile MGTK’nın varlığına direnişe, karşı çıkmaya koşullandırılmaya çalışılacaktır.

    NATO şemsiyesi altında yer alan diğer ülkelerde örneklerinin açığa çıkmasının ardından, Türkiye’de de açığa çıkan GLADIO yapılanmasının mimarlarından ve ABD’den internette yayın yapan Mehmet Eymür:
    “Hizbullah, ‘Ordu Tipi’ bir örgüttür..”

    Sözleri ile, yukarıda işaret edilen “senkronize” ve “eş güdümlü” girişimlerin ilk adımları olarak karşımıza çıkmaktadır.

    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

    Kuruluşunu Yekta Güngör Özden’in gerçekleştirdiği “Atatürkçü Düşünce Derneği”, Pentagon tarafından Türkiye ve Avrasya Bölgesi’nde faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin “merkezi” olarak tasarlanmış ve kurdurulmuştur.

    Çevik Bir, bu merkezin başına geçme çalışmalarına başlamıştır. Böylece Türk kamuoyu çok daha kolay yanılgıya sürüklenecek, Atatürk ilke ve inkilâpları doğrultusunda sivil inisiyatif içinde yer aldığını sanacak, “Büyük Oyun”un oyuncularına dönüştürülecektir.

    Çevik Bir:
    “Türkiye’nin stratejik enstitülere ve sivil toplum kuruluşlarına ihtiyacı var” sözleri ve “Strateji Vakfı” kurma düşüncesinde olduğunu açıklaması dikkate alındığında “Atatürkçü Düşünce Derneği”nin CİA’in “Stratejik Düşünce Üretim Merkez”leri güdümünde nasıl bir sevk ve idare “merkezi”ne dönüştürülmesinin arzulandığını kanıtlamaya yeterlidir.

    Çevik Bir:
    “.. bizim güvenlik açısından da entegre olmamız lazım. Bu Avrupa’nın güvenliği için de bizim güvenliğimiz için de gerekli. Bana göre şimdi bir oyun oynanıyor. Avrupa’nın güvenliği sadece Avrupa ile sınırlı değil. Balkanlar’dan, Kafkaslar’a kadar olan bölge de Avrupa güvenliğini yakından ilgilendiriyor”

    Çevik Bir:
    “Türki’nin AB ve Batı Avrupa Birliği (BAB) gibi Avrupa örgütlerine tam üye olması, jeopolitik bir zorunluluktur. Bu Avrupa’nın menfaatinedir”

    Çevik Bir:
    “Ya ön/koşulsuz adaylık verirsiniz, Türkiye temel dış politika prensiplerini AB çerçevesi içinde değerlendirir. Ya da adaylık vermezsiniz, o zaman Türkiye’nin en tercihli partneri ABD olur”

    Beyanları ABD’nin NATO komutanı Çevik Bir’e Türkiye’nin Avrasya Birliği girişimleri karşısında duyulan endişe karşısında verilen rolü bir kez daha gözler önüne serebilen içerikli ifadeler olduğu gibi ABD güdümlü bir NATO komutanı olduğunun da en kesin verileri arasında yer almaktadır.

    Önümüzdeki süreç içinde sağ ve sol kesimde Atatürkçü Düşünce Derneği plâtformunun fundamentalist gruplara yönelik “provakatif” eylemlere yöneleceği saptanmıştır.

    SÜLEYMAN DEMİREL FAKTÖRÜ

    Berlin Konrad Adenauer Vakfı tarafından düzenlenen “21.Yüzyıl’da Türkiye’nin Uluslararası Rolü” konulu konferansa katılan ve konuşmasında, işadamı İshak Alaton:
    “Atatürk’ten sonra herkes sultan rejimini benimsiyor” sözleri ile Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Süleyman Demirel ile ilişkin görüşlerini dile getirmiş ve eklemiştir:
    “Helsinki’de alınacak karar Türkiye’de göstermelik değil, hakiki demokrasiye geçişin başlangıcı olacaktır. Bu yolda Avrupa’nın Türkiye’deki sivil toplum örgütlerine destek vermesi Türkiye’yi demokrasi yoluna sokacaktır” diye, söylevini noktalarken, konumuz içinde sıkça yinelediğimiz, demokrasi içinde yer alan “Sivil Toplum Örgütleri” faktörünün nasıl bir tuzağa dönüştürüldüğü bir kez daha açığa çıkmaktadır.

    Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi. Siyasete karışmama ilkesinden hareketle gelişmeler karşısında bağımsızlığını korumuş, duyarlı ve dikkatli izlemesiyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Bilderbergli Süleyman Demirel ve kadrosunun tüm girişimlerini etkisiz kılmıştır.

    Siyasette deneyim sahibi Süleyman Demirel, önündeki tek engelin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunun bilincinde sinsice hareket etmiş, sivil toplum kuruluşlarını senkronize bir biçimde MGK karşıtı direnişe ve yıpratmaya yönlendirmiş, Hükümet ortakları ile uzlaşma formülleri üretmiş, dış ülke güç odaklarını yanına almaya özel bir çaba göstermiştir.

    TSK Komuta kademesi tüm bu girişimleri izlemiş ve sağlıklı biçimde değerlendirmeye tabi tutmuş, 5 Nisan 200 tarihinde TBMM’nin görev yapmasını sağlamıştır.

    Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarih akışı içinde 36 yıldır süregelen Bilderbergli “Devri Süleyman” tarihe mâl olmuştur.

    Önümüzdeki süreçte Bilderbergli “Devri Süleyman” ın devlet içindeki kadrolarının tasfiyesi işlemi gereklidir. Aksi halde bu kadrolar, Stratejik Düşünce Üretim Merkezleri’nin güdümünde harekete geçecekler ve Türkiye’de sürdürülen dış güç odaklarına bağlı etnik/fundamentalist yıkıcı/bölücü faaliyetlerin güçlenmesi sağlanacaktır.

    SİVİL CUNTA

    ABD, girişimlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında başarısızlık oranı artışı gözlemleyince, Türkiye’de “sivil hareket” başlatmış ve Türkiye’de sürdürdüğü Psikolojik Savaşta TSK karşısında yer alan bir “SİVİL CUNTA” oluşturmuştur.

    Bu sivil cunta hareketinin merkezi Atatürkçü Düşünce Derneği ya da Çevik Bir’in düşlerinde yer alan ve kamuoyuna açıklanan “Strateji vakfı” adlı kuruluş olması plânlanmıştır.

    Cumhurbaşkanlığı makamındaki görev süresinin uzatılması konusunda gösterilen onca direnç ve çabaya karşın, Bilderbergli Süleyman Demirel’in bu başarıyı elde edememesinin ardından gelecek olan, Sivil toplum Örgütleri’nin direnişi olacaktır. Ki; bu direniş Çevik Bir’in kontrolündeki SİVİL CUNTA kadroları ile bürokrasi ve meclis içindeki Süleyman Demirel kadrolarının müşterek organizasyonu ile koordine edilmeye çalışılacaktır. Bu çabalar içinde fundamentalist Fethullah Gülen’in Nur tarikat kadroları da yer alacaktır. Ve tüm bu girişimlere “demokratikleşme direnişi” adı verilecektir.

    Sivil Cunta kadroları içinde Masonik Bilderbergliler, fundamentalistler, etnik bölücü unsurlar, sermaye grupları ve bürokrat kesim yer almaktadır. Çıkarlar adına hareket eden bu güç odakları, dış finans kaynakları aracılığı ile ABD’ye bağımlı oluşumlardır.

    Saygılarımızla,

  23. REALİST diyor ki:

    VE,

    KOŞANER SES KAYITLARINI KABUL ETTİ

    NOKTASINA KADAR ARKASINDAYIM

    ESKİ Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner, 10 maddelik açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

    Sakladığımız konular değil

    İfade edilen konuların tamamı, üst düzey devlet yetkilileriyle yaptığım görüşmelerde de paylaştığım, hukuki olarak gereğinin yapılması için emir verdiğim konulardır. Kimseden kaçırdığımız ve gizlediğimiz konular değildir.

    Hatadan ders çıkarma çabası

    Bu konuşma, zaten kurum içinde tartıştığımız, özeleştirisini yaptığımız, hatalardan dersler çıkarmaya yönelik çabanın sonuçlarıdır.

    Acıtan özeleştiri, erdemdir

    Zaman zaman marjinelleşen uslup ise bazı noktaların dramitize edilerek, dinleyicilerin dikkatlerinin çekilmesine yönelik bir gayretin ürünüdür. Bir kısım medya tarafından abartılan, istismar edilen de bu bölümlerdir. Unutulmamalıdır ki samimiyet içeren, kibirden uzak ve gerektiğinde canı acıtan özeleştiri de bir erdemdir.

    İzinsiz kayıt ahlaksızlık

    Ancak bir insanın hatta bir kurumun kendi içinde yaptığı bu özeleştiriyi izinsiz olarak kaydedip yayınlamak ise ahlaksızlık ve hukuksuzluktur.

    Sözlerim çarpıtıldı

    Bir dava ile ilgili sözler de çarpıtılarak kamuoyuna sunulmuştur. Ses kayıtlarında açık ve net olarak ‘Seminerle ilgili evrakın hepsi imha edilmiş olduğu için olay ortaya çıkınca bir şey bulamadık’ ifadesi, bazı basın organlarında ’Balyozla ilgili tüm evrakı imha ettiğimiz için her şeyi iddianameden öğrendik’ diye verilmiştir.

    ‘Belgeler çalındı’ demedim

    Varlığı dahi henüz kanıtlanmamış bir planın imhasından söz etmek mantık dışıdır. Ses kayıtlarında, ’Balyoz belgelerinin çaldırılması’ ifadesi kesinlikle yer almamaktadır. İfade edilen, o tarihlerdeki plan seminerine yönelik ses kaydı ve bir kısım bilgi ve belgelere ilişkindir. Plan semineri ile halen devam eden davadaki konular birbirinden farklıdır.

    Şehit aileleri istismarı

    Son olarak en büyük üzüntüm, büyük kıymet verdiğim, acılarını daima yüreğimde hissettiğim şehitlerimizin ve onların değerli ve kederli ailelerinin istismar edilmesidir. Burada üzücü olan, intihar ettiği yargı kararıyla da tespit edilmiş bir askerimizin bu ifadelerle ilişkilendirilmeye çalışılmasıdır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

    ‘Anasını satar’ maksadı aştı

    Koşaner ses kayıtlarında gazetecilere sarf ettiği “Haber için analarını bile satarlar” sözlerine şöyle açıklık getirdi: “İfadelerde hukuka aykırı, hukuk dışı, tek cümle yoktur. Eleştirel anlamda maksadı aşan ifadeler, benzetmeler olabilir, gazetecilerle ilgili ifadeler bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak bu kinayeli ifadelerin maksadı da TSK’ya karşı devam eden bu süreçte medyanın rolüyle ilgili dinleyicilerin dikkatlerini çekmekti. Kesinlikle hakaret amaçlı söylenmemiştir.”

    Hürriyet, 28 Ağustos 2011

  24. REALİST diyor ki:

    SES KAYITLARI ;
    IŞIK KOŞANER PAŞA’DAN İTİRAFLAR…2

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=b7rE15mGz8c

  25. REALİST diyor ki:

    SES KAYITLARI ;
    IŞIK KOŞANER PAŞA’DAN İTİRAFLAR…

    http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=eVc53yv7exw

  26. REALİST diyor ki:

    IŞIK KOŞANER

    İKİNCİ SES KAYDI

    Varan 2 olarak video paylaşım sitelerinde yer alan konuşmada Koşaner’in söyledikleri özetle şöyle:

    POLİS ASKER İLİŞKİSİ: “GEREKİRSE ORTALIĞI AYAĞA KALDIRIRIZ”

    Polisin askeri tutuklaması gücümüze gidiyor ama bizimkiler suçlarını örtbas etmek için asker olduğunu söylemiyor sonra karakolda söylüyor. Bir askeri şahıs bir suçtan dolayı polis bölgesinde polisle muhatap olduğunda öncelikle asker olduğunu söylemesi lazım. Şimdi bizimkiler suçlarını örtbas etmek için önce söylemiyorlar. Karakola gidip de sopa yemeye başlayınca ben askerim diyor. İş işten geçiyor, öyle yok.

    Yürü karakola derse hiç karşı gelmeyin. Karakola gidin ama baştan asker olduğunuzu söyleyin. Karakola gittikten sonra rol bize geçecek. Bakın bunu ihmal etmeyeceğiz. Eğer benim bir rütbeli şahsımı karakola götürmüşse ondan sonra merkeze haber veriyorsa gerekirse ortalığı ayağa kaldıracak.

    “HUKUKA NE KADAR SAYGILI OLACAĞIZ, BİZ ENAYİ MİYİZ”

    ‘Hukuka saygılıyız’ı yanlış anlamayın. biz enayi değiliz. Ağrı’da polise arkadaşlar haddini bildirdiler bakınız şu sözümüzü yanlış anlamayınız. Ben sık sık hukuka saygılıyız diyorum. bunun anlamı şu. Biz enayi değiliz. Sadece biz hukuka saygılı olmayacağız. Bize karşı olanlar da hukuka saygılı olacaklar. Ben bunu ifade etmeye çalışıyorum. Ben hukuka saygılı olacağım ama sen de saygılı olacaksın. Sen de olacaksın. Ben de bunu hakkımı arayacağım.

    “GAZETECİDEN UZAK DURUNUZ”

    Arkadaşlar ne şekilde olursa olsun bakınız bir laf var benim çok hoşuma gidiyor. hiçbir basın mensubu bize düşman olmaz. Ama dost da olmaz. dost da olmaz. basın, basın demek basın mensubunun görevi demek, haber olabilecek bir şeyi yakalarsa hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çünkü onun için en önemli şey haber bulmak gazeteye koymak. Para alıyor çünkü. Bir de manşete çıkarsa haber pirimi de varmış. Manşet oldun diye. Onun için gazetecilerle temasta mahalli olsun ulusal basından olsun televizyoncu olsun gazeteci olsun, uzak durunuz. Uzak durunuz. Nezaketinizle bilmem neyinizle uzaklaştırınız.

    “ER KULLANMA İŞİNİ KALDIRALIM”

    Herkesin gözü üzerimizde. Erleri kullanma işini yavaş yavaş kaldıralım. Yoksa kaldırtacaklar. bakakalacağız böyle şimdi birkaç da idari konudan bahsedeyim. Tabi herkesin gözü üzerimizde. Nasıl üzerimiz de? Kim hangi asker kanunsuz iş yapıyor. Hangi subay er kullanıyor. Hangi subay, general, amiral her neyse köpeğini itini bilmem nesini askere gezdiriyor. Okuyorsunuz değil mi gazetede. Hangi subay çocuğunu arabayla bilmem nereye gönderiyor? Hangi bilmem ne okula gönderiyor. Eşini bilmem nereye gönderiyor. Herkesin gözü üzerimizde. Hiçbir şey artık gizli değil. Herkes birliğine sahip olsun.

    Şu er kullanma işini yavaş yavaş piyasadan kaldırmamız lazım. Evinin badanasını askere yaptırıyor. Özel evinin badanasını hey Allah’ım. El birliği ile kaldıralım. Yoksa kaldırtıracaklar. Bakakalacağız, bakakalacağız böyle.

    “ŞEHİT YAKINLARINA SAYGIDA KUSUR EDİYORUZ. YAĞMASANIZ DA GÜRLEYİN”

    Bölgemizde bulunan şehitlerimizin yakınlarına gazilerimize arkadaşlar biraz ilgide kusur ediyoruz. İlla kapısını çalıp da ziyaret etmek değil, ara sıra telefonla dahi olsa telefonla dahi olsa mutlaka herkes bölgesindeki gazi şehit ailesi gazilerimizle yakın temasını devam etsin. Yağmasak bile gürleyelim.
    Köy okullarını tamir ettirelim. Kaynağı validen, oradan buradan tırtıklarsınız.

    “ERGENEKON’U BİLMİYORUM. AMA BALYOZ HAKKINDA BİRŞEYLER SÖYLEYEBİLİRİM”

    Genel, silahlı kuvvetlerimizi sıkıntıya sokan bazı olaylardan bahsetmek istiyorum. Bir takım ele geçen bulgular nedeniyle silahlı kuvvetlerimizin pek çok personeli maalesef çeşitli suçlamalar nedeniyle soruşturma altında. bazıları tutuklandı, çıktı tekrar girdi. Tekrar şey yaptı.Birtakım olaylarla karşı karşıyayız. En büyüğü işte Ergenekon diye bir olay çıktı. Onun tam teferruatını ben de tam olarak ‘yav nedir bu Ergenekon. nerden çıktı. kim ne halt etti’ filan. Çeşitli iddialar var ben de bilmediğim için bir şey söylemek istemiyorum. Ama Balyoz hakkında bir şey söylemek istiyorum. Balyoz denen olay hakkında söylemek istiyorum.

    “BALYOZLA İLGİLİ, BİZDE HER ŞEY İMHA EDİLMİŞTİ. HER ŞEYİ İDDİANAMEDEN ÖĞRENDİK”

    Şimdi Balyoz denen yani 1. Ordu Komutanlığı karargâhında 2003 yılında yapılan bir plan seminerinden dolayı ortaya atılan bu iddialar hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Arkadaşlar, bu olayla ilgili seminerle ilgili evrakların hepsi imha edilmiş olduğu için olay ortaya çıkınca bir şey bulamadık. Araştırdık Genelkurmayı, Kara Kuvvetlerini, 1. Orduyu ya nedir bu ne diyorlar bunlar filan. Balyoz malyoz hiçbir evrak bulamadık. Bir tane mesaj çıktı. Bunun için bir girişim yapamadık. Beklemek zorunda kaldık.

    Biliyorsunuz bir gazeteci gitti bir çuval evrak verdi falan cd’ler midiler. O gazeteciye. O dönem içerisinde o cd’leri de ele geçiremedik. Bize ne kadar doğru yazıldı ne yaptı onu da bilemiyoruz. Ne zaman ki iş iddianame hazırlandı vs. bu cd’ler elimize geçtiği zaman olayın ne boyutta olduğunu neyin iddia edildiğini açık açık anladık.

    “HER ŞEYİ ÇALDIRMIŞIZ ESAS REZALET BU”

    Şimdi bizi üzen taraf arkadaşlar Birinci Ordu’da her şeyimizi çaldırmışız. Her şeyimizi. Seminerle ilgili seminerle ilgili neyimiz var neyimiz yok çaldırmışız yetkisiz kişilere ulaşmış konuşmalarımız dâhil. Esas rezalet bu. Nasıl bu olur yav, nasıl bu olur. Ne konuşuyorsak var adamların elinde. Sıkıntı burada. Bu rezilliği yapmışız. Balyoz’un hikayesi bu. Suç olan kısmı da işin içerisinde olabilir, onu burada kaydı-ihtiyatla sayıyorum. Ama bunlar hep bizim aleyhimizdeki kişilerin eline çok güzel malzeme verdi. Maalesef namerdin eline malzeme verdik.

    Balyozun, günahı, vebali 1.Ordu’ya ait. Karargâhtan böyle planlar nasıl dışarı çıkar izahı yok kim verdi, biz verdik. Biz verdik. Hiç kimseyi suçlayamayız.
    Bunların günahı, vebali, hatası koskoca Birinci Orduda bir plan semineri yapılıyor tüm planlar tüm teferruatıyla milletin elinde şimdi. Bir de bu rezalet var. Nasıl olur yav, bir ordu karargâhından bu bilgiler nasıl çıkar ya. Nasıl çıkar izahı yok. İzahı yok.

    “OYAK İÇİN MÜCADELE VERİYORUZ”

    Şimdi bu olumsuz ortamın yansımaları olarak silahlı kuvvetlerimizi sıkıntıya sokan bazı diğer olaylar var bilmenizi istiyorum kısaca söyleyeceğim. Birincisi arkadaşlar OYAK Ordu Yardımlaşma Kurumuyla uğraşıyorlar. Biliyorsunuz Ordu Yardımlaşma Kurumu tamamen bizlerin maaşlarından kesilen, işte bu kadar yıldır kesilen paralarla oluşturulan bir kurum. Genişletilmesi, büyütülmesi falan vesaire. Şimdi OYAK’ı kamu kurumu olarak kamu kurumu olarak kabul etme eğilimindeler. Öyle olunca, işte biz bazı vergilerden muafız biliyorsunuz, sosyal yardımlaşma kurumu olmamız hasebiyle bazı vergilerden filan muafız. Ama kamu kurumu olduğumuz zaman, olursak eğer, ki kamu ihale kurulu böyle istiyor mahkemeye verildi mahkeme maalesef lehimize karar vermedi o zaman vergi vermek durumunda kalacağımız için işlemlerden dolayı emekliliğimizde falan alacağımız paralarda bayağı yüzde onbeş civarında falan düşme söz konusu olacak. Şimdi bunun mücadelesini veriyoruz. Biliniz diye söylüyorum. İşte maalesef propagandanın sonucu bu vergiden dolayı bir sıkıntı içindeyiz.

    “EŞİT SÜRELİ ASKERLİK DİYORUZ. SİYASİLER HOP OTURUP HOP KALKIYORLAR”

    Yine bizi ilgilendiren bir konu bu askerlik sistemi. Askerlik sistemi için her kafadan bir ses çıkıyor. Biz bizim yaklaşımımız şu oldu. Biz herkese eşit süreli tahsil mahsil bizi ilgilendirmez. Vatan hizmetidir diyoruz. Herkese eşit süreli askerlik olmalıdır. Bizim savımız bu. Bizim ısrarımız bu. Ama siyaset tabi başka düşünüyor. Herkese eşit süreli askerlik dediğimiz zaman Allah siyasiler oturup kalkıyor.

    “ASKERİ YARGIYI DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Diğer bizi sıkıntıya sokacak bir konu arkadaşlar askeri yargı sitemini değiştirmeye çalışıyorlar. Emir veremedikleri için ‘onu nasıl ortadan kaldırırız nasıl pasifleştiririz’ onun derdindeler. Balyoz terfilerle ilgili, sivil kesim zamanında açığa almak akıllarına gelmedi. Her şey hukuka uygun ama imzalamazlarsa ne olacak? Hukuk boş bırakmış.

    “TERFİLERE HUKUKİ HİÇBİR ENGEL YOK”

    Söz oraya gelmişken terfi edemeyen terfileri onaylanmayan iki generalimizden bir amiralimizden söz etmek istiyorum. bu arkadaşlarımızın terfisini engelleyen hukuki hiçbir engel yok arkadaşlar. Hukuken hiçbir engel yok. Çünkü her şey zamanında hukuka uygun olarak yapıldı. İdare dediğim sivil kesim zamanında açığa alma falan akıllarına gelmedi öyle bir şey yapamadılar onun için her şey hukuka uygun olarak yürüdü. İşte itirazlar mitirazlar vs’ler. Takip ettiniz biliyorsunuz. Şu anda yüksek askeri idare mahkemesi tekrar terfi etmelerine karar verdi. Tekrar terfi kararnamelerini tekrar imzaladık. Tekrar gönderdik. Şimdi top imza makamında. Kim imza makamları. iki tane bakan. İşte içişleri bakanıyla milli savunma bakanı. Başbakan ve cumhurbaşkanı. Şimdi yasa bunları imzalayın diyor ve hiç şüpheniz olmasın ne kılıf takarsa taksınlar tamamen hukuka uygun yaptığımız şey ve haklıyız. Hiçbir şüpheniz olmasın. Ama, ama imzalamazsa ne olur. Hukukumuz orada boş. Ne olur, nasıl olacak ondan da şüpheliyiz.

    “SAÇMA ŞEYLERLE MÜCADELE EDİYORUZ”

    Irak sınırına siviller bakacakmış. Nasıl. Bakabilirler mi? Gülüyorsunuz değil mi? Bu kadar saçma şeylerle mücadele ediyoruz. Şaka gibi.
    Yine bugünlerde çok gündemde entegre sınır yönetim sistemi diye sınırların sivil bir teşkilata verilmesi diye bir mevzu var. Yani işte Irak hududunu filan siviller bakacakmış. Arkadaşlarımız burada. Nasıl bakarlar mı arkadaş nasıl bakarlar? Tümen komutanım burada. Gülüyoruz, gülüyorsunuz. Yani bu kadar saçma şeylerle mücadele ediyoruz demek istiyorum.

    AB’nin öyle falan isteği yok. Fazla kulak asmayın. Herkes işine devam etsin hala çıkıyorlar 50.000 kişi alacağım. Sivil teşkilat kuracağım. Efendim Avrupa Birliği böyle istiyormuş. O da var ayrı bir hikaye. Böyle bir sıkıntı var. Fazla kulak asmayınız. Herkes işine devam etsin.

    “SAYIŞTAY KANUNU DEĞİŞİNCE PARA İŞLERİ ÇOK CİDDİYE BİNDİ”

    Dikkatinizi çekeceğim son iki konu arkadaşlar Sayıştay kanunu değişti biliyorsunuz. Çok dikkat ediniz. Para işleri bundan sonra çok ciddiye bindi. Sayıştay denetleyecek. Sıkıntı olur yönergemizde bilmemnemizde ne diyorsa onun dışına katiyen çıkmayınız.
    “BU DURUMLARA GELMEMİZİN SEBEBİ BİZİZ. HATALAR YAPTIK”

    Bir de bu kamu denetçiliği ombudsman denen sistem yakın zamanda şeye girecek . Bu da her türlü idari şikâyette ombudsman denen adam bize de gelecek hesap soracak. Diyecek ‘siz bu adamı dövmüşsünüz niye dövdünüz.’ Böyle bir ihtimal de var, ama daha yakında değil, kanun çıkacak. Bu sıkıntılı durumlara gelmemizin sebebi arkadaşlar maalesef biziz. Biziz. Bizleriz. Hata yaptık. Yanlış şeyler yaptık. İşimizi ciddiye almadık. İşte evrakımıza bilmem nemize sahip olmadık. Çaldırdık. ortalıkta rasgele konuştuk. Konuşmalarımızı duydular. Ona buna suç yüklediler. Bilir bilmez konuştuk. Efendim. İmza atarken kâğıtlara dikkat etmedik. Yav nedir bunun. ‘Herkes paraf etmiş ben de atayım altına bir imza’ dedik o iş nelere döndü geldi. Dikkat etmedik.

    “YASA VE YÖNETMELİĞİN DIŞINDA HAREKET ETTİK”

    Cep telefonlarımızla olur olmaz konuştuk. Malzeme verdik. Bilgisayarlarımızda lüzumsuz bilgileri depoladık. İşte geldiler aradılar. Bir sürü şey buldular. Hesabını veremiyoruz.

    Yasa ve yönetmeliğin dışında hareket ettik. Hep böyle olacak zannettik. Ama maalesef içimizde hainler çıktı. Maalesef onu da bulamıyoruz yasaların yönetmeliklerin dışında hareket ettik. Bazen etmemiz gerekiyordu bazı dönemlerde. Ama bunu yol yaptık hep öyle olacak zannettik. Öyle devam ettik ve hakkımız olmayan bazı imkânları kullandık. Halen de var. Halen de var. Onlar da karşımıza çıkacak. Bir de maalesef içimizde, maalesef bizim içimizde maalesef helal süt emmemiş arkadaşlarımız da çıktı. Maalesef onu da bulamıyoruz. Belki birkaç kişi. Neticede maalesef çok malzeme vermişiz. Çok vermişiz malzeme.

    “KİMSE BİZE AKIL ÖĞRETEMEZ”

    Halkımız biraz endişeli gibi gözüküyor. şimdi kim ne derse desin arkadaşlar, kim ne söylerse söylesin. Bunun bir yerde yazması da gerekmez. Hani diyorlar ya 35. maddeyi kaldır da bilmem ne maddeyi koy. İster koy ister koyma. Biz silahlı kuvvetler olarak bunun için varız. Bu bizim doğal tarihi görevimiz. Kimse bunun hakkında bize akıl öğretemez. Kimse bunun aksini bize söyleyemez. O zaman bizim varlığımızı inkâr ederiz. Bunu diyemez. Biz de bunu söylediğimiz zaman bazılarının hiç hoşuna gitmiyor. Biz bunu söyleyeceğiz. Ve bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da omuz omuza dimdik başımız dik vazifemizi müdrik bu duygularla kol kola omuz omuza görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Bunun başka hiçbir çıkar yolu yok.

    “BİZ MİLLETİN ORDUSUYUZ. ONUN BUNUN PARALI ASKERİ DEĞİLİZ”

    Sağlam duruşumuzla milletimizin emrinde olduğumuzu ispatlamak göstermek mecburiyetindeyiz. Sağlam durmak durumundayız. Temellerimizi sarstırmamak durumundayız. Eğer biz gevşersek bizden sonrakiler çok daha zor durumda kalacaklar. Çok daha zor durumda kalacaklar. Onun için birbirimize inanmalı, hep birbirimizin yardımında bulunmalı, omuz omuza el birliğiyle dimdik tek vücut halinde durmak zorundayız. Bu sıkıntıları dile getirme ihtiyacını duyduğum için söylüyorum.

    Biz milletin ordusuyuz. Onun bunun paralı askeri değiliz. Bunu da her zaman göstermek zorundayız biz milletin ordusuyuz. Bununla övünüyorum. Onun bunun paralı askeri ordusu bimemnesi biz olamayız. Biz bunun için asker olduk. Onun için bu görevi seçtik. Onun için fedakârlığa katlanıyoruz. Biz milletin ordusuyuz. Milletin ordusu olduğumuzu da her zaman göstermek durumundayız. Zaten bize çok görevler yetkiler veriyor yasalarımız. Onları bilip onlara göre yapın konuşun tartışın. Hepinize sağlıklar başarılar dilerim.

    Hürriyet, 25 Ağustos 2011

  27. REALİST diyor ki:

    Birkaç ta örnek verelim;

    Işık Koşaner Paşa’nın Ses Kayıtları

    BİRİNCİ SES KAYDI

    KOMUTANDAN ACI İTİRAFLAR

    Yüksek Askeri Şûra öncesi emekliliğini isteyen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in, terörle mücadele konusunu görüştüğü bazı subaylarla yaptığı toplantının ses kaydı internete düştü.

    Ses kaydı, kamuoyunun yakından bildiği ve çok sayıda şehidin verildiği bazı baskınlarla ilgili değerlendirmeleri yansıtıyor. Koşaner’in söyledikleri özetle şöyle:

    Kontrolsüz mayın döşedik

    Huduttakinin bile işareti yoktur. Adam gidiyor basıyor bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu ekip gönderdik. Ankara’dan da geldiler. Sırayla bitirdiler. Bilmiyorum bitti mi daha devam ediyor mu? Bunlar çok tehlikeli şeyler, bunları kim döşemiş, biz. Şimdi ben desem ki yetkililere ‘Yav bizimkiler mayın döşemişlerdi. 10 -20 sene evvel. Başıboş bırakıp gitmişler.’ Ne derler. Döşerken aklınız neredeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz değil mi?

    Emir komuta birliği bazen yok

    Bizi sıkıntaya sokan konulardan bir tanesi emir komuta birliğini bazen sağlayamıyoruz. Nerede bir operasyon, bir harekât, bir baskın vs ne varsa sorumlusu mutlaka bir komutanlık olacak. O bölgenin sorumlusu. İHA’dan (insansız hava aracı) görüntü almak gibi büyük bir nimet var. Olayın olduğu yere süratle bir İHA’yı getirip ekrandan adım adım görebiliyoruz öyle mi? Görebiliyoruz. İHA’dan görüntü gören komutan mutlaka operasyona müdahale edip, sevk idare etmeli. Neden bunu söylüyorum önümüzde örneği var. Bir daha o hataya düşmeyelim. İşte bu Hantepe mantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu komutan Birinci Tugay Komanda Tugay Komutanı idi ve kendisi arazideydi. Ama ekrana bakan komutanlık civardaki komutanlığımız ona müdahale yetkisi yoktu. Böylece bir koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik.

    Tim komutanım mevziden kaçarsa

    İkinci önemli konu arkadaşlar. Küçük birlik seviyesinde sevk ve idarede çok zayıfız. Jandarma, JÖH’ü filan ayrı tutuyorum. Onlar hakikaten çok tecrübeli profesyonel olmuşlar artık. Sözüm onlara pek değil, daha ziyade bizimkilere. Küçük bir birlik seviyesindeki tim komutanı, kol komutanı eğer o adamına sahip olup da sevk idare edemezse, iş buradan kopar. Hani derler ya bir nal bir at kurtarır. Bir at bir ordu kurtarır, süvari kurtarır süvari bilmem neyi kurtarır. Neticede memleket kurtulur. İşte biz o nal, o nal bizim komando kolumuz. Komando timimiz her neyse motorlu kolumuz orada eğer sağlam duramazsa tutamazsak birliğimizi görevinin başında gerisi çorap söküğü gibi gider. Niye bunu söylüyorum. Benim tim komutanım, unsur komutanı diye koyduğum arkadaşım önce mevzide silahını bırakıp da kaçarsa biz bu işi yürütemeyiz. Biz bu eğitimi yapmamışız yetiştirememişiz demektir. Rütbesi de var kolunda, o orada silahını bırakıp da mevzisini kaçarsa tabii ki mevzimiz çöker, tabii ki zayiat veririz. 2 tane adam geliyor karşıdan. 30 kişiyi kaçırıyor geri gidiyoruz yav rezalet. Olacak şey değil. Neden, sevk idare edemediğimiz için timimizi. Tim komutanı ve unsur komutanı her ikisi de kendi personelinin göreceği yerde bulunur. Sesle varsa telsiziyle timinin adamlarını tek tek sevk idare eder. Zamanı geldiği zaman da ateş açtırır yerinden kıpırdama der, kaçma der, ben burdayım der. Sevk idare eder. Öyle oluyor mu, nadiren böyle oluyor. Çoğu yerde çat pat dediğin zaman o oraya bu buraya, birkaç gözü kara arkadaş dayanıyor.

    Kendi erimizi alnından vurduk

    Lider pozisyonunda olanlar piyasada yoklar. En acısı da silahını da bırakıp gidenler. Roj TV silahın numarasını da beraber gösteriyor. Ben olsam o rütbelinin yerine insan içine çıkmam. Ama utanmıyor adam. Bunlarla iş yapamayız. Yoksa canı sıkılan çeker gider. Ondan sonra mevzimize de girilir, bir sürü de şehit veririz. Artık herşey milletin önünde açık arkadaşlar. Bakın yine örnek dilimin ucuna geliyor söylemek istemiyorum. Böyle timi mimi sahip olmazsa, orada bir tane karaltı görür tak diye ateş eder. Başlar sesi duyan herkes ateş eder basıldık diye. Arkadaşımızı, bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu, haberiniz var mı, var değil mi? Olayı takip ediyorsunuz. Herkesin cebinde artık telsiz var, eskisi gibi de değil. Bak ben ateş ediyorum. Herkes sussun diyeceksin. Herkes duyacak, kimse birşey yapmayacak. Bir kişi edecek bunu gayet kolay yapmak ama eğitimle bunu yaparsanız olur. Bırakırsanız keyfine adam ateş et der. Vay basıldık diye herkes silaha sarılır. Bir masum erimizi alnından pat diye vururuz. Kabahatli biziz.

    Karakollar hatalı Hantepe de öyle

    Arkadaşlar bir üssü, bir tepeyi, bir kritik araziyi korurken esas mevzi kazıp gömülmektir. Tabii kayalık sert yerlerdeyiz ve tabii kazıp gömülmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman? Kum torbası bol. Kum torbasını üst üste koya koya kulübemsi karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi böyle kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz önünde buradan gelecekler bakacağız diye. Böyle bir koca hedef oluyor. Arkadaşlar karanlıkta gece görüş aleti olmasa bile ben RPG-7 ile 200 metreden onu tak diye vururum. Bak bu yaşımda vururum. İsterseniz deneyelim. Böyle kulübe yapıyorsunuz ona mevzi diyor bazıları. Mevziye girdik deyince o kulübenin içine giriyorlar. Ondan sonra ilk rokette orası vuruluyor. Öyle oldu değil mi Hantepe’de. Üsteğmenimiz de orada gitti. Koşuştular hepsi peşinden mevziye giriyoruz diye. Ondan sonra roket de oraya geldi. Öyle mevzi mi olur? Nerede görülmüş şey.

    Halimiz tam bir kepazelik

    Çatışmaya gireceğimiz için ateş mevzii lazım. İşte Hantepe’de İHA’nın görüntüsünde bile belli. Koştular içine girdiler değil mi? Seyreden var mı? Vardır herhalde. Adam da geldi el bombasını üzerlerine atıyor, şey atar gibi. Tam bir kepazelik halimiz. Neden işte lider yok ortalıkta. Lider yok bu hale geldik. Bakın bunları söylememe gerek bile yok. Hepimiz askeriz bunun için komutanız ya. Çok zayıfız bu konuda.

    Komutan harekâtı İHA’yı sevk edecek

    Kuvvet komutanımızla beraber Hava Kuvvetleri Komutanımızla beraber bu İHA’ların gönderilişini, görüntü aktarmasını yerlerinde bir daha inceledik. Şunu gördük ki, eğer zamanında uygun şekilde İHA’ları kullanabilsek bize çok çok büyük imkan kazandırıyor. Ama bunu yerinde zamanında görüntüyü izleyen komutan hakikaten o görüntüde gördüğü operasyona müdahale edebilecek bilgide ve tecrübede olması gerekir. Oradaki nöbetçi subayın yapacağı bir iş değil o. Demek ki önce ilgili komutan fırlayıp bu işin başına gelmesi süratle durumu değerlendirmesi topçu mu attıracak, uçak mı isteyecek, helikopterleri mi gönderttirecek ne talep edecekse etmesi ve alttaki birlik komutanıyla direkt temasta olup helikopteri yönetmesi lazım. Topçuyu tanzim ettirmesi lazım. İHA’nın nereyi takip etmesi gerektiğini söylemesi lazım. Ekranın başında olup da harekâtı sevk edecek komutan İHA’yı da sevk edecek.

    Herkes işine sahip olacak

    Bundan sonra ben dediğimde İHA geç geldi, sağa git dedim, sola gittiydi falan filan yok arkadaşlar, yok. Herkes işine sahip olacak. Ona göre İHA’yı kullanacak. Ona göre de helikopter mi getirecek, işte gerekli işlemi yapacak. Buna dikkat edelim. Şimdi tabii terör örgütünün önümüzdeki dönemde ne yapacağı biraz siyasi. Artık tamamen örgüt siyasi alana angaje oldu. Biliyorsunuz seçime kadar eylemsizlik diye bir karar aldılar. Bu da hakikaten eylemlerini yani kırsal kesimdeki eylemlerini azalttılar. Bu karar tabii kesinlikle bizi bağlamaz.

    Eylemsizlik falan söz konusu değil

    Bu son dönemde o kadar herşey serbest dendi ki, halkımıza işte herkes istediğini söyleyebilir, istediğini talep ediyor, istediğini bilmem ne yapıyor. Saçmasapan şeyler. Tabii çoğunun bunu düşünmesi bile mümkün değil. Onun için size diyorum ki arkadaşlar. Lütfen bulunduğunuz yerde nabız tutun. Bakın halkın içinde olun. Kışladan lojmana lojmandan kışlaya dediğiniz zaman bunu anlayamıyoruz. Nabız tutmamız lazım. Polisle, itle mitle bilmem neyle yakın temasta olmamız lazım. Hakikaten bu söylenenler oluyor mu, halk buna ne diyor? Ne kadar destekliyor. Ne kadar desteklemiyor. Saçma mı buluyor, ne nasıl oluyor? Yani bunları kimlerden öğreneceğiz? Sizden öğreneceğiz. Öncelikle jandarmadan öğreneceğiz. Buna ihtiyacımız var. Biz hiçbir zaman eylemsizlik falan filan öyle birşeyi ağzımıza almadık. Bizim için eylemsizlik söz konusu değil arkadaşlar.

    1 yıldır daha mantıklı operasyon

    Bizim hiç kimsenin talimatına falan da ihtiyacımız yok. Tabii ki mücadelemiz devam edecektir. Kimse de bunu durdur diyemez. Dese bile bunu kabul etmeyiz. Bir kere bunu hiç unutmayınız. Kesinlikle yok hareketi azalt, operasyonu azalt, ne bizim ne diğer komutanlarımızın ağzından çıkar. Biz her zaman olduğu gibi teröre karşı mücadelede bir adım bile geri duramayız. Ancak geçen seneden beri biraz daha mantıklı olarak bu işi yapmaya karar verdik. Eskiden büyük bölgeleri aramak için taburlar, hadi araziye diziliyorduk. Hadi arıyorduk tarıyorduk bu arada. 10 kişi mayına basıyordu.

    Ne oldu, bitti mi bu adamlar?

    5 kişi bilmem ne oluyordu. Düşüyordu kalkıyordu yaralanıyordu. Neticede de hiçbir şey bulamıyorduk. Verdiğimiz zaiyatla kalıyorduk. Onun için dedik ki istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı birşey elde ettiğimiz zaman operasyon yapalım. Artık bunu jandarma mı yapar, beraber mi yaparız. Yani boşu boşuna birlikleri sevk etmektense bir bilgi alıp bir istihbarat alıp ona yönelmek, ha o da boş çıkabilir. Ama yeterli kuvvetle bunu yapmak zorundayız. Bütün herşey bana geliyor. Bazı yerlerde hareket yok. Ne oldu, bitti mi bu adamlar?

    Sınır birlikleri için eğitim

    Şimdi sınır birliklerimizin biraz daha profesyonel olması için yani profesyonel asker falan demiyorum. Bir sınır eğitim merkezi teşkil ettik, biliyorsunuz herhalde? Şey olan eğitim birliklerimizi erlerimizi oraya gönderiyoruz.

    Artık herkesin gözü üzerimizde

    BUNLARA rahat vermememiz lazım. Öyle bir hava varsa eğer kafanızdan lütfen çıkartın. Öyle şey yok. Çok dikkat edin herkesin gözü üzerimizde. Bir ufacık hata yapılırsa basına taşınıyor. Manşetlere taşınıyor. Onun için herşeyi yasal bazda yapmak durumundayız. Bizim yasalarımız hani bazen kızıyoruz mızıyoruz ama bize gerekli yetkiyi veriyor. Dikkatli incelersek kullanırsak işte valiyle konuşmak suretiyle falan bize gerekli yetkiyi veriyor. Tabii önce jandarmamız yapıyor. Biz de onların peşinden ona destek olarak yapacağız. Biraz evvel söz ettim. EMASYA Protokolü kalktığı için iller arasındaki harekette biraz sıkıntımız olacak gibi geliyordu. Ama arkadaşlarımız söylediler. Valiler gene anlaştı falan diye. Biz bunu yeni bir protokolle yasal baza oturtmaya çalışıyoruz. Onu da hazırlar hazırlamaz size tekrar göndereceğiz. O konulara da sahip olacaksınız ve daha rahat edeceksiniz. Neyimiz varsa kullanın. İşte havada bilmem ne helikopteri hazır bulundururuz. Bilmem ne çağırırız geraekirse. Bulundurun çağırın şimdi rahatız.

    ‘Temas’ta kaçırmak yok

    YANİ sıkışık durumda değiliz. Her türlü imkanınızı kullanın. Bakın her türlü imkanımızı kullanın diyorum. Ama teması da kurduktan sonra. İşte ben bunu kaçırdım. Gittiler gece karanlığında kayboldular. Bizde herşey var. Gece de görüyoruz gündüz de görüyoruz. Her türlü imkanımız var. Bunu kaçırmayacağız ona göre tedbir alacağız. Marifet kaçırdım demek değil. Temas kurunca kaçırmak yok. İnatla cesaretle üzerine gidip sonucu almamız lazım. Elimizdeki aracımızı, gerecimizi, dürbünümüzü, teçhizatımızı işte ne varsa iyi bilin silahımızın kabiliyetlerini iyi bilmeliyiz ki, onu ona göre kullanmalıyız.

    Hürriyet 24 Ağustos 2011

  28. REALİST diyor ki:

    BİZİM SORUNUMUZ BİRBİRİMİZ SEVMEMEMİZ VE ANLAYAMAMIZDIR.
    ÖNEMLİ OLAN BİRBİRİMİZİ SEVEBİLMEK ANLAYABİLMEKTİR

    http://www.youtube.com/watch?v=QImJ0k8Qt40

    .

  29. REALİST diyor ki:

    TC toprakları üzerinde bu kadar meralar,otlaklar varken, o kadarda sığır vardır.Ne demişler “eşeğe semeri ağır gelmezmiş”.Bir ata sözü daha:” Eşeğe altın semerde vursan,eşek yine eşektir”.
    Diyoruz altına : Saygılar…. !!!???

    Koyundan sonra sığır, eşekte yapıldı bu halk. Eyvallah, Sırada ne var? Bence artık biraz kendinizi aşın deniz aşırı kıtalara uzanın. Mesela Afrika dan fil zürafa, Antartika dan penguen, Madagaskar adasından komoda canavarı, Asya dan deve Avustralyadan kanguru evet kan-guru gürültü maalesef.

    Ama ben en çok deve kuşunu beğenir takdir ederim. Mübarek Hayvan kafasını kuma bir gömdü mü dünya yansa ona ne. Pehhhh. Bunlardan bizde de var. Kafalarını kuma gömmüşler Türkiye de ki normalleşmeyi görememektedirler.
    ( bu deve kuşu espri ve birazda sitemdir., kimseye ne deve ne kuş nede ikisini beraber demişizdir vallahi şakadır.)

    Ergenekon ve Balyoz davasındaki iddianamesindeki birçok iddianın somut deliller ile net bir şekilde belgelenmesi gerekse ilgili ses kayıtları, bazı tutukluların itirafları sonrası artık bir çok tutuklu suçlarını kabul etmiştir. Hatta bazıları ben içerideyim onlarda suçludur emirleri onlar vermiştir onları da içeri alın gibi söylerde bulunmuşturlar. Bunları halk gördü, belgeler ses kayıtları vs. internette var bunlar kafalar kumdan çıkartılıp istenilirse okunulabilir.

    Ergenekon Nedir, Ne Değildir?

    Türkiye 50 yıldır halının altına süpürdüğü, görmezden geldiği bir soruna el attı. Bazıları “böyle dava görmedik”, “böyle iddianame görmedik” diyorlar. Doğru söylüyorlar, çünkü Türkiye bir ilk ile karşı karşıya. İlk defa bir mahkeme darbe yapmanın suç olduğundan bahsediyor. Kendilerini dokunulmaz gören kişilerin evlerinde aramalar yapılıyor, gözaltına alınıyorlar, hatta tutuklanabiliyorlar.

    Böyle bir sahneyi Türkiye’de hayal etmek bile mümkün değildi. Bu ülkede başbakanları asmak, bakanları sallandırmak veya hapsetmek doğal sayılırken, kimileri anayasayı, demokrasiyi ve hukuku ayaklar altına almayı hak, hatta görev bildiler. Oysa bir ülkede herşeyin suç olup olmadığı tartışılabilir, ama o ülkenin yasalarına, hükümetine ve meclisine meydan okuyarak düzene karşı silahlı darbe yapmanın suç olduğu dünyanın en acemi hukukçuları için dahi çok net bir gerçektir, çok açıktır.

    Darbenin ötesinde yaklaşık 50 yıldır güvenlik güçleri üzerinde sivil gözetim, denetim ve yönlendirme sağlanamadığı için buralarda ciddi çeteleşmeler ortaya çıktı, çeteler kurumlaştı. Gözetim ve denetim olmadığı için çeteleşmeler sistemin doğal bir parçası gibi algılanmaya, kurumların hataları normal bir gelişmeymiş gibi görülmeye başlandı. Başka bir deyişle ilk defa olarak Türkiye yarım asırdır bahçesinde biriktirdiği pislikleri temizlemenin gayreti içine girdi. Fakat bu kolay olmayacak. Çünkü 50 yılda biriken suçlar yeni suçları doğurdu, sorunlar kemikleşti, güçlü savunuculara kavuştu. Suç kurumsallaştı ve kronikleşti. Hatta bir endüstri haline geldi. Büyük bir rüyadan (veya kâbustan) uyanıyoruz. Görünen o ki, yeni dönemde sadece suç tanımını değil, meşruiyet ve saygınlık tanımını da yeniden yapmamız gerekecek.

    Davanın bizlere gösterdiği bir diğer acı gerçek de suç şebekelerinin aslında milletten çok devlete zarar verdiği gerçeğidir. Devletin en mahrem noktalarına dahi sızıldığı anlaşılıyor. Kozmik belgeler ve bilgiler ilgisiz kişilerin evlerinden çıkıyor. Devletteki kutuplaşma ve çeteleşmenin sanılandan daha büyük olduğu görülüyor. Böyle bir devletin hangi konuda sağlıklı politika belirlemesi ve uygulaması mümkün olabilir ki?

    Ortaya çıkan gerçekler herhangi bir ülke için büyük bir travma sebebidir. Fakat Türkiye henüz neyle karşılaştığının bile tam olarak farkında değil. Yani, bu sürecin henüz travması bile henüz yaşanmadı denebilir.. Onlarca yılda sindiremeyeceğimiz gerçekleri birkaç yılda sonuçlandırmamız mümkün değil.
    Türkiye bir ilkle karşı karşıya. Bu nedenle pek çok yanıtsız soru karşımızda duruyor

    Bu Davada Neden Çok Sayıda Aksaklık Var?

    Türkiye’deki davaların çoğunda istenmeyen aksaklıklar ne yazık ki oluyor. Bu davada da rutin hata ve eksiklikler var. Ancak bu davaya özgü ‘eksiklikler’ de var. Bunun temel nedeni ise Türkiye’nin ilk defa böyle bir davayı görüyor olmasıdır. Diğer ülkelerde benzerleri görülmesine karşın böylesine üst düzey ve grift bir davayı Türkiye ilk defa yaşıyor. Davaya bakan yargıç ve savcılar da hukuk alanında değil ama bu tür davalarda acemi. Ortaya çıkan pek çok eksiklik de bundan kaynaklanıyor. Davanın ilerleyen aşamalarında eksikliklerin kapatılması mümkündür. Eğer siyasiler bu davanın önemini daha önceden anlayabilse ve hukukçuların ihtiyaç duydukları yasal değişiklikleri yapabilselerdi (örneğin darbeyi ve darbe için örgütlenmeyi suç sayan bazı maddeler daha net bir şekilde yasalarda yer alsaydı) davanın seyri daha az sorunlu olabilirdi. Fakat bundan sonrası için de pek çok düzenleme yapılarak bu tür davalarda tüm hukukçular tüm yükü sırtlarına almaktan kurtulmuş olurlar.

    Ayrıca bu dava ile ilgili aksaklıkların tamamı yargı sürecinden kaynaklanmıyor. Sadece yargıç ve savcılar değil tüm Türkiye bu tür davalara hazırlıksız. Medyadan siyasete kadar tüm Türkiye yeni bir süreç ile karşı karşıya. Bu durum hataları arttırıyor.

    Her Şeye Savcı Öz mü Karar Veriyor?

    Ergenekon Davası pek çok konuda olduğu gibi hukuk konusunda da ne kadar eksik bilgilerle donatıldığımızı gözler önüne serdi. Daha acıklı olanı ise pek çok hukukçunun en temel hukuk bilgilerini dahi kişisel / ideolojik önyargıları nedeniyle toplumdan saklaması oldu. Kamuoyunda yayılan imaja bakarsanız Beşiktaş’ta bir savcı var ve canının istediğini içeri alıyor, canı kimi isterse onun evini arıyor, bir kısmını da tutukluyor. Oysa bizim hukuk sistemimizde böyle bir kral-savcı modeli yok. Ayrıca bu davada savcı sayısı da bir değil. Ev aramalarında dahi savcı tek yetkili değil. Talebi, o an kim nöbetçi ise o yargıcın onayı ile uygulamaya geçiyor. Başka bir deyişle Sayın Kanadoğlu’nun evinin aranması da dâhil olmak üzere tüm aramalarda savcının talebi, yargıcın kararı ve kolluk güçlerinin de bu yargısal kararı uygulaması var. Gözaltına almalarda da süreç böyle işliyor. Tutuklamalarda ise yargıç tutuklama kararını verirken suçlanan kişinin tutuklanması için güçlü bir gerekçeye sahip olmalı. Yani hiçbir yargıç keyfi olarak tutuklama kararı vermiyor. Hele hele böylesine hassas davalarda, bu kadar ünlü ismin tutuklandığı hallerde kılı kırk yarmadan tutuklama kararı vermek bir yargıç için mesleği açısından da büyük bir hata olur. Bu arada tekrar hatırlatmakta fayda var, Ergenekon Davası’nda tutuklama vs.de kararları tek bir yargıç da almıyor. Şu ana kadar çok sayıda yargıcın imzası var. Başka bir deyişle ev aramalarını, gözaltıları ve tutuklamaları bir senaryo olarak yansıtmak çok sayıda yargıca ve savcılara hakaret olur, ayrıca suçtur da.

    Neden Çok Renkli ve Simge İsimler?

    Davanın en çok eleştirilen yönlerinden biri de çok sayıda simgesel ve/veya renkli isimlerin gözaltına alınması, hatta tutuklanması. Kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimleri gözaltına alınmasını yadırgayanlar az değil, hatta bu şekilde davanın sulandırıldığını bile iddia edenler var. Oysaki bu dava yakından tanıdığımızı sandığımız kişilerin başka bir yüzlerinin daha olduğu iddiasında. Yani ekranlara, gazetelere yansıyan o medyatik kişilerin kapalı kapılar ardında oluşturdukları senaryolar için medyayı ve görevlerini bir araç olarak kullandıkları iddia ediliyor. İkinci olarak davaya konu olan kişilerin önemli ve renkli olması da son derece normal. Çünkü suçlama darbeye toplumu hazırlamak, bunun için örgütlenmek ve nihayetinde darbe yapmak. Böylesine rafine bir suçu sokaktaki sıradan insanlar işleyecek değil herhalde. Eğer bir darbe yapacaksanız mutlaka bunu generallerle, albaylarla, polis müdürleriyle, vali veya istihbaratçılarla yapmak zorundasınız. Eğer darbe öncesinde toplumu darbe şartlarına hazırlayacaksanız bunun için de berberleri terzileri değil, profesörleri, hukukçuları, gazetecileri vs. kullanırsınız. Bunda şaşılacak bir şey olmamalı. Davanın doğası gereği bundan sonra da çok simgesel, renkli ve önemli ismi dava konusu olarak göreceğimiz anlaşılıyor.

    Neden İtibarlı Kişiler Suçlanıyor?

    Öncelikle itibar kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Bir kişi için itibarlı olan diğer bir kişi için itibarlı olmayabilir. Sanıkların hepsinin herkes için itibarlı olduğunu kabul etsek dahi toplumdaki mevki, saygınlık vs. bir kişinin suç işlemeyeceği anlamına gelmez. Yasalar önünde herkes eşittir ve aslına bakılırsa suç işlemeden önce pek çok kişi oldukça itibarlıdır ve pekçok kişinin suç işlemesi çevresinde şaşkınlık yaratabilir.

    Darbe gibi suçlarda ise daha çok toplumda isim yapmış saygın isimlerin ön plana çıktığı görülür. Bu suçun doğasında vardır. Eğer bir kişi etrafında çok sayıda etkili ismi toplayacak kadar itibarlı değilse bir ülkenin idaresine zorla el koyabilecek bir yapılanmayı oluşturamaz, buna liderlik yapamaz. Örneğin 12 Eylül Darbesi’nden önce dönemin genelkurmay Başkanı Kenan Everen de pek itibarlı bir insandı, ama darbe yapmak suçunu işledi. Bu suç işlendikte sonra suçluları yargılamak olanağı ortadan kalkmıştır, çünkü juntacılar kendi hukuk düzenlerini kurmuşlardır. Bugün darbe yapmak isteyenler bunda başarılı olsalar onlarda suçlu olmaktan çıkıp kahraman konumuna yükselirlerdi.

    Neden Sadece AKP Karşıtları Tutuklanıyor?

    Bu davadaki sanıkların tamamının az çok AKP karşıtı olduğu açık. Hatta içlerinde AKP’den ölümüne nefret edenler de var. Bu nedenle davayı ‘AKP’nin intikam davası’ olarak görenler de oldu. Bu kişilerin ellerinde çok farklı belge ve bilgi var ise bunun kamuoyu ile paylaşmakta fayda var. Hatta bu kanıtları mahkemeye vermek de yasal olarak bir sorumluluk. Bu kadarına vâkıf değiliz, fakat davanın yine doğası gereği bu davadaki tüm sanıkların AKP karşıtı olması da garip değil. Çünkü suçlama darbe yapmak. Darbe kime karşı yapılır, elbette iktidara karşı yapılır. Ülkenin son 6 yılında iktidarda olan parti ise AKP. Başka bir deyişle bu dönem zarfında AKP değil de, CHP olmuş olsaydı darbe suçlaması ile yargılananların tamamına yakını CHP muhaliflerinden oluşurdu. Başka bir deyişle Ergenekon’da suçlananların tamamı AKP karşıtıdır, ancak her AKP karşıtı da bu suçlamanın muhatabı değildir. Bunun da altını çizmek gerekir.

    Sanıkların Hakları Yeniyor mu?

    Eleştirilerden biri tutuklanan sanıkların aylarca haklarındaki suçlamayı tam olarak bilemeden içeride tutuldukları, aylarca iddianamenin dahi yazılmadığı yönünde. Bu eleştiriye hak vermemek mümkün değil. Ancak bu tür aksaklıkların sadece bu davaya ait olduğu, savcı ve yargıçların davayı siyasi nedenlerle sürüncemede bıraktığı, sanıkları adeta yargılamadan cezalandırmak için içeride iddianamesiz tuttukları iddiası aşırıya kaçmak olur. Ne yazık ki bizim ülkemizde hukuk böyle işlemektedir. Ergenekon’dan önce de davaların önemli bir kısmı böyle görülüyordu. Türkiye’de hemen hemen her dava biraz da hukukun katledilmesi demektir. Pek çok davada suçlananlar aylarca içeride kalmışlardır ve davalar oldukça uzun sürmüştür. Bu durum üzücü olmakla birlikte sorunun sadece Ergenekon Davası’nda ve tanınmış bazı simalar mağdur olunca gündeme gelmesi de başka bir üzücü boyuttur. Davanın bundan sonraki seyrinde savcı sayısı arttırılabilir. Süreç bu sayede hızlanabilir. Fakat bazı Türkiye gerçekleri değişmeyecektir ve yargı kalitesi yer yer ne yazık ki diğer davalarda olduğu gibi seyredecektir. Hataları minimuma indirmek gerekir, fakat bu durumu sadece bu davaya özgü imiş gibi göstermek yanlış olacaktır. Bu noktada Ergenekon Davası’nın Türkiye’nin gelmiş geçmiş en şeffaf davası olduğunu da belirtmek gerekir. Bu nedenle davayı darbe dönemlerinin hukuksuz davalarına benzetmek haksızlık olacaktır.

    Sanıklar Düşünceleri Nedeniyle mi Suçlanıyorlar?

    Özellikle bazı gazeteci ve düşünce adamlarının tutuklanmaları belli çevrelerde sert tepkilere yol açtı. Tek suçları telefon konuşmaları ve yazıları olarak görülen bu kişilerin yargılanmaları düşünce özgürlüğüne karşı ve muhalefeti sindirmek olarak görüldü. Oysaki davadaki her sanığın işlediği suç aynı değil. Bir kısmı darbeye hazırlık için silahlı eylem kanadında yer alırken, diğer kısım darbeye toplumu hazırlamakla görevli. Başka bir deyişle silaha hiç eli değmediği halde, silahlı kanat ile belki de hiçbir teması olmadığı halde toplumu darbeye, yani suça hazırlayanların da olduğu iddia ediliyor. Fikir özgürlüğü yasalarca korunmasına karşın bizim yasalarımızda ve gelişmiş hukuk devletlerinin yasalarında da sadece söz ile yazı ile suç işlemek de mümkündür. Suçu övmek, toplumu terör ortamına sürüklemek vs. bu tür eylemler arasındadır. Örneğin Londra’da bir terör örgütünün üyesi olduğunuzu söyler, hatta ima ederseniz bu durumda terörle mücadele yasaları çerçevesinde yargılanırsınız. Ülkenin ekonomisini darbe maksatlı olarak bozmaya çalışmak, kamu düzenini ve istikrarı bozucu darbe maksatlı propaganda faaliyetlerinde bulunmak da suçtur. Çok daha önemlisi bir kişi açıktan darbe ve rejimi yıkma istediğini açıktan ve güçlü bir biçimde savunamaz. Avrupa’nın pek çok ülkesinde o ülkenin parçalanmasını dahi savunabilirsiniz, fakat o ülke ordusunun devlete karşı darbe yapması gerektiğini örgütlü ve güçlü bir şekilde savunmak mümkün değildir. Bu bağlamda sanıkların tamamı silahlı eylem veya eylem hazırlığından dolayı suçlanmıyor. Bir kısım isimlere yöneltilen suçlama o suç için gerekli psikolojik ve siyasi ortamı hazırlamak. Eğer iddialar doğru ise suçun işlenmesi açısından her ikisi de suçtur. Bu durum bir grup hırsızlık yaparken, diğerlerinin gözcülük yapmasına veya hırsızları yakalamaya gelen polisleri başka yöne yönlendirerek yanıltmasına benzer. Gözcü de malları çalan da aynı suçtan, yani hırsızlıktan suçlanır. Darbe suçlamasında da silahla eyleme girişen de, onu gözleyen ve toplumu başka yöne yönlendiren de aynı suçu işlemiş demektir.

    Dava Kutuplaşmaya mı Hizmet Ediyor?

    Hayır. Kutuplaşmaya neden olan dava değil. Dava Türkiye’de hâlihazırda mevcut olan bir kutuplaşmanın ortasına geldi. Yani dava kutuplaştırmıyor, Türkiye her konuda kutuplaştığı ve kutuplaşmadan bilerek ya da bilmeyerek medet umanlar bulunduğu için dava da kutuplaşmada bir malzeme olarak kullanılıyor. Ayrıca dava nedeniyle çıkarları yara alanlar da hata ve suçlarını yüce değerleri savunur görünerek kapatmaya çalışıyorlar. Bu durum tipik bir suçluluk psikolojisidir. Geçmişte de yolsuzluktan, cinayetten, çeteleşmeden vs. ceza alan pek çok kişinin kendisini vatanseverlik, milliyetçilik, toplumculuk, dindarlık gibi çeşitli etiketlerle korumaya çalıştığı görülmüştü. Türkiye’de insanların sadece düşünceleri nedeniyle yargılandıkları ve cezalandırıldıkları da olmuştur. Hatta bugün de tüm olumlu gelişmelere rağmen Türkiye ifade özgürlüğünün tam anlamıyla yaşanabildiği bir ülke değildir. Ancak bu durum ülkedeki kutuplaşmayı istismar ederek kendilerini kurtarmaya çalışan suçluların durumunu açıklamaya yetmez. Diğer tüm davalarda olduğu gibi bu davada da bir komplo görenlerin belge ve bilgi ile konuşması, zandan sakınması, salt tahminler ve önyargılar ile davanın seyrini etkilemeye çalışmaması gerekir.

    Davayı İktidar Partisi mi Açtırdı?

    Davayı iktidar partisinin açtırdığı ve muhalefete karşı bir silah olarak kullandığı iddiası da kamuoyunda ses getiren bir görüştür. Bu iddianın kabul edilmesi halinde yargı sürecinde en azından birtakım yargıç ve savcıların da iktidarın emriyle hareket ettiği iddia edilmektedir ki bunun yanlış bir görüş olduğunu, elde kanıt olmadan hiç kimsenin bu kadar ağır bir suçlamaya muhatap bırakılmaması gerektiğini ifade etmiştir.

    İkinci olarak bu davanın mevcut iktidar partisi tarafından açtırılmadığının en açık göstergesi davanın ilk aylarında hükümetin davaya soğuk bakmasıdır. Ne başbakan ne de bakanları (hatta cumhurbaşkanı) aylarca davanın arkasında durmamıştır. Kamuoyu önünde açıklama yapmamaları bir yana kapalı kapılar ardında da davaya sürekli olarak şüpheyle bakıldığı ve “nereden çıktı bu dava” tarzı bir duruş sergilendiği gözlenmiştir. Hatta bazı bakanlar ve partililer iddiaları ciddiyetten uzak bulmuş, gereksiz yere ülke gündeminin işgal edildiğini savunmuşlardır.

    Dava açıldıktan uzunca bir süre başbakan ve hükümetin bakanları hiçbir şekilde yargı sürecine yardımcı olabilecek kolaylaştırıcı yasal adımları atmamışlar, örneğin savcılara daha çok destek olması için kolluk güçlerine sözlü ya da yazılı herhangi bir talimatta bulunmamışlardır.

    Üçüncü olarak AKP’nin böyle bir davanın senaryosunu yazıp uygulamaya sokturması kısa vadede kendi yararına da değildir. Zaten sistemin ‘istenmeyen partisi’ sayılan AKP’nin böyle bir dava açtırarak devletin güçlü kurumları ile adeta meydan savaşına girmek istemesi mümkün değildir. Bilindiği üzere iktidar partisi bu tür çatışmalara girmemek için yetkisinde olan pek çok konuda dahi pasif davranmayı tercih etmektedir.

    İktidar partisinin davayı sahiplenmesi bazı yorumcuların iddia ettiği gibi AKP’ye kapatma davası açılmasından hemen sonra değil, daha çok Haziran sonunda olmuştur. Kapatma davası açıldığında AKP Ergenekon Davası’nı sahiplenmek bir yana, kendisini bu dava ile ilgili göstermemek için özel bir gayret içine girmiş, hatta bazı partililer davanın AKP’ye maledildiğini, ilgileri olmayan bir davadan dolayı suçlandıklarını, kapatma davasının bu nedenle açıldığını dahi iddia edebilmişlerdir. Başbakan ve cumhurbaşkanı da bu kaygıları yer yer paylaşmışlar ve Ergenekon Davası’nın kendilerine karşı bir komplo olup olmadığını ciddi ciddi düşünmüşlerdir. Bu şüphelerin dağılması ancak yeni delillerin ortaya çıkması, soruşturmanın daha somut bir zeminde ilerlemesi ile mümkün olabilmiştir. Nitekim bazı üst düzey paşaların askeri lojmanlarında polis tarafından gözaltına alınmaları da bu somut deliller ışığında Genelkurmay’ın izin vermesi sayesinde mümkün olabilmiştir. Takip eden aylar boyunca ise mahkeme savcılığın iddianamesini kabul ederek ortada görüşülmesi gereken ciddi bir suç olduğunu teyit etmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise Danıştay Saldırısı ile Ergenekon Davası’nın birleştirilmesine karar vererek ortada çok ağır suçların bulunduğunu bir kez daha doğrulamıştır. Böylece Başbakanlık veya Genelkurmay davadan memnun olsun ya da olmasın eldeki verilere bakarak soruşturmanın artık bir iddia olmaktan çıkıp yargısal bir dava haline geldiğini anlamışlardır.

    İddianame Neden Çok Uzun?

    Dava ile ilgili bir diğer tartışmalı konu da iddianamedir. İddianamenin çok uzun ve ‘karışık’ olması ağır eleştirilere neden olmuştur. Öncelikle iddianamenin uzun veya kısa olması iyi veya kötü bir iddianame olduğunu göstermez. Suça kaç kişinin karıştığı, suçun ne kadar süreye yayıldığı ve niteliği, suç ile ilgili delillerin niteliği gibi çok sayıda unsur iddianamenin uzunluğunu belirler. Elbette kısa ve açık yazılmış bir iddianame tercih edilir, çünkü burada suçu kanıtlamak için çok fazla zorlanılmadığı düşünülebilir. Örneğin suçüstü veya çok güçlü delillerin olduğu hallerde veya suçun tek bir kişi tarafından ve bir seferde işlendiği hallerde iddianame kısa olabilir. Fakat Ergenekon Davası’na bakıldığında hem suçlamanın niteliği oldukça farklıdır, hem de suçun çok sayıda kişi tarafından çok geniş bir zamana yayılarak işlendiği görülmektedir. Asıl önemli sorun ise savcıların iddialarını kanıtlamaları için mevcut yasal ve siyasal zemin kolaylık değil engeller çıkarmaktadır.

    Her şeyden önce darbe girişimi ile suçlanan kişiler suçlarını henüz tamamlamış değillerdir. Zaten tamamlamış olsalar yargılanmaları mümkün olmazdı. Geçmişte de çok sayıda darbe yapılmış ve darbe yapanlar değil, darbeye konu olanlar cezalandırılmışlardır. Darbeyi yapanlar ödüllendirilmişlerdir. Eğer buradaki iddialar doğru ise olası bir darbe halinde darbecileri yargılamak yine mümkün olmayacaktı.

    İkinci olarak dava darbecilerin oluşturduğu bir hukuk düzeni içinde görülmektedir. Ne yazık ki Türkiye’nin olağan dönemde hazırlanmış bir anayasası henüz yoktur. Türkiye’de anayasa yapmak fiiliyatta sadece darbecilere tanınmış bir haktır. Özellikle 1961 ve 1982 anayasaları cuntacıların silahlarının gölgesi altında yazılmıştır ve bu anayasalarda yapılmak istenen değişikliklerde de demokratik yollardan seçilen Meclisler tam ve hür iradelerini yasalara yansıtamamışlardır. Darbeler ara müdahaleler ile kalıcı bir düzen oluşturmuş, adeta meşru görünümlü kurum ve yasalar içinde kurumsallaşmışlardır. Bu bağlamda darbenin Türk yasalarında açık ve seçik bir şekilde suç sayılmadığını, darbe girişimlerini kovuşturmanın ve yargılamanın bu suçtan çok diğer suçlardan hareketle yapılabildiğini görüyoruz. Belki de bu nedenle Ergenekon örgütlenmesi tipik bir terör örgütünden ayrılan yönleri olmasına rağmen terör örgütü suçlamasıyla yargılanabilmektedir.

    Bu bağlamda suçun niteliği, diğer suçlardan ayrılan yönleri, davaya konu olan kişilerin çok sayıda oluşu iddianamenin uzun olmasına neden olmuştur. Ek iddianameler ile iddianame daha da uzayacaktır. Bu da son derece normaldir. Ayrıca “böyle bir iddianame dünyada yok” iddiası doğru değildir. Dünyada gerek ulusal, gerekse uluslararası davalarda 5.000 sayfalık, 10.000 sayfalık ve daha uzun iddianameler mevcuttur.

    İkinci iddianamenin de uzun olduğu anlaşılıyor ve bundan sonra da ek iddianamelerin geleceği şimdiden görülebiliyor. Unutmayalım bir taraftan sanık sayısında, diğer taraftan delillerde ciddi bir artış var. İçiçe geçmiş çok sayıda suç çok sayıda kişi tarafından geniş bir zaman diliminde işlenmiş veya işlenmeye çalışılmış. Dolayısıyla bu şartlar altında iddianamenin uzun olması kaçınılmazdır.

    Sanık Sayısı Neden Çok Fazla?

    Basında yer alan bir diğer iddiada da polisin önüne gelen herkesi gözaltına alıp tutukladığı şeklindedir. Herşeyden önce polisin veya savcının tek başlarına kullanabilecekleri böyle bir yetkileri yoktur. Tutuklama kararı savcının talebi ve yargıcın uygun bulmasıyla birlikte polis eliyle gerçekleştirilmektedir. Bu davada gereğinden fazla gözaltı ve tutuklama yapıldığı doğru değildir. Suçlamanın niteliği göz önünde bulundurulduğunda yüzlerce değil binlerce kişiden oluşan bir örgütlenme olduğu anlaşılmaktadır. Büyük bir olasılıkla çeteleşme içinde olan pek çok kişi hiçbir zaman yakalanamayacak, kamuoyu bu kişileri hiç bir zaman bilemeyecektir. Ergenekon benzeri Gladio Davası’nda 15.000 civarında tutuklamanın yapıldığı hatırlanacak olursa Ergenekon’daki gözaltı ve tutuklama sayılarının oldukça düşük kaldığı anlaşılacaktır. Kaldı ki bir davada yapılacak tutuklamaların yeterli olup olmadığına sadece mahkeme karar verebilir, yoksa dosyalara gerçek anlamda vakıf olmayan yorumcular değil. Unutulmaması gereken Ergenekon Davası bir veya birkaç kişi hakkında değil tüm bir ülkede darbe hazırlığı yapan bir çeteleşme hakkındadır ve böyle bir suçun da az sayıda kişi ile olamayacağı açıktır.

    Bu Kadar Az Silahla Darbe Olur mu?

    Herşeyden önce örgütün elindeki silahlar ele geçirilenlerden ibaret değil. Dava devam ederken dahi çeşitli yerlerde bulunan sahipsiz silahlar oldu. Ayrıca yok edilen, yurtdışına çıkarılan silahların da olabileceği belirtiliyor. Dahası ele geçirilen silah sayısı da az değil ve operasyonlar halen devam ediyor. Kim bilir, belki de dava bittikten sonra bile bazı cephanelikler ortaya çıkacaktır. Ancak, burada önemli olan çeteleşme ile suçlanan kişilerde çıkan silahların çokluğu değildir. “Bu kadarcık silahla mı darbe yapacaklardı?” sorusu yanlış bir varsayıma dayanmaktadır. Bu kişiler söz konusu silahları Türk Ordusu’nu, jandarmayı veya polisi etkisiz hale getirmek için kullanmayı düşünmüyorlardı. Genelde darbeler ayrı bir silahlı grup oluşturarak yapılmaz. Darbeler mevcut silahlı birimlerin manipüle edilmesi ile gerçekleştirilir. Başka bir deyişle bu silahlar orduya, jandarmaya veya polise karşı kullanılmayacaktı. Silahlar ülkede karışıklık çıkarmak, toplumu kutuplaştırmak ve özellikle silahlı güçleri mevcut hükümete karşı kışkırtmak için hassas ve kilit süikastlerde kullanılacaktı. Nitekim 1970’li yıllarda tek bir tabanca ile hem sağ, hem de soldan önemli isimler öldürülmüş, toplum bu şekilde kutuplara bölünerek anarşi yaratılmış, anarşi de demokratik düzenin darbe ile duraklatılmasına neden olmuştur. Hrant Dink Suikastı, Danıştay Cinayeti, Malatya Cinayeti, Santora Cinayeti gibi saldırılar dikkat edilirse benzeri amaçlara yönelmiş saldırılardır. Örneğin Danıştay Saldırısı’ndan sonrası ülkenin zirvesi kısa sürede karşı karşıya gelmiştir. Başka bir deyişle bir ülkeyi anarşiye sürüklemek için onbinlerce silaha ihtiyaç yoktur. Birkaç etkili suikast silahı dahi Türkiye gibi ülkelerin istikametini radikal bir şekilde değiştirebilir.

    Emeklilerle Darbe Olur mu?

    Bir önceki soruda olduğu gibi suçlanan kişiler ‘darbeyi yapacak kişiler olarak değil’, ‘darbeye zemin hazırlayan ve bunun için örgütlenen kişiler’ olarak suçlanmışlardır. Ayrıca bu davada sadece emekliler değil, halen görevde olanlar da suçlanmaktadır. Bazı yorumcular belki de belli bir hedef gözeterek tutuklananların hepsinin emekli olduğu gibi bir izlenim yaratmakta, tutuklanan çok sayıda muvazzafı görmezden gelmektedirler. Bu arada şu anda emekli bazı sanıkların muazzafken yaptıkları eylemleri nedeniyle suçlandıklarını da belirtmek gerekir.

    ‘Ergenekon’ Laik Cumhuriyeti mi Koruyor?

    Her terör örgütü suçlarını yüce değerlere bağlar, yaptıklarını bu şekilde meşrulaştırır. Hatta terör örgütleri en sıradan adi suçlarını (hırsızlık gibi) dahi söylemlerinde meşru eylemler gibi gösterme gayretindedirler. Eğer iddianamede belirtildiği gibi Ergenekon da bir terör örgütü ise söylemine değil, bu söylemin hedeflerine ve eylemlere bakılmalıdır. Normal olan budur. Örneğin Ergenekon’u sadece söylemleri ile değerlendiren pek çok yorumcu aynı tavrı PKK, El Kaide veya DHKP-C için yapsalardı bu örgütleri savunur konuma düşerlerdi. Çünkü bu örgütlerin ilke ve hedefleri de kağıt üzerinde meşru ve saygın görünüyor olabilir. İkinci olarak darbelerin laik cumhuriyeti korumak için yapıldığı büyük bir Türkiye efsanesidir. Çünkü Türkiye’de 28 Şubat hariç hiçbir darbe dini veya dinci bir iktidara karşı yapılmamıştır. 28 Şubat’ta dahi din referansı ile siyaset yapmakla suçlanan Refah Partisi sadece koalisyon ortağıdır. Bu ülkede Adnan Menderes’e, Bülent Ecevit’e ve Süleyman Demire’le darbe yapılmıştır. Darbeciler neredeyse tüm siyasi partilere ayar yapmaya çalışmışlardır. Türkiye’de darbelerin hedefinde aşırı akımlardan çok ana akımlar olmuştur. Aşırı akımlar darbeleri meşrulaştırmak için kullanılmıştır. Kimi zaman dinciler, kimi zaman komünistler darbenin gerekçesidir. Bu bağlamda laik cumhuriyetin koruyucusu terör çeteleri, cinayet şebekeleri ve mafya-yapılanmaları olamaz. Eğer cumhuriyeti korumak bunlara kaldıysa laiklik de, cumhuriyet de elden gitmiş demektir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti suç şebekeleri ile korunuyorsa ortada korumaya değer bir devlet de kalmamıştır. Bu nedenle Ergenekon türü yapılanmalar devleti veya onun temel ilkelerini koruyan değil, devlete ve değerlerine en çok zararı veren oluşumlardır.

    Neden Tuncay Güney Gibi Güvenilmez Kişilerin Sözleriyle İtibarlı Kişiler Tutuklanıyor?

    Tuncay Güney’in şüpheli bir kişi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Salt onun sözleri ile hareket etmek mümkün değildir. Zaten dava süreci de sırf onun sözleri ile devam ediyor değil. Tuncay Güney pekçok doğru arasına yönlendirici ve abrtılı bazı iddialar da katılıyor. Renkli, hatta zaman zaman meczup gibi bir görüntü verdiği doğru. Belki de bu nedenle Ergenekon Davası’ndan mutlu olmayanlar sürekli olarak Tuncay Güney’i ön plana çıkararak davayı sulandırma gayretine giriyorlar. Bu kişiler davayı sadece Tuncay Güney’den ibaret bir kurmaca olarak yansıtıyorlar. Oysa ki bir kişinin ifadelerinden hareketler bu kadar çok tanınmış isim tutuklanarak yargılanmaya başlanamaz. Bu iddia sahipleri ya Türk hukuk sistemini yeterince bilmemektedirler, ya da bu yorumlarında başka bir hedef aranmalıdır. Şu ana kadar elde edilen deliller ortada bir örgütün olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Bunu Sabih kanadoğlu gibi kişiler dahi kabul etmiştir. Danıştay Davası’nın Ergenekon ile birleştirilmesi bizzat Yargıtay tarafından kararlaştırılmıştır. Tüm bunlara ek olarak elde çok sayıda silah bulunmaktadır. Tüm bunlara rağmen eğer bir yorumcu eldeki uzun kanıtlar listesine değil de, Tuncay Güney veya bir başka renkli isme bakıyor ve meseleyi magazinleştiriyor ise bu kişinin en azından davanın ciddiyetini yeterince anlamadığı rahatlıkla söylenebilir.

    Elde Yeterli Delil Var mı?

    Elde tutuklama yapmaya yetecek deliller olduğu açık. Aksi taktirde yargıçlar şu ana kadarki sanıkların önemli bir kısmını tutuklama kararı alamazdı. Yargı süreci devam ettiği için eldeki delillerin tutuklananları mahkum ettirmek için yeterli olup olmadığını mahkeme sonucunda görmek mümkün olacak. Ancak şu ana kadarki deliller dahi ortada büyük bir suçun ve ona hizmet eden suçların olduğunu kanıtlıyor. Nitekim Sabih Kanadoğlu gibi davaya şüphe ile bakanlar dahi ortada bir örgüt ve suçlar olduğunu kabul ediyorlar. Hatta davaya karşı çıkmış olan CHP dahi örgütün ve suçların varlığını çeşitli ağızlardan kabul etmiş durumda. Yargıtay da Danıştay Cinayeti ve Cumhuriyet gazetesi’ne saldırıları Ergenekon davası ile birleştirdi. yani ortada hiçbir suç olmasa dahi Danıştay Cinayeti’ni ve çeşitli yerlere bombalı saldırılarda bulunulmasını Ergenekon diye bir örgütün yaptırdığını biliyoruz. Bunlara ek olarak ortaya çıkan çok sayıda patlayıcı ve silah var. Dava süresince çeşitli yerlerde terkedilmiş roketatar, mermi, süikast silahları vs. de daha bulunacak çok sayıda silah ve patlayıcıya işaret ediyor. Yarbay Mustafa Dönmez’in evinde bulunan krokilerden hareketle Ankara yenikent’te ortaya çıkan cephanelik ciddi bir örgütlenmeye işaret ediyor. Aynı şekilde yine Ankara’da İbrahim Şahin’in evinde çıkan krokiler sonucu bulunan cephanelik de kapsamlı öldürme planlarının bulunduğunu gösteriyor. Her iki olayda da silahları meşru-yasal hiçbir kurum sahiplenmedi. Tüm bunlara ek olarak emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün önce Rusya’ya kaçması, ardından yakalanma şekli, sahte kimlik, pasaport ve diğer belgeler ile yakalanması, evinde çok sayıda (2.500′den az olmadığı söyleniyor) kişinin gizli kayıtlarının bulunması da kapsamlı bir suç şebekesine işaret etmektedir. Üstelik bu kişinin eski Jandarma İstihbarat komutanı olması ve kendi üstlerini de gizli bir şekilde dinlettiğine dönük kanıtlar iddianamedeki pekçok savı doğrular nitelikte verilerdir. Sanıkların kaçak durumdayken dahi birbirleri ile görüşmeye çalışması da yine savcının savlarını güçlendirmektedir. Buna rağmen bazı basın yayın organları bulunan silahlara ve kanıtlara değil de yakalanan kişilerin renkli kişiliklerine, özel yaşamlarına ve diğer magazinsel konulara odaklanmakta, adeta mahkeme sürecinin sulandırılmasına katkı sağlamaktadırlar. Örneğin Ersöz’ün yakalanma şekli ve evinde çıkanlar Türkiye’nin uzun süre tartışsa dahi hazmedemeyeceği vehamette olmasına karşın basında daha çok sağlık durumu ile ön plana çıkmakta, adeta hasta bir kişinin tutuklanmasının doğru olmadığı gibi bir intiba oluşturulmaya çalışılmaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki zaman içinde Hrant Dink Cinayeti ve Zirve Yayınevi cinayeti gibi davalar da Ergenekon Davası ile birleşme yolunda ilerlemektedir.

    Tutukluların Çoğu Neden Hastalandı?

    Öncelikle tutukluların bir kısmı gözaltı veya tutukluluk döneminde hastalanmış değiller. Sağlık durumu bu süreçte gerçekten bozulan tutuklu sayısı oldukça az. Buna karşın kamuoyunda tüm tutukluların zor şartlar altında olduğu ve sağlıklarının bozulduğuna dair haberlerin yayılması bilgi kirliliğine işaret ediyor. Elbette tutukluluk süreci zorlu bir süreçtir ve kişilerin sağlığını ve psikolojisini olumlu yönde etkilemez. Fakat sağlık durumu ciddi bir şekilde etkilenen tutuklular daha çok ileri yaşlarının da etkisiyle bazı kronik rahatsızlıkları olan sanıklardır. Yani bu tutuklular yargı sürecinde değil, evvelinde hastalanmışlar, belki rahatsızlıkları yargı süresince olumsuz yönde etkilenmiştir. Bir de sağlık durumununun tutuksuz yargılama için gerekçe olabiliyor olması nedeniyle sanık avukatlarının sık sık müvekkillerinin sağlık durumlarını abartılı bir şekilde kamuoyuna yansıtma çabası vardır. Bu sayede hem müvekkileri yönünde bir acındırma kampanyası yürütmektedirler, hem de davanın geri kalan kısmında müvekkillerinin tutuksuz yargılanmalarını sağlamaya gayret etmektedirler. Buna Ergenekon yanlısı kampanyalar da eklendiğinde kamuoyunda bilgi kirlenmesi had safhaya ulaşmaktadır. Öyle ki firari iken Türkiye’de yakalanan Levent Ersöz’ün dahi tutuksuz yargılanması avukatı tarafından talep edilebilmiştir.

    Sanıklar Tutuksuz Yargılansalar Olmaz mı?

    Elbette olabilir ve buna uygun sanıkların bir kısmı tutuksuz yargılanıyorlar. İlhan Selçuk bu isimlerden bir tanesi. Ancak Turan Çömez gibi, Bedrettin Dalan gibi, Levent Ersöz gibi sanıklar gözaltı veya tutuklama kararının haberi kendilerine bir şekilde sızdırıldığı andan itibaren yurt dışına kaçmışlardır ve kendi iradeleriyle yargıya teslim olmayı reddetmişlerdir. Bu kişiler dil kursuna devam etmek, sağlık durumu gibi gerekçeler öne sürdülerse de yargı ile tam anlamıyla işbirliğinden kaçındıkları, fiiliyatta firari oldukları net bir şekilde görülmektedir. Ersöz’ün yakalanma şekli bu konuda hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Savcılığın da en önemli endişesinin sanıkların yurt dışına kaçmaları olduğu anlaşılmaktadır. Evlere erken baskınlar, tedbir niteliğinde gözaltılar ve haklarında tutuksuz yargılama kararı bulunanların yurt dışına çıkışlarına mahkeme tarafından yasak konulması bu endişeye işaret etmektedir.

    Gözaltına Alınanlar ve Tutuklananlar Ne İle Suçlandıklarını Bilmiyorlar mı?

    Dava ile ilgili bir diğer efsane de içeride aylarca yatmalarına rağmen sanıkların ne suç işlediklerini, ne ile suçlandıklarını bilmedikleri iddiasıdır. Elbette suçlamanın detayları ve bu suçlamalar için kullanılan deliller iddianamenin savcılık tarafından mahkemeye sunulması, mahkemenin de iddianameyi kabul etmesi ile öğrenilmektedir. Ancak gözaltına alınırken ve tutuklama esnasında sanıklar ne ile suçlandıkları açıkça ifade edilir. Suçlamanın belirtilmediği çok nadir uygulamalar vardır ki bunlar da tüm dünyada süreli istisnai uygulamalardır. Başka bir deyişle evinde arama yapılan veya tutuklanan kişiler hangi kanunun hangi maddesi ile suçlandıklarını bilmektedirler. Kaldı ki sorgulamaları esnasında savcının kendisine yönelttiği sorulardan da az çok her sanık kendisinin ne ile suçlandığını tahmni edebilir. Başka bir deyişle sanıkların bir kısmı sanki hiçbirşeyden haberdar değillermiş gibi yaparak bir tür rol oynamaktadırlar. Buna rağmen gözaltı sürelerinin uzun olduğunu söylememiz gerekiyor. Ne yazık ki Türk adalet sisteminde çok sayıda aksaklık vardır, bunlardan biri de gözaltı sürelerinin maksadı aşar uzunlukta oluşudur. Ancak bu aksaklık sadece Ergenekon Davası’na özgü olmayıp hemen hemen benzeri tüm davalarda gözlenmektedir.

    GATA Bir Çıkış Kapısı Gibi mi Kullanılıyor?

    Devletin hiçbir kurumunun ve hiçbir doktorun sahte raporlar düzenleyerek bir mahkemedeki sanıkların tutuksuz yargılanmalarını sağlaması beklenemez. Ancak sanıklardan Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur ile GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi Kd. Albay Nusret Demircan arasında geçen ve medyada günlerce yayınlanan ses kayıtları GATA’nın mahkemeden kaçış için çıkış kapısı olarak kullanıldığını açıkça gözler önüne serdi. Bu konuşmada albay doktor Eruygur’u çıkarabilmek için gerçekte olmayan rahatsızlıkları varmış gibi gösterdiklerini söylüyor. Bu net ifadelere rağmen sözkonusu albay doktor ve GATA hakkında soruşturma açılmamış olması asker içinde mesleki dayanışmanın ar olduğu izlenimini ortaya seriyor. Oysa ki yapılan askeri, tıbbi ve hukuki her türlü meslek ilkesine aykırıdır ve açık bir suçtur. GATA’da bu yola gidenler hakkında en azından yargıyı yanıltmak suçundan dava açılabilir. Hatta Ergenekon bir terör örgütü ise “bilerek ve isteyerek terör örgütüne yardım” etmek suçu da işlenmektedir ve söz konusu doktorlar da mahkemede kendilerini sanık olarak da bulabilirler. Eruygur’un tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra medyaya yansıyan ses kayıtlarında kendisinin aslında rahatsız olmadığını, sağlıklı olabilmek için spor yoluyla kilo verdiğini söylemesi de hem GATA’yı, hem de doktorları zan altında bırakmaktadır. Bundan sonraki süreçte hiçbir sanığının GATA’ya sek edilmemesi, bunun yerine sivil hastanelerde teşhis ve tedavilerinin yapılması gerekir. Aksi taktirde Ordu, GATA ve doktorlar hakkında şüphe uyandıracak haberler sıklıkla yer alacaktır.

    Ses Kayıtlarından Delil Olur mu?

    Ses kayıtları yasalar çerçevesinde alınmış ise delildir. Ayrıa savcılık tüm iddialarını ses kayıtlarına dayandırmamakta, diğer delillerle savlarını güçlendirmektedir. Polisin veya diğer güenlik güçlerinin yasadışı yollarla ses kayıdı alması ise yasalar çerçevesinde mümkün değildir. Buna rağmen bazı güenlik güçleri bu yola başurmuş ise bunlar mahkemede delil olamaz, zaten polis de bu tür kayıtları mahkemeye delil olarak sunmamıştır. Güvenlik güçleri dışında kalan bazı kişi ve/veya gruplar tarafından teknolojinin geldiği ileri düzey sayesinde yapıldığı anlaşılan ortam ve telefon dinlemelerinin de yasal sayılamayacağı ortadadır ve bunlar da mahkemede delil olmayacaktır. Ancak yargı için delil olmamaları siyasi açıdan delil olmayacakları anlamına gelmez. Ayrıca ses kaydında bir veya birde fazla sucu ikrar var ise, ya da suçlular itiraf ediliyorsa ses kaydı yargı açısından delil olmamasına rağmen bu kişiden hareketle varolduğu öğrenilmiş olunan suç ve suçlunun izi sürülmek zorundadır. Yargının ses kayıtlarını o kişi aleyhine delil olarak kullanamayacak olması, alenen varlığının detaylarından bahsedilen suçların görmezden gelienbileceği anlamına da gelmez. Ses kayıtları açısından en önemli husus ise kayıtların yargı açısından delil durumu ne olursa olsun, siyasi açıdan delil olduklarıdır. Kayıtlardaki konuşmalar bu konuşmalara nasıl ulaştığını gölgede bırakacak derecede büyük suçları kabul etmekte ve bu suçların siyasi delillerini ortaya sermektedir.

    Polis Herkesi Dinliyor mu?

    Güvenlik güçlerinin telefon e ortam dinlemelerinde aşırıya kaçtığı, kendisine tanınan hakları özensiz kullandığı, hatta istihbarat birimlerinin mahkeme izni olmaksızın çok sayıda kişiyi dinlediği sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada önemli bir tartışma konusudur. Özellikle teknolojik gelişmeler dinlemeyi kolaylaştırmış, deletin tekelinden de çıkarmıştır. Ülkemiz özeline dönecek olur isek Türk polislik tarihinin insan haklarına en saygılı polisi ile karşı karşıya olduğumuzu rakamlardan anlıyoruz. Ayrıca medyaya düşen yasadışı dinlemelerin hiçbirinin resmi görelilerce yapılmadığı anlaşılıyor. Polisin dinlemelerinin tamamında ise sacılığın talebi e mahkemenin izni olduğu görülüyor. Bu açıdan bakıldığında “herkesin telefonları delet tarafından dinleniyor” şeklindeki haberlerin maksatlı haberler olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ortada bu tür haberleri doğrulayacak bir veri/kanıt bulunmamaktadır. Aksine savcılığın/polisin uygulamaları tam tersine bir eğilimi gözler önüne sermektedir. Anlaşılan odur ki Ergenekon yapılaşmasının medya, yargı ve siyaset içindeki uzantıları suç şebekesinin üzerine giden her türlü kurumu çeşitli ithamlar altında bırakarak manera alanlarını genişletmeye çalışmaktadır. Bu arada devletin herkesi dinlettiği iddiaları etrafa yayılırken asıl gözlerden kaçırılan husus Ergenekon yapılanmasının yaptığı dinlemelerdir. Sanıklardan bazılarının binlerce kişiyi dinlediği, hatta bunları kaydettiği anlaşılmaktadır. Şantaj gibi farklı amaçlar için kullanılmak üzere yapılan bu tür kayıtların resmi göreliler tarafından yasa dışı yollarla ve çoğu kez amirlerinin e kurumlarının dahi haberi olmaksızın, Ergenekon hiyerarşisi içerisinde aldıkları emirler doğrultusunda yapıldığı görülmektedir. Dava ile gündeme gelen bir sendikacının bu tür dinlemeler için İsrail’den yüklü miktarlarda alımlar yaptırdığı, şebekenin kendi üyelerini dahi dinlettiği, tanınmış siyasilerin, bürokratların, gazetecilerin ve sanatçıların telefon ve ortam dinlemelerinden oluşan geniş bir dosyalarının bulunduğu mahkeme kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ancak ortada böylesine organize ve kapsamlı bir suç şebekesi olmasına rağmen medyada bazı kişilerin ısrarla ve üstelik ellerinde delil olmaksızın dinlemeler konusunda savcılığı suçluyor olması düşündürücüdür.

    Dava Konusunda Askeri Yetkililer Üzerlerine Düşeni Yapıyor mu?

    Ne yazık ki Ergenekon davasının önemli bir kısmı askeri yetkililer ile ilgili. Pekçoğu emekli olsa da işlenen suçların büyük bir çoğunluğu muvazzafken, yani görev başındayken işlenen suçlar. Üstelik ortada varlığını yıllara yayabilen bir suç şebekesi söz konusu. Başka bir deyişle iddianamedeki suçlar doğrulanırsa mecut kurumlarda da örgütlenmenin deamının bulunduğu muhakkak. Dinlemeler ve tanık ifadelerinden ortaya çıkan tablo hiçbir ordu veya sivil kurumun kabul edebileceği türden değil. Ordu’nun jandarma istihbaratının başındaki kişi Ordu’nun en tepesini onların izni e haberi olmaksızın dinlemiş. O dönemki Genelkurmay Başkanı’nın zehirlenme endişesi ile öğle yemeklerini dahi kendi evinden getirdiğini, suikast ve kumpas endişesi içinde olduğunu biliyoruz. Ayrıa Ordu’nun kozmik bilgilerinin Ordu ile normal şartlarda hiçbir ilgilerinin olmaması gereken bazı Ergenekon sanıklarında çıkması da başka bir tuhaflıktır. Karargah evleri vasıtası ile bazı marjinal grupların asker içerisinde yayılma çabası da basına yansımaktadır. Ergenekon sanığı bazı kişilerin Ordu’nun iç dengelerine hakim oldukları da ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bazı emekli sanıkların pervasız ve normal bir siyasi sistemde akıldan dahi geçirilemeyeek tarzda Ordu tarifleri yapmaları da TSK’yı zan altında bırakmaktadır. GATA’nın bir tür tutukluluktan çıkış kapısı haline gelmesi, doktorlarının sahte raporlar düzenledikleri iddialarının yaygınlaşması, askeri yargının suçları ortaya çıkarmaktan çok suçları örtbas mekanizması olarak kullanıldığı yönünde yayılmakta olan iddialar endişe erii boyutlara ulaşmıştır. Bu tablo dikkate alındığında TSK’nın yapması gereken ilk iş iddianamede yer alan tüm suç türlerini kamuoyu önünde lanetlemek ve TSK’nın siil otoriteye bağlı, demokratik ve hukuk devletine bağlı bir kurum olduğunu ilan etmesidir. TSK’nın hiçbir şekilde söz konusu suçlar ve suçlular ile ilişkisinin olamayaağı açıklanmalıdır. Bunlara ilaveten mevcut sanıklar dışında halen Ordu içinde yuvalanmış olan şüpheliler de bizzat Ordu eliyle yakalanmalı e mahkemeye teslim edilmelidir. Ordu kendi içindeki çürük elmaları temizlemelidir. Oysa şu ana kadar gördüğümüz tam tersi bir tablodur. Genelkurmay ısrarla masumiyet karinesinden bahsetmektedir. Bunu TSK’nın tekrar etmesine gerek yoktur. Kendi kurumunda emekli olan kişilerin hakları bu davada yeniyor olsa bile bu kişilerin haklarının korunması Genelkurmay’ın görevi değildir. Bu kişilerin avukatları zaten bulunmaktadır. Kaldı ki Ergenekon davasında kamuoyu taraf olmuştur ve her iki tarafın da ne ne savcıya ne de avukata ihtiyacı vardır. Resmi kurumlara düşen eski çalışanlarının avukatı veya savcısı gibi davranmak veya onlara görevlerini hatırlatmak değil, yargı süreini hızlandırabilecek delilleri temin etmek, aynı zamanda kamuoyunu etkilemekten kaçınmaktır. Genelkurmay tam tersi bir niyette olabilir, ancak kamuoyunda gelişen kanaat Ordu’nun daa sürecine yeterince yardımı olmadığı yönündedir. Bu durum Türkiye için tehlikeli ve endişe vericidir. Davanın sonucu ne olursa olsun böylesine karanlık suçlar ile ülkenin savunma kurumlarının adlarının birlikte anılması e zihinlerde bunların birlikteliğinin bir şekilde kazınıyor olması acil önlemler almayı gerektirmektedir. Bu noktada Ordu’ya düşen savcıya veya polise gerek kalmaksızın tüm şüphelileri toplamak ve Türk adaletinin adil kollarına teslim etmektir. Bu seçeneğin dışında kalan her türlü uygulama yetersiz kalacak ve vicdanlarda açılan ve bazı iyi niyetli olmayan kişilerce de güçlendirilen soru işaretlerini arttıracaktır.

    Dava Ordu’ya Karşı mı?

    Davanın başladığı ilk günden bu yana asıl hedefin Ordu olduğu kanaati toplumda, özellikle de TSK mensupları arasında bilinçli ve organize bir çaba ile yayılmaya çalışılmaktadır. Bunun ilk amacı davayı ilerleyemez hale getirmektir. İkinci olarak sözkonusu suç rejim tartışmaları ile birlikte bir kez daha rafa kaldırılacaktır. Bu konuda belli çevrelerin özel bir gayreti olmakla birlikte Ordu’da kimi grupların da bu tür iddialara inanmaya hazır oldukları gözlenmektedir. Bunun en önemli nedeni TSK’da bazı subayların Ordu’ya karşı düşmanca taırlar içinde olan çok sayıda kişinin varolduğuna inanmalarıdır. Bu kişilerin aşırı hassas oldukları, hatta daha çok komplo terorileri ile düşündüklerini söyleyebiliriz. Söz konusu subaylara göre Ordu’ya yapılan eleştirilerin tamamına yakını TSK’nın yıpratılmasına yöneliktir e Ordu düşmanlarınca yapılmaktadır. Ordu içerisinde böylesine aşırı bir hassasiyetin oluşmasında onlarca yıldır TSK’nın denetim ve gözetimden uzak olmasının büyük rolü ardır. Ergenekon benzeri bir davanın açılabiliyor olması dahi bazılarına göre TSK’ya saldırıdır. Oysa ki davada Ordu değil, bazı emekli veya muvazzaf Ordu mensupları suçlanmış, üstelik muvazzaf olanların gözaltına alınışları tamamen TSK ile yapılan görüşmeler sonucunda gerçekleştirilmiştir. Bir kurumdan bazı kişilerin suç işlemiş olması o kurumu da suçlu hale getirmez. Aksine suçluların temizleniyor oluşu her kurumu güçlendirir ve sevindirir. Bu durumda Ergenekon Davası’nı Ordu’yu yıpratmak amaçlı bir daadan çok, TSK’nin içindeki çürük elmaları temizleyen ve onu güçlendiren bir daa olarak görmek gerekir.

    Polis-Asker Karşıtlığı mı Var?

    Gözaltına almaları polis ile asker arasında bir rekabet olarak göstermeye çalışan bazı yorumcuların da arlığı dikkat çekmektedir. Oysa ki tüm gözaltına almaları polis yapmamakta, yeri geldiğinde görev alanına göre savcılık jandarmadan da yardım almaktadır. Ayrıca polisin askere veya başka bir meslek grubuna karşı kendiliğinden bir eyleme girebilme hakkı bulunmamamktadır. Tüm gözaltına almalar sacının talebi ve mahkemenin onayı ile mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla polis-asker karşıtlığından bahsetmek davayı sulandırmak ve dikkat dağıtmaktan başka bir hedefe hizmet etmeyecektir.

    Mahkeme Tarafsız mı?

    Ne yazık ki Türk adalet sistemi Türkiye’nin en iyi çalışan kurumu değil. Aynı konuda aynı delillerle farklı kararların alınabildiğine bu ülkede pekçok kez şahit olundu. Yargıca göre kararların farklı çıktığı yönünde de kamuoyunda güçlü bir kanaat mevcut. İşin kötü tarafı Ergenekon’u veya askeri darbeyi bir suç olarak görmeyen, hatta beğenmediği bir siyasi partinin devrilebilmesi için her türlü eylemi hak sayan hukukçu sayısı da ülkemizde az değil. Türkiye’de bazı hukukçular 27 Mayıs gibi bir askeri darbeyi açıktan yüceltmekten de çekinmemişlerdir. 28 Şubat sürecinde pekçok yargı mensubunun askeri birimlerden brifingler aldığı da bilinmektedir. Bu şartlar altında daanın açılabilmesini dahi ‘mucize’ olarak görenler vardır. Nitekim Albay Demircan ile Bayan Eruygur arasındaki medyaya yansıyan konuşmada Eruygur 12. ve 14. mahkemelerin kendilerinden olduğunu söylemektedir. Başka bir deyişle Eruygur’a göre bu mahkemeler sanıkları temize çıkarabilmek için büyük bir çaba göstermektedir. Bunun bir sanık yakınının anlayışla karşılanması gereken yorumları olduğunu ummak isteriz. Ne var ki tutuksuz salıverme kararlarının bu mahkemelerden çıkmış olması kamuoyunda bu mahkemelere karşı güvensizlik duygusunu arttırmaktadır. Yargı bağımsızlığı açısından endişeler olmakla birlikte davanın seyri açısından en seindirici gelişme Ergenekon’un Türkiye’nin en saydam davası oluşudur. Kamuoyu ilgisi hataları azaltacaktır ve yargıçları daha objektif olmaya zorlayacaktır. İkinci olarak dava siyasi kutuplaşma malzemesi olmaktan çıkarılabilirse pekçok kişi kendisini davanın doğal tarafı olmak zorunda hissetmeyecektir.

    Dava İçin ‘Ergenekon’ Adını Kullanmak Yanlış mı?

    Bazı kişiler davaya ‘Ergenekon’ denmesine ‘Ergenekon, Türklerin en önemli destenlarından biridir’ diyerek karşı çıkıyorlar. Ergenekon’un gerçekten yaşanıp yaşanmadığı tartışmalıdır. Hatta eldeki veriler bunun sonradan türetilmiş yapay bir efsane olduğuna işaret ediyor. Ayrıca Ergenekon adını savcılığın değil, örgüt üyelerinin verdiği belirtiliyor. Başka bir deyişle davaya Ergenekon adı Türklüğü aşağılamak için verilmiş değildir. Nasıl ki PKK sadece adından hareketle bir Kürdistan partisi olarak nitelenemezse, Ergenekon örgütü de adından hareketle bir Türklük hareketi olarak görülemez. Bu şekilde Türklük de dava nedeniyle darbe alacak değildir. Kaldı ki Ergenekon efsanesinde bahsi geçen Ergenekon ovası kutsal bir yer değil, kurtulunması gereken sıkışılmış bir alandır. Yaygın bilinen anlatışa göre Göktürkler düşman tarafından yenilgiye uğratıldıklarında Ergenekon ovasına sığınırlar. Dar ve sarp bir geçitten girilen bu ovada Türkler yeniden çoğalırlar. 400 yıl sonra buraya sığmaz olduklarında geri çıkmak isterler, fakat çıkışı bulamazlar. Bu nedenle dağı bir demircinin yardımıyla içindeki madenleri yüksek ısıda eritmek suretiyle delerek Ergenekon’dan çıkarlar. Destanda “Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar armış… Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım” denmektedir. Nitekim dağ delinip Asena’nın yardımıyla Ergenekon’dan çıkılınca o gün Türklerin bayramı oluyor. Başka bir deyişle efsaneye göre Ergenekon Türkler için içinden çıkılması gereken bir tür cendere gibidir. Oradan çıkış kutsal bir andır, kutlanacak bir gündür.

    Sonuç olarak;

    Daha önce bilmediğimiz bir döneme girdik.

    Önümüzü tam olarak göremiyoruz. Çünkü normal olana alışık değiliz.

    Sürekli olarak yoğun bakımda tutulan bir hasta ayağa kalkmaya çalışıyor.

    Zor olacak, ama olacak.

    Ayağa kalkmak da yetmeyecek, ayakta durmak da zor. Çünkü anormal olanı normal sandık, kaslar zayıfladı, demokratik refleksler önemli oranda ortadan kalktı.

    Yukarıdaki sorular azalmayacak, aksine daha da artacak. Toz bulutları dağıldıkça yanıtlardan çok sorular bulacağız. Ve asıl olan o soruların yanıtlarını bulabilmektir.

    Bu garip değil, pek çok ülke gibi bizde bu süreçleri yaşayacağız.

    Önemli olan iyi niyetli olabilmek. Önemli olan saygınlık, itibar, ideoloji gibi maskelerin arkasını görerek, bu ülke ve bu insanlar için yanıtlar arayabilmek.

  30. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Şimdi Allahın büyüklüğüne bir kere daha tanık olacağız.

    Birileri ban “Ayrıca bu darbe planlarını da uzaylılar yapmamıştır herhalde” dedikçe Allah kullanmam için bana devamlı malzeme çıkarmaktadır.

    Tayyip ,avaneleri ve saz ekibi koro halinde “mağdurum,mağdur” şarkısını söyleyip bu toplumdan oy kapmışlarmıydı?Kapmışlardı.Yukarıda “Ordumuz darbeci komutanlardan temizlenmiştir” denmiştir.Pekala bir anlığına bu insanların darbeci olduğunu farz edelim balkalım.

    AKP Palazlandıktan sonra:
    -Askeri vesayete son verdik,
    -hadi bakalım bundan sonra cuntacılar darbeye teşebbüs etsinlerde görelim bakalım,
    -bu gün darbeye teşebbüs edenlerin hepsi içeridedir,
    -mevcut hükümeti devirmeye çalışan darbeciler şimdi çeşitli hapis cezaları alıp içeride yatmaktadırlar,
    -bağırsaklar temizleniyor,
    -Tayyip Eruygur paşaya “Kes ulan” diye gürlemişti,
    ————————
    Sonra evet sonraları şayet Tayyip’in kafasına bir saksı düşmediyse,Tayyip’e birşeyler olmaya başladı VE:
    - komutanlara terör örgütü mensubu diyenleri ‘tarih affetmez’ dedi(kime dediyse!)
    -Başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, diğer generallerimizin hiçbirine alışılmış anlamda ‘terör örgütü mensubu’ demek bir defa çok ciddi bir yanlıştır. Bu affedilemez” dedi,
    -Türk Silahlı Kuvvetleri, bir örgüttür ama terör örgütü değildir, anayasal bir örgüttür.
    - Şimdi öyle şeyler oluyor ki teröristi bile bir kapıdan alıyorsun, diğer kapıdan bırakıyorsun. Ama kalkıyorsun Genelkurmay Başkanı’nı alıyorsun içeri atıyorsun”
    -”Genelkurmay Başkanı’nı niye içeri atıyorsun arkadaş, tutuksuz yargıla. Onu mahkumiyete taşıyacak bir şey varsa, bitir işi. O zaman kimse zaten konuşamaz. Bu bizi üzüyor, şahsen ben bir Başbakan olarak üzülüyorum”
    -Tutuksuz yargılanmaları meselesinde bence çok daha hassas davranmaları lazım. Tutuklama, özellikle bizim için son seçenek olmalı…..demiştir.
    ——————————–
    Şimdide herkesin bildiği gibi,darbeci dediği,18 yıl alıp şimdi içeride yatıyorlar dediği,mevcut hükümeti yıkma planları vardı dediği,daha fazla lafı uzatmayalım onca hakaretler ettiği,Yargı ve bazı yargı mensuplarını TSK dan rövanş alma için kullandığı bilinen TAYYİP,bu kere ’Camilerin bombalanması’, ‘Türk jetlerinin düşürülmesi’ planlarını sözde yapan komutanlarda ,hastanede yatıp ameliyat olan Ergun Saygun’un ayağına gidip ziyeret etmesi yetmiyormuş gibi bir de şefkatle elinden tutup pozlar vermesi karşısında toplumun her kesimi PES DOĞRUSU demiştir.
    ———————————
    Tayyip ve Tayyipçilere şimdi soruyorum?:
    Kardeşim siz kaç yüzlüsünüz,kıbleniz deresidir?.Siz nesiniz?.Hele önce onu bir söyleyin.Bir taraftan Ordumuz temizlendi,bağırsaklar temizlendi,İşte tam liste balyoz sanıkları deyip hemde 4.sıraya yerleştirdiğiniz Ergun Saygun a,küfürler edersiniz,hemde utanmadan hiç birşey olmamış gibi geçmiş olsun ziyaretine gittiğiniz yetmiyormuş gibi,bir de elini tutarsınız!.
    Şayet Ergun paşanın yerinde ben olsaydım.zamanında Tayyip in komutana ” KES ULAN” dediği gibi,sizlere ve ona “KES ULAN ” dediğim yetmeyeceği gibi “KONYA HAVASI” olsun derdim..

  31. MEGA SEPTİK diyor ki:

    İçinde yaşadığımız şu toplumun zihniyetinin ne durumda olduğuna bir bakarmısınız.Esas olaya girmeden önce şu hatırlatmayı yapmak istiyorum:..Dünyada APTALLAR olmasa AKILLILAR nasıl geçinecektir?
    Evet bu sözü öylesine doğrulayan Türkiye’de olaylar yaşanmaktadırki akıf fikir sahibi insanların akıl erdireceği durumlar değildir.
    Olayın adı,TAYYİP TURİZM…Ankara’da Bazı AKILLILAR,sizi umreye götüreceğiz diye TAYYİP TURİZM adı altında sözde bir firma kurmuşlar ve bazı AKILSIZLAR bunca yaşanmış olan umre dolandırıcılığına rağmen sözde firmayı araştırma gereğini dahi duymayan,sadece adı Başbakan TAYYİP ile aynı diye bu na güvenip 350 bin liralarını bu AKILLILARA kaptırmışlar.Sözleşildiği gibi hava alanına giden AKILSIZLARI karşılayan ne gelen ne giden olunca doğruca TAYYİP TURİM in ofisine koşturmuşlar .Birde n e görsünler şirketin yerinde yeller esiyormuş.Dolandırıldıklarını ancak anlayan 146 AKILSIZ gazeteler şu açıklamayı yapmışlar:”Firmanın adına güvendik,bu hale geldik.Dini duygularımız sömürüldü.Böyle vicdansızlık olmaz” diye isyan etmişler…….
    Hep söylüyorum YAKIŞIR BU TOPLUMA YAKIŞIR…Daha beter olacağımız günlerde sayenizde yakındır.Toplumdaki şu anlayış şekline bakınız:AKP + DİN..Yani din deyince akıllara hemen AKP gelmektedir.Nasıl olsa bunlar dindardırlar,,bunlardan zarar gelmez anlayışı.Nasıl şartlandırıldığını bu AKILSIZLARIN görün! işte seçimlerdede aynı din bezirganlığı ile oyları toplarlar ancak bir kısmı dindar olmayan AKP li dinciler işte yukarıda örneklediğimiz gibi CAMİLERİ yıkıp yerine rezidanslar yapıp yandaşlara peşkeş çekerler,bu durumdada ceremeyi hep AKILSIZLAR çekerler ama her nedense her seferinde ve bir türlü AKILLANMAZLAR.!!

  32. MEGA SEPTİK diyor ki:

    ——- BU GÜNLERİDEMİ GÖRECEKTİK?——
    Hamd olsunmu desem, yoksa yazıklar ki yazıklar olsunmu desem acaba ?Bence yazıklar olsun hatta yuh olsun demek daha uygun olacaktır.

    Kısaca 1996 yılına bir uzanalım bakalım:
    Ocak 1996′da Yunanistan ile Türkiye arasında Türk bandıralı bir geminin Kardak Kayalıkları’nda karaya oturması sonucu Türk ve Yunan kurtarma ekipleri arasında anlaşmazlık çıkınca patlayan krizdir ve iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti.Türk gemisi 25 Aralık 1995 tarihinde Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıkları’nda karaya oturmuştu..Bu olaydan sonra Yunanistan, deniz kazasının kendi karasularında olduğunu ileri sürmüş, Türkiye ise söz konusu adaların kendisine ait olduğunu belirtmişti.Yunanistan Ordusu, bir süre sonra Kardak kayalarına asker çıkarıp, yunan bayrağı dikmişti..Hatırlayanlar bilirler, Bunun üzerine iki ülkenin deniz kuvvetleri,kayalıkların çevresinde konuşlanmıştı..
    Dönemin başbakanı Tansu Çiller, “O bayrak iner, o asker gider” diyerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savaşa hazır olduğunu belirtmiş ve 30 Ocak 1996 gecesi adaya asker çıkarılmasını istemişti.Türk SAT ve SAS komandoları Doğu Kardak’ı kuşatmış olan Yunan donanmasının arasından müthiş bir gece operasyonu ile Yunanın ruhu bile duymadan geçip,kayalıklara çıkıp Türk bayrağını dikmişlerdi.Bu suretle tamda savaşın eşiğine gelinmişken, Bill Clinton’un telefonu ve Amerikan delegesi Richard Holbrooke ile NATO Genel Sekreteri Javier Solana’nın girişimleri sonucu kriz öncesi duruma dönülmüştü.
    Bir ay önce yani 2013 yılının Ocak ayında Yunanistan’ın Altın Şafak partisi milletvekili İlias Panayotaros, parlementodaki konuşmasında Yunan hükümetinin Kardak’a Yunan bayrağını dikmesini yoksa bunu kendilerinin yapacağını söyledi. Partinin lideri Nikolas Mihaliolakos ise zamanında Türk komandoların kayalıklara çıkıp Türk bayrağı çektiği 30 Ocak gecesinin kendileri için “utanç gecesi olduğunu”da hatırlatmıştı.

    Bütün bunları hatırlatma mahiyetinde niye yazdım?.Yazdım Çünkü, yukarıda birileri “Aziz Türk ordusundan her ne kadar ayrılan olursa olsun geride kalanlar görevlerini yerine getirirler. Türk ordusunun itibarının düştüğü gibi bir düşünceye katılmıyorum. Aksine Ordumuz temizlenmiş ve daha güçlenmiştir. ve artık asli görevini daha da iyi yerine getirecektir” diyenlere Yukarıdaki hatırlatma yazımla şimdi yine aşağıda yazacaklarımı mukayese etmeleri için bilgilerine İTHAF EDERİM.

    Evet fazla uzun bir zaman önce değil, sadece bir ay önce yani 2013 yılının Ocak ayında Yunanistan’ın Altın Şafak partisi milletvekili İlias Panayotaros, parlementodaki konuşmasında ne demişti?Yunan hükümetinin Kardak’a Yunan bayrağını dikmesini,yoksa bunu kendilerinin yapacaklarını söylemişti değilmi? Evet gelelim bir ay sonraya yani bu güne.Dün itibariyle: Ege denizindeki Koyun,Keçi,Eşek,Kocababa,HURŞİT,Fornoz,Nergizcik,Bulamaç,Sakarcılar,Kalolimno ve Ardacık adaları ile Akdenizdeki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi Adalarınında içinde olduğu 16 adamızın bazı yunanlılarca işgal edildiği haberleri gelmektedir.Haberleri iletenlerin ise yine sahil köylerinde yaşayıp gören bazı köylüler olduğu söylenmektedir.

    Şimdi soruyorum.BİZİM ANLI ŞANLI KUVVETLİ TÜRK ORDUMUZ İLE İLERİ DEMOKRASİ SAHİBİ HÜKÜMETİMİZ NEREDEDİRLER?.Burnumuzun dibindeki küçük adalarımız önce işgal edilmekte, sonrada Yunan bayrağınınmı çekilmesi beklenmektedir?Uluslararası anlaşmalarda bu adaların Türkiye’ye ait olduğu açık seçik ortadayken, Tayyip’in zaman zaman Yunanlılar’la bazı gizli görüşmeler yaptığı, görüşmede yanına askeri personelden kimseyi almadığıda bilinmektedir.kapalı kapılar ardında Tayyip’in ulustan gizlediği bazı gizli pazarlıklarmı vardır? Türkiye’nin mülkiyetinde bulunan birtakım adaları, toprak parçalarını Yunanlılara vermek suretiyle Türkiye’nin bölünme sürecini hızlandırmakmı istemektedir?Tayyip bu seferde çıkarları için topraklarımızı Yunanamı peşkeş çekmektedir?Ortada akla gelebilecek onca soru varken AKP den bir yalanlama yada açıklama gelmemesi çok manidardır!.Ayrıca bu konuyla ilgili olarak Yunanlılarla yapılan bir dizi gizli görümelere hiç bir askeri personel ve rütbelinin alınmamasının nedeni yangından mal kaçırır gibi bir şeylermi kaçırılmaktadır?.Görüşmelere dahi alınmayan asker, bu konuda zaten nasıl bir gerçekçi açıklamada bulunabilirki?

    İşte bu günlere niye gelindi?Bu milletten aldığı oy miktarı ile gücü elinde tek başına bulunduran AKP iktidarı,Cumhuriyetten, TC silahlı kuvvetlerinden,Laiklerden faşistçe İntikam alacağım diye,öc alacağım diye rövanşı alacağım diye Ordumuzu çökertince elin soytarılarına Türkiyeye meydan okuma fırsatını verdi.Ordunun güç kaybettiğini,itibar kaybettiğini fark eden mihraklar fütursuzca Türkiyenin her türlü kutsallarına saldırırken,gasp ederken ele geçirirken bizim Silahlı kuvvetlerimiz ne işle iştigaldir acaba?.AKP kuklası olan,komutanlarına sahip çıkamayan,çıkmayan iktidara topuk selamı nın haricinde baş selamı veren Genel Kurmay’ın başındaki kurşun asker zat, derhal ama derhal hiç olmazsa Türkiye’nin geleceği için istifa etmelidir,etmek zorundadır.Türk Silahlı Kuvvetleri iş işten daha fazla geçmeden pasif kalmanın bir aciziyet olduğunu görmelidir artık.Atatürk’ün en zor durumda kendisine verdiği yetkileri bilmeli,farkına varmalıdır.Biz Türk milleti olarak ,ORDUMUZU 10 sene önceki güçlü varlığı ile görmek istiyoruz.”Kardak’a çıkılacak,çık” dendiği vakit,Bayrağımızı göndere çeken zamanındaki gibi güçlü ordumuzu görmek istiyoruz.

    Şimdi ise askeri personel, üniformalarıyla sokağa çıktıklarında o formanın ve şapkanın altında boyun bükmekte,başları dik gezememektedirler.Neredeyse asker olmak, Türküm demek gibi utanılacak bir duruma getirilmiştir.
    ASLİ GÖREVİNİ yerine getirmesi gereken bildiğimiz TSK nerededir?
    Görevden ayrılıpta GERİDE KALANLAR nerededir?
    İTİBARI ÇOK YÜKSEK ! TSK nın düştüğü bu durum nedeniylemi iflas eden bir ülke olan Yunanistan böyle hareketlere cüret edebilmektedir?

    Bu yüzden ,”geçiniz efendim geçiniz maval okumayı”.Maval’ı Kaval çalanlar yutar ancak!.

  33. MEGA SEPTİK diyor ki:

    ALLAH ın şu büyüklüğüne bakarmısınız?.

    Bu haber sayfasının başında, AKP nin ” Zamanında CHP camiyi ahır yaptı” yalanına karşı Yılmaz Özdil’in bir yazısını ve Seferhisar’ın Düzce köyünde yaşıyan yaşlıların CHP nin böyle bir şey yapmadığına dair olayın yaşayan şahitlerinin söyledikleri sözleri dile getirmiştim.

    1936 yılında gerçekten böyle bir olayın yaşanmamış olduğunu, bizzat yaşayıp görmüş olan yaşlı tanıklarca ifade edilmiş olmasına rağmen , tamamen karalamaya dayanık bir takım düzmece belgeler birileri tarafından yukarıda servis edilmişti.

    Hey hat.Allahım sen ne büyüksündürki,adeta beni desteklercesine , tam zamanında yetiştin ve İnadına AKP nin ne mal olduğunu bazılarının ve bu toplumun gözüne sokmak ve söyledikleri yalanı onlara yutturmak için,AKP nin İZMİT’teki cami yıkma işlemini gündeme getirip gözler önüne serdin.
    9 şubat 2013 tarihli bazı muhalif gazetelerde manşetten fotoğraflarıyla çıkıpta,yandaş gazetelerde esamesi dahi olmayan şu haber vardı:
    AKP CAMİYİ YIKIYOR,YERİNE KONUT YAPIYOR,CEMAAT İSYAN EDİYOR.
    CHP yi 1936 yılında camiyi ahır yapmakla suçlayan AKPnin Kocaeli(İzmit) belediyesi rant için bırakın ahır yapmayı,kökten camiyi içinde bulunduğumuz 2013 yılında hepimizin tanıklığıyla tartışmaya bile gerek kalmaksızın yıkıyor.İzmit erenler mahallesi halkı,1990 yılında kendi aralarında topladıkları paralarla ve belediyenin tahsis ettiği arsaya cami yaptırmışlar.23 yıldır halkın ibadet ettiği camiyi şimdi AKP yıkıp yerine Lüks villalar yapmak için karar almış.Yine bu AKP değilmiydi arazisi çok değerli olan sulukule romanlarını kandırıp,60 km şehir dışına bunları atıp,tüm sulukuleyi yıkıp yerine yine lüks konutlar yapıp,yaptığı bu lüks konutlarıda yandaşlarına satan?
    Cami yaptırma derneği başkanı Ali Yurtseven bu durum karşısında ellerindeki pankart ve cemaatle birlikte ilgilenen gazetecilere şu demeçi vermişlerdir:.
    Öncelikle Pankarttaki yazıyı aynen aktarıyorum:
    “BU CAMİNİN YIKILMASINI DUYDUKTAN SONRA,AK PARTİYE OY VERENLERE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM.ONLARDA BANA HAKLARINI HELAL ETMESİNLER.CENAZEMEDE GELMESİNLER….
    Şimdide Ali Yurtseven’in söylediği sözleri aktarıyorum:
    “SEÇİM DÖNEMİNDE KARAOSMANOĞLU VE BAŞBAKAN ERDOĞAN İÇİN MAHALLE MAHALLE ,KÖY KÖY DOLAŞIP BUNLAR DİNİ BÜTÜN İNSANLAR,BUNLARA ŞANS VERELİM DİYEREK MİLLETTEN OY İSTEDİM.BEN BURADA SİZİN HUZURUNUZDA BUNLAR İÇİN OY İSTEDİĞİM HERKESTEN ÖZÜR DİLİYORUM.BUNLARIN MÜSLÜMANLIKLARINA İNANMIYORUM.MÜSLÜMAN OLAN BİR İNSAN CAMİ YIKMAZ.HAKKIMI HELAL ETMİYORUM.
    CAMİYİ YIKIP YERİNE HERBİRİ 750 ŞER BİN LİRAYA SATACAK LÜKS KONUTLAR YAPACAKLARMIŞ.YETKİLİLERE CAMİYİ YIKMAYIN PROJEYE DAHİL EDİN DEDİK.ANCAK ISRARLA CAMİNİN YIKILACAĞINI VE KARAR ÇIKTIĞINI SÖYLEDİLER.CAMİNİN YIKILMASI İÇİN ORTADA HİÇ BİR SEBEP YOKTUR.BUNLAR DİNLERİNİ İNANÇLARINI MENFAATLERİ,ÇIKARLARI UĞRUNA KULLANIYORLAR.demiştir.
    İşte sayın seyirciler.Artık seyirci kalmakla yetinmeyin.Nasıl Allahla Kandırılıp oylarınızın cukkalandığını iyi görünüz diye senelerce biz bazılarımız bu ve başka sitelerden feryat figan ediyorduk.

    Haydi bakalım sayın servisciler,şimdi tartışma hstta su bile götürmeyen AKP nin rant ve çıkarları uğruna nasıl cami yıktıklarına nasıl kılıf bulacaksınız doğrusu çok merak ediyorum! Cahil halkın din zaafı üzerinden 77 senedir CHP camileri ahır yapıyor yalanlarıyla kandırmayı başardınız. Kılavuzluğunuza gerek yoktur.Çünkü görünen köy artık kılavuz istemiyor.

    Haa, bu arada bir iki önemsiz! ilavelerim daha olacak!.
    1)Tayyip AKP si “kalleş” dediği BDP ile yeni Anayasayı yapmak için düğmeye basmış.
    2)Başbakanlığına ait 6 adet uçağına ilaveten,Tayyip adeta padişahlığını garantilemiş gibi,ABD başkanlarının uçağı olan “AIR FORCE ONE” gibi,400 milyon dolarlık “ONE MINUTE” adlı Airbus A330 VIP presidental 11000 km lik nonstop uçabilen özel yapım jet uçağını martta teslim alıyormuş.Füze savarlarla donatılan uçağın iç düzeni ise Haşmetmeaplarının isteği doğrultusunda özel olarak dizayn edildiğinide belirtmeden geçemeyeceğim.
    VATANA MİLLETE HAYIRLI OLSUN (Millete ne hayırı olacaksa?)

    Tayyip Başkan, sen ve ailenede böyle Saltanat sürmek yakışır.
    Hey gidi Kader hey.
    Dünkü İETT cileri vezir ettin,
    kimilerinide sürünen bu halk gibi rezil ettin..

    Ne sevdirdin, yüzümüzü güldürdün,
    Ne felekle kozumuzu böldürdün,
    Ne ağrımız, sızımızı bildirdin,
    Nerden çıktın, hiç hesapta yoktun sen…

    Ne bağ verdin, ne de bostan ektirdin,
    Ne sinek oynattın, nede sektirdin,
    Çile koymadın, Dünya’da çektirdin,
    Bizi türlü, türlü hala soktun sen…

    Şah ettin elleri vezir, dük ettin,
    Getirdin her derdi, bize yük ettin,
    Özümüzü, ömrümüzü tükettin,
    Tez kocattın, belimizi büktün sen…

    TC toprakları üzerinde bu kadar meralar,otlaklar varken, o kadarda sığır vardır.Ne demişler “eşeğe semeri ağır gelmezmiş”.Bir ata sözü daha:” Eşeğe altın semerde vursan,eşek yine eşektir”.
    Saygılar….

  34. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Uzun uzun nafile yazılar yazmaya gerek yoktur…”Ayrıca bu darbe planlarını da uzaylılar yapmamıştır herhalde” dediğin ve saydığın maddelerin özellikle başında yazan ilk kelimeye dikkatle bak!.Hep ne demektedir?… “İDDİANAMEDE” demektedir.! Şimdi soruyorum,Boşuna saydığın bu İDDİANAMELERİN hangisi bu güne kadar ispatlanmıştır? Belge diye milletin evlerinden sabah vakti aldıkları CD lerin, karakola götürülene kadar sayısının ona katlandığı dünyanın en kalabalık barosu sıfatıyla İSTANBUL BAROSU açıklamıştır.Bu açıklamaya herhangi bir merciden yalanlama gelebilmişmidir?.Hayır gelememiştir.Ayrıca “Bu iddiaları kanıtlayacağız,belgeleyeceğiz” diye bir ULUSUN en mahrem stratejik bilgilerinin bulunduğu KOZMİK odalarda ne bulundu?Bir kısım polislerle bir kısım yargı mekanizmasının planlı bir tertibin parçası olduğuda artık açık seçik gün ışığına çıkmıştır.İster balyoz olsun ister ergenekon olsun,bu davalara bakan ve halende bakmakta olan 13.Ağır ceza mahkemesi için Tayyip ne demişti bir hatırlayalım? “13.ağır ceza bizden” demişti.Dikkat edilirse her iddianamenin altından 13.ağır ceza çıkmaktadır! Ayrıca bu davaların “SAVCISIYIM” diyen benmiydim yoksa yukarıda bahisi geçen UZAYLILARMIYDI?.

    Madem bu insanlar en azılı cuntacılardıda,darbecilerdide Tayyip Erdoğan kendisine darbe yapmak isteyen,kurmuş olduğu hükümeti devirmek için sözde Tayyip’e karşı gizli planlar içinde olduğu iddia edilen,hatta hakkında 18 yıl hapis cezası verilen komutanlardan sadece biri olan ORGENERAL ERGİN SAYGUN’ UN kalp ameliyatı olduğu hastaneye:
    1) Tayyip Erdoğan utanmadan nasıl ve niye gitmiştir?
    2) Ameliyat öncesi paşayı telefonla 3 kere arayıp sağlığını ısrarla kim ve neden sormaktaydı?

    Halen silivride suçunun ne olduğu dahi İDDİANAMEYE girmemiş olan onlarca insanın senelerce bilhassa içeride turtulduğunu sağır sultan duymuşken, bana yukarıdaki İDDİANEME diye sunulan fasaryaları kopyalayıp-yapıştırmayın.
    Benim için ne iddia edilen iddianamelerin zerre kadar önemi yoktur.

    Kardeşim bu toplumun bir kısmı aptal olabilir ama bir kısmıda aptal değildir! Aptalların kim,aptal olmayanlarında kim oldukları bellidir!

    Tayyip in faşizan bir rejime doğru koşar adımlarla gittiğini Amerika geçte olsa görmüş bulunmaktadır.Bu yüzdendirki geçenlerde Amerikan büyük elçisi Ricciardone ” yargıyı eleştirip “Milletvekilleri, komutanlar, profesörler ve öğrenciler belirsiz suçlamalarla içeridedir ” demişti.Bunun üzerine Hüseyin Çelik, ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin Türk yargı sistemine yönelik sözlerini sert bir şekilde eleştirip ABD büyük elçisine Haddini bilmesi gerekir demişti.Ama sonrası ne oldu? Bu kere Bizzat Amerika Birleşik Devletlerinden daha sert bir açıklama gelip ” ABD elçimizin ve söylediklerinin arkasındayız” diye birinci elden bir açıkla gelince “One minute” oldumu sana “NO minute”..

    Şimdi buradan şu tesbitimi açık seçik söylüyorum.Bunu herkes bir kenara yazSın…Artık Tayyip’in delikten süpürülme vaktinin geldiğini Amerika biliyor.Zira artık ABD dediklerinin yapmamakta ve Tayyip’in kafasına göre Faşizan bir şekilde tek adamlığa koşmakta olduğunu görmüş ve bunuda her halleriyle belli eder duruma gelmiştir.
    Sonuç olarak:ABD TAYYİP İ BAŞKAN YAP-TIR-MA-YA-CAK-TIR.!!!

    Saygılar….

  35. REALİST diyor ki:

    Nagehan Alçı ve ROK benimde beğenmediğim ve sinir olmamak için seyretmediğim isimler, kimse izlemezse zaten tv ye de çıkamazlar.

    Aziz Türk ordusundan her ne kadar ayrılan olursa olsun geride kalanlar görevlerini yerine getirirler.
    örneğin;
    mecburi hizmet 15 yıldan 10 yıla inince yaklaşık 500 kadar pilot bu hakka kavuştu ancak 100 kadarı bu haktan yararlanıp istifa etti. Sonuçta asker olarak ortalama 4000-5000 tl alırken özel sektöre geçince 15000-20000 tl alıyorsunuz. Benim eski ev sahibimin büyük oğluda daha önce ayrılmıştı şimdi THY de pilot , özel sektöre geçtikten sonra 2 çocuğunu üniversitede okuttu evini arabasını aldı . Yani insanlarıda niye ayrıldın diye suçlayamıyorsun, burada hükümetin suçu ve yapması gereken maaşların iyileştirilmesidir.
    Sonuçta çürük elmalar ayıklanır maddi ve ailevi sebeblerden ayrılanlar veya protesto için ayrılanlar gider, geriye kalanlar vazifelerini yapar. Türk ordusunun itibarının düştüğü gibi bir düşünceye katılmıyorum. Aksine Ordumuz temizlenmiş ve daha güçlenmiştir. ve artuk asli görevini daha da iyi yerine getirecektir.

    Ayrıca bu darbe planlarını da uzaylılar yapmamıştır herhalde:

    …BALYOZ DARBE PLANI…
    …İSRAİL GİBİ SERT OLALIM…
    …HALKI TEPELEYELİM…
    …BEYAZIT VE FATİH CAMİSİNİ CUMA NAMAZINDA HAVAYA UÇURALIM…
    …KEŞKE HALKI TEPELEYECEĞİNİZE,PKK YI TEPELESEYDİNİZ…
    …KEŞKE KANDİLİ BOMBALASAYDINIZ…
    …KEŞKE BU PLANLARI PKK YI BİTİRMEK İÇİN YAPSAYDINIZ…
    …BALYOZ DARBE PLANI…
    …CUMA VAKTİ CAMİLER VURULACAK
    …Balyoz Planı’nın kaos oluşturmak amacıyla 4 ayrı planını kapsadığı ortaya çıkmıştı.
    …SAKAL EYLEM PLANI: İstanbul Beyazıt Camii’nin avlusundaki şadırvana yerleştirilecek bomba cuma namazı için ezan okunmaya başladığı anda patlatılacak.
    …ÇARŞAF EYLEM PLANI: Çarşaf Planı ile İstanbul Fatih Camii’nde ayakkabılara yerleştirilecek bomba tam cuma namazının farzının bittiği sırada patlatılacak ve ortalık kan gölüne çevrilecek.
    …ORAJ EYLEM PLANI: Türk askerî jetinin Yunan savaş uçaklarınca düşürülmesi sağlanacak. Olmazsa Türk Özel Filo’da görevli bir uçak kendi savaş uçağımızı vuracak.
    …İşte o planların hedefindekiler
    …Balyoz Darbe Planı iddianamesine giren ve bugüne kadar hiç gündeme gelmeyen 8 ayrı eylem planının her birininin hedefi ve görevli asker personeli farklı farklı. İddianameye göre, jandarmanın hazırladığı eylem planları şöyle:
    …SAĞCILARA ‘YUMRUK’ İNECEK
    …YUMRUK adlı operasyonda 5 jandarma personeli görevlendirildi. Planın hedef tanımının karşısına ‘darbe karşıtı aşırı sağ kesim’ tanımlaması yapıldığı belirlendi.
    …DİNİ LİDERLERE ‘DÖKÜM’ YAPILACAK
    …DÖKÜM adlı operasyonda 4 jandarma personelinin görevli olduğu, hedef alınan kişinin adının ise A.K., hedef tanımının da ‘dini grup lideri olarak’ yapıldığı belirtildi.
    …AKADEMİSYENLER ‘TIRPAN’LANACAK
    …TIRPAN adlı operasyonda 4 jandarma personel görevli… Hedef kısmı boş bırakılırken, hedef tanımının ‘darbe karşıtı akademisyen kadro’ olarak belirlendiği görüldü.
    …SOLCULAR ‘KÜREK’LENECEK
    …KÜREK adlı operasyonda 4 jandarma personelinin görevli olduğu, hedef kişilerin ve hedef tanımının ‘darbe karşıtı aşırı sol kesim’ olarak yapıldığı ifade edildi.
    …GAYRİMÜSLİMLERİN ‘SAKAL’I ALINACAK
    …SAKAL adlı operasyonda 4 jandarma personelinin görevli olduğu, hedeftekiler ve hedef tanımının ‘Gayrimüslim Cemaat Önderi ve İş Adamları’ olarak yapıldığı ifade edildi.
    …ERMENİ BASININI ‘ORAK’ BİÇECEK
    …ORAK adlı operasyonda 3 jandarma personeli görevli. Planın hedef kişileri ve hedef tanımının ‘darbe karşıtı Ermeni basını’ olarak yapıldığı görüldü.
    …LİBERALLERİ ‘TESTERE’ BİÇECEK
    …TESTERE adlı operasyonda 5 jandarma personelinin görevli olduğu, hedef kişilerin ve hedef tanımının ‘darbe karşıtı liberaller’ olarak yapıldığı anlatıldı.
    …STÖ’LER ‘URGAN’LA BAĞLANACAK
    …URGAN adlı operasyonda 5 jandarma personelinin görevli olduğu, hedefin ‘Arı Grubu’ olduğu, hedef tanımının ‘darbe karşıtı STÖ ve oluşumlar’ olarak belirlendiği görüldü.
    …Balyoz Darbe Planı iddianamesinde ülkede darbeye zemin hazırlamak amacıyla yapılan 8 dehşet planında ‘hedef’ seçilen isimler arasında, 2007 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in olması dikkat çekti. Darbe karşıtı toplum kesimlerine yönelik Döküm, Sakal, Tırpan, Orak, Yumruk, Kürek, Testere ve Urgan isimli darbe planlarında hedef seçilen isimler arasında star Başyazarı Mehmet Altan, Hasan Cemal, Toktamış Ateş, Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Patriğ Mutafyan ve Vatikan eski Temsilcisi Marovic de var….
    …BALYOZ’UN İÇİNDE SAKAL, ÇARŞAF, ORAJ VE SUGA’NIN DIŞINDA 8 DEHŞET PLANI DAHA VAR…
    …İddianamede, bilinen Sakal,Çarşaf, Oraj ve Suga planlarının dışında 8 eylem planı daha var. Her plan darbe karşıtı ayrı bir grubu vurmak içinmiş
    …Darbe karşıtı sağcılar için Yumruk, solcular için Kürek, liberaller için Testere, akademisyenler için Tırpan, Ermeni basını için Orak, dini liderler için Döküm, STÖ’ler için Urgan, Azınlık liderleri için Sakal planı yapılmış
    …Balyoz Cuntası’nın, kanlı eylemler sonrası kaos ve darbe ortamı oluştuğunda buna karşı çıkacak solcu, sağcı, liberal, akademisyen, dini grup lideri, gayrimüslüm cemaat önderi ve işadamı, Ermeniler ve ‘Arı Grubu’na yönelik ayrı ayrı suikast ve eylem planladığı ortaya çıktı. Bu sekiz eylem planlarının hedefinde 19 kişi ve 1 grup olduğu, hedeflere karşı 34 profesyonel askeri tim belirlendiği, tim komutanlarından birinin faili meçhul cinayet sanığı Albay Cemal Temizöz olduğu iddia ediliyor.
    …HEDEFTE 19 KİŞİ VE 1 GRUP VAR
    …İddianamede “Diğer tedhiş planları” başlığı altında işlenen bu eylem planları için “Balyoz Harekat Planı kapsamında 1. Ordu Komutanlığı’na bağlı bir ast birlik gibi çalışan Jandarma unsurlarının, darbe zemini oluşturmak için hazırladıkları Sakal ve Çarşaf Eylem planlarının ve sekiz farklı eylem daha belirledikleri, bu eylemlerle bir yandan Sakal ve Çarşaf ile ulaşılmak istenen sonucu hızlandırmayı diğer yandan darbe karşıtı kesimi etkisiz hale getirmeyi planladıkları görülmektedir’’ ifadeleri kullanıldı. Eylemlerin hedefindeki kişilere yönelik planların operasyon olarak belirtildiği anlatılan iddianamede, bu operasyonlarda görevli farklı rütbelerdeki 34 askerin hedefinde toplam 19 kişi ve 1 grubun olduğuinun belirlendiği kaydedildi.
    …TOPLUM ETKİSİZLEŞTİRİLECEKTİ
    …İddianamede, söz konusu planlarla ilgili savcılar şu değerlendirmeyi yaptı: ‘’Ulaşılmak istenen amacın ise anti demokratik müdahalelere karşı toplumu ve özellikle üniversite öğrencilerini bilinçlendireceği değerlendiren akademisyenlerin engellenmek istendiği, ayrıca darbe karşıtı aşırı sağ kesimde yer alan hedeflerin tamamının, darbe karşıtı liberaller ve darbe karşıtı Ermeni basında yer alan hedeflerin bazılarının Balyoz Harekat Planı kapsamında ‘gözaltına alınacak medya mensupları’ arasında da yer aldığı. Urgan eylem planıyla darbe karşısında harekete geçecek toplumsal refleksin engellenmek istendiği görülmüştür.’’
    …SUİKASTÇİLER ALANINDA UZMAN
    …İddianamede, ‘Tırpan’ eylem planı hariç diğerlerinde hedef kişilerin isim isim belirlendiği, yine tüm planlarda hangi personelin görevli olduğunun ismen belirtildiği kaydedildi. Suikastleri yapacak kişilerin ‘tahrip ve bomba imha’ ile ‘gayri nizami harp-özel harekat’ konularında uzman oldukları vurgulandı. Hedef listesinin çoğunluğunun ise darbe karşıtı gazeteciler ve yazarlardan oluştuğu anlatılan iddianamede, söz konusu hedef listesindeki isimlere yer verilmediği görüldü.
    …DOĞAN’ABAĞLIHÜCRELERGİBİ
    …İddianamede, ‘’Doğrudan 1.Ordu’ya bağlı olmayan Hava, Deniz ve Jandarma unsurlarının Balyoz Harekat Planı kapsamında Çetin Doğan’ın liderliğindeki örgütlenmenin birer hücresi gibi hareket ettikleri anlaşılmıştır’’ denildi.
    ….Albay Cemal Temizöz operasyon timi lideri
    Balyoz Darbe Planı iddianamesinin sanıkları arasında yer alan 20 faili meçhul cinayeti azmettirdiği iddiasıyla 1.5 yıldır tutuklu olarak 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Albay Cemal Temizöz de yer alıyor. Balyoz Harekat Planı mekapsamında hazırlanan “Özel Görevlendirmeler” planlaması altında, darbede görevlendirilecek jandarmalara verilen görevler tek tek sıralanmış. Bazı isimler ve görevlendirmeler şöyle sıralandı:

    • 11 Nolu CD/Jandarma/İSTANBUL BÖLGE/GÖREVLENDİRMELER isimli klasör içinde yer alan; ‘Kilit görevlere atanacak personel listesi’ adlı ‘gizli’ ibareli belgede görev kısmında,

    • Operasyon Komutanı Cemal Temizöz, İstanbul’da operasyon timleri tarafından icra edilecek faaliyetlere emir komuta edecek.

    • Tuğgeneral B. Ömer Mimiroğlu görevden alınması ya da atılması gereken personeli tespit edecek.

    • Albay Hüseyin Özçoban kamuoyu oluşturulması için ihtiyaç olan konuları belirleyecek ve planlama yapacak.

    • Toplama Timleri Koordinatörü Mustafa Koç, yakalanan kişilerin sorgu timlerine ulaşımınıplanlayacak.

    • Zeki Bingöl hassas görevlerde kullanılmak üzere cezaevlerinden çıkarılacak kişileri tespit edecek.

    • Oğuz Türksoyu ve Kahraman Dikmen’in sakıncalı/şüpheli durumda olan personeli belirleyek.

    • Hüseyin Polatsoy’un cezaevi olarak kullanılması planlanan yerlerle ilgili koordinasyonu sağlayacak.
    …Hükümet konuşmasını bile hazırlamış
    …Balyoz Darbe Planı iddialarına yönelik iddianamede, Balyoz Harekatı’nın ardından mevcut hükümetin devrildikten sonra yeni kabinenin planlandığı belirtildi. Kabine başkanı ve bakanların belirlendiği anlatılan iddianamede “3 Kasım 2002 seçimlerinde mecliste çoğunluğu sağlayan ve hükümeti kuran partinin; kimliği, kadroları ve yönetim tarzından rahatsızlık duyan dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan tarafından 28 Şubat sürecinde elde edilen kazanımlardan istifade edilememesi ve 2002 seçimlerinde AK Parti’nin tek parti olarak iktidara gelmesiyle beraber ülkede hızlı bir zemin kayması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin laiklik karşıtı ve irticai unsurların etkisine girmeye başladığı ve bu nedenle Balyoz Komutanlığının iç hizmet kanunun kendisine verdiği Türkiye Cumhuriyetini kollama ve koruma görevinin gereği olarak bu harekat planını hazırlayıp kurulan hükümetin yıkılması ve yerine Milli Mutabakat adlı bir hükümet kurulması için çalışma başlatılmıştır” denildi. Milli Mutabakat hükümetinin konuşma metninin dahi Çetin Doğan tarafından yazıldığı ifade edildi
    ….Darbe için gücü var

    …Balyoz şüphelileri için “örgüt” ifadesini kullanılan iddianamede, şüphelilerin TSK mensubu oldukları belirtilerek “Şüphelilerin sayısı, emir ve komuta altındaki TSK birliklerinin sayı ve imkanlarıyla sahip oldukları silah, araç ve gereç bakımından şüphelilerin amaçlanan hükümeti devirme suçunu işlemeye elverişli imkanlara sahip olduğu” tespiti yapıldı. Darbenin, şüpheli askerlerin görevli oldukları askeri birliklerin tüm personeli tarafından değil, özel olarak seçilmiş görevlendirilmiş personelin katılımıyla planlandığı” vurgulanan iddianamede “Planın icra safhası ve sonraki aşamalarında kilit görevlere seçilmiş bu personelin getirileceği, emir komuta yetkisi olması nedeniyle örgüt örgüt vasfının olutuğu” belirtildi.

    Emeklilik planı aksattı

    İddianamede, “Şüphelilerin TSK’ da görev yaptıkları dönemdeki darbe hazırlıklarının, Çetin Doğan ve kurmay heyetinin emekli olması ya da görev yerinin değiştirilmesi nedeniyle ‘ellerinde olmayan nedenlerle’ kesintiye uğradığı ve istedikleri sonucun gerçekleşmediği…” değerlendirmesi yapıldı.

    Neden eksik teşebbüs?

    İddianamede sanıkların “darbeye eksik teşebbüs”le suçlanmasının nedeni de şöyle açıklandı: “Planların yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan TCK’nın 147. maddesinin uygulanmasının zorunlu olduğu, icra hareketlerinin tamamlanamamış olması sebebiyle eylemin eksik teşebbüs aşamasında kaldığı kanaatine varılmıştır.”

    TAM LİSTE BALYOZ SANIKLARI

    AK Parti hükümetini devirmek için 2002-2003 yılında hazırlandığı iddia edilen Balyoz Eylem Planı iddianamesinde, 25’i muzazaf olmak üzere 54 generalin yanı sıra büyük çoğunluğu ‘Albay’ rütbesinde subay ve astsubaylardan oluşan 196 ismin şüpheli olarak yer aldığı görüldü. Şüpheliler hakkında, ‘hükümeti devirmek’ suçunu düzenleyen eski TCK’nın 147 ve ‘eksik teşebbüsü’ düzenleyen 61. maddelerine göre 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianamenin bir numaralı isminin eski 1.Ordu Komutanı Çetin Doğan olduğu görülürken, 196 kişilik şüpheli listesinde daha önce kamuoyunun bilmediği çok sayıda süpriz ismin yer alması dikkat çekti. İşte Balyoz Planı iddianamesinde yer verilen ‘şüpheli’ listesi:

    • 1-E. Orgeneral Çetin Doğan

    • 2- E. Oramiral Özden Örnek

    • 3- E. Orgeneral İbrahim Fırtına

    • 4- E. Orgeneral Ergin Saygun

    • 5- Korgeneral Nejat Bek

    • 6- Korgeneral M. Korkut Özarslan

    • 7- E. Korgeneral Engin Alan

    • 8- E. Orgeneral Şükrü Sarıışık

    • 9- Korgeneral Ayhan Taş

    • 10- Tümamiral R. Cem Gürdeniz

    • 11- E. Tuğgeneral İzzet Ocak

    • 12- E. Tuğgeneral Süha Tanyeri

    • 13- E. Albay Bülent Tunçay

    • 14- Mehmet Kemal Gönüldaş

    • 15- Halil Yıldız

    • 16- Binbaşı Refik Hakan Tufan

    • 17- Orkun Gökalp

    • 18- Erhan Kuraner

    • 19- Yarbay Yunus Nadi Erkut

    • 20- E. Tümgeneral N. Ali Karababa

    • 21- E. Tuğgeneral M. Kemal Tutkun

    • 22- Tümgeneral Gürbüz Kaya

    • 23- E. Albay Mustafa Çalış

    • 24- Tümgeneral Nurettin Işık

    • 25- E. Albay H. Basri Aslan

    • 26- Albay Ali Rıza Sözen

    • 27- Albay İlkay Nerat

    • 28- İhsan Çevik

    • 29- Albay Veli Murat Tulga

    • 30- E. Tümgeneral Behzat Balta

    • 31- E. Tuğgeneral Halil Kalkanlı

    • 32- E. Tümgeneral Tuncay Çakan

    • 33- Tuğgeneral H. Fehmi Canan

    • 34- Tuğgeneral Salim Erkal Bektaş

    • 35- Tümgeneral Ahmet Yavuz

    • 36- Albay Ahmet Küçükşahin

    • 37- Albay Recai Elmaz

    • 38- E. Albay Erdal Akyazan

    • 39- Üsteğmen Ahmet Şentürk

    • 40- E. Albay Mümtaz Can

    • 41- Albay Ahmet Topdağı

    • 42- Cemal Candan

    • 43- Binbaşı G. Murat Üstündağ

    • 44- Binbaşı Fatih Altun

    • 45- E. Tuğg. F. Oktay Memioğlu

    • 46- E. Tuğgeneral M. Kaya Varol

    • 47- Albay Recep Yıldız

    • 48- Tümgeneral Bekir Memiş

    • 49- E. Albay A. İhsan Çuhadaroğlu

    • 50- Harun Özdemir

    • 51- Albay Mehmet Yoleri

    • 52- Albay Namık Koç

    • 53- E. Albay Fuat Pakdil

    • 54- Behçet Alper Güney

    • 55- E. Korgeneral M. Yavuz Yalçın

    • 56- Korgeneral Yurdaer Olcan

    • 57- Tümgeneral İhsan Balabanlı

    • 58- E. Albay Emin Küçükkılıç

    • 59- Tuğgeneral Kasım Erdem

    • 60- Kemal Dinçer

    • 61- Tuğgeneral Hakan Akkoç

    • 62- Albay İkrami Özturan

    • 63- Albay Burhan Göğce

    • 64- Binbaşı Erdal Hamzaoğulları

    • 65- Mehmet Alper Şengezer

    • 66- Doğan Fatih Küçük

    • 67- Timuçin Eraslan

    • 68- Dursun Tolga Kaplama

    • 69- E. Korgeneral Doğan Temel

    • 70- E. Tümgeneral Hayri Güner

    • 71- E. Tümgeneral R. Rıfkı Durusoy

    • 72- E. Albay M. Fikri Kafradağ

    • 73- E. Albay Hamdi Poyraz

    • 74- Hasan Hakan Dereli

    • 75- Tuğgeneral Gökhan Gökay

    • 76- Fatih Musa Çınar

    • 77- Albay Zafer Karataş

    • 78- Aytekin Candemir

    • 79- Albay Nihat Özkan

    • 80- Albay Hasan Nurgören

    • 81- Sırrı Yılmaz

    • 82- Barbaros Kasar

    • 83- Murat Ataç

    • 84- Yarbay Bahtiyar Ersay

    • 85- Binbaşı Mustafa Yuvanç

    • 86- Nedim Ulusan

    • 87- Soydan Görgülü

    • 88- Albay İsmet Kışla

    • 89- Albay Abdullah Zafer Arısoy

    • 90- Tümgeneral Abdullah Dalay

    • 91- E. Koramiral Lütfü Sancar

    • 92- E. Koramiral A. Feyyaz Öğütçü

    • 93- E. Tuğamiral Engin Baykal

    • 94- E. Tümamiral Özer karabulut

    • 95- Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu

    • 96- E. Tuğamiral Hasan Hoşgit

    • 97- Koramiral Kadir Sağdıç

    • 98- E. Tümamiral Ali Deniz Kutlu

    • 99- E. Tümamiral M. Aydın Gürül

    • 101- Tuğamiral Turgay Erdağ

    • 102- Albay Taylan Çakır

    • 103- Tuğamiral Ayhan Gedik

    • 104- Tuğamiral Ahmet Türkmen

    • 105- Tuğamiral Mehmet Fatih İlğar

    • 106- Tuğamiral Cem Aziz Çakmak

    • 107- Albay Muharrem Nuri Alacalı

    • 108- Albay Ali Semih Çetin

    • 109- Şafak Duruer

    • 110- Utku Arslan

    • 111- Yarbay Mehmet Ferhat Çolpan

    • 112- E. Kurmay Albay Ümit Özcan

    • 113- Fatih Uluç Yeğin

    • 114- Albay Levent Erkek

    • 115- Yarbay Levent Çehreli

    • 116- Hakan İsmail Çelikcan

    • 117- Ahmet Necdet Doluel

    • 118- Albay Dursun Çiçek

    • 119- Yarbay Ertuğrul Uçar

    • 120- Albay Ali Türkşen

    • 121- Albay Tayfun Duman

    • 122- Albay Nihat Altınbulak

    • 123- Yarbay Ercan İrençin

    • 124- Tuğamiral Mustafa Karasabun

    • 125- Bora Serdar

    • 126- Tuğamiral Levent Görgeç

    • 127- Albay İbrahim Koray Özyurt

    • 128- Albay Dora Sungunay

    • 129- Albay Soner Polat

    • 130- Yarbay Meftun Hıraca

    • 131- Albay Barbaros Büyüksağanak

    • 132- Albay Hasan Gülkaya

    • 133- Albay Faruk Doğan

    • 134- Albay Mücahit Erakyol

    • 135- Albay Ergün Balaban

    • 136- Cemalettin Bozdağ

    • 137- E. Tümgeneral Taner Balkış

    • 138- Tuğa. Abdullah Gavremoğlu

    • 139- Kıvanç Kırmacı

    • 140- E. Albay Yusuf Ziya Toker

    • 141- Albay Cengiz Köylü

    • 142- Albay Hanifi Yıldırım

    • 143- Albay Cemal Temizöz

    • 144- Tuğgeneral Ömer Mimiroğlu

    • 145- Albay Hakan Sargın

    • 146- Albay Hüseyin Özçoban

    • 147- Albay Mustafa Koç

    • 148- Ali Demir

    • 149- Kahraman Dikmen

    • 150- Yarbay Yusuf Kelleli

    • 151- Yüzbaşı Hüseyin Polatsoy

    • 152- Yüzbaşı Hüseyin Topuz

    • 153- Kurmay Albay Murat Özçelik

    • 154- Albay Mustafa Önsel

    • 155- Tuğgeneral Ali Aydın

    • 156- Hüseyin Bakır

    • 157- Erol Ersan

    • 158- Astsubay Selahattin Gözmen

    • 159- Astsubay Fikret Coşkun

    • 160- Yüzbaşı Altan Dikmen

    • 161- Astsubay Osman Çetin

    • 162- Astsubay Murat Balkaş

    • 163- Üsteğmen Erdinç Atik

    • 164- Recep Yavuz

    • 165- Abdil Akça

    • 166- Astsubay Uğur Üstek

    • 167- Astsubay Duran Ayhan

    • 169- Hakan Öktem

    •170- Astsubay Mustafa Kelleci

    • 171- Mustafa Aydın

    • 172- Astsubay İmdat Solak

    • 173- Astsubay Mutlu Kılıçlı

    • 174- Hakan Yıldırım

    • 175- Yüzbaşı Levent Güldoğuş

    • 176- Astsubay Musa Farız

    • 177- E. Astsubay Ertan Karagözlü

    • 178- Başçavuş Arif Bıyıklı

    • 179- Murat Bektaşoğlu

    • 180- Ahmet Çetin

    • 181- Hüseyin Durdu

    • 182- Rifat Gürçam

    • 183- Embiya Şen

    • 184- Abdurrahman Başbuğ

    • 185- Ahmet Tuncer

    • 186- Binbaşı Gökhan Çiloğlu

    • 187- Tümgeneral Halil Helvacıoğlu

    • 188- E. Albay Kubilay Nefise Kırlı Aktaş

    •189- E. Yüzbaşı Mehmet Ulutaş

    • 190- Albay Memiş Yüksel Yalçın

    • 191- E. Albay Suat Aytın

    • 192- Ali Güngör

    • 193- Albay Yüksel Gürcan

    • 194- Taner Gül

    • 195- İsmail Karaoğlan

    • 196- Binbaşı Ahmet Yanaral

    SAYGILARIMLA……………………

    • xxxl diyor ki:

      hep iddaaname diye gevelemişsin fakat şunu unutmuşsun bütün bunların hepsi belge diye sunulanların bir merkezden 3000 kişi tarafından bu olayların geçtiği tarihten çok sonra 2007 ylı bilgisayar proğramı ile hazırlanmış çeşitli isimlerin o tarihlerde olmadığı ispatlandığında,hatta sokok isimleri o tarihten 7 sene sonra isimlendiğini,ümraniye bombalarının delil olarak ortaya konduğunda neden birden yok olduğunu dava bitene kadar neden saklanmadığını,delilleri kimin ne için kararttığını görün.delilleriden bir tanesi delil olma niteliğini kaybetmişse,delil toplarken uygun vaziyette toplanmamışsa o dava düşer diyen yüksek yargı var.
      dün bu olatların baş sorumlusu olan ne olduğu belli olmayan deli şunu söyledi bu davalar maksatlıydı amacına ulaştı ve hepsinin yalan olduğunu söyledi.bunların ülke tsk sından intikam almak olarak ülkenin tsk sını zayıf düşürmek olduğunu baştaki kişi anladı ama geç anladı,abd nin kendisine suriyeye gir dediğinde giremeyişi kendisine yaptırılan hatadan olduğunu ve bu olayların pkk ile eninde sonunda masaya oturtulmak olduğunu ve anayasanın acele ile abd tarafından yapılmasını istenmesi hep abd nin isteklerinin yerine getirilmek olarak görmeyenlere daha nasıl anlatalım,olaysa olay bakın görün.
      birde diyorsunuzki ben askere hakaret etmiyorum bu şekilde düşünüp bu olayları tek tek yazıp savunma durumuna geçmeniz bile hakaret değilmi.size soruyorum eğer asker bu planları uygulamaya koysaydı kim mani olurdu,darbe yapmaksa niyetleri neden yapmamışlar,bir tek soğan doğramayan kişimi mani oldu.tsk ya bu saldırıların kimin işine geldiğini kimin planları olduğunu ne zaman anlayacaksınız.pkk nın son zamanlardaki müzakere masalarındaki tavırlarıdamı size birşey anlatmıyor.
      ülke anayasasında türk kelimesi kaldırılıyor budamı size birşey ifade etmiyor.bu iktidarın başa gelişine bir bakın kimler istedi kimlerin her dediğini yapacağız dedilerde başa geldiler,şimdi işler açmaza girdiğinde neden birden böyle çekişmeler oluyor,büyük elçi bu lafları söylerken ülkemize dün gelmedi ülkemizde uzun süredir görev yapan sizden diyemem ama benden çok iyi türkçe konuşan ve yazan biri neden durdu bu güne kadarda bu gün konuşmağa başladı.yanlış düşünmüyorsam bileti kesildi akp nin bakın hergün anket yaptırıp yandaş basına oylar yukarılara çıkıyor deniyor yine size sorayım bir iktidarın oyları artması için ülkeyi yukarılara çıkarması gerekmiyormu.bir fabrikamı açtı işsizliğimi yok etti,emekliye maaşlarını avrupa düzeyinden fazlasınımı verdi,çiftçi traktörüne 1 tl den daha aşağımı mazot koydu,yoksa tayyipin oğlu gemiciklerinden vaz geçti ben bunları alın teri ile almadım ben bunlardan kazanılan para benim boğazımdan geçmiyormu dedi,ne olduda bir partinin oyları yükselsin,bu iktidar zamanında angus girmedide bizmi etrafımıza hertürlü küçük büyük baş hayvan ihrac ettik.bu ülkede saman yetişmiyor artık, hadi bunları görmediniz etrafımızdaki komşularla olanlarıdamı görmüyorsunuz,artık katil diye bakılıyoruz,arap baharı dediniz komşularımız ve diğer arap ülkelerinde insanların ölümü için insanları önce bölüp silah verip yok ediyorsunuz,nasıl olurda oylar artıyor deniyor,cevabını vereyim yandaş yaparsa bu anketleri sonuçları az bile çıkmıştır.
      bakın bu darbe planlarını getiren gazeteci ve gazetesi beş senedir medya dünyasında yalan rüzgarı ile neler yaptı nerelere zarar verdiler ne oldu bütün hepsi yalan oldular,seslerini duyuyormusunuz,artık tvlerde görüyormusunuz.onlar kullanıldılar ve çöpe atıldılar,sıra bu ülkeyi yöneteceğim diye çıkıp abd nin taşeronu olup onlar gibi çöplüğe gideceklerdir.
      ben bu akp geldiği günden bu yana bilgisayar başında oturup hep bunları okudum hep bu şekilde yorumlar yaptım gidene kadarda yılmadan yapacağım,çünkü ben bu ülkede yaşayan ülkesini seven tüm insanları seviyorum,bu iktidar yüzünden ülke içinde düşman olunmasını istemiyorum.
      daha çok yazacağımda sizin o örümcek kafanızla bunları idarak edeceğinizi sanmıyorum.

  36. MEGA SEPTİK diyor ki:

    1)Şimdi bir şarkı ile kurulmak istenen ilişkilendirmeyede bakın?Ne alaka.Bırakın öküz altında buzağı aramayı!.
    2)Bu belgelendirme sadece Espiyede yaşanan bir olay değilki.Bunun benzeri tüm Türkiye için geçerlidir.Zira Türk Silahlı Kuvvetlerinin belli bir yönetmeliği vardır.Generallar içinde aynı Tüzük söz konusudur.Hatta bu tüzük Generaller için dahada ağırdır.Yönetmeliğe aykırı en ufak bir falso onun kıdem almasına bile engeldir.Bu linktede fişleme diye karşımıza getirilip,konup yememiz istenen(ki biz yemeyizde) aslında TSK yönetmeliğine aykırı davranan personel için verilmiş bir RAPORdur.İsteyen “Türk Silahlı Kuvvetleri Personel kanunu ” nu açar okur.Ya bu hükümlere uyacaksın,yada asker olmayacaksın.Bu kadar basit.Bu disiplin sayesinde TSK bu günlere kadar gelebilmiştir.Bu gün ise işte gelinen son durum ortadadır.Şu kısacak zaman içinde TSK acınacak hale getirildi.Şayet bunlar darbeci olsa idi durup böyle olurmuydu?Fakat kabahat yine bunlardadır.Çünkü biz bazıları yarım aklımızca bunları yorumlarımızla uyarıp “susmayın ,sustukça sıra sizlerede gelecek” demiştik.Sam amcanın dediği gibi “SENİ İSTİYORUM” denilen günlere geldik.En kutsal meslekten milleti nefret eder hale getirdiler.İstifalar yüzünden neredeyse Türk silahlı Kuvvetlerini yönetmek Çavuşlara kalacak.Hoş ilanlarla para için ölecek uzman çavuş arıyorlardı, onu dahi bulamıyorlar artık.! E bu durum karşısında artık Tayyip in Armatör oğlu deniz kuvvetlerine amiral,diğer oğluda hava kuvvetlerine pilot olur herhalde!.

  37. xxxl diyor ki:

    BAŞÖRTÜSÜ KİMİN EMRİ…..?

    Yukarıda yazdıklarımın aslında başörtsü ile ilgisi yoktur. Bu tamamen bireysel özgürlükleri savunmamdan ibaret olan düşüncelerimden öte birşey değildir. Yani işin açıkcası Kuran’a bakarak ben başörtüsünün farz olduğuna dair bir ifadeye rastlayamıyorum. Evet sözü sık sık geçen Nur Suresi 31. ayeti defalarca kez okudum. Yetmedi Arapçasını okudum. Yetmedi İngilizcesini okudum. Ancak özellikle Nur 31′e tüm meallerde başörtsü açıkca geçiyor sen ne diyorsun denildiğini şimdiden duyar gibiyim. O zaman bu yazıyı sonuna kadar okuyun arkadaşlar.
    Nur 31 de başörtüsü geçtiğini idda eden kısmı orjinal metinde şöyle geçmektedir:
    “Vel yadrıbne bihumûrihinne alá juyubihinne”
    Burada geçen kelimelere bir bakalım.
    HUMUR (çoğul): Örtüler, dokuma bez barçası…
    JUYUB (çoğul) : Memeler, göğüsler….

    Yani Nur 31 de BAŞÖRTÜSÜ nerede geçiyor lütfen gösteriniz. Arapça sözlüğe de bakabilirsiniz. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
    Peki yukarıda geçen ayet bize ne diyor? Ayeti çevirdiğimizde karşımıza çıkan sonuç şudur; “Örtülerini memelerinin üzerine vursunlar?” Kaldıki ayetin son cümlesinde geçen “Süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar” ifadesinden de örtünmesi gereken yerin açıkca SAÇ BAŞ değil MEMELER olduğu anlaşılmaktadır.
    Evet arkadaşlar bireysel özgürlükler için başörtüsüne evet ancak bunun Allah’ın emridir diye sloganlaştıranlar lütfen Allah’ın kadınlardan neresini örtmesi istediğini bir kere daha düşünsünler. Apaçık ayet ortada…
    Şimdi de biliyorum ki bir çok hadis ortada dolaşıyor. Bu hadislere göre başörtüsü kesin emir olduğu belirtiliyor.
    Bu hadislerin ciddi anlamda güvenilirlik sorunu vardır. Çünkü Kuran da Yüce Allah ” Hüküm Allahındır” ayeti ile herhangi bir konuda hüküm yetkisinin yalnızca kendisine ait olduğunu açıkca belirtmiştir. Yani Kuranda geçmeyen bir hüküm için hadisler bize referans olamaz. Eğer bir hadis Kuranda geçmeyen bir hükmü veriyorsa “Hüküm Allahındır” ayetine göre bu hadisin doğruluğu ve Peygamber Efendimizin söylemiş olması söz konusu değildir. Kaldı ki ayet-kerim de ” biz seni yalnız tebliğ için gönderdik” denilmekte ve Efendimizin görevi açıkca belirtilmektedir.
    İşte başörtüsü ve örtünmenin Nur Suresi 31. ayetinde geçtiğini iddia edenlere küçük bir cevap.
    Tekrar ediyorum başörtüsüne üniversitelerde özgürlüğe evet ama lütfen biraz da oruç tutmayanlara da özgürlük. (Erzurum ve Malatya’da bulunduğum dönemlerde oruç tutmayanların sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldıklarını açıkca gördüm)

  38. MEGA SEPTİK diyor ki:

    1)Komutan düşmanı Nagihan Alçı ve kocası olacak herif evet herifin yani Rasim Ozan Kütahyalı’nın çok sık kullandıkları askeri vesayet sözcüğünün artık vicdanları kanatan bir durum haline geldiğini görmemek için sağır sultan olmak gerekir.
    2) Ben birilerini TSK komutanlarına hakaret ettiklerini söylemiyorum,alıntı yaptıkları karikatürlerin hakaret içerikli olduğundasn bahsettim.
    3)Demekki sayın Editörde ortada ters giden bir şeylerin olduğunu fark etmişki,diğer yorumları yayınlamamış.Bu yüzden sayfalar boyunca yazmaya gerek yoktur.Çünkü netice itibariyle AKP nin memleketi getirdiği son nokta ortadadır.İçeri atılan komutanların haricinde,Ordunun itibarsızlaştırılmasını hazmedemeyen pilotlar olsun ,diğer rütbe ve kademedeki askeri personel olsun TC tarihinde görülmemiş şekildeki istifalarla TC toprakları savunmasız hale gelmiştir.Bunu söyliyen konuşan yok ama,halen kafalar 1934 lerde takılıp kalmış.

    Örneklere karşı,örnek verecek olursam benin daha fazla yazacak sözüm vardır.
    AKP li “şeyini şey ettiğimin şeyi” diye söze başlayan zatta zaten şöyle dememişmiydi:”Allah’a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş. Yoksa bunların savaşacak halleri yok.”…AKP şimdi savaşacak komutan kalmadığı içinmi ağlanıyor dersiniz acaba?

  39. xxxl diyor ki:

    sizin sorduklarınızın tek tek cevabı var ama bunları dinleyecek ve anlayacak izanın sizde olmadığını düşünüyorum.sizmi askerlere hakaret etmediniz çok uzağa gitme bu gazetenin arşivine girde neler yazdıklarını bizim size neler söylediğimizi okursunuz.hani bir birliğin kantininde çalışırkenki sözlerinizle hakaretten beter sözler sarf ettiğinizi biz unutmadık sizin için normal sözler olanları siz unutabilirsiniz ama biz bunları unutmadık geçen gün bir karikatür vardı aynı onun gibi oldunuz.
    birisi hakimin karşısına çıkıp içerdeki askerlerden iyisinden bir iki tane verde savaşa gireyim diyen birini çok güzel karikatürize etmişti şimdi yort dışında olduğından dava açmamış ama onunda dava açacak hali yok şu günlerde kuyruğu kurtarmaya çalışıyor.
    yazınızın bir yerinde bir belge sunmuşsunuz bir subay ordudan niye atıldı diye niye atılmasın gizli toplantılar yapmak suç değilmi,siz şimdi parasız eğitim istiyoruz diyen öğrencilerin pankart açmasına,koskoca deniz kuvvetleri komutanlığını kadın ticareti yaptı diye suçlamadınızmı,tsk kendi askerini kontrol edecektir bir uygunsuzluk gördüğünde kendi dışına çıkarmak görevleri dahilindedir,siz şimdi o askerin eşi türbanlı olmasından dolayı bunu yazmışsınız ama ordunun kılık kıyafet kanunu var ikaz edilir buna uymayanlarda ordudan atılır.ordu evlerine sokulmama gibi yalanlar atanlarında foyaları çıkıyor ortaya bunların tamamı bu kanunlara kasten ve bu günlere gelinme planları olduğu için yapılmış oyunlardır.
    bakın kürtler hep bu hikayeyi anlatırlar türkçe bilmeyen anne yaşıda söylenir 70 yaşın üstü denir oğlu hapishanede yatarken türkçe bilmediği için görüştürülmedi denir.ama kimse neden 70 yıldır türkçe öğrenemedin diye sormaz oğlun biliyorsa sen oğluna öğretmişsin demektir oğlun öğrenirken beş yaşında öğrenmiş olsun bu zeka ile öğrenirken sen niye 40 yaşında öğrenemedin denmiyor.bunların hepsi sizi ve bunları böyle kabul ettirdiler.örtünme konusuna gelincede üçtane dindar ama siyasi görüşleri değişik olan üç din alimi ortaya çıksın sizin bu kopyala yapıştır bilgilerinizin yanlış olduğunu söyleyende çıkacaktır eksik bulanda çıkacaktır hiç kabul etmeyende çıkacaktır.siz hala bilmediğiniz bir dilin ne demek istediğini neleri ima ettiği üzerinde duruyorsunuz.şuna iyi dikkat edin neden lafı o kadar dolaştırıyor bu açıklama. siz bunu inceleyin bir emir varsa yapılacaktır eğer öyle olursa böyle böyle olursa şöyle deyip kıvırtma açıklamalarla kimseyi ikna edemezsiniz.biz arap öyle örtünüyor diye bizdemi kara çarşaflara bürünelim,neden kara çarşafa bürünelimki neden sıkma baş avret yerleri denince siz saçın kapanmasından başka birşey anlamıyorsunuz.kapanma derken göğüsler ve diğer yerler,ellerin gizlenmesi saçın gizlenmesi demiyorki.
    bende sizin her sorunuza cevap verecek söz var ama siz hiçbirine cevap veremiyorsunuz ne yazayım boşuna siz öttürdüğüm düdük diyorsunuz başka birşey demiyorsunuz.
    hala bu iktidarın gerçekten doğru işler yaptığını savunuyorsunuzya ben ona şaşırıyorum.

  40. xxxl diyor ki:

    küfür edilenlerin neden kürür edildiğini ülke için çalışmadıklarını gösteren bir yazı buda benim kopyala yaptıklarımdan biri bende daha sana bunun gibi binlercesini yollarım.
    Abdullah Gül’ün Başbakan iken Colin Powell ile yaptığı gizli antlaşma

    Abdullah Gül’ün başbakan Colin Powell ile yaptığı gizli antlaşma Doğu Perinçek tarafından Televizyon kanallarında anlatılmasına rağmen, hükümet tarafından hâlâ yalanlanmadı. Eğer bu iddialar doğru değilse Abdullah Gül’ün bunları çoktan yalanlaması gerekirdi.

    İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in
    Milletvekillerine 16 Temmuz 2003 tarihli mektubu:

    “Abdullah Gül ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 2 sayfa 9 maddelik bir gizli mutabakat yaptığını itiraf ediyor”

    İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 16 Temmuz 2003 günü milletvekillerine bir mektup yollayarak, Abdullah Gül’ün başbakanlık koltuğunda oturduğu 3 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile yaptığı 2 sayfa 9 maddelik gizli mutabakatın içeriğini bildirdi. Bilindiği gibi bu gizli antlaşmayı Abdullah Gül, Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na itiraf etmişti (Vatan, 24 Mayıs 2003).

    16 Temmuz 2003

    Sayın Milletvekili,

    GİZLİ MUTABAKAT DOĞRULANDI

    Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, 11 Türk subay ve astsubayının bir ABD bölüğü tarafından Süleymaniye’de esir alınmasından sonra, AKP hükümeti ile ABD hükümetinin yetkili kıldığı üst düzey yöneticiler arasında çok gizli görüşmeler yapılmış ve ABD’nin uzun süredir dayattığı mutabakat konusunda anlaşmaya varılmıştır.

    İşçi Partisi, hem askeri çevrelerde ve Dışişleri Bakanlığında, hem de AKP çevrelerinde araştırma yaparak, gizli görüşmeler ve gizli mutabakatın içeriğinin “ne yazık ki doğru” olduğunu saptamıştır.

    ABD Büyükelçisi Pearson da, PKK/KADEK ile Türk hükümetinin bilgisi dahilinde görüşme yaptıklarını açıklayarak, Gizli Mutabakatı doğrulamıştır.

    GİZLİ MUTABAKATIN TARİHÇESİ

    Uzun süredir Türkiye’ye dayatılan mutabakatın yol gösterici prensiplerini içeren ilk hali, ABD Dışişleri Bakını Powell ile Abdullah Gül arasındaki görüşmelerde iki sayfalık ve 9 maddelik bir metin halinde kabul edilmiştir. Abdullah Gül, bu gizli anlaşmayı Sedat Sertoğlu’na itiraf etmiştir (Bkz. Vatan, 24 Mayıs 2003).

    Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in 15-19 Haziran 2003 tarihleri arasındaki Washington temasları, gizli mutabakat zemininde yürütülmüştür. Ziyal’in, temaslardan sonra Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı özel toplantıda verdiği bilgiler de gizli mutabakat ile aynı yöndedir.

    Gizli mutabakat, en son geçen hafta AKP hükümeti ile ABD üst düzey yetkilileri arasında gizli görüşmelerde sonuca bağlanmıştır.

    GİZLİ MUTABAKATIN İÇERİĞİ

    Gizli mutabakatın içeriği özetle şöyledir :

    1. Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek: Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, dört ay içinde aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek.

    2. Sınır harekâtlarına son: Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtta bulunmayacak. PKK/KADEK’in Türkiye egemenlik alanı dışında takip ve bastırılması harekâtlarına da son verilecek.

    3. PKK’ya askerî harekât için ABD’den izin: PKK/KADEK’E karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.

    4. Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım tehdidi: Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti, “Kürt halkına karşı şiddet kullanıldığı ve soykırım uygulandığı” çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askerî yaptırımları saklı tutacak.

    5. ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek ve katılım: Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askerî birlik verecek. Türk birliklerinin üst komuta yetkisi, ABD komutanlığında olacak.

    6. Türk ordusunun asker ve silah gücünde indirim: Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak, bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına [Belgede konsept deniyor] göre ayarlanacak, Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının görev alanları ve yetkileri genişletilecektir.

    7. Irak’ın kuzeyinde kurulan kukla devlet Türkiye tarafından resmen tanınacak: Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve sözümona ‘Kürdistan’ adı verilen kukla devlet, resmen ilan edildikten sonra, Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin kukla devletin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Millî Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak.

    8. PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af: Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.

    9. PKK/KADEK yasallaştırılacak: Etnik grupların yasal siyasete katılmaları önündeki bütün yasal kısıtlamalar ve engeller kaldırılacak. Af yasasıyla bağlantılı olarak PKK/KADEK’e yasal siyaset düzleminde yer alma olanağı sağlanacak, hapiste veya dağda bulunan yöneticilerin siyasal mücadeleye katılmaları için gerekli hukukî ve siyasal önlemler alınacak ve uygulanacak.

    10. Belediyelere özerklik: Kamu Reformu Yasası ve yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılarak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.

    11. Dört yılda aşamalı olarak federasyona geçiş: Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terkederek, federasyona geçecek.

    12. Kıbrıs’ta Denktaş devredışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Arafat modeli” denen uygulamayla devre dışı bırakılarak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek.

    13. Ege’de Yunanistan’ın taleplerine esnek tutum: Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan “it dalaşı” sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.

    14. Ermenistan’a yönelik kısıtlamaların kaldırılması: Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak.

    CUMHURİYET TARİHİNİN EN AĞIR SUÇU İŞLENİYOR

    Sayın Milletvekili,

    Milletimizden ve TBMM’den gizli olarak başka bir devlet ile mutabakatta bulunmak, ağır bir suçtur.

    Mutabakatın uygulanmasına başlanmıştır. Bu uygulamaya şu veya bu düzeyde hizmette bulunmak da suçtur.

    Bu Gizli Mutabakatla işlenen suçlar şunlardır:

    1. TCK 125. maddede tanımlanan suç: Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabının Birinci Babında “Devletin Şahsiyetine Karşı Cürümler” düzenlenmiştir. 125. Madde, Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine karşı cürümlerden en ağırını cezalandırmaktadır. Burada korunan hukuki yarar, Devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir. Söz konusu yararlar, maddeye göre dört çeşit eylemle ihlal edilebileceğinden, seçimlik hareketli bir suç söz konusudur. Ayrı ayrı suç oluşturan eylemler şunlardır:

    1. Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya,

    2. Devletin bağımsızlığını azaltmaya,

    3. Devletin birliğini bozmaya,

    4. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya

    matuf (yönelik) fiil veya fiillerden birini işlemek.

    Her dört halde de suçun maddi unsurunun oluşabilmesi için, maddede yazılı maksatların gerçekleşmiş olması gerekmiyor. Amaca yönelik eylemlerden birinin işlenmiş bulunması suçun oluşması için yeterlidir.

    Failler, Hükümet mensuplarıdır. Bulundukları konum itibariyle, maddede yazılı hedefleri gerçekleştirmeye elverişli olanaklara sahiptirler.

    TCK 127. maddede tanımlanan suç: “Yabancı devletin, Türkiye devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması maksadıyla yabancı ile anlaşan veya bu maksada yönelik diğer eylemlere girişen kimseler” suç işlemişlerdir. Türkiye devletini tarafsızlık ilanına veya tarafsızlığını korumasına veya savaş ilanına veya savaşın devamına veya barış antlaşması yapmaya mecbur kılmak veya mecbur kılmaya yönelik faaliyette bulunmak için yabancıyla anlaşmak da suçtur.

    Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Mutabakata göre, “ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlamak, askerî birlik vermek” taahüdünde bulunmuşlardır. Hatta bu tür sözler, kamuoyu önünde verilmektedir. ABD ile Ortadoğu’da askeri işbirliğinin başka bir anlamı yoktur. ABD, İran ve Suriye’ye karşı düşmanca niyetlerini açıklamıştır. Bu koşullarda ABD’nin İran’a karşı girişeceği askerî harekâtlara şu veya bu alanda destek vermek, “Türkiye’ye yönelik hasmane hareketlere neden olma” eyleminin işlenmekte olduğunu ifade eder.

    Bu suçun tamamlanması için, belirtilen maksatla yabancı ile anlaşma yeterli olup, savaşın gerçekleşmiş bulunmasına ihtiyaç yoktur. Maddede geçen “bu maksada matuf fiiller”, anlaşma dışında savaşı tahrik edebilecek nitelikteki her türlü faaliyeti ve hileli eylemleri kapsamaktadır. Anılan maddede, savaş kışkırtıcılığı yapmak da aynı şekilde cezalandırılmaktadır.

    TCK 146. maddede tanımlanan suç: Bu madde bilindiği gibi, kurulu anayasal düzeni ve TBMM’yi cebren tedbil, tağyir ve ıskat teşebbüsünü ceza yaptırımına bağlamıştır.

    Anayasa’nın Başlangıç bölümünde ve ilk maddelerinde, anayasal düzen tanımlanmıştır. Buna göre, millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olması, devletin milleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü, anayasal düzenin temel kurum ilkeleri içindedir.

    Maddede, maddi unsur olarak “teşebbüs edenler” ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye Anayasanın hükümlerine aykırı ve Anayasanın müsaade etmediği bir usulle icraya başlama cezalandırma için yeterlidir. Çünkü, 146. maddede tanımlanan suç, tehlike suçudur. Bu suç, idare edilenler tarafından işlenebileceği gibi, kullanılan vasıtanın neticeyi elde etmeye elverişli olup olmaması açısından daha çok idare edenler tarafından işlenmeye elverişlidir.

    ABD ile Gizli Mutabakatın maddeleri incelendiği zaman, 146. maddede korunan anayasal düzenin en temel kurum ve ilkelerini cebren ortadan kaldırma ve değiştirme suçunun oluştuğu görülür.

    Öte yandan bu Gizli Mutabakatı kararlaştıran ve uygulamaya başlayanlar, yasama organına ait yetkileri kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ıskata teşebbüs suçunu da işlemişlerdir.

    Anayasa’nın 92. Maddesine göre; “milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına” ve “yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir”. Varılan Gizli Mutabakat, doğrudan yetki ve sorumluluğunda bulunan bu gibi temel konularda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bırakmaktadır.

    GİZLİ MUTABAKAT UYGULANIYOR

    Sayın Milletvekili,

    Bu Gizli Mutabakatın, milletimizin bağımsızlığını, devletin egemenliği ve tekliğini, Türkiye’nin bütünlüğünü açıkça ortadan kaldırmaya ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni zaafa uğratarak etkisiz hale getirmeye yönelik içeriği, çeşitli uygulamalarla doğrulanmaktadır. Her şey apaçık dünya kamuoyunun ve milletimizin gözleri önünde cereyan etmektedir.

    Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 2 sayfa dokuz maddelik bir gizli antlaşma yaptığını itiraf etmiştir (Vatan, 24 Mayıs 2003).

    ABD, Türk askerini Kuzey Irak’tan çıkartmak için askeri eylemlere başlamıştır ve Erdoğan-Gül ikilisi, Türkiye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden bu eylemlerde ABD ile açık işbirliği halindedir.

    ABD ile PKK/KADEK arasındaki görüşmelerin Türk hükümetinin bilgisi dahilinde yürütüldüğünü, ABD Büyükelçisi açıklamıştır.

    Erdoğün hükümetinin ABD’yle Ortadoğu’da askerî işbirliği faaliyetinin İran ve Suriye başta olmak üzere komşularımızı hedef aldığı, hem ABD yetkilileri, hem de Erdoğan hükümeti yetkilileri tarafından sık sık açıklanmakta ve müzakere edilmektedir.

    ABD’nin Türk Ordusunun askeri gücünü indirmeye ve savunma kavramını belirlemeye yönelik baskıları hayata geçirilmektedir.

    Hükümetle işbirliği halindeki çevreler, Kuzey Irak’ta fiilen kurulan kukla devletin Türkiye tarafından tanınması için herkesin gözü önünde kamuoyunu imal faaliyeti yürütüyorlar.

    PKK/KADEK elemanlarının affedilmesi yönündeki yasal düzenlemelerin de ABD’nin baskılarıyla hazırlandığı ortadadır.

    Yine Türkiye devletinin tekliği ilkesinin belediyelerin özerkleştirilmesi üzerinden adım adım tasfiyesi planları da açıkça uygulanmaktadır.

    Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisinin Türkiye’nin güvenliğine ve KKTC’nin egemenliğine karşı ABD ile Kofi Annan Planını hayata geçirecek tertiplere girdiği ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ı sırtından hançerlediği de herkesin çıplak gözleriyle izlediği olgulardır.

    37 yıldır onaylanmayan İkiz İhanet Yasalarının, sinsi tertiplerle ve TBMM çoğunluğunun haberi bile olmadan onaylatılması da, ABD ile Gizli Mutabakat sürecinde gerçekleştirilmiştir ve suç kanıtları arasındadır.

    Gizli Mutabakat’ın kabul edilmesinin ötesinde uygulanmaya başladığını gösteren kanıtlar, ortalıkta dolaşmaktadır ve toplanmayı beklemektedir.

    Ne var ki suçlular, suçlarını milletvekili dokunulmazlığından yararlanarak işlemeye devam ediyorlar.

    Hiç kimse, hele TBMM ve üyeleri, böyle ağır suçların işlenmesini kayıtsız bir tavırla seyredemez.

    TBMM’NİN SORUMLULUĞU

    Bu durumda TBMM ve tek tek bütün milletvekilleri ağır bir sorumlulukla karşı karşıya bulunuyorlar.

    Anayasa’nın 83. Maddesinde yer alan “yasama dokunulmazlığı” ve 100. Maddesindeki düzenleme bu tarihi sorumluluğunuzu daha da artırmaktadır.

    Anayasa’nın 148. Maddesi, bu suçları işleyen hükümet mensuplarının “Yüce Divan” sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmalarını öngörmektedir. Ancak, bu yargılamanın yapılabilmesi için öncelikle 100. Madde uyarınca “Meclis soruşturması” yapılması gerekmektedir.

    Bunun için, ABD ile bu Gizli Mutabakatı gerçekleştiren Başbakan ve Dışişleri Bakanı sıfatlarını taşıyan zatlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının onda birinin, yani yalnızca 55 sayın milletvekilinin vereceği soruşturma önergesi yeterli olacaktır.

    “Yüce Divan”da iddia makamını temsil edecek olan Yargıtay C. Başsavcılığı’nın göreve başlayabilmesi, sizlerin bu tarihi görevi yerine getirmenize, vereceğiniz meclis soruşturması önergesi ile başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül olmak üzere sorumluların Yüce Divan’a sevkinin önünü açmanıza bağlıdır.

    Sayın TBMM Başkanı ve Sayın Milletvekilleri,

    TBMM, AKP iktidarı ile ABD arasında yapılan Gizli Mutabakatı görüşmek için derhal toplanmalıdır.

    Milletimiz, Gizli Mutabakat konusunun soruşturulması için, 55 sorumlu milletvekilinin anayasal görevlerini yerine getirmelerini beklemektedir.

    Saygılarımla.

    Doğu Perinçek
    İşçi Partisi Genel Başkanı

    Abdullah Gül’ün ABD Dışişleri bakanı Colin Powell ile yaptığı gizli antlaşmanın yer aldığı Vatan Gazetesi haberi :

    Balgat’taki Bakanlık binasının ikinci katındaki odasında görüştüğümüz Abdullah Gül, şimdiye kadar söylemediği veya söyleyemediği her şeyi VATAN’a anlattı. Bomba gibi açıklamalar yaptı. Gül’ün açıklamaları, Türk dış politikasının bundan sonra izleyeceği rotayı da açıkça gösteriyor. Bakın kimlere ne ne uyarılarda bulundu?

    Ortadoğulu liderlere
    * “Ankara ile Washington’un 50 yıllık stratejik ilişkileri gelecekte çok daha yaygınlaşıp gelişecektir. Sana şunu açıkça söyleyeyim; Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Şeffaflık ve demokrasi egemen olacak. Bu bölgede ekonomik sistemler de değişecek ve piyasa ekonomisi kuralları egemen olacak. Ortadoğulu liderler halklarına demokrasi ve tam özgürlük vermedikçe, sistemlerinin yürümesi mümkün değil. Irak’ta yaşananlar bütün bölge liderlerine örnek olsun.”

    * “Bu konudaki görüşlerimi, Suriye ve İran gezilerimde de ayrıca Arap Birliği toplantısında, hatta son gittiğim Pakistan’da Devlet Başkanı Müşerrefe dahil herkese her platformda söyledim. Ortadoğu hak ve özgürlüklerin gelişeceği bir bölge olacak. Biz bu özgürlüklerin olmamasından nefret ediyoruz. Ortadoğu’nun bu duruma gelmesinden bölge liderleri sorumludur. Demokratik açılımlara öncü olmamışlardır. Bölge ancak şeffaf, modern ve serbest piyasa ekonomisinin uygulanması ile kurtulabilir.”

    Amerikan yönetimine
    * “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vurdu) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki… Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var..”

    * “Sen benim tezkereyi Meclis’e getirene kadar neler çektiğimi biliyor musun? Bakanlar Kurulu’nda 4 arkadaşımı ne kadar zor ikna ettiğimi biliyor musunuz? Bu süreçte Amerikan yönetimine 4 mektup yazdım. Hepsinde de temkinli olmamız gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sonuçta ne oldu? (Eli ile işaret ediyor) Sadece 3 oy Sedat, 3 oy eksik kaldı. Cumhurbaşkanı Sezer’in tutumunu da hatırlayın…”

    ‘Sizden ders almalıyım’
    * “Riyad’daki toplantıya Suudi Dışişleri Bakanı Faysal ve Suriye Dışişleri Bakanı Şara, hatta onlara Kuveyt ve Bahreyn Dışişleri Bakanları da katılmıştı. Toplantıda Irak konusunda, ABD’yi ağır kelimelerle suçlayan bir bildiri hazırladılar. Ben karşı çıktım ve bildirideki ifadeleri değiştirttim. Faruk Şara’ya ‘Bak bu bildiri böyle çıkarsa bunun size hiçbir faydası olmaz. Üstelik zararı olur. Irak’a dikkatle bakın’ dedim. Şara değişime razı oldu. Faysal ise bana geldi ‘Ben bu adamı 20 yıldır tanırım. Nasıl oldu da hemen ikna ettiniz. Sizden ders almam lazım’ dedi.”

    * “Bak şimdi, Suriye’nin, ABD’nin İsrail-Filistin barışı için hazırladığı” Yol haritasını “Suriye neden dinamitlemeye kalkışmıyor dersin? Bizim bu konuda oynadığımız çok önemli rol var. Ama dedim ya, her şeyi kalkıp açıklayamıyorum” diye konuştu.

    Saldırmakta haksızlar
    * Genelkurmay’ın tutumunun eleştirilmesine de karşı çıkan Gül “İnsanlar kalktı Genelkurmay’ın ABD ile ilişkiler konusundaki tutumunu eleştirdi. Sen de eleştirdin. Ama ben onları koruyacağım şimdi.. ABD temsilcisi Halilzad buradan Irak’a geçecekti. Baktık yanında 70 dolayında asker var. Bunlar nedir diye sorduk. Koruma dediler. 70 koruma olur mu diye yeniden sorduk. Halilzad bunların kendisi ile birlikte gidip geri döneceğini söyledi. Ama kendisi tek başına geri döndü. Ne yapacaktı Genelkurmay? Susup oturacak mıydı?” dedi.

    Türkiye’deki çevrelere
    * Abdullah Gül, Türkiye’deki bazı çevrelerin tutumundan da rahatsız. İnsanların bilmeden yorumlar yaptığını anlatarak, “Bu konuda Türk ve Amerikalı yetkililer arasında şöyle bir fark var; Biz geçmişte yaşıyoruz. Hala tezkeredeyiz. Onlar ise artık geleceğe bakıyor. Artık biz de geleceğe bakmayı öğrenelim. Ama bilip bilmeyen herkes eleştiriyor. Tezkere sonrası Amerikalıların hayal kırıklığını çok iyi anlıyorum.. Sana gelen mesajlar bana da geldi. Ama artık onlar, bunları geride bırakmaya hazır, ama biz değiliz sanki. Ne yapılmak isteniyor?” dedi.

    Bundan sonrasına dair
    * Amerikan yönetimine Irak’ta normale geçişte bizim ne gibi katkılarımız olabileceğine ilişkin yazılı metin verdiklerini, bunun şu anda incelenmekte olduğunu anlatan Gül, Irak polisinin eğitimi ve insani yardım ekiplerinin gönderilmesini önerdiklerini, Washington’dan cevap beklediklerini anlattı.

    * Gül, Türkiye’nin Washington büyükelçiliğindeki diplomat sayısının sadece 9 iken, Fransa’nın 400 olduğunu, bunun da Türkiye için büyük bir ayıp olduğundan söz etti.

    * Gül, 6′ıncı Uyum Paketi’nin aynen Meclis’ten geçeceğini söyledi.

    * Washington’da yılda 1.5 milyon dolar ödediğimiz lobi şirketinin hiçbir işe yaramadığından da bahsettik.

  41. REALİST diyor ki:

    Ha Darbecilere silah lazımsa
    Kalashnikov verelim :))

    http://www.youtube.com/watch?v=UqOL7LOR6ko

    • xxxl diyor ki:

      Bir romanındaki hatasını düzelten, Balyoz davasında 16 yıl hapse mahkûm edilen Deniz Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay Taylan Çakır’a mektup yazan dünyaca ünlü İngiliz yazar Wilbur Smith, “Bu davanın, güçlü düşmanlar tarafından tertiplendiği anlaşılıyor” dedi. Balyoz davasında yargılananların korkunç bir adaletsizlik kurbanı olduğunu büyük bir şokla öğrendiğini yazan Smith, Albay Çakır’a cesaret diledi.
      İşte Hürriyet’ten Ali Dağlar’ın o haberi:
      “İngiliz best-seller yazar Wilbur Smith’ten, Balyoz davasında 16 yıl hapse mahkum edilen Deniz Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay Taylan Çakır’a mektup geldi. Albay Çakır Hadımköy Askeri Cezaevi’nde yatarken bir romanını okuduğu dünyaca ünlü İngiliz yazar Wilbur Smith’in Osmanlı tarihiyle ilgili bir yanlışını fark etti. Çakır, yanlışı düzeltmesi için yazara 1 Kasım 2012 tarihinde açıklayıcı bir mektup yazdı. Smith’in romanındaki ifadeye göre; Osmanlı döneminde Mısırlılar için “Türk” kelimesi aşağılayıcı bir terim olarak kullanılıyordu. Çakır bu benzer düzeltmelerin yanısıra Balyoz davasındaki adaletsizlik iddialarını da mektubunda anlattı.
      İDDİA CHURCHILL’İN
      Smith bu mektuba 18 Ocak 2013 tarihli mektupla yanıt verdi. Türk kelimesinin Mısırlılar arasındaki algıyla ilgili ifade için özür dileyen Smith, iddiayı bir zamanlar Sudan’da gazetecilik yapan ünlü İngiliz lider Winston Churchill’in, “Mehdi’ye karşı Kitchener Kampanyası” adlı çalışmasından aldığını belirtti. Çakır için, “Belli ki ülkesinin tarihini bilen seçkin bir subay ve çok zeki birisiniz” diyen Smith, tarih bilgisine hayran kaldığını ifade etti. Çakır’ın ve ‘Balyoz davasındaki sanıkların korkunç bir adaletsizlik kurbanı’ olduğunu büyük şokla öğrendiğini vurgulayan Smith, davayla ilgili Gareth Jenkins ve Dani Rodrik’in internet sitelerini inceleyeceğini vurguladı, Balyoz için, “Bu davanın, güçlü düşmanlar tarafından tertiplendiği anlaşılıyor” dedi. Smith, Çakır’a cesaret diledi.
      WILBUR SMITH KİMDİR?
      Wilbur Addison Smith (9 Ocak 1933) Zambiya doğumlu İngiliz roman yazarı. Romanlarının ana temaları özellikle Afrika’da geçiyor. İlk romanı “Bencil”i, Salisbury vergi dairesinde çalışırken yazdı. Bu kitabının getirdiği başarı ile tam zamanlı yazar olarak çalışmaya başladı. 29 romanı var ve 40 yıl boyunca best-seller kitaplar yazdı. Londra’da yaşıyor, Afrika’daki insanlar ve vahşi hayatın korunması için gönüllü elçilik
      bu yazıyı tüm yalaka ve asker düşmanı olanlar okusun ondan sonra hala aynı düşüncedemi ondan sonra konuşalım.bu yazıda sizin gözlerinizi açamıyorsa size kimsenin yapacağı birşey yoktur.

  42. REALİST diyor ki:

    Bu yorumum cevabi niteliğinde değildir
    Aslında konu ile ilgili tekrar yorum yazmayacaktım
    Fakat gayet açık ve net yazmama rağmen konu almış başını nerelere gitmiş.
    Görüyorum ki birileri birileriyle dava arkadaşı olunca huyunu da kapmış,
    Boşunu dememişler kör ile yatan şaşı kalkar.

    1-Bahsedilen ve belge diye sunulan kaynaklar;
    ‘’DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ CUMHURİYET ARŞİVİ’’
    ‘T.C. ’BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ ‘’ kaynaklıdır. (Açıp bakarsınız.)
    Verdiğim örnek belgelerde Atatürk aleyhine hiçbir ifade de yoktur.
    Buradan Belge isteyen zaatlara ithaf olunur.
    BUYRUN SİZE BELGE.
    Hem de Devlet arşivinden.

    ( Tüm bu belgelerin resimlerini REALİST isimli twitter hesabımı kullanarak sizlere ulaştırıyorum. Çünkü bu resimleri sizlere ulaştırabilmemim başka yolu yok, çünkü siteye resim yükleyemiyoruz, ancak resimlerin olduğu linkleri verebiliyoruz. )

    2-Evet asla inkar etmediğim bir gerçek varsa o da
    Bugünlerde ‘’CHP’’ adlandırılan partiyi tasvip etmediğimdir.
    Fakat;
    CHP düşmanı değilim, cehape karşıtıyım.

    3- Benim hangi yorumumda yada Twitter hesabımda
    ŞEREFLİ TÜRK ORDUSUNUN HANGİ DEĞERLİ KOMUTANINA
    Hakaret etmişimde benim bile haberim yok.
    Artık sıkışınca vay efendim
    Türk ordusuna hakaret ediyorlar,
    Atatürk e hakaret ediyorlar,
    Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor……
    Millet artık bunları yemiyor.
    Bu konu ile ilgili evvelden bir çok kez yazmıştık ;
    Teşbihte hata olmaz, bir sepet elma var ise içindeki çürükler ayıklanmıştır.
    Şanlı Ordumuzda görevini layıkıyla yapabilecek Komutanlarımız mevcuttur, yenileride yetişmektedir.Kimse kafa yormasın. Gerçi bazı kesim normalleşen Türkiye nin hiçbir unsurunu beğenmiyor ya neyse. Nede olsa yılların vesayet rejimi yıkıldı.
    Kendi iradesini halkın iradesinden üstün gören bu komutanlar ile ilgili gereken karar mahkemeler tarafından verilir. Bazıları suçsuz bulunur bazıları suçlu kara mercii mahkemelerdir. Bu komutanlarla ilgili birçok ifadelerde basına da yansımıştır. Örneğin daha önce ki bir yorumumda şöyle örnekler vermiştim;

    Geçenlerde Balyoz darbe planı davasının tutuklu sanığı Yüksek Askerî Şûra üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’ya ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı ortaya çıktı.

    Efendim neymiş; içerden bir çıkarlarsa hesap soracaklarmış, “Cumhurbaşkanı, Başbakan düzeyinde. İktidar değiştiğinde bunların hesabı mutlaka sorulacak” diyor zevat. Nasıl olacak bu?

    Hakimlerin, savcıların, valilerin, emniyet müdürlerinin, kaymakamların tamamının ‘militan düzeyinde adam” oldukları öne sürülen ses kaydında, “Bizi bu kadar kişiyi alıp da pardon siz suçsuzmuşsuzunuz demeleri mümkün değil. Ya mahkemeyi uzatacaklar ya da genel kapsamlı bir af çıkaracaklar”

    hükümetin veya devletin başı ya Cumhurbaşkanı ya Başbakan düzeyinde. Bir defa yani bu iktidar değiştiğinde yeni bir iktidar geldiğinde bunların hesabı mutlaka sorulacak. Mutlaka sorulacak. Sorulmaması mümkün değil. Sorulmazsa zaten biz onların yakasına yapışırız.

    Hesap sorulmazsa kendileri hesap soracaklarmış. Sorarım nasıl? Suikast mi?

    Yine Tuğamiral Fatih Ilgar’a ait olduğu iddia edilen ses kaydında ‘iç savaş’ planı dikkat çekmişti. Ilgar olduğu belirtilen kişi şunları dile getiriyordu:
    “Çıktıktan sonra güzel planlarımız var. Savaşsa savaş yapacağız. Yapacak bir şeyimiz yok yani. Burada bitmemesi lazım bunun. Bir iki aya kadar da ve bilgiler de gelen bilgiler de emareler de o yönde. Bir yasa tasarısı gündemde. O yasayla bizi çıkaracaklar. Bu ülke ya ekonomik krizle ya bir iç savaşla kendine gelecek. Bu iki seçenekten bir tanesi kapımızı çalacak. Ondan sonra dönüş yolu başlayacak.”
    Bizi bırakacaklar, rövanş alacağız.

    Bir başka Balyoz sanığı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’a ait olduğu iddia edilen kişi ‘sağlam kaynaklara’ dayanarak cezaevinde çıkacaklarını belirtirken kan donduran tehditlerde bulunuyordu:
    “Çoluk çocuk demeden rövanş alacacağız. Çok can yanacak. Bunun hesabı sorulacak. Bir iki sene içerisinde bu manzara tam tersine dönecek. Bak söylüyorum bunu. Dersin ki ‘Bunu bir paşam söylemişti’ dersin. Adamlar kaçacaklar. Bu ülkeden kaçacaklar çoğu.”İllegal yöntemler uygulayacağız.

    28 Şubat soruşturması kapsamında tutuklanan Korgeneral Tevfik Özkılıç’a ait olduğu ileri sürülen ses kaydında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e küfredilirken, TSK içinde yeni bir cunta faaliyeti olduğu gözler önüne seriliyordu.

    Özkılıç, olduğu iddia edilen kişi, uygun zamanı kolladıklarını belirterek ‘gerekirse illegal yöntemlere başvuracaklarını’ dile getiriyordu: “Son derece kararlıyız. Vatanımızı, koruyacağız, kollayacağız. Nerede nasıl yapılacağı konusunda tereddütler var. Olay bu. Bunu açıklığa kavuşturacağız. Bilgisayar kullanmayacaksınız. Bu gördüğünüz kişiler dışında hiçbir kişi ile haberleşme görüşme elemanı tanımayacaksınız ikinci bir emre kadar. Bir hatalarını yakalasak altyapımızın olması lazım. Dağda gezenler bilir. Devletin ali menfaati için legal olmayan yöntemler de uygulanır. Ben şahsen uyguladım.”

    Gerçekten tam anlamıyla rezalet.
    Ayrıca adama sormazlar mı, maden bu kadar iyi birer askeri dehalarsınız niye yakalandınız o zaman. Öyle ya olayların buraya geleceğini önceden bilip bu sözünü ettiğiniz illegal eylemleri yani suikastleri önceden yapaydınız. KAMİLLER.

    BU BEYLERİN HALA ANLIYAMADIĞI ŞEY; DEVİRLERİNİN ÇOKTAN BİTTİĞİDİR

    İlk önce bu dünyada mahkemelerde sonra öbür dünyada Allah katında yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.
    Fişlediğiniz binlerce insan sırf ailesi dini inançları gereği başörtülü diye ordudan attığınız Subayların haklarını ödeyemezsiniz.
    https://twitter.com/realistbnd/status/298880610175426561/photo/1

    NOT; Efendim Kuran da başörtüsü yasağı yoktur bunlar başka amaçla başörtüsü takıyor diyenlere:

    Kuran-ı Kerim / NUR / 31. ayet-i kerime
    Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).
    Ve mü’min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar. Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.
    Ha, yok ben zaten inanmıyorum diyenlere lafım yok. İnanıp ta Kuran esaslarını uygulamayana da lafım yok, sonuçta herkez özgür ve kendinden sorumludur.
    BENİM LAFIM İNANDIĞI GİBİ YAŞAMAK İSTEYENLERE LAF EDENLERE ZULMEDENLEREDİR

    4- Bugün hala maalesef ‘’DARBE’’ hayalini kuranlar vardır.
    Öyle ya tek çıkar yol darbe.

    CHP’Lİ VEKİL: DARBE YAPACAK KOMUTAN KALMADI

    CHP Milletvekili Osman Aydın, iktidar değişikliği için darbelerden medet umulan günleri hatırlatarak, “İhtilal yapacak komutan kalmadı. Tasfiye ettiler. Öyle bir kurtuluş yok” dedi.

    CHP Aydın Milletvekili Osman Aydın, alenen darbe özlemini dile getirdi. Darbeyi bir kurtuluş olarak gören CHP Milletvekili, “”Eskiden ihtilaller olurdu. Arada bir iktidar değişikliği söz konusu olurdu. Şimdi o ihtilali yapacak olan komutan da kalmadı. Hepsini tasfiye ettiler. Şimdi öyle bir kurtuluş yok” dedi.

    Osman Aydın’ın, milletvekili olduğu Aydın’ın Çine İlçesi Eskiçine Köyü ve Umurköy’ü ziyareti sırasındaki yaptığı açıklamalar çok konuşulacak.

    “İHTİLAL YAPACAK KOMUTAN KALMADI”

    “Eskiden ihtilaller olurdu. Arada bir iktidar değişikliği söz konusu olurdu. Şimdi o ihtilali yapacak olan komutan da kalmadı. Hepsini tasfiye ettiler. Şimdi öyle bir kurtuluş yok. Tek kurtuluş var sandık. Sandığa giderken doğru düzgün hareket edeceğiz. Köylerin mülkiyetlerine el konulup, tüzel kişiliğinin kaldırılmasının mutlaka hesabını sormamız lazım. Ak Parti’de Tayyip sopayı kaldırdığında herkes suspus. Orada bir tane düşünce var, ya kabul edersin ya etmezsin. CHP’de ise disipline aykırı hareket etmek kaydı dışında çokseslilik söz konusudur. Tek parti dönemi ve Atatürk’ün dönemi sürekli eleştiriliyor. Fakat şimdi tek partiden daha sert bir iktidar var. Hiç kimse görmüyor.”

    HALA ANLAMIYORSUNUZ DEĞİL Mİ,
    HALK İRADESİNİN ÖNÜNDE HİÇBİR GÜÇ DURAMAZ…….

  43. xxxl diyor ki:

    bakara suresinin altına bunu yapanlarıda yazarsanız daha iyi bilgilenmiş olursunuz.
    Yabancılara mülk satışının sınırda olduğu yerler ve satılan miktarı şöyle:

    Ankara Evren: 699.067 metrekare

    Ankara Kalecik: 2.372.537 metrekare

    Erzincan Çayırlı: 444.420 metrekare

    Gaziantep Karkamış: 573.795 metrekare

    Gaziantep Oğuzeli: 1.597.560 metrekare

    Gaziantep İslahiye: 1.161.956 metrekare

    Malatya Arguvan: 264.887 metrekare

    Malatya Yazıhan: 267.196 metrekare

    Batman Beşiri: 3.960.657 metrekare

    Şırnak İdil: 789.327 metrekare

    Uşak Ulubey: 1.528.951 metrekare
    evet islam kültürü bizim kültürümüz değildir demekle yalan mı söylemiş,bizim kültürümüzde vatanı satmak varmı el altında satılan vatan topraklarını nasıul düşmanda kurtardığımızı biliyormusunuz.sizin kültürünüz kültür değil kandırmaca kölelik kültürüdür.türkler ne zaman esir olmuşlardır şimdi bu zamanda esir bir ülke konumuna sokulmadıkmı,ülkenin her tarafına patriot füzeleri konuyor jhemde ne mecliste görüşülme gereği duyuluyor nede bir izin alma gereği duyuluyor ama kalkıyor geliyor nereye koyacağını saptıyor ve gelip oralara bunları koyuyor,sizin bunlardan haberiniz varmı.
    birde size bu fikirleri söyleten güç varya o bile ülkemiz toprağı nato toprağı dedi bu ne demek ben bu ülkenin başı değilim beni zaten siz idare ediyorsunuz demeğe gelmiyormu bunları cevapla artık 1900 lerden gel oraların bu günlere zararı olmaz ama bu günler bu iktidarın yaptıklarının zararını çok kötü ödeyeceğiz.
    sizin bu günlere yazacak birşeyiniz olmayınca züğürt tücar gibi eski defterleri karıştırıyorsunuz,o size bu kadar şeyi kopyala denen yazıların sahipleri bu zamanda sizinlerin eski kalıntılarınıdır. o zamanın kötü kişilerinin yazıları söylemleri bu zamana , hiçbir zaman geleceğe emsal teşkil etmez.
    ülke elden gidiyor siz nelerle uğraşıyorsunuz,din kültürü çalmak ve yüzde hesabına kurulmuş bir din her zaman her devirde tartışılır ama vatan sevgisi tartılmayacak kadar yücedir.vatanı olmayanın ne dini olur ne özgürlüğü nede dili.
    asıl ülkeyi yıkanların kim olduğunu göremeyecek kadar nasıl bu kadar kör olabiliyorsunuz.ülkeyi bölmek için her türlü oyun oynanırken sizler bizleri nelerle oyalıyorsunuz.siz oradan çıkında buralara biraz gelin.pkk ile pazarlık masasından bahsedin ne karşılığı pazarlıklar yapılıyor.
    tembel tavuk gibi gidip küller içinde eşinmeyin.

  44. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Evet sayın EDİTÖR’ün tesbitlerine aynen katılıyorum.Bahsedilen ve belge diye sunulan kaynakların Atatürk karşıtı siteler olduğu aşikardır.

    Dikkat ediniz,bir yorumcu! her seferinde belge diye tweeter ve facebook’tan sözüm ona bir yayıncıyı baz alıp,sadece burayı kaynak olarak referans gösterebilmektedir.Bu yayım organının Atatürk karşıtı olup olmadığı hakkında henüz bir fikre varamadıysamda,tüm amacının CHP düşmanlığı yapmak, kasten yalanlar,komplolar üretip ,TSK’nın, bir sürü tertiplerle içeri atıldıkları artık sarih biçimde ortaya çıkmış olan bazı şerefli komutanlarını alçakça ti’ye almak olduğu görülmektedir.

    Unutulmamalıdırki bu maç 4.Raundu ve uzatmaları olmayan bir maçtır.
    1.Raund’u Cumhuriyet,Hukuk ve TSK kazanmıştı.
    2.Raund’u, amaçları bu üç unsurdan rövanş almak olduğu bilinen şer güçlerin kabul etsekte,etmesekte rövanş raundunu aldığıdır.
    3. ve son Raund’u nakavtla kazanacak olan, nihayet gerçekleri görmeye başlatan bu toplum sayesinde tekrar Cumhuriyet,Hukuk ve TSK olacaktır.

    Şayet bunun tam akisini düşünen ve söyleyen yani 3.Raunduda Kemalistler,Cumhuriyet,Hukuk,TSK kaybedecek diyen varsa utanmasın alenen kendini şimdiden deşifre etsin.Yada ilelebet ebediyete kadar sussun.!!!

  45. REALİST diyor ki:

    Chp nin zamanında; camilerin kapatılması, başka amaçlar için kullandırılması, Türkçe ezan okutulması v.b. gibi İslam dini ve Müslümanlar üzerindeki baskılarını bugün özellikle yaşı 70-80 olan büyüklerimizce çok daha iyi bilinir.

    Aslında eskiden yaşanmış bu tür olaylar ile bugünkü Chp yi suçlamak yerinde olmaz. Normalde bu böyle olmalı. Ancak bununla beraber bu gün hala, o günkü İslam karşıtı gerici zihniyeti maalesef görmekteyiz.

    Peyami Safa nın şu sözleri çok anlamlıdır;
    Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur;
    Tarihini unutturmak,
    Dilini bozmak,
    Dininden soğutmak ve dolayısıyla manevî değerlerini, ahlâkını yozlaştırmak kâfidir!!

    Biz Türkleri bin yıl savaş meydanlarında yenemeyen uluslar, bu gün işte bu değerlerimizi yıkmak için
    savaş vermektediler.
    Bizi binlerce yıl ayakta tutan güçlü kılan, İmanımız ve vatan sevgimiz olmuştur.
    Her Türk’ün görevi bu manevi olguları evlatlarına aşılamak olmalıdır. ( ben ve eşimnacizane iki evladımıza bunları aşılamak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz)
    Bir örnek:
    Alman profesor Neumark ile bir kısım talebesi Boğazici’nde geziye cıkarlar. Talebelerden biri Prof.
    Neumark’a, (Avrupa bizi neden sevmez?) diye sorar. Prof. Neumark şu cevabı verir:
    Cok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı, Turkleri sevmez ve sevmesi de mumkun değildir. Asırlardır
    kilisenin Turk ve İslam duşmanlığı Hıristiyanların hucrelerine sinmiştir.
    Sebeplerine gelince:
    1 – Musluman olduğunuz icin sevmez.
    2 – Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerceğin farkındadırlar: Tarihten Turk cıkarılırsa tarih kalmaz.
    Osmanlı arşivi tam olarak ortaya cıkarsa, bugunku tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
    3 – Avrupa’nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa’yı pazar yapmaya başladınız.
    4 – En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
    5 – Selcuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haclı ordusuna mezar ettiler.
    6 – Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar.
    7 – Selcuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugun belki
    sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi, kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın
    adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inanclara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadeti devam
    ettirdi.
    8 – Kilise size kin kusmaktadır, sebepleri yukarıdadır.
    9 – Ben Turkiye’ye geldiğimde 2 universiteniz vardı, şimdi 19 universite var. [O tarihteki sayı]
    10 – Sizler, gercek huviyetinize donduğunuz an Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır.
    11 – Yine sizler, Avrupa’nın tarihi duşmanısınız ve daima duşman olarak kalacaksınız.
    Chp nin geçmişte yapmış olduğu Din düşmanlığına örnekler verecek olursak;

    Camilerle ilgili bir meclis kararı:

    https://twitter.com/realistbnd/status/297705993071104001/photo/1

    1936 arapça tekbir getiren müezzin ile ilgili belge:
    https://twitter.com/realistbnd/status/292318132356411393/photo/1

    Müze yapılmış bir camii
    http://1.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/SsD6j2ijg-I/AAAAAAAAOz0/mSpy6lo6mjY/s400/DSC00327.JPG

    CHP nin Din düşmanlığına örnek:

    CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) Basın Yayın Umum Muduru Selim Sarper, Diyanet İşleri Muşavere Heyeti
    azası Prof. Dersiam Yusuf Ziya Yorukan’ın 1 Eylul 1944 sayılı Kutlu Bilgi dergisinin 2. sayısında kaleme
    aldığı yazıyı tehlikeli bularak alıntı yapıyor ve Başvekaleti şu şekilde uyarıyor:
    “… ‘Kandil gecelerinde cocukların sevincleri, Ramazan gunlerinde iftar sofrasına yapılan ihtimam ve sahur
    yemeğinden sonra şafak ağarırken ve butun tabiatın ıssızlığı icinde ezan seslerinin yukseldiğini dinlemek ve
    bayram sabahlarında yeni elbiseleriyle babasının yanında camiye gitmek, fakir cocuklara acımak, onların
    saadetini istemek, butun Muslumanların aynı imanla aynı mabette bir Tanrı’ya ibadetle birleşmelerini
    gormek…’
    cumlelerinde ortacağa has koyu bir dincilik ruhu gorulmektedir.”
    **********
    KAYNAK:
    Başvekalet Basın ve Yayın Umum Mudurluğunden Başvekalete, 12 Eylul 1944, T.C. Başbakanlık Devlet
    Arşivleri Genel Mudurluğu Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Mudurluğu

    CHP nin Din düşmanlığına örnek:

    Başvekalet (Başbakanlık), Matbuat Umum Mudurluğu İc Matbuat Dairesi’nin gazetelere “653 sayı ve 17
    Mayıs 1942 tarih”le gonderdiği muzekkere (yazı) :
    “Gazetelerin son gunlerdeki neşriyatı arasında dinden bahis bazı yazı, mutalaa, ima ve temsillere
    rastlanmaktadır. Bundan sonra din mevzuu uzerinde gerek tarihi, gerek temsili ve gerek mutalaa kabilinden
    olan her turlu makale, bend, fıkra ve tefrikaların (dizi yazıların) neşrinden (yayınlanmasından) tevakki
    edilmesi (vaz gecilmesi) ve başlanmış bu gibi tefrikaların en cok on gun zarfında nihayetlendirilmesi
    (sonuclandırılması)…”

    CHP nin Din düşmanlığına örnek:

    Donemin CHP grup başkan vekili Ali Topuz:
    “İslam kulturu asla bizim oz kulturumuz değildir. Turkiye Cumhuriyetinin kulturel değerleri Turkluk temellerine
    kuruludur.”
    **********

    VE HATIRLATIRIZ;

    BAKARA 114. Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.

    Örnekler çoğaltılabilir, zaten önemli olan bu da değil, bu zihniyetin değişmesidir.

    Bu vatanın nasıl bir İman gücü ile kurtarıldığı ve kurulduğu unutulmamalıdır. Aşağıdaki resimde olduğu gibi:
    https://twitter.com/realistbnd/status/292322631166857217/photo/1

    SAYGILAR…….

  46. REALİST diyor ki:

    Evet, saygıdeğer editör arkadaşım
    Yorumlarımızın yayınlanmayışına dair açıklamanızdaki çelişkiler:
    Sıra ile;

    Buradan birçok okuyucunun haberlerin altına farklı konularda yorum yaptığını gördük öylemi?; öyle.

    Şahısları hedef alan, rencide edici yorumları hatta ve hatta Cumhurbaşkanımız ve eşi ile ilgili yakışıksız yorumları gördük mü? Gördük. O zaman neredeydiniz? Kaldı ki benim yayınlamadığımız yorumumda hakaret içerikli bir kelimede yoktur.

    ‘’ belge olduğu iddia edilen gönderiler’’ diye ifade etmişsiniz. İyide arkadaşım, o belgelerin üzerinde

    ‘’DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ CUMHURİYET ARŞİVİ’’
    ‘T.C. ’BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ ‘’ Yazıyor.
    Yani siz şimdi bunları belge olarak kabul etmiyor musunuz?
    Orada sadece Chp nin çıkartmış olduğu bir meclis kararının RESMİ GAZETEDE yayınlanmasının resminin üzerinde bir site ismi yazıyordu onu da kaldırdım, herhalde artık yayınlanması için bir sorun sakıncalı içerik kalmamıştır.

    Atatürk karşıtı sitelerin düşünceleri beni ilgilendirmez. Benim Atatürk hakkındaki görüşlerimde bellidir. Ben Atatürk ismi üzerinden siyasi rant sağlanılması çabalarına karşıyım. Örneğin şu photoshop ile aslı değiştirilmiş resmi bir inceleyin ve düşünün belki ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

    https://twitter.com/realistbnd/status/297720135299506176/photo/1

    ‘’Tartışma ortamları insanların birbirlerinin düşüncelerine hakaret etmek için değil ortak bir yaşamı paylaşabilmeyi öğrenebilmek için yapılmaktadır’’
    Gerçekten güzel ifade. Keşke bazı insanlar TÜRK HALKININ SİYASİ İRADESİNE SAYGI GÖSTEREBİLSE. Şimdi sorarım size, bu siteden Türk halkının siyasi seçimine, halkın %50 sine çeşitli hakaretler edilmiş midir, edilmemiş midir?

    Artık her türlü internet ortamında Türkiye Cumhuriyetinin değerli büyüklerine ve ailelerine hakaret etmenin cezasız kalmayacağını da bu tür yorumları yapanlara hatırlatırım.

    ‘’ Tüm bu nedenlerden dolayı, tartışma ortamlarını dostluk, sevgi ve saygıya dayalı, bilgi birikimimizle örtüştürerek kullanmanızı rica ederiz.’’
    Yine gerçekten güzel bir ifade. İfade de mesaj ı alması gerekenler başkalarıdır.

    Tüm bu karşılıklı sevgi saygı anlayış mesajları iyi güzel hoş. Ancak sizden de bundan sonra bu ilkelerin dışına çıkan yorumları yayınlamamanızı rica ve de talep ediyor ve bu konunun da takipçisi olacağımın bilinmesini isterim..

    SAYGILARIMLA.

  47. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Bu konuyu en iyi bilen,bizzat yaşayan Seferhisar’a bağlı Düzce köyü yaşlıları bakalım ne demişler.Olayı bilakis çarpıtan Hainlerin kulağı duysun.

    Köyün yaşlılarından 78 yaşındaki Şakir Çay, o tarihlerde bazen çok soğuk geçen kış günlerinde hayvanları yağmur ve çamurdan korunması amacıyla medreseye bağlandığını, köyde doğru düzgün ahır da olmadığını söyledi.

    Köylülerden 87 yaşındaki Yaşar Süner de camilerinin hiçbir dönem kapanmadığını anlatırken, “1950’li yıllardan önce aramızda para toplayıp camiye imam getirirdik. Daha sonra Diyanet’e bağlandı. O dönemlerde insanlar yoksulluktan bitini bile temizleyemezdi. Para- pulları olmadığı için hayvanların korunması amaçlı kullanılmayan medreseye bağlanırlardı. Ama medresenin hayvanların konulduğu o kısmının kapıları bile caminin tarafına açılmazdı. Zamanla o kısım da ayakta kalamayıp yıkıldı” dedi. (dha)

  48. editör diyor ki:

    Saygıdeğer yorumcularımız, tartışma ortamlarında, haberleri dikkate alarak yorum yapmaya gayret göstermenizi rica ederiz. Şahısları değil, haberleri hedef almaya özen gösterelim. Şahısları hedef alan, rencide edici yorumlar, bilinmelidir ki, kesinlikle yayınlanmayacaktır.

    Ayrıca, belge olduğu iddia edilen gönderilerin, Atatürk karşıtı sitelerden alıntı yapıldığı tespit edilmiştir. Bunların bu sitede yayınlanması mümkün değildir.

    Tartışma ortamları insanların birbirlerinin düşüncelerine hakaret etmek için değil ortak bir yaşamı paylaşabilmeyi öğrenebilmek için yapılmaktadır yoksa kimse kimsenin düşüncelerini bu şekilde tartışarak değiştirmesi mümkün değildir.Tüm bu nedenlerden dolayı, tartışma ortamlarını dostluk, sevgi ve saygıya dayalı, bilgi birikimimizle örtüştürerek kullanmanızı rica ederiz.

    Saygılarımızla.

  49. xxxl diyor ki:

    sayın alkazak bunrın merak edilecek bir yönleri yok bir tanesini tanımanız diğerleri içinde aynı fikri gütmeniz demektir.bunlar hepsi aynı tespihin taneleri,hepsi ne dediklerini bilmeyen neyi savunduklarını bilmeyen ülkenin nerelere gittiğini görmeyen kişiler.onlar için değilde bziler için çok kaba bir tabir olan tepeden tırnağa hainler.
    bakarmısınız ülke nasıl idare ediliyor 400 e yakın üst rutbeli subayın içeri atıldığı bir ortamda,100 yakın gazetecinin içeri atıldığı bir ortamda,yazdığı kittaptan olduğu söylenmeyen kişinin 7 senedir suçum ne dediği bir ortamda hala kalkmış bu tespih taneleri hala iktidar yalakalığı yapmaktadırlar.hala aldıkları %50 oy ile övünüp %60 alması gerekir diyen sanatçıları mahkemeye vermekten çekinmeyen bir iktidarı savunuyorlar bunların merak edilecek bir yönleri vardır bunlar hem organik olarak hemde siyaset ve sosyolojik olarak nereden beslendiklerini merak edebilirsiniz sizin gibi okumuş yazmış biride bunu bulması çok zor olmasa gerek.sivri sneklerin nasıl uçtuğu değil bu sivri sineklerin beslendiği bataklığı merak etmek gerek.

  50. MEGA SEPTİK diyor ki:

    Yönetmeni yine Recep Tayyip Erdoğan olan,bir Yılmaz Özdil yazısıda benden.

    Özellikle rumuzu BANBAN olan muhterem iyi okusun.Ha sahi Ban Ban dedimde,muhterem sen konuyla ilgili şu belgeleri gösteremediğine göre ne olduğunu şimdi daha iyi biliyorsun herhalde değilmi?

    İşte Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal camiyi ahır yaptı, öyle mi?” başlıklı yazısı…

    Başbakan açıkladı:

    “Camiyi ahır yaptılar.”
    Nerede?
    İzmir Seferihisar’da.
    Ne zaman?
    1936’da.
    Atatürk zamanında mı?
    Atatürk zamanında.
    Kanıt?
    Belge gösterdi.
    20 Nisan 1936 tarihli.
    Cumhuriyet gazetesi.
    “Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haberin kupürü.
    O caminin bulunduğu köyün ismi, Düzce… Küçücük, yemyeşil, şirin bi köydür. Eski adı, Hereke’ydi. Heraklia antik kentinin üzerine kurulduğu rivayet edilir, ismi ordan gelirdi. Osmanlı döneminde nüfusunun yüzde 60’ı 70’i Rum’du. İşgal sırasında neredeyse hiç Türk kalmadı. Sene 1922, hoş gelişler ola, Yunan denize döküldü, Seferihisar kurtuldu. Ufak ufak göç ettik, yeniden yerleşmeye başladık. Harabeydi. Galiba 60’lı yıllarda, adını Düzce yaptık. Sit alanıdır.
    Şimdiiii… Gelelim belgeye.
    20 Nisan 1936 tarihli, Cumhuriyet gazetesinde “Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haber var mı?
    Var.
    Peki haberin içinde ne yazıyor?
    Şu yazıyor…
    “Seferihisar’ın Hereke Köyü’nde bir cami tahrip edilmiş ve ahır haline getirilmiştir. Müze müdürü, tahkikat yapmıştır. Verdiği malumata göre, kütüphane ve medresesi vardır. Kütüphanesinden eser kalmamıştır. Evren oğullarından Kasım tarafından inşa ettirilmiştir. Üstündeki Arapça yazıya göre, 641 yıllık olduğu anlaşılmıştır. Osmanlı-Türk stilindedir. Tahribata rağmen, geriye kalan kısmı muhafaza edilirse, kıymettir.”
    Yani?
    Camiyi ahır haline getiren, CHP değil, işgal sırasındaki vandallıktı. Türk nüfusun seneler süren yokluğunda, caminin insafsızca ahır haline getirildiğini tespit eden ve bu bilgiyi Cumhuriyet gazetesine veren, bizzat, CHP’nin İzmir Müze Müdürü’ydü.
    (Antik bölge olduğu için, Müze Müdürü tarafından tespit edildi… Cami ibadete açık olsaydı, 1936’da ahır yapılsaydı, teee 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tespit edilirdi. Diyanet’in haberi bile yoktu, çünkü, senelerdir cami olarak kullanılmıyordu, ibadete kapalıydı. O nedenle, arkeolojik sayım yapan Müze Müdürü tarafından bulundu.)
    (Kaldı ki, İzmir’de camiyi ahır yaptılar dedikleri dönemde… Diyanet İşleri Başkanı olan, Börekçizade Mehmet Rifat Efendi “İzmir paye-i mücerridi” unvanını taşıyordu.)
    Bu sonuca nereden varıyorsun derseniz… 1936’da CHP tarafından ahır haline getirildiği iddia edilen o köydeki camiyi, 1936’da, bizzat CHP cami yaptı da, oradan varıyorum!
    Kasım Çelebi Camii…
    Metruk halde bulundu. Sadece antik ören yerlerinden araklanarak monte edilen sütun duvarı ayaktaydı. Revakları temizlendi. Minaresi onarıldı. İbadete açıldı. İnanmayan, zahmet edip Düzce Köyü’ne gitsin namaz kılsın, öyküsünü ahaliye sorsun.
    Üstelik.
    Kupürün başlığını gösterip, içinde ne yazdığını anlatmayan iktidarlar, Menderes’ten Demirel’den beri “İzmir’de tarihi camiyi ahır yaptılar” sakızını çiğniyor ama…
    İzmir Seferihisar’daki o tarihi caminin tarihi medresesini yeniden açmak da CHP’ye nasip oluyor!
    Seçimi ezici üstünlükle kazanan CHP’li Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP tarafından ibadete açılmasına rağmen, CHP tarafından ahır yaptırıldı denilen Kasım Çelebi Camii’nin medresesini restore ettiriyor. Proje hazırlandı, Anıtlar Kurulu’na sunuldu, kabul edildi, kaynak tahsis edilmesi için İl Özel İdaresi’ne başvuruldu, bugün yarın inşaatına başlanacak.
    Dolayısıyla…
    Söz konusu kupürün sadece “bu ne insafsızlık” tarafı doğrudur.
    Mustafa Kemal Atatürk’ü camiyi ahır yaptıran kişi olarak göstermek…
    Hakikaten insafsızlıktır……

    Eh insan birkere kendini dev aynasında padişah görmeyeversin.Atatürk’e putta derler,10 kasımlarda sap gibi ayakta durmaya gerek yokta derler,senin benim hangi renk ekmek yiyeceğime dahi onlar karar verirler..Bir zamanlarda Fransız kraliçesi Marie Antoinette de vatandaşlarına “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” demişti.Bu söz fransız devrimine neden olurken,bizdeki möölerde beyaz ekmek yerine, saman yemeye razı olurlar….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>