Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
.

ÖZ'LÜ-YORUM / Kol-Kap-Yar

kategorisinde, 09 Eki 2013 - 21:09 tarihinde yayınlandı

Sayfa görüntüsünü üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
1.qxd

KOL-KAP-YAR

Biliyorsunuz son yıllarda müthiş bir şifreleme çıktı. Bu, her tarafta gırla gidiyor. Bir parti kuruluyor, baş harfleriyle bir şifre düzenliyor. Diyelim ki (bildiğiniz gibi) Cumhuriyet Halk Partisi; (C.H.P) harfleriyle, Milliyetçi Hareket Partisi; (M.H.P) harfleriyle, Ak Parti; (A.K.P) harfleriyle simgeleniyor. Hatta o kadar ki, hızını kesemeyenler, herhangi bir derneği de yine harflerle şifreliyor; sonra da, ya önceden ya da ardından açıklamasını yapıyor. Bunun örneklerini saymaya – yazmaya başlasam inanın ki bu yazımı baştan aşağıya doldurur. Uzatmadan açıklayayım, yukarıdaki KOL-KAP-YAR’ın ne olduğunu. Merak ettiğinizi billiyorum. Efendim KOL-KAP-YAR’ın açılımı KOLTUK KAPMA YARIŞI’dır. Şimdilerde içinde bulunduğumuz günlerde, koltuk kapma yarışı için kolları sıvayanlarla dolu etrafımız.

KAFANI ÜŞÜTMEYECEKSİN

1961’den itibaren bizi bir hastalık etki alanına aldı. Hani hastalık için “Allah kimsenin başına vermesin” derler ya. Ben burada “Allah sizin de başınıza versin” demek zorundayım. Bu öyle bir güzel hastalık ki, sizin de aynı hastalığa müptela olmanızı isterim. Ama sizleri zorlamak haddim değildir. Bu hastalık sâridir ama, (Allaha çok şükür) öldürücü değildir. Hastalığımızın adı “Tiyatro İzleme Hastalığı”dır. Bizi bir yakaladı, ama gerçekten de pir yakaladı o hastalık. Adeta müptela olduk o hastalığa. Bursa Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu’na her ay değişen piyesi izlemeye gitmeye başladık.

KARACABEY’DEN SONRA

Gidişlerimiz Edincik Ortaokulu Müdürü Sayın Emin Güner’in başkanlığındaydı. Biletleri ben aldırıyordum, Bursa’daki öğretmen arkadaşıma. Emin Bey de okulda öğretmenlerden grup oluşturuyordu. Bana verilen rakama göre biletlerimiz protokolün arkasındaki ikinci sıradan alınıyor, biz de Bandırmalı öğretmenlere inat tiyatroyu ön sıralardan izliyorduk. Buna Bandırmalı öğretmenler kızıyor ve Emin Bey’e “Yahu siz Edincik gibi bir beldeden, (artık mahalleden) geliyorsunuz. Protokola ayrılan birinci sıranın ardındaki ikinci sıradan izliyorsunuz. Biz büyük bir ilçenin öğretmenleri olarak 22 – 25’inci sıralarında oturmak zorunda kalıyoruz. Bu nasıl oluyor?” derlermiş, bizim müdür de: “Abdurrahman’ın Bursa’daki öğretmen arkadaşının fedakarlığından” dermiş. Bana kendisi söylerdi.

TİYATRO BURNUMUZDAN GELMESİN

Karacabey’i 10 – 15 kilometre geçmiştik, kafile başkanımız Emin Güner Bey “Ne oldu Abdurrahman hasta mısın? Karacabey’e kadar şen şakrak geldin. Şimdi ise durgunlaştın. Neyin var?” dedi… başımın müthiş bir ağrıya tutulduğunu söylediğimde: “Gidince bir doktora görünmezsen, tiyatro burnumuzdan gelir. Seni bir doktora gösterelim.” dedi. Setbaşı’nda bir KBB Uzmanı’na göründüm. Doktor bana: “Kafanı kesinlikle üşütmeyeceksin. Başına mutlaka bir şapka giy. Kırtasiyecilik yapıyorum dedin. Dükkandan dışarıya çıkarken alnından aldığın rüzgar başına ağrı yapıyor. İlaca ihtiyacın yok ama Bursa’daki KBB Uzmanı’na 15 Lira (O zaman muayene ücreti 15 liraydı) verdim, ilaç yazmadı dememen için şunları yazdım. Alırsan al” demişti.

BENİM FÖTR DEMİREL’DEN ÖNCEYDİ

1961 yılında bir fötr şapka aldım. Başımı korudu. Ağrım da geçti. Aldığım şapkayı yıllarca kullandım. Yazları da yine fötr türünde sazdan örülü şapka giyerim. Bu benim adeta markam oldu. 1965 yılında Ragıp Gümüşpala rahmete kavuşunca, 1960 darbesinden sonra kurulan Adalet Partisi’nin başına Süleyman Demirel geçti. Onun partinin başına geçmemesi için Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek (F:3) Büyük Doğu Mecmuası’nda müthiş bir yayına başladı. Mason olduğunu yazdı. Türkiye’deki “Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Başkanı” imzasıyla “Mason olmadığına” ilişkin belge verildi. Sayın Süleyman Demirel (F:4) Adalet Partisi’nin genel başkanı oldu. Ondan sonra da şapkası ünlendi. Sayın Demirel bazı harfleri yöresel şivesiyle söylediği için şapkanın “k”si yerine “g”yi söyleyip “şapga” derdi. Hâlâ da öyle değil mi?

40 YIL MI YAPACAK YAHU?

ROZETLİK’te de yazdığım gibi hava biraz ılımandı. Deniz sakin ve limandı. Biraz hava alayım düşüncesiyle oradaki bir kayaya oturdum. Arkamı da kuzeye vermiştim. Denizin dalgaları pırıl pırıldı. Güneş, sonbahara girdiğimiz şu günlerde beni biraz ısıtır gibiydi. Dalmıştım. Ama öyle bir dalış ki, kentimizdeki önemli yerlere monte edilen reklam panolarındaki ilan ve reklamlar gözümün önüne geliverdi. “Acaba rüya mı görüyorum?” diye kendi kendime bir soru yönelttim. Değildi. Denizin dalgaları kıyıya vuruyor, suyun şırıltısı beni sanki annemin söylediği ninni gibi kendimden geçiriyordu. Karşıdan Yenikapı ile Bandırma’yı; yeni bir kapı değil de, adeta komşu kapısına çeviren, iki kenti sanki birbirine çok yakın iki mahalle gibi birleştiren Feribot, motorlarını çalıştırıyor, harekete hazır bir duruma getiriyordu. Birden silkindim. Sonbahar’ın serin rüzgarında, biraz daha kalırsam üşüyeceğimi anladım ve elim cebime girdi. Benim ünlü Kanon’u çıkardım.

EDİNCİK OTOBÜSÜNE GİDERKEN

Ondaki fotoğrafları incelemek geldi içimden. Epey materyal vardı içinde. Yüzlerce kez basmışım deklanşöre… Meslek gereği “İleride belki işime yarar” diye gördüğüm ilginç konularda filme acımam. (Gerçi şimdi film – milm yok ya artık.) Allah razı olsun Sayın Başkanımızdan, her gördüğü yerde “Seni çok seviyorum.” Diye öpmekten, Hatıra defterime “Öz’lü-Yorum’unu özliyorum.” diye yazmaktan çekinmeyen sevgili başkanımız çok sevdiğini söylediği sakat bacaklı ağabeysinin fiziki durumuna acımadan düzenlediği yeni otoparkla sakat bacağımın yolunu üç kat uzatmaktan çekinmeyen Muhterem başkanımızın uzattığı yolumu kat ederken soldaki pano ilgimi çekti. Eh, o ilgimi çeker de, bendeniz onun fotoğrafını çekmez miyim? O çekiyorsa, benim Kanon ne güne duruyor? Ben de çektim. Zaten yeni düzenlenen otoparka giderken çektiğim sıkıntı yetmezmiş gibi bir de fotoğraf çekmek? Allah her halde ben Abdurrahman Kulu’nu çekmek için dünyaya getirdi. İnşaallah burada çektiren Allah, bana ahirette çektirmez. Dua ediyorum bunun için her an.

DÜŞÜN DÜŞÜN, YOKTUR İŞİN

Bunları düşünüyorken bir ses duymayayım mı? Duyduğum ses, tanıdık birinin sesi gibiydi. Bir de baktım ki karşımda Dursun Mirza. Sayın Dursun Mirza (F:5) 2014’te yapılacak Yerel Yönetim seçimlerinde Bandırma Belediye Başkanlığı koltuğuna (oysa ne güzel oturuyor yardımcılık koltuğunda… Yetmiyor mu be Dursun Bey kardeşimiz?) tamamen oturmak için adaylığa aday olduğunu deklare etmişti. Panolardaki fotoğrafı da onun içindi.

ŞAPKASINDAN TANIDIM

Kayaya yaslanmış oturuyorum demiştim ya. Ses arka tarafımdan geldi. Dönemedim. Birden bire yanımda gördüm Dursun Bey’i (F:6)… Geldi yanımdaki taşta boş yere oturdu. Karşıda da bir bey cep telefonuyla, Birkaç kare için sürekli basıyordu cep’inin deklanşörüne, kareler birbiri ardına onun aletine giriyordu. Aklıma benim “cep” geldi ama, sayın Fahreddin Cüreklibatur (Siz Cüneyt Arkın olarak biliyorsunuz) Sayın Tahsin Bozoğlu (Susurluk Belediye Başkanı) ve Sağlık Eski Bakanlarından yakında yitirdiğimiz rahmetli Mustafa Güven Karahan geliverdi. Onlar gibi ben de GSM kullanmıyordum. Ama neden “cep”im aklıma geldi? Benim de cebimde onlarınki gibi telefon değil, Canon var. Ses iletmez, ancak fotoğraf çeker o da… Ben de çıkardım makinemi o arkadaşa verdim. Birkaç kez basmasını rica ettim. (F:7) Bu gördüğünüz kareler oluştu. “Burada Abdurrahman ağabey var. Şapkasından tanıdım.” diyen Dursun Bey yanıma oturmuştu bile. Hoş-beş ettikten sonra onu kutlamak için bir de limanda öpmeyi denedim. Zira kendisiyle karşılaşmamızda öperdim Bay Mirza’yı yanağından…

RAHMETLİ NİHAT ÖZBEK’LE

Bir zamanların Bandırma basınında etkinliği uzun süre ses getiren günlük Gerçek gazetesinin sahibi rahmetli Nihat Özbek (F:8) Dursun Mirza’yı çok severdi. Bana sık sık sorardı yanına gittiğimde: “Dursun Bey’in dükkanı açık mı?” diye. Özellikle hastalığında bu soruyu sürekli sormaya başlamıştı. Olumlu yanıt verdiğimde “Haydi birlikte gidelim” der, Çorapçı Yokuşu’nu tırmanır, Manyas Süt Ürünleri işyerine giderdik. Dursun Bey’i tanımama rahmetlinin de çok etkisi olmuştu. Kendisi yoksa bile orada oturur, beklerdik Bay Mirza’yı. Macit Bey “Bir yere gitti. Şimdi gelecek, oturunuz” der, yer gösterirdi. Beklerdik. Bunlar geliverdi yine aklıma. Dursun Mirza, limanda otururken gördüğü Abdurrahman Ağabeyini şapkasından tanımış, orada: “Aa, burada Abdurrahman ağabey oturuyor. Şapkasından tanıdım.” diye yanıma geldiğinde, “Hayırlı olsun” dileğimi ilettim. O da “Kırk yıl mı yapacak yahu? Bu bir bayrak yarışıdır. Ben de bayrağı daha yükseltmek için aday oldum.” dedi. Bir iki dakika oturdu ve kalktı. Liman’daki başka birilerinin yanına gitti. Ama benim makinede onunla ilgili 4 kare oluştu. Dursun Bey, (F:9) “Haydi Hoşça kal” dedi ayrıldı. Ben de bu yazım için kullanırım düşüncesiyle başarı dileklerimi söyledim. O başka bir şey demedi. Sade “Aynı koltukta 40 yıl mı oturacak” demişti. Belleğimde dedikleri kaldı. Mirza’nın “şapkasından tanıdım” demesi, benim fötrün Demirel’inki kadar ünlü bir marka olduğunun kanıtı değil mi?

BANDIRMA’DA HAREKETLİLİK

Neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Böyle zamanlarda, büyük bir iştiyakla hazırlananların gördükleri rüyayı… Hani ne denir bilirsiniz. Bu da TRT 2’de 19,50’de yayına sokulan Kukla Giller haber saatindeki kendini dev aynasında gören; hiç eleştiriye gelmeyen, rakip tanımayan Ferruh Kalender gibi oldu. Hani ne derler bilirsiniz. Her gönülde bir aslan yatarmış. Bizim aday adaylarımızın da son günlerde gördükleri rüyaları çok merak ediyorum. Acaba ne görüyorlar? Bunları söylerlerse inanın ki yazmaktan çekinmem. Bakıyorum her panoda bir aday adayı. Doğal olarak kendilerini reklam edecekler. “En iyisini ben yapacağım” diyerek oy vereceklerinin karşısına çıkacaklar. Kendilerini tanıtacaklar, yapacaklarını söyleyecekler. Belki de biraz kendilerinden öncekileri de eleştirecekler. Bu onların en doğal haklarıdır. Bandırma’da önümüzdeki yıl çok güzel bir seçim olacağına inanıyorum. En azından öyle olması için dua ediyorum. Kimin kısmeti varsa, onun kaşığına çıkacağına inancımı sürdürüyorum. Şimdilik aday yoklaması önce gelecek önümüze. Eh biraz da 40 pınar cazgırlarının dediğini yineleyelim “Erler çıktı meydane, Hepsi de biri birinden merdane.” Buyrun aday adaylarımız, meydan sizin. Hayırlı olsun. Unutmayınız ki yapacağınız hizmetler de bizim olacak.

BÜTÜN GÖZLER BU KOLTUKTA

Bütün gözler bu koltukta (F:10)… Herkes onun peşinde. Başlığı yineleyelim: Şifresi neydi? Kol-Kap-Yar. Yani açılımı “Koltuk Kapma Yarışması.” Bakalım bu yarışmayı kim kazanacak? Bekleyip, göreceğiz. Haydi Arslanlar ileriye.

Her zaman ve her yerde, Hak yolundan giderim.
Okuduğunuz için, çok teşekkür ederim.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

manavgat escort manavgat escort bayan belek escort manavgat escort escort manavgat seks hikaye sex hikaye side escort eryaman escort sex hikaye