UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,70 / Satış: 3,71
€ EURO → Alış: 4,34 / Satış: 4,36

Öyle bir geçer zaman ki

Öyle bir geçer zaman ki
  • 23.08.2017

Öğle üzeri, Arnavut’un lokantasına girip yemeğimi söyledim. Çevreyi gözlemek gibi bir huyum olmadığından, ezbere, masanın birine iliştim.
Yan masadan bir ses yükseldi. “Beni tanımadın di mi?” Sesin geldiği masaya doğru baktım, gerçekten tanımıyordum. O konuşmaya devam ederken, ben de onun kim olduğunu bulmaya çalışıyor, geçmiş zamanlardan uzanan aşina sesin kaynağını arıyordum, gayriihtiyari. Bu arada önüme konulan yemeği unuttuğumu fark ettim. Bir iki lokma aldığımda anladım ki, aklım hala bana seslendiğini düşündüğüm kişideydi. Meçhul adamın beni, benim de meçhul adamı yakından tanıdığı o kadar belliydi ki, masanın başında terlemeye başladım. Üç beş dakika geçtiği halde ne o kendini tanıtmıştı ne de ben onu hatırlayabilmiştim.

Sonunda, tanıyormuşum gibi yaparak yemeğe devam ettim. Ses ve konuşma aksanı ne kadar tanıdık geliyorsa, fiziksel görüntü de o kadar yabancıydı. Meçhul adam, onu tanıdığımı var sayarak konuşmaya devam ediyordu. Nihayetinde ses ve görüntü birbiriyle uzlaştı ve meçhul adamın kimliği ortaya çıktı. Yan masadaki insan, REHA BEKDEMİR idi. Şaşkınlıkla, bir kez daha ona baktım. Öylesine zayıflamıştı ki, adeta mutasyona uğramış gibiydi.
“Çok zayıflamışsın ağabey…” dedim. Şu andaki halinin iyi olduğunu, son zamanlarda on kilo aldığını ve peş peşe ameliyatlar geçirdiğini, mucize bir şekilde ölümden döndüğünü anlattı. Şaşkınlığım artmış, yemeği de unutmuştum. Yıllar gözümün önünden akmaya başladı. Reha Bekdemir, bir dönem belediye başkan yardımcılığı görevinde bulunmuştu. Aksi, uyumsuz ve geçimsiz biriydi; ama görev süresince hiçbir şaibeli işe bulaşmamıştı. Tıpkı, dönemin belediye başkanı Durgut Ergin gibi. Her ikisi de birbirine benziyordu. Hiçbir yolsuzluğa karışmamışlar, iktidar gücünü kişisel hırslarına alet ederek ranta dönüştürmemişlerdi. Görev sürelerinin bitiminde her ikisi de kendi köşelerine çekilmişlerdi.

Ardından, ülkede Ecevit rüzgârı esti. Beklenmedik bir şekilde Dr. Halil Ünlü, DSP’de aday, ardından da belediye başkanı oldu. Artık makbul adam Halil Ünlü idi. Etrafı birden, çakallarla doluvermişti. Hayatını hastalarıyla geçirmiş adam, artık, insan kılığına girmiş çakalların pençesindeydi. İktidarın zehri ile çakalların salyası, Halil Ünlü’yü kendisi olmaktan uzaklaştırmıştı. İktidara tapan kalabalıklar, sahibine de tapar gibi davranıyorlardı. Aynı tuzak, aynı senaryo, aynı riyakarlık, günümüzde de olduğu gibi tavan yapmıştı. Bulunduğu her ortamda Halil Ünlü’nün çevresini pıtrak gibi, insanlar sarıyordu. Ne yazık ki doktor, kendisinin araç olduğunu ve amacın iktidara yaltaklanmak olduğunu kavrayamıyordu. Çevresini saran bu yoğun taarruz, ayaklarını yerden kesmişti; sahtekarların kuşatması sonucunda, sonsuza kadar sürecek bir gücün sahibi olduğu sanısına kapılması kaçınılmazdı çünkü.

Sonuçta, maskeli balo ve sahte yüzlerin iktidarı beş yıl sonra bitti. Çakallar, ondan alacağını almış ve ortadan kaybolmuşlardı. O çakallardan hangilerinin işlerini yoluna koyup düzenlerini sürdürdüklerini Allah bilir… İktidar denilen zehrin rüyası bitmiş, hayat kendi gerçekliğini ortaya koymuştu. Başkan olduğu sırada kendisine, bu yalakaların gösterdiği ilginin şahsına değil oturduğu koltuğa, elinde geçici olarak bulunan bu güce olduğunu hatırlatmış, ama sanırım inandıramamıştım. Kim bilir, belki, doğru söylediğimi biliyordu, ama iktidarın verdiği güç halüsinasyondan çıkmasına ve gerçeği anlamasına engel oluyordu. Sonra yine iktidar değişti. Seçimlerde bu kez, Halil Ünlü ve ekibi sonuncu olmuştu. Arada bir şehir kulübünde karşılaştığımızda kısa sohbet ediyorduk. Gözlerindeki hayal kırıklığı ve hüzün; “yalnızım…” diye avaz avaz bağırıyordu. Ardından, aniden öldüğünü öğrendim…

Bir öğle vakti Reha Ağabey ile karşılaşmam bana, bunları hatırlattı.

Öyle bir geçiyor ki zaman…
Öyle bir bitiyor ki rüya…
Öyle bir dağılıyor ki çakallar…
Öyle bir düşüyor ki maskeler…

Yaşlanıyoruz ve yakında öleceğiz. Zamanlı, zamansız ölen birçok dostumuz, arkadaşımız gibi. “Hayat bir oyundur!” demişti Shakespeare. Ve Oscar Wilde 300 yıl sonra ona yanıt vermişti. “Evet hayat bir oyun, ama roller yanlış dağıtılmış…”

“UZAKLAR” Süleyman Takunyacıoğlu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ