UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 4,55 / Satış: 4,57
€ EURO → Alış: 5,34 / Satış: 5,36

O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜ(!)

O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZDÜ(!)
  • 08.02.2018

Ozan Utku ARICAN, “İLKHABER” İnternet sitesinde yayımlanan 31—1—2018 tarihli yazısında, Özümüz ve kökümüz olan KÖYLÜ ile Entel dantel takılan Kentli arasındaki değerlendirmeleri yaparken, çok yerinde ve ilginç cümleler kullanmış.

“Şehirli, modern, Ahlaklı, Eğitimli olan İnsanın ulaşamadığı o özü, o cevheri köylüde görüyorum” “TV lerde her gün boy gösterip her konuda ahkam kesen, Gazetelerde boy boy yazıları çıkan, iki lafı bir araya getiremeyenlerin söylemek istediklerini benim Köylüm bir çırpıda çözüveriyor”.

“Ben çok kitap okudum diyerek bilgiçlik taslayanlar, Halka, geri zekalı, aptal gözüyle bakıp aşağılayanlar, bu topraklara da bu Millete de yabancı kalmışlardır” diyor, Ozan Utku.

 Çok kitap okumuş ama Hayatın çetin gerçeklerini pratikte öğrenememiş şehirli ile, Hayat Mektebini Doğanın ağır koşullarıyla mücadele ederek okuyan, şaşmaz feraseti, ince ve kıvrak zekasıyla bilgi birikimine sahip olan, Din’ine, Tarihine, Kültürüne Örf ve Adetlerine bağlı olan Türk Köylüsünün, Yüreklerinin İnsan ve VATAN sevgisiyle dolu, Dürüst, Ahlaklı ve kanaatkar oluşlarını dile getirirken,

“Ancak Türk köylüsü her zaman TÜRK kültürünün ve geleneklerinin canlı bir müzesi olmuştur” diyor.

Köylüyü hakir gören bir anlayışa ders niteliğinde olan bu yazının her satırına içim sızlayarak, yüreğim yanarak katılıyorum.

Yüreğimin yangını, Büyükşehir uygulamasıyla Köylerimizin Kentlere Mahalle oluşlarıdır.

Köy tüzel kişiliklerine ait, gerek Devlete, hazineye ait, gerekse ormana ait MERA vasfı taşıyan açık alanlar, Köylünün olmazsa olmaz hükmündeki bu alan ve arazilerin satış yetkilerinin kent Belediyelerinin tasarrufuna geçmesi Köyü bitirme noktasına getirmektedir.

Kendi bindiğimiz dalı kesmek suretiyle, başta MERA yokluğundan dolayı hayvancılığa büyük bir darbeye, Satılan o Meraların, o verimli arazilerin sanayi tesisi, Dam, Tavuk kümesi ve benzeri yapılarla betonlaşması, hem verimli toprak kaybına ve hem de çevre kirliliğinin yanında, Köy’den Kent’e zaten var olan GÖÇ’ÜN daha da artmasına neden olmaktadır.

Bu olumsuzluğun en çok bilincinde olan da Feraset ve kıvrak zeka sahibi Köylümüzdür, Çünkü KÖY, Köktür O kökünden kopmak istemez. KÖY tohumdur, KÖY Ekmektir, Ettir, Süttür, KÖY Ülkesini doyurur dışa bağımlılıktan korur, yeter ki Köylü çaresiz bırakılmasın!.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, “KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR” derken köylünün tüm halkı doyurmanın yanında ürettiği ara mallarla da Ülke sanayiini ve Ülke ekonomisini ayakta tutabileceğini yıllar önce görmüş ve düşünmüştür, ancak bu görüş ve düşünceye rağmen günümüzde Köylü gözden çıkarılmış gibi.

Köylünün kıvrak zekâsıyla ilgili bir anekdot ekleyelim yazımıza.

1950 li yıllarda hiçbir köyümüzde elektrik yoktu, ay olmadığı geceler zifiri karanlık olur, insanlar geceleri ya gemici feneri benzeri küçük fenerlerle ya da pilli “Elektrik” denilen el fenerleriyle yolunu yönünü bulabilirdi.

Bir yaz akşamı, Köyde düğün var, şehirden misafirler gelmiş, akşam karanlığı çökmüş, ay yok, ortalık zifiri karanlık, şehirli gençler düğün evinden köy kahvesine gidecekler ama çok karanlık, eve yakın bir bakkala giderler ve en iyisinden bir el feneri alırlar, sağı solu önlerini fenerle aydınlatırlarken karşıdan kendilerine doğru bir köylünün geldiğini görürler.

Köylü selam verir ve ağalar ataşınız va mı cıgaramı yakcem deyince, bizim şehirli uyanıklar, tamam eğlenceyi bulduk diye sevinirler ve köylü dayıya yeni aldıkları el fenerini yakarak, Dayı burdan yak sigaranı derler, Köylü dayı da onlara inanmış gibi yaparak dayamış sigarasını el fenerine, öyle yapmış böyle yapmış arada bir de sigarasının ucunu elleyip, az kaldı yancek galiba dermiş tabi bizim şehirliler zevkten dört köşe, aptal köylüyü buldular ya.

Böylece bir Saatten fazla zaman geçmiş, el fenerinin de pilleri zayıflamış ışık cılızlaşmış, Köylü dayı, ağalar sizin ataşınız bitmiş bu yanmeycek gari deyip ayrılmış oradan, bizim uyanıklar da katıla katıla gülerek köy kahvesine gelmişler kahvedekiler sormadan onlar başlamış anlatmaya bir zavallı bizim el fenerinden sigarasını yakmak için bir saatten fazla uğraştı ama yakamadı bir türlü, ne kadar aptal insanlar varmış şaşırdık doğrusu gibi laflar ederlerken bizim Sabri dayı girer kahveye ve ocakçıya seslenir, Mülkü oğlum benim kahvemi yap bide ataş getir cıgaramı yakcem, ha bi de bu misafirlere de birer bardak soğuk su getirive de yürek yangınları sönsün ne de olsa el fenerlerinin pillerini bir saat içinde ben bitirivedim gari deyince, kahvede bir kahkaha tufanı kopar ki bizim uyanıklar işletildiklerini ancak anlarlar ve mos mor kesilirler utançlarından kahvede duramazlar.

VE İŞTE, BÖYLE BİLGELERİ OLAN, “ORADA UZAKTA BİR KÖY VARDI GİTMESEK’DE GELMESEK’DE” O KÖY BİZİM mahallemiz”(!) oldu ne yazık ki.    Esen kalınız…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ