UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,55 / Satış: 3,56
€ EURO → Alış: 3,87 / Satış: 3,89

MİLLET, TARİHİNE VE KÜLTÜRÜNE YABANCILAŞTIRILMAKTAN BIKTI!

MİLLET, TARİHİNE VE KÜLTÜRÜNE YABANCILAŞTIRILMAKTAN BIKTI!
  • 29.10.2016

Türkiye’de son ayların ve yılların en büyük siyasi gündemi ve tartışması başkanlık konusunda yaşanıyor. Her hafta Perşembe günleri Balıkesir TV 100’de yayınlanan ‘Basın Ekspres’ haber programının da bu haftaki konusu başkanlık ve referandum üzerine gerçekleşti.

Öncelikle tarihsel bir yanılsamayı düzeltelim ve vurgulayalım: Başkanlık sistemi ile ilgili uygulama ve tartışmalar bugünün veya kimi siyasi çevrelerin iddia ettiği gibi doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkilendirilemez.
Evet, bu tarihsel bir yanılsama ya da bilinçli ve sistemli bir tarihsel çarpıtmanın ürünüdür!

BAŞKANLIK SİSTEMİ, TÜRK TARİHİNE YABANCI BİR SİSTEM DEĞİL!

Türk tarihi ve kültürüne yabancı olmayan başkanlık sistemi ve geleneği, kültürü kurtuluş yıllarında ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşu sonrası 1950 yılına kadar devlet ve toplum yaşamımızı biçimlendiren en önemli faktördü. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışı ve kurucu mecliste yürütme ve yasama görevi doğrudan meclis başkanlığını üstlenmiş Mustafa Kemal’e verilmiş, tanınmış bir yetkiydi.

Keza, 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet Meclisi tarafından cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş Mustafa Kemal, dört kez aynı göreve seçilirken, yine bu yıllar içinde yürütme ve yasama görevi fiilen Mustafa Kemal de idi. 10 Kasım 1938’de vefatından sonra cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve o da dört kez aynı görevi seçilmiş İnönü, 1950 yılına kadar devlet sistemini bu sorumlulukla yürüttü. 93 yıllık Cumhuriyet tarihinde askeri darbe dönemlerini ve yıllarını da bu yıllara eklemlediğinizde parlamenter demokratik düzen dışında ülkenin on yıllarca başkanlık veya yarı başkanlık olarak yorumlanabilecek sistemlerle iç içe yürüdüğü görülecektir.

CUMHURİYET TARİHİ TERSTEN YAZILIP, OKUTULUYOR!

Bu noktada, Mustafa Kemal ve İnönü’nün cumhurbaşkanlıkları dönemi için fiili başkanlık ya da yarı başkanlık dönemi veya partili cumhurbaşkanlığı dönemi tanımlaması yapılabilir.
Türk siyasal yaşamında başkanlık sistemine geçiş konusunda ilk somut ve net önerinin Erbakan tarafından ve daha sonda MHP Genel Başkanı Türkeş tarafından ‘Temel Görüşler’ isimli 1979 yılında yayınlanmış kitabında dile getirildiğini ve önerildiğini görüyoruz. Erbakan ve Türkeş’i Demirel, Özal ve günümüzde ise Erdoğan takip etti.
Şu sorulabilir: Peki, Cumhuriyet Devletinin ilk yıllarından bugüne devlet ve hükümet başkanlarının, siyasi liderlerin sistem konusundaki arayışlarının nedeni ne idi?

Osmanlı Devleti topraklarını merkez ve taşra olarak ayırarak yönetirdi. Yönetimin başında padişah bulunmaktaydı ve ülke ile ilgili söz sahibi olabilen tek kişi padişahtı. Son kararları her zaman padişah verirdi. Merkeziyetçi özelliğe sahip olan Osmanlı yönetimi, mutlak monarşi ile yönetilirdi. Monarşinin yanında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı alması ile halifelik makamını elde ederek teokratik bir devlet konumuna da gelmişti. Osmanlı’nın son yıllarında da farklı iç ve dışsal nedenselliklerden dolayı meşruti monarşi sistemine geçildi. Meşrutiyet devrinde ise padişah bu egemenliğinin bir kısmını halkın seçtiği meclis ile paylaştı.
Meşruti monarşiden cumhuriyete geçiş kurtulmuş yıllarında kurulacak devletin idare biçiminin de belirlenmesi anlamını taşır. Devlet şekli cumhuriyet olan, yani halk egemenliği olan devletlerde, yönetim biçimi bununla özdeş olarak demokrasi olmayabilir. Cumhuriyet devletinde egemenlik milletindir ve bunun demokrasilerde temsili organı meclistir. Devlet, güçler ayrılığı ilkesine göre, yasama, yürütme ve yargı olarak biçimlenir.

ÇAĞDAŞ MUASIR MEDENİYET DEMEK BATICILIK DEMEK DEĞİLDİR!

Cumhuriyet devletinin kuruluşu ve kurumsallaşmasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yön veren felsefi, ideolojik ve siyasal kaynak Batı olmuştur. 1789 Fransız Devrimi ile Batı da oluşmuş ulus devletler ile 1917 Ekim Devrimi ile kurulmuş Sovyetler, Cumhuriyet Devletinin oluşumu ve kuruluşunda iki belirleyici etken ve etkin unsur olmuştur.
Bu aynı zamanda yeni devletin idare biçimi ve işlevinin belirlenmesi sürecinde bir arayıştır. Bunlar bilinmeden ve anlaşılamadan Cumhuriyet devletinde yöneticilerin 93 yıl boyunca sistem ve işleyişi konusundaki beyanlar ötesinde çığlıklarının anlaşılmasını olanaklı kılmaz. Bu nokta da esas olan, Cumhuriyet kavramının üzerine oturduğu ve biçimlendiği, millet ve millet egemenliği ile milletin ne istediğinin, tercih ve ihtiyaçlarına yanıt verilmesi sorunudur. Bugün yaşanan sistem arayışı ve tartışmalarının ana nedeni de budur!

indirTürkeş’in daha 1979 da, kitabında başkanlık sistemi ile ilgili olarak, “Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk milleti, dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde bunu uyguladı” derken, Türk tarih felsefesine ve törelere dikkat çekmesinin temel mantığı iyi anlaşılmalıdır. Dikkat edilirse Demirel, Erbakan, Özal ve Erdoğan da başkanlık sistemiyle ilgili beyanlarında öncelikle, devletin kuvvetli, adil ve hızlı kararlarla işlemesi gerekliliğine işaret etmekte.

FİİLİ BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN ANAYASAL BAŞKANLIĞA!
Keza, Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin başkanlıkla ilgili hemen her açıklamalarında başkanlık sistemiyle ilgili sorulara ısrarla “önce yeni bir anayasa” demesi, fiili başkanlık sistemi yerine Anayasal ve hukuksal bir başkanlık sistemi arayışı içerisinde olunduğunun da bir göstergesi. Bu diktatörlük ya da faşizm gibi siyasi tartışmaların da anlamsızlığını da öne çıkartan en büyük unsurdur. Hatta tam tersi, kimi çevrelerin, ‘zaten fiili başkanlık var. Daha ne başkanlığı ne yetkisi” itirazları, fiili durumun toplumsal gerginlik ve kutuplaşmaların önünü açıcı bir siyasi risk taşımakta.
Başkanlık sistemi ile ilgili gerçekleşmiş kamuoyu anketlerinde halkın önemli bir kısmının ezici bir şekilde başkanlık sisteminden yana tavır koymuş olması, sistem arayışlarının geniş halk yığınları nezdinde karşılık bulması nedeniyledir. Halk, 93 yıllık Cumhuriyet tarihinde, sistemin parlamenter bir düzlemde yürütülmesi çabalarının ülke ve toplum nezdinde yaratmış olduğu sorun ve sıkıntıları, sistemdeki açmazların darbecilere ve askeri darbelere nasıl gerekçe oluşturduğunu yaşadı ve gördü.

HERKES KONUŞACAK, MİLLET SON KARARI SANDIKTA VERECEK!

Evet, bu sistem değişmeli!
Değişimin ve yasal düzenlemenin ne yönde ve nasıl olması gerektiğini ise iktidarı ve muhalefeti ile, tüm toplumsal bileşkeleriyle millet konuşup, tartışmalı. Kutuplaştırıcı ve gerileme, provokasyonlara açık hiçbir çaba ve girişime yol verilmeden, demokratik bir anlayışla, herkes, tüm düşünce farklılıkları ve endişelerini özgür bir biçimde dile getirerek, ülkenin ve milletin geleceğini belirlemeli. Bu konularda herkes, tüm taraflar eteğindeki taşı dökmeli!

Sonrası mı?

Sonrası belli, egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin ise, millet ülkenin ve kendi geleceğine sandıkta karar verecek ve son sözünü söyleyecek!

Esen kalın…

 

3a7974d88669198cce4601776cecb204

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ