Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Mesele çevreyse…

kategorisinde, 07 Haz 2013 - 21:47 tarihinde yayınlandı

mancilikmanset

Diren gezi parkı” sloganıyla çevrecilik olgusu ülkemizde farklı bir boyuta geçerek zirve yaptı. Sonrasında bu sloganın içerdiği anlam farklı unsurların ve tepkilerin de içine dahil edilmesiyle birlikte genişlese de gösterilerin özünde ağaçlar ve yeşil alan vardı. Toplum yeşile ve doğaya sahip çıkılabileceğini bu sloganın tüm Türkiye’ye yayılması ve karşılık bulmasıyla belki de yeniden öğreniyordu. Yeni nesil, yeşilin çocukları ya da çiçek çocuklar bunda da oldukça başarı sağladı. Bugüne kadar farkında olmadığımız bu nesil gördük ki ülkenin her yerindeydi. Ankara, İzmir gibi Bandırma’da da filizlendiler.

Gezi parkından filizlenen bu doğa hareketi, farklı sorularında gündeme yansımasına sebep oldu.

Sadece gezi parkı mıydı yok edilen? Ülkemizde ki ağaç ve doğa katliamı sadece gezi parkında mı gerçekleşiyordu?

Ne yazık ki bu soruların cevabı HAYIR…

Ülkemizin pek çok yerinde ağaç ve doğa katliamı gün ve gün artan bir şekilde yapılmakta. Aslında Bandırma ve Güney Marmara bölgesi bu konuda en şanslı bölgelerden biriydi. Çünkü pek çok alanda bakir kalmış ve tarım ve hayvancılığın gelişmiş olması sonucu kendi doğal yapısını bazı olumsuz örnekler dışında genelde koruyabilmişti. ŞİMDİYE KADAR…

Bu insanın içini acıtıyor ama ne yazık ki doğru.

ŞİMDİYE KADAR, çünkü Bandırma – Biga hattı diye adlandırılan bölge, bu iş için ayarlanmış durumda…

ŞİMDİYE KADAR, çünkü artık tarım arazileri üzerine fabrikalar kurulacak…

ŞİMDİYE KADAR, çünkü bu fabrikaların içinde ağır sanayinin en tehlikeli olabilecek çeşidini oluşturan Demir Çelik Fabrikaları bile var…

ŞİMDİYE KADAR, çünkü Erdek körfezine 3 veya 4 liman yapılması düşünülüyor. Yani sadece araziler değil, denizde işgal tehlikesi altında…

Peki, NEDEN?

Aslında bu öngörülecek bir durumdu. Marmara Bölgesi hem finans gibi pek çok önemli alanda merkez konumuna gelmiş İstanbul’u içinde barındırdığından, hem de ulaşım gibi avantajlı pek çok özelliğinden dolayı sanayi yatırımlarının merkezi olmuştu. İstanbul’un çevresinde başlayan yatırımlar Darıca ve Dil ovasında zirve yapmış orada yaşanan yer sıkıntısından dolayı Bursa’ya doğru kaymıştı.

İstanbul’un diğer yakası da aynı durumdaydı. Yatırımlar Tekirdağ’ı aşınca sanayi için yeniden yer sıkıntısı yaşanmaya başlandı. İşte bu dönemde gözler bugüne kadar Marmara’nın incisi olarak kabul gören bölgemize kaydı. Bir yerlerde konuyla ilgili planlama çoktan yapılmıştı bile. Düğmeye basıldı ve herkes bir anda Bandırma – Biga hattından bahsetmeye başladı.

Ortada bu hatla ilgili bir plana dair belge bulunmasa da, gelişen olaylar bu yönde ilerlemeye devam ediyordu. İlk önce Sabancı Holding Doğalgaz Çevrim Santraliyle gündeme geldi. Tarım arazileri satın alınarak üzerine bu santral inşa edildi. Sonra diğerleri devreye girmeye başladı.

Darıca da Demir Çelik Fabrikası olan bir kurum, Paşaçiftlik mevkiinden 3200 dönümlük bir yer aldı. Aldığı yerlerin hepsi tarım arazisi ya da zeytinlikti ve şu şekliyle oraya bir fabrika kurulmasına imkân yok gibi görünüyor. Böyle bir durumda siz risk alıp sadece araziye 70 milyon liraya yakın bir yatırım yapar mısınız? Aslında yapılmaz… İster istemez akla başka sorular geliyor. Acaba sanayicilere bir yerlerde siz alın gerisini biz hallederiz diye garanti mi verildi?

Zaten arazi alan tek kurum da o değildi. Pek çok farklı alandan yatırımcı, aracılar eşliğinde buradan arazi almanın peşine düştü. İçlerinden kimyevi madde üreticisinden cam sektörüne kadar pek çok alanda iştigal eden yatırımcının ismi zikredilmeye başladı.

Peki, ne oldu da bu firmalar yasal prosedürlerine bakmadan bu arazilerle ilgilenmeye başladı?

Bununla ilgili söylenenler oldukça ilginç. Bu fikrin odağında 1/100.000’lik planlar yatıyor. Son dönemlerde birkaç kere gündeme gelen bu planlar özellikle bölgemiz için oldukça önem taşıyor. Çünkü planlar bölgemizin bundan sonraki gelişimini belirleyecek ve arazileri sınıflandıran bir harita olarak değerlendirilebilir. İşte söylemler bu noktada birleşiyor. Açık ve net olarak söylenmese de yapılacak yeni planlamada bu hat üzerindeki tarım arazilerinin sanayi yatırımlarına açılması gündemde. Dönüp bölgeye baktığınızda da pek çok sanayi kuruluşunun buradan yer aldığını görüyorsunuz. Yani Madalyonun bir yüzüyle diğeri örtüşüyor.

Buraya kadar yazdıklarımızın ışığında toplumdaki gelişmelere de biraz değinmek lazım.

Tüm bunlar olurken Bandırma ve Bölge halkının ve burada bulunan çevre kuruluşlarının sürece sessiz kaldığını hatta ilgilenmediklerini bile söyleyebiliriz. Oysaki Çimento Fabrikası ve Termik Santral konularında Bandırma Halkı ve çevre örgütleri iyi bir sınav vermiş ve karşı çıkarak bu oluşumları engellemişti.

Peki, şimdi ne oldu da kimsenin sesi çıkmıyor?

Çünkü başı çekmesi gereken çevre örgütlerinin konuya ilgisi yok. Peki, bilgileri var mı? Yok, çünkü bölge basını bu tür oluşumların yarata bileceği olumsuz etkilere gözünü kapamış ve günü kurtaran haberlerin peşine düşmüş. Bu işi şekillendirip yönlendirebilecek ya da yaptırımlar koyabilecek bölge siyasetinin odağında ise koltuk sevdasının ateşi yanmaya başlamış.

Demir Çelik sektöründe EAOT denen zehirli ve ağır metal içeren bir atığı olduğu, bu atığın depolanmasında sorun yaşanırsa kanser riskinin ortaya çıkabileceği…

Erdek Körfezine peş peşe pek çok liman yapıldığında buradaki ekolojik dengenin nasıl etkileneceği

Dünyadaki tüm gelişmiş ülkeler topraklarında yeni tarım alanları yaratmaya çalışırken, bu tür planlamaların bölgemizdeki tarım alanlarını yok edebileceği…

Yukarıda yazılan üç madde bu oluşumlarla ilgili düşüncelerde oluşan endişelerden sadece bir kaçı. Belki de şu an için buz dağının görünen yüzü olarak kalıyor. Daha fazlası mutlaka ortaya çıkacaktır.

Bütün bunlara karşın buraya gelecek olan sermaye gruplarının da bir sloganı var.

İSTİHDAM YARATACAĞIZ.

Peki, bu istihdam neye karşı yaratılacak?

Kapıdağ’daki benzersiz flora ve fauna çeşitliliğinin yok olma riskine karşı mı?

Termal sularımızın bu fabrikaların atıklarıyla kirlenme riskine karşı mı?

Kuşların Manyas Kuş Cennetin terk etme ve o cennetin yok olma riskine karşı mı?

Tarım alanlarının verimsizleşmesi riskine karşı mı?

Zaten çok olduğu bilinen kanser vakalarının daha da artması riskine karşı mı?

İyi bir denetim mekanizması oluşturulmaz ve bölgeye yatırım yapacak sanayi kontrol altında tutulmazsa Yani saldım çayıra Mevlam kayıra tarzı bir hareket içine girilirse, bu doğmamış çocuklarımıza bile miras bıraktığımız bir zulüm olur.

Şu anda elimizde bulunan verilere ve yaşanan tecrübelere göre Bandırma ve bölgemizdeki gerçek sorun istihdam sorunu değil. Tam tersine sorun burada yapılacak olan yatırımlar. Üstelik bunu “BEN YAPTIM OLDU” zihniyetiyle gerçekleştirmek daha da düşündürücü. Çünkü kimse bölge halkına bu hattı anlatmadı. Böyle bir hat için ne düşünüyorsunuz diye sorulmadı. Birileri düşündü, planladı ve düğmeye basarak süreci başlatmış oldu.

Tüm bunları bir kenara bırakıp Cumhuriyet Meydanında yapılan gösterilere gelelim. Bir çevre hareketi olarak başlayan gezi parkı gösterilerine destek veren kalabalıklar bu tehlikelere neden kayıtsız kaldı? Burada da yeşil tehlikede, çevre sağlığı tehlikede. Hatta gezi parkından daha önemlisi burada insan sağlığını tehdit edecek durumlarda ortaya çıkabilir. Oysa şuandaki gösteriler çok daha farklı bir boyuta ulaşmış ve Bandırmayla bütünleşmeyen cılız bir kıvılcım görüntüsü sergiliyor. Konu çevreyse yukarıda anlatılanlar çok daha önem taşıyor. Çünkü korkulanlar doğru çıkarsa bölgenin kaybı düşünülenden çok daha fazla olabilir. İşin ilginç tarafı siyaseten herkes suçlu. Bunun yolunu iktidar partisi açmış olabilir ama muhalefetteki partiler de bu konulara sessiz kalıp gündeme getirmediler ki, TBMM’de ana muhalefet partisi olan CHP yerel de iktidar da olmasına rağmen.

Artık Bandırmalının yüzünü biraz da bu tür oluşumlardan dolayı bölgede oluşabilecek tehlikelere yüzünü çevirmesi gerekiyor. Cumhuriyet Meydanında oluşan enerji siyasetten uzak ve yasal çerçeveler içerisinde bu konularla doldurulabilseydi, belki bandırma bölge için çok daha yararlı olurdu. Çünkü bu bölge geri kalanı dolmuş, hareket alanı kalmamış Marmara Bölgesinin tek bakir kalmış bölümü.

İçinde bulunan Manyas Kuş Cennetiyle, Termal Sularıyla, Kapıdağı ile, Bandırma ve Erdek Körfezleriyle, tarihiyle, doğasıyla bu kadar güzellikleri barındıran bir bölgeyi “istihdam sağlayacağız” sloganına meze edersek, bunun hesabını vicdanımıza, çocuklarımıza nasıl vereceğiz. Bazen geç kalmak çok pahalıya patlar. Bunu Marmara’nın diğer bölgelerine bakınca çok net görüyoruz.

Seçim sizin…

Önümüzdeki günlerde buraya yatırım yapacak sanayi kuruluşlarını anlatan bir yazı dizisini de sizlerle paylaşacağız… 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz