Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Liman Kentinin Unutulmuş Sahili: Livatya

kategorisinde, 18 Mar 2013 - 19:32 tarihinde yayınlandı

Hazırlayan: Belgin Günay
Eski fotoğraflar ve verdikleri bilgiler için Sayim Alkazak ve Ömer Gözükara’ya teşekkürler.

livatya_1969_269220_10200117639258247_1592595371_n ömer gözükara albünmünden

1969 yılında Livatya. Ömer Gözükara albümünden.

 

Endüstrileşmeyle birlikte giderek fiziki konforu yükselen, değişen hayatlarımız, Bandırma’nın gelişen ekonomisi bize birşeyler getirirken arka planda neleri götürüyor?

Ekonomik açıdan daha tatminkar, gıcır gıcır yeni apartmanlarla, fast food zincirleriyle, giderek büyüyen bir liman ve fabrikalarla donatılmış ancak sakinlerine doğayla, denizle bütünleşecek, nefes alacak gerçek yeşil alanlar sunamayan, kültürel değerlerini kaybeden ve geliştiremeyen bir kentte yaşam kalitesine samimiyetle yüksek diyebilir miyiz?

Aslında 1800’ler İngilteresine, sanayi devriminin en erken zamanlarına benzeyen, Charles Dickens romanlarında anlatılan kömür dumanına boğulmuş mutsuz insanların mutsuz kentlerini bizlere “modern sanayi kenti böyle olur” diye yutturmaya mı çalışıyor birileri?

Bu sorular ışığında şimdi sizleri Bandırma’nın 60’lı yıllarına götüreceğiz. 45 yaşından genç kent sakinlerinin hiç bilmediği, sadece efsanelerde kalan bir Bandırma köşesine, şimdiki şehir merkezinin 2 kilometre Kuzeydoğusuna, Livatya’ya gidiyoruz.

Başka bir Bandırma
Levent mahallesi henüz yok, çarşı uzaklarda, etrafımıza baktığımızda gözümüze güzel bir kumsal çarpıyor, kayalık bir sahilin tek kumsalı, Livatya koyundayız. Bisikletleriyle gelmiş çocuklar, sepetlerine dolmaları, köfteleri koyup kumsala koşmuş kadınlar cıvıl cıvıl bir ortam yaratmış, berrak denizde yüzüyorlar. Hemen karşıda ağaçlar içinde bahçelik bir alan var, Sülüklübahçe. Aktığı yerler boyunca sazlıklar oluşturan İstanbul deresinin suyu denize bırakılmıyor, Sülüklübahçe’deki su deposunda toplanıyor. Bu su ile, Karacabey üzerinden kayıklarla Livatya koyuna gelen balıkçı Manyas Kazakları kayıklarının altındaki peçeyi (midye, yosun vesaire) temizliyorlar. Livatya koyunun ötesinde Yelkenkayalar ve Sıcaksu mevkileri var, buraları kumsal olmasa da özellikle gençler yüzmek, kayalardan atlama yarışmaları yapmak için kullanıyorlar.

Yeldeğirmenleri, Rumlar ve tuğla ocakları
Kurtuluş Savaşı öncesinden beri Livatya koyunda denize girilebilse bile düzenli bir plaj yok, eski zamanlarda civarda yel değirmenleri, koyda ise kiremit ve tuğla ocakları var. Ocakları işletenler Rumlar. Alaattin Döker bu ocaklarda çalışarak mesleği öğreniyor. Sonraları ocaklardan birinin sahibi oluyor. 60’lı yıllara gelindiğinde burası belediye plajı haline getiriliyor ve Alaattin Döker’in oğlu Pala Ahmet lakabıyla bilinen 1939 doğumlu Özcan Döker plajın gazinosunu işletmeye başlıyor. Plajda soyunma kabinleri, duşlar, bir plajda olabilecek her türlü imkan mevcut. Gazinoyu işleten Alaattin Döker’in ablasının önerisiyle plaj 1969’dan 1989’a kadar gündüzleri kadınlara, öğleden sonra bir saatten itibaren ise erkeklere hizmet verilecek şekilde düzenleniyor.

70’lerin başında Livatya’da bir yüzme yarışından enstantane. Soldan sağa: Süleyman Özmercanlı, Ertan Öztaylan (Kurtiş Ertan), Levent Okşar (yüzücü), Veli Özçınar (Otobos Veli)

70’lerin başında Livatya’da bir yüzme yarışından enstantane. Soldan sağa: Süleyman Özmercanlı, Ertan Öztaylan (Kurtiş Ertan), Levent Okşar (yüzücü), Veli Özçınar (Otobos Veli)

1969 - 1989 arası Livatya gazinosunu işleten “Pala Ahmet” lakaplı Özcan Döker

1969 – 1989 arası Livatya gazinosunu işleten “Pala Ahmet” lakaplı Özcan Döker

Livatya yağlı direk yarışması şampiyonlarından “Bilye Hikmet” lakaplı Hikmet Döner

Livatya yağlı direk yarışması şampiyonlarından “Bilye Hikmet” lakaplı Hikmet Döner

Tuğla ocaklarından plaja
Plajda sık sık yüzme yarışları yapılıyor. 1 Temmuz Kabotaj Bayramı etkinlikleri de yıllarca bu plajda yapılıyor. Yağlı direk yarışları çekişmeli anlara sahne oluyor. Bandırma’ya ilk kez bir başpehlivan getirmeyi başaran kişi, Kırkpınar Ağası Süleyman Özmercanlı da plajın gediklilerinden. Başpehlivan Sabri Acar’ı Bandırmalılarla buluşturan Özmercanlı 70’lerin başında herkesin gözdesi. Özmercanlı’nın yanı sıra daha sonraları Bandırma’nın önemli işadamları, bürokratları, ticaret ve hizmet erbabı olan pek çok karakteri gençliğinde Livatya’nın rahlei tedrisatından geçiyor, sosyal yaşamı, denizin bu yaşama kattıklarını, arkadaşlığı burada öğreniyorlar. Bir kuşağın bisikletle evden kaçıp özgürlüğün tadını çıkardığı, kumlarda, denizde debelenip doğayla, denizle bütünleştiği bir yer burası.

80’li yıllar. Kabotaj yerini Hıdrellez’e bırakıyor
80’li yıllarda plaj eski canlılığını kaybediyor. 1989’a kadar Özcan Döker’in işlettiği gazino Cüneyt Tecimen’e geçiyor, Tecimen’in kısa süre işletmesinin ardından tesis yıkılıyor. Bu arada 1989 Belediye Başkanlığının da Hasan Sur’dan şu an da belediye başkanlığı yapmakta olan Sedat Pekel’e geçtiği yıl. Her açıdan 80’li yıllar Livatya’da sonun başlangıcıydı denilebilir. Bu yıllardan sonra bölge varlığını Hıdrellez bayramlarında hatırlatıyor daha çok. Özellikle Roman vatandaşların müzikleriyle renklendirdikleri bu bayramlarda tüm kent halkı Livatya kumlarına dileklerini çiziyor, kumsal bir kentin umutlarını yükleyip denize saldığı yer oluyor. Genç kızlar, kadınlar, çocuklar, erkekler, araba, ev, aşk, para, mutluluk istiyor Livatya’nın denizinden, kumundan, bitmek bilmeyen rüzgarından.

DSCN0282

Günümüzde Livatya

Kadınlar Livatya’ya küstürülüyor
Bu arada birşey daha oluyor, Livatya Hıdrellez sabahları haricinde giderek kapılarını kadınlara açmaz oluyor. Erkeklerden oluşan gruplar yayan ya da daha çok arabalarla gelip alkol alıyor Livatya’da, zaman zaman uyuşturucu kullanımı ve kriminal olaylar da yaşanmaya başlıyor. Alkol alma özgürlüğünü kısıtlamaya zaten kimse taraftar değil ancak erkekler iki yudum biralarını içerken yanlarında kız arkadaşlarını, ablalarını, eşlerini götürmüyor Livatya’ya. Kadınlar nadiren cesaretlerini toplayıp biraz güneş, biraz deniz havası almaya kumsala gittiklerinde omuzlarını içeri çekerek, tedirgin yürüyorlar. Geriye kalan sadece iki faal tesis var koyda; halı sahada erkekler spor yapıp keyifli saatler geçirirken, kadınlar sadece düğün salonunda bir düğüne katıldıklarında faydalanabiliyor buradan, tedirgin olmadan hem denizi hem yeşili yaşayabilecekleri bir park, bir plaj, çaybahçesi, restoran yok.

Bugün gittiğinizde Livatya yine kadınlara kapalı olan denizin açık olduğu başka birşey var: Lağım! Zaten sanayi atıklarıyla ölen Bandırma’nın denizi evsel atıklara da evsahipliği yapıyor. Kentte biyolojik arıtma tesisi yok, sadece deşarj tesisi var. Lİvatya ve civarındaki evsel atıkların deşarj tesisine de bağlantısı yok. Kumsalı yarıp denize ulaşan lağımdan oluşmuş bir dere etrafa kötü kokular salarak, bir neslin anılarını öldürerek denize akıyor. Zamanında İstanbul deresini denize başıboş akıtmayıp su deposunda toplayan, bu suyla balıkçı teknelerini, bahçeleri ihya eden kent şimdi derelerini, kalan son kumsalını, denizini hunharca lağımla kirletiyor.

DSCN0274

Lağım ve çöp içinde kıvranan kumsal

Yamaçlardaki evsel atıklar

Yamaçlardaki evsel atıklar

Başka bir Bandırma yeniden mümkün
Hayal bu ya, çeşitli kuruluşlardan finansman sağlanabilecek güzel bir proje geliştirilse, kapsamlı bir kamulaştırma ile bu koy ve gerisindeki bölge bir koruluk, park ve kumsal olarak kentin nefes alabileceği bir yer haline getirilse, belki deniz içinde yüzülecek kadar temiz hale gelmeyecek bir daha hiç ama en azından sanayinin yanı sıra bir üniversite kenti, bir gençlik merkezi olan Bandırma’da bu kumsalda gençler ateş yakıp şarkılar söyleyebilir, kadınlar yüzlerini güneşe dönebilir, kumlarda, çimenlerde, ağaçların altında çocuklar koşturabilir hattâ belki belediyeye ait büyük bir yüzme havuzu ile burası yazları herkesin odak noktası olabilir. Bandırma’da bütün bu güzelliklerin birarada yaşanabilme potansiyelini taşıyan böyle bir alan var, değerlendirilmeyi bekliyor. Evet sahil bandımız var ama ip gibi uzayıp giden yekpare betondan ibaret. Ara sokakları, ana caddeleri, meydanları, sahili, heryeriyle Bandırma yeşili özlüyor.

DSCN0316

Yamaçlardaki evsel atıklar

Öte yandan, Livatya koyunun yanıbaşında yeni yapılan, sahil bandının devamı konumundaki balıkçı barınağının hemen arkasındaki yamaçlar da yine lağım sorunundan muzdarip. Yukarıdaki apartmanların evsel atkları yamaçlardan aşağı akıyor, akan pislikler, evlerden atılan çöpler açıkta, görünür vaziyette. Yamaçlarda sallanmakta olan çöp diye atılmış koltuklar bile var! Kentin en nezih yeri olması beklenen sahil bandında lağım, kötü koku ve çöp var. Buradaki apartmanlar çöp sorunu ile ilgili uyarılabilir, lağım ise borularla deşarj tesisine bağlanabilir.

Bir kentin hayat kalitesi sadece ne kadar zengin oduğu ile ölçülmez, eğitim, kültür, kent sakinlerinin iş dışındaki zamanlarda neler yaptıkları, nasıl bir hayat tarzı benimsedikleri kentin modern ve kaliteli bir kent olarak nitelendirilebilmesi için önemlidir. Biz beton bir sahil şeridinde çekirdek çitleyip volta atarak karşıdaki fabrikaları izlemeye mahkum edilmemeliyiz.

Gelen yorumlar üzerine yazıya ek:

Öncelikle, yazıya ilgi gösterip yorumladıkları için tüm okuyuculara teşekkür ederim ancak yazının içeriğiyle değil de bahsi geçen semtimizin ismiyle ilgili yorumlar yapılmış hep. Biz bu değerli alanı koruyamadıktan, virane halde bıraktıktan sonra ismi Çince olsa ne olur, Türkçe olsa ne olur, Eskimo dilinde olsa ne olur…

Yine de tartışmaya nokta koymaya çalışarak Livatya isminin anlamını açacağım elimden geldiğince, bildiğim kadarıyla. Livatya’nın aslında Livadya diye söylenmesi gerektiği ve bu ismin Kırım Yalta’daki Livadya sarayının adından Bandırma’ya göçmüş Kırım Tatarları’nca verildiği rivayet edilmiş yorumlarda.

Yaptığım araştırmalara göre Livatya Yunanca’da “çayır” anlamına geliyor. Bugün Sicilya’dan Yunanistan anakarasına, Ege adalarına, Kıbrıs’a kadar Akdeniz havzasının pek çok yerinde Livatya isminde yerleşim yerleri, bölgeler, semtler var. En bilineni Kıbrıs Rum kesiminde bir şehir. İsim Rumca’da da Livatya diye “t” harfi ile seslendiriliyor ve bu biçim Türkçe’nin ses yapısına da Livadya’dan çok daha uygun, kendiniz iki sözcüğü de bir telaffuz edin göreceksiniz Livadya’da Rusça’ya benzer bir zorlantılı ses çıkardığınızı.

Bildiğiniz gibi mübadele öncesinde Bandırma’da da pek çok Rum yaşıyor. Bugün Bandırma çevresinde Tanaşa, Perama gibi yaşlılarımızın halâ eski adıyla bahsettiği Rumcadan kalma köy isimleri var. Yine Ocaklar’ın eski ismine yaşlılar Konya derler ki bu da Rumca Gonia’dır esasında. Bizzat Bandırma’nın ismi zaten Rumca kökenli. Şimdi bu kadar Helenistik geçmişi olan bir şehirde, Livatya gibi Rumca bir kelimenin burada Kırım Tatarları’ndan önce yaşamış Rumlarca değil de Tatarlar tarafından buraya verildiğini düşünmek biraz mantıksız kaçacaktır. Kırım Tatarları Bandırma kültürünün çok önemli bir parçasıdır, özellikle Bandırma yerel mutfağının neredeyse tamamını Tatar kültürü şekillendirmiştir. Ama Livatya isminin Yunanca kökeni ile ilgili pek tartışmaya yer yok. Hem diyelim ki bu ismi gerçekten Tatarlar verdi, neden Kırım’daki Türkçe şehir isimlerinden birini vermediler buraya, Akmescit gibi bir Kırım Türk şehrinin adı dururken mesela neden Kırım Türkleri ile hiç alakası olmayan, Romanof hanedanının yaptırdığı bir villadan gelişmiş Livadya sarayının ismini uygun gördüler buraya? Kırım kozmopolit bir yer, eski Helenistik çağ Yunan kolonisi, Feodosiya gibi başka Yunanca yerleşim isimleri de var Kırım’da. Bu saraya da Livadya ismini ilk binayı yaptıran Romanof hanedanı vermiş Yunan tarihine atfen.

Bunun yanısıra Bandırma’ya göçen Kırım Türkleri’nin genelde Pazartesi Pazarı, Bentbaşı civarına yerleştiklerini görüyoruz tarihte, Livatya semtinde o kadar hakim değiller o zamanlar. Livatya’da hep Rumlar yaşamış, Bandırma Belediyesi’nden çıkan bir tarihi Bandırma fotoğrafları albümü vardı, orada eskiden -yanlış hatırlamıyorsam- Livatya’da suyun içinde değirmen vazifesi de gören bir Rum kilisesi de bulunduğunu görebilirsiniz.

Kırım Tatarları şehrimiz için önemli, yine belirteyim. İlla ki Bandırma’da isimlerle bir iz bırakacaklarsa buradan Belediye Meclisini de göreve çağırmış olalım; şu anda çok da matah bir ismi bulunmayan herhangi bir sokağımıza, caddemize, meydanımıza ya da parkımıza neden İsmail Gaspıralı adını vermiyoruz mesela? Hattâ “Yeni Mahalle” diye sıradan bir ismi olan mahallemize zamanında Kırım mahallesi diye isim verebilirdik, güzel olmaz mıydı?

Yazımı Livatya sözcüğünün Yunanca olduğuna dair herhangi bir şüphe bulunmadığını tekrarlayarak kapatıyorum.

Saygılarımla.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz