izmir escort rokettube sex

Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Kırk yıllık “Hani” nasıl olmazsa “Yani!” Satılmış kalemden de olmaz “devrimci” hani!

kategorisinde, 27 Şub 2013 - 21:27 tarihinde yayınlandı

İskender Pala’nın, “Kitab-ı Aşkı” adlı kitabında geçer bu hikaye…

Petraki efendinin kızına aşık ve de talip olan Ebubekir Kani isimli avare aşıkın öyküsünü anlatır.

Nereden bulduğu belli olmayan inci tanelerini kilisenin salonuna serpiştiren!

Avare Kani de özgür düşünceliymiş ve de idealist!

Saktehar olduğu anlaşılınca da, “İnsaf eyle be Petraki efendi, kırk yıllık hani olur muyani!” diyen cinsinden

Bu söylem yıllardır anlatıla gelinir.

Hikaye de olsa, masal da olsa bir gerçeklilik payı var…

 

* * *

Benzer bir başka hikaye de, malum kalemşorlarımızın söylemleri üzerinedir:

Kalemimizi satmayız kırarız “

Devrimciyiz, mahpus damları bizim için vız gelir tırıs gider”

Mahpus damları için de rahmetli Cem Karaca’nın güzel bir şarkısı vardır:

Düştük mahpus damlarına öğüt veren çok olur,

Saklasam bu öğütleri burdan bizim köye yol olur”

Böyle öğrettiler bize” derler ya!

Davasından dönmeyenler için söylenirdi bunlar!

 

* * *

Öyle bir kuşak gelmiş geçmiş evet, 68 diyorlar adına da!

Sonradan türeyenler de dahil etti kendilerini bunlara…

Biz de vardık” cinsinden kahramanlıklara soyunanlar…

Günlerce ayaktan çıkmayan Postal kokularını, Ankara Küçük Esat Akay Yokuşunda 18 nolu apartmanın bodrum katındaki salaş odada koklamayanlara sözüm!

Kendilerine paye çıkartanlar, aslında görmediler ki onları?

Yaşlarına bakarsanız, o zamanlar yoktular daha dünyada…

ODTÜ nere siz neredesiniz be ey gafiller!

Dil Tarih Çoğrafya, Gazi Eğitim, Siyasal Bilgilerin yerini bilmeyenler, bu gün ahkam keser oldular!

Oldular da ne oldular?

Tabiki zengin oldular!

Varsın olsunlar, buna da bir itirazım yok!

 

* * *

İtirazım kendime!

Ne aptalmışım diyorum şimdi!

Bedava yaşamışsın be hey koca cahil!

Sen kim, onlar kim…

Aşşık atmak neyine?

“Aşşık”ın ne olduğunu da bilmezler ya!

Koyunun, ya da kuzunun ayağından çıkar, oynak bir eklem yerindendir…

Her yerim oynak” misalidir…

 

* * *

Kırk yıllık ‘Haniden’ olmaz ‘Yani’

Benden de olmaz bir halt deriz ya!

Aynen doğrudur, imzamı da basarım altına!

Olanlar nasıl olduysa onu da biliyoruz ya!

Arife tarif gerekmez”, ya da “Görünen Köy Kılavuz İstemez” örneği…

Düşünen düşünür, pay çıkartan çıkartır.

Ben ortaya yazdım, alınan alınır, alınmayan alınmaz…

Hiç de umurumda değil!

“Susmayı Öğrendim” adını verdiğim hayali bir hikaye ile bitireyim istedim yazımı…

 

* * *

“Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan içeri girer girmez boynunu atılır, oyun oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da “Hadi odana git” derdi.

Çaresiz, boynumu büker odama, yani hapishaneme doğru yol alırdım.

Babam arkamdan; “Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hala ne istiyor anlamadım!” diye bağırmaya devam ederdi.

Birgün anladım ki, susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam yaptığım resimleri çok beğeniyor, “Bak, böyle uslu uslu oyna işte!” diyordu. Kızarak beni artık odama göndermiyordu.

Bu düşüncelerle birgün, bir aile tablosu yaptım. Babam eve elince uygun zamanı kolladım. Yemekten sonra, çizdiğim resmi getirdim, babam baktı baktı ve dedi ki:

“Hımmm.Çok güzel olmuş, bu adam benim herhalde.”

Hayır o adam değil, bu çocuk sensin baba.

“Hayır, adam benim, çocuk sensin, küçük kız da arkadaşın.”

Hayır, adam benim, bu küçük sensin, bu kız da annem.

Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip sordu:

“Peki neden bize küçük çizdin?”

Heyecanla başladım anlatmaya:

“Ben büyüyüp adam olmuşum, bir iş bulup çalışmaya başlamışım. Siz yaşlanıp küçülmüşsünüz, beliniz bükülmüş, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalmışsınız. O zaman işte, ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde;

Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim!” diyeceğim.

..ve bir de arkadan bağıracağım:

Her şeylerini alıyorum, sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar!” diye…

Ben bunları söyleyince annemle babamın gözleri fal taşı gibi açıldı.

Duyduklarına inanamıyorlardı.

Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki, sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi….

 

GÜNÜN FIKRASI:

BÖYLE ARKAN VARKEN…

 

Bir zamanlar Edirne Valisi olan İsmail Paşa, zalim eşkıyadan halkı korumak için her çeşit silah taşımayı yasaklar. Halkın elindeki bütün silahlar toplatılır.

Ava çok meraklı bir delikanlı, bir gün dağda güzel bir ceylana rastar.

Bir ara eline arkasına atar ki silahını çekip hayvancağızı vursun.

Ama birden silahsız olduğunu hatırlar ve kendi kendine söylenir:

“Kaç bakalım kaç! İsmail Paşa gibi arkan varken senin sırtın yere gelmez!”

GÜNÜN SÖZÜ:

Binlerce kilometrelik yolculuk tek bir adımla başlar”

(LAO TZU)

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz