Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%2,40
BIST 95.411
%-1,63
Dolar 5,3482
%-1,66
Euro 6,1030
%-1,24
Altın 222,54

İNSAN HAKLARI DOĞUŞTAN KAZANILAN HAKLARDIR

, kategorisinde, 11 Ara 2018 - 18:39 tarihinde yayınlandı
İNSAN HAKLARI DOĞUŞTAN KAZANILAN HAKLARDIR

İnsanın onur ve şerefiyle hak, adalet, eşitlik, hürriyet vb. standartların insan hakları adı altında ifade edilmesi günümüzde oldukça popüler haldedir. İnsan hakları konusu özellikle XX. yüzyılın son çeyreğinde evrensel bir boyut kazanmıştır. Bu mesele ülkelerin sınırlarını aşarak uluslararası mahiyete bürünmüş devletlerarası münasebetlerde gerek ekonomik gerekse siyasal ilişkilerin vazgeçilmez esası haline gelmiştir. Tarihin hiçbir döneminde hak ve özgürlüklerin günümüzde olduğu boyutlarda ve yoğunlukta tartışılmadığı söylenebilir.

Hak kelimesi muhtelif mânalarda Kur’an’da pek çok ayette geçmekte ve genelde “doğru, adalete uygun ve gerçek söz” anlamında veya insanın yerine getirmesi gerekli olan hak manasında kullanılmaktadır. “Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver…”   şeklindeki ayetler bu hakkın konusunu ve içeriğini belirlemektedir.

17.-18. yüzyıllarda insanlığın, batının öncülüğünde büyük bir değişim geçirdiği, insan haklarının dişle, tırnakla söke söke elde edildiği yönünde kesin bir yargı vardır. Bu yargıya göre insan hakları mücadelesinin öncülüğünü batı yapmıştır ve daha sonra da bütün dünyaya yayılmıştır(!). Yüzyıllarca insan haklarını ihlal eden, ayaklar altına alan devletlerin, ülkelerin ve kültürlerin, 20. yüzyılda kendilerini insan haklarının savunucusu konumunda görmeleri son derece dikkat çekicidir.

İnsan hakları bağlamında pek bir şey ifade etmese de 13. yüzyılda kabul edilen ve batıda insan hakları mücadelesinde başlangıcı teşkil eden Magna Carta Libertatum (Büyük Hürriyet Sözleşmesi), 1776’da ABD’nin Virjinya eyaletinde ilan edilen ve daha geniş çerçeveli insan hakları vesikası olan “Amerika İnsan Hakları Bildirgesi”, daha sonra insan haklarını korumaya yönelik en ciddi teşebbüs olarak nitelenebilecek 1948’deki otuz maddelik “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”, 1950’de “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”, AGİK, 1975 tarihli “Helsinki Nihai Senedi” gibi günümüze oldukça yakın anlaşma ve vesikalar gelir. Dolayısıyla batının özellikle övündüğü insan hakları kapsamında yer alan din, vicdan ve düşünce hürriyetinin batıda başlangıç tarihi, 18. yüzyılın ikinci yarısı olarak görülebilir.

Oysa insan hakları, bütün ilâhi dinleri ilgilendiren bir husustur. Peygamberlerin gönderiliş amaçlarından birisi de, insana insanca yaşamayı öğretmek ve ona sahip olduğu haklarını eksiksiz olarak tanımaktadır. İslam’da insan hakları, Batıda olduğu gibi “sonradan kazanılan” değil, “doğuştan sahip olunan” haklardır.

İnsan hakları açısından Veda Hutbesi, İslâm’ın önemli kaynaklarından birisi sayılır. 7 Mart 632 tarihinde irad edilen Veda Hutbesi, Hz. Peygamberin 23 yıldan beri yaptığı ilahi duyurunun ana noktalarını bir kez daha vurgulayan, hatta denilebilir ki, ilahi mesajın özünü, temel hedeflerini özetleyen bir konuşmadır. Vedâ Hutbesi’nin içeriğini, iç içe geçmiş gittikçe genişleyen daireler biçiminde tasvir etmek mümkündür. En içteki dairede birey yer alır. Onu kuşatan dairelerde ise, aile, toplum ve bütün insanlık bulunmaktadır. Veda hutbesinde yer verilen birçok konudan bazıları şöyledir: Tevhid, sosyal ve ekonomik düzenlemeler, güven ve itimad, Kadın hakları, kölelik ve evrensel kardeşlik vb.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz