UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,84 / Satış: 3,85
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,52

GÖKALP VE TÜRKÇÜLÜK

GÖKALP VE  TÜRKÇÜLÜK
  • 06.12.2017

20.yy’ın en önemli Türkçü fikir adamlarından olan Ziya Gökalp ile tanışmam lise yıllarıma dayanıyor. O zaman kütüphanemizde bir şekilde elime geçmişti. Ancak fikirlerini anlamak için belli bir birikime sahip olmak gerektiğinden, fikirlerini bir türlü anlayamamıştım.

Oysa ne acı!

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir” dediği adamı anlayamamak!

Kendi değerlerimi merak etmem, anlamaya çalışmak yaş grubu itibariyle mutlaka öğretmenleri şaşırtabilir. Ancak merak ettirmek, bahislerini açmak öğretmenlerin görevidir diyeceğim. Onların sadece isim olarak bahsettiğini, konuyu geçiştirmek amaçlı işlediklerini biliyorum. Oysa dönemine bakıldığında önemli fikirleri olan bir düşünür ve dava adamı olarak Ziya Gökalp, bugün dahi ilham kaynağı olabiliyor. Ve kesinlikle anlaşılmaya,anlatılmaya ve anılmaya devam edilmelidir. .
Yine bahsetmekten geri duramayacağım. Aynı şekilde Gökalp’i Mustafa Kemal Atatürk ile tanıştıran Yusuf Akçura, Gökalp’in aksine uzun bir dönem hatırlanmamış, ancak 21. yy’da onun hakkında yayınlar yapılmış, hafızalarda yer etmeye başlamıştır. Bu dememi yanlış anlaşılmasın, ne demek istediğimi Niyazi Berkes’in unutulan adam makalesinden rahatlıkla anlayabilirsiniz. Bu iki fikir adamı 20. YY entelektüel dünyamızda önemli şahsiyetlerdir.
Ziya Gökalp, 23 Mart 1876 yılında Diyarbakır’da doğdu. Ailesi ona tam anlamıyla bir dini eğitim verdi. Özellikle fikir hayatının oluşmasında ilk zamanlarda Müderris olan amcası Hasip Efendiden aldığı dini ve tasavvufi dersler etkili oldu. 1893 yılında Dr. Yorgi’den Felsefe dersleri aldı. Ancak Yorgi’den aldığı felsefe dersleri ile ailesinden aldığı dini muhafazakar eğitim onu intihara sürükledi. Öyle ki, Abdullah Cevdet Bey operasyonla ölümünü engelledi. Rivayete göre kafatasında ki kurşunu ölene kadar taşımış olan Gökalp, daha öğrenim dönemlerinde bile fikirlerini söylemekten geri durmadı. Öyle ki, İstanbulda’ki okuldan atılan Gökalpİttihat Terakki Cemiyeti’nin içinde bulundu.
Ziya Gökalp, ülkemizde sosyoloji kürsüsünün kurucusudur. Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) ki ilk sosyoloji profesörü idi. Fikirlerinden dolayı Malta’ya sürgün edilen Gökalp, öyle ki orda bile rahat durmayarak, dersler verdi. Bugün orada verdiği dersler Malta Konferansları adıyla kitap haline getirilmiştir. Önemli çalışmalar kaleme alan Ziya Gökalp 25 Ekim 1924’te hayata gözlerini yumdu.Mustafa Kemal Atatürk,ona son nefesine kadar samimiyetle destek olmaya özen gösterdi.
Sayfalara sığdıramayacağımız fikirleriyle Ziya Gökalp, 1918 yılında yayımladığı makalesi “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eserinde Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’nda yaşadığı yenilgi sonucunda ayağa nasıl kalkabileceği hususunda düşüncülerini yazdı. Türklüğün, İslam ve muasırlaşmanın temel dayanağı olacağını vurguladı. Osmanlı aydınlarının Tanzimat ile taklitçilikten öteye gidemediklerini, yıllardır Türklüğün, İslamın ve muasırlaşmanın sürekli çatışma halinde olduğu tespitini yaptı. Doğru yolun ise, Türklerin, Türk kültürü ile yoğrulması, 900 yıldır İslamiyet ile iç içe yaşamış bir toplumun beynelmilelliğini sağlayacağını, Avrupa’dan ise bilim-teknik, siyaset, kültür, edebiyat, yönetim vs. yenilikleri alarak yeni bir muasır İslam Türklüğü meydana getirmemiz gerektiğini savundu.
Ziya Gökalp bunu, “ Türk Milletindenim, İslam Ümmetindenim, Batı Medeniyetindenim” sözüyle formüle etmiştir. Bu mefkurelerini (ülkü) sıralarken, esas olarak Osmanlı Devleti’nin sanayileşmesi gerektiğini atlamadı.
Onun 1918 yılında ki kızılelması, çağın reform ve felsefesini, teknolojisini, kültürel ve dini olarak işleyerek, bir Türk-İslam medeniyeti yaratmak istiyordu.
Radikal ve muhafazakar görüşlerin sürekli çatıştığını, ancak ikisinin karışarak, en doğru anlayışı meydana getireceğini tespit etmişti. Ona göre,Avrupa Devletleri skolastik dönemden nasıl çıktıysa, Osmanlı Devleti’de ortaçağın kapalı islam anlayışından kurtulmalıydı. Milli devlet organizması olarak; Hars ve örf medeniyete engel değildi.
Tam tersi, “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde ortaya koyduğu gibi, tarihimizde o günlerde yaşadığımız sorunların, aradığımız çözümlerin anahtarının olduğunu söylüyordu.
Cumhuriyet kurulmuş olsa da bu arayışın hala bitmediği, sistemin oturmadığı açık değil midir?
Hala eğitim sistemimizde, dilimizde, devletimizde, sosyal hayatımızda kendimize özgü arayışlarımız devam etmektedir.
İşte, Ziya Gökalp, medeniyet başka bir milletin kültürü ve örfüyle inşa edilemeyeceğini, mutlak gerçeğin kendi öz benliğimizde olduğunu savundu. Bunu inşa ederken, çağın gerekliliklerine göre yeniden dizayn edilebileceğini, katı muhafazakar görüşlerin yenileşmeyi aksatabileceğinin farkındaydı. Bu yüzden radikal ve muhafazakarlık birbiriyle çatışmaz tam tersi “tamamlar” demiştir. Ancak hepsini birleştiren yegane şeyin Türklük olduğunu savunmuş hep buna bağlı kalmıştır.

ZİYA GÖKALP’E GÖRE MİLLET
Gökalp’e göre; millet kavme, ırka, coğrafyaya, siyasete, iradeye, nede bir zümreye dayanır. Millet dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, aynı terbiyeyi almış(örf,adet,an’aneler)fertlerden mürekkeb bulunan bir topluluktur.
Bu sebeple, Ziya Gökalp’e, “sen Kürtsün. Kürtten Türkçü mü olur?” gibi Gökalp ile bağdaşmayan düşüncelerinin aynısını Mustafa Kemal Atatürk’e karşı günümüzde hala belli yalan yanlış örneklemelerle devam ettirenler, şunu Gökalp’in ağzından okumalıdır;
“ Bu işaret ve belirtiler Diyarbakırlı’ların, Türk olduğunu gösterdiği gibi, babamın iki dedesi de, iki kuşak önce Çermik’ten yani bir Türk çevresinden geldiğine göre, benimde Türk soyundan olduğumu anladım. Bununla beraber, dedelerimin bir Kürt ya da Arap çevresinden geldiğini anlasaydım, gene de Türk olduğuma karar vermekte duraksamayacaktım. Çünkü milletin yalnızca eğitime dayandığını toplumsal incelemelerimde anlamıştım. Sanırım bu incelemelerim ve araştırmalarımla yalnız kendim için değil, bütün Doğu ve Güney illerinin kentleri ve şimdiye dek Türk kalan köyleri için son derece önemli bir konuyu çözmüş oldum.”
Yine bir başka açıklamasında, “ Türkleri sevmeyen bir Kürt, Kürt değildir,Kürtleri sevmeyen bir Türkte Türk değildir” sözü gayet nettir.
Bir milletin dilinin yegane birleştirici olduğunu, bu sebeple arı bir Türkçe oluşturmamız gerektiğine dikkat çekmiştir. Özellikle halkın bu Türkçeyi daha özgün konuştuğunu buna karşılık, edebiyat ve konuşma dili olarak Osmanlı zümresinin bunu Arapça ve farsça hayranlığından bir köşeye attığına dem vurmaktadır.
Buna çözüm olarak, ona göre,Arapça ve farsça dil bilgisi kurallarından dilimizi arındırmamız gerektiği, Arapça Farsça kelimeler yerine kullanabileceğimiz kelimeler var ise kullanılması gerekiyordu. Özellikle dilimize yerleşen Fransızca, İngilizce vs. kelimelerin dilimizde karşılığı var ise temizlenmesi lazımdı. Ancak araba,telefon,posta,gramofon gibi çağa uygun kelimelerin dilimize kazandırılarak, bu zenginliğin yaratılması gerektiğini savunuyordu.

HALKA DOĞRU GİTMEK DERKEN?
Gökalp “halka doğru gitmek” derken şunu kastedmekte; Milli kültür halkın kendisidir, medeniyet ise seçkinler sınıfıdır. O halde aydın olan, halka kültür götüremez,o ancak milli kültürü onlardan öğrenebilir. O halde aydının halka gitmesi şu maksatla olabilir. Halktan milli kültür terbiyesi almak için halka doğru gitmek, ikincisi halka medeniyet götürmek için halka doğru gitmek. Aydınların halkla buluşmadıkları sürece milli aydın olamayacaklarını, öğretmenlerin köylerdeki okullara gitmeleri gerektiğini dile getirmişti.
Öyle ki, Ziya Gökalp, döneminde aydın ile halk arasında yılların oluşturduğu uçurumu görüyordu. Aydının yüksünmeyerek, halkla kucaklaşması gerekiyordu. Bu kucaklaşmayı Mustafa Kemal Atatürk sağlamaya çalışmıştır. Bana göre, hala bu mesele devam etmektedir.
Bugün hala Gökalp’in dikkat çektiği sorunların çoğunu yaşamaktayız. Türklerin tarihi hafızası ve tecrübesine başvurmalı, bununla yetinmeyerek bilimin her kolunda uzmanlaşarak Dünyada söz sahibi olabilmelidir.
Hafıza sistematik düşünceden ayrı gözetilmeyerek, bugünü ve geleceği anlamalı, adımlarımızı ona göre atmalıyız.
Ziya Gökalp ve diğer düşünürlerimiz gibi bizim önemli bir değerimizdir. Bu vatanın evlatları, bu vatanın evlatlarını tanımalı, atasını bilmeli ve anlamalıdır.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ