UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 3,64 / Satış: 3,65
€ EURO → Alış: 4,29 / Satış: 4,31

FETÖ NÜN ELİ BANDIRMA’DAN NE ZAMAN KESİLECEK…?

FETÖ NÜN ELİ BANDIRMA’DAN NE ZAMAN KESİLECEK…?
  • 12.05.2017

Balıkesir’in büyükşehir-bütünşehir yasası kapsamına alınması ve uygulamanın 2014 Mart yerel seçimleri ile başlaması ile birlikte Bandırma tarihinde ilk kez bir türlü aşılamayan ve çözülemeyen bir sorunla yaşamaya başladı.
Kentin ana ve ara cadde ve sokaklarındaki çukurlardan, şu veya bu nedenle yapılan kazılardan ama ne hikmetse kapatılamayan hendeklerden söz ediyoruz. Ve Fetullahçı Baştaş üzerinden hortumlanan trilyonlardan…(!)
Bandırma’da araç sahipleri de yayalarda herkes şikayetçi…!

Eğer, herkesin şikayetçi olduğunu bildiğimiz kazılardan, hendeklerden birileri mutlu ise öncelikle bizzahati hortumcular ve Küçük Sanayi esnafıdır. Kentte araç sahibi olan ya da kullanan herkes, ayda en az bir iki kere mecburiyetten küçük sanayi esnafının yolunu tuttuğunu ve esnafın iş yoğunluğu nedeniyle artık randevulu sisteme geçtiğine dikkat çekiyor.
Muhatap kim?
Bandırma belediyesi mi yoksa Balıkesir büyükşehir belediyesi mi? Yoksa kolluk kuvvetlerimi…?
Balıkesir büyükşehir belediye başkanı Ahmet Edip Uğur’a sorduğunuzda, alacağınız yanıt belli. Bu sorun Bandırma belediyesinin işi ve yaptığı işin parasını faturalandırılıp, büyükşehirden tıkır tıkır alıyor…!
Bandırma belediye başkanı Dursun Mirza’ya sorduğunuzda ise işin muhatabı büyükşehir ve söz dinlemeyen BASKİ…!
Herkes gerçeğin ve Baştaş’ın etrafından dolanıyor. Zira her iki kapıda aynı mecradan nemalanıyor…!

2014 mahalli seçimlerinin üzerinden üç yılı aşkın bir zaman geçti. Bandırmalı bu zaman içerisinde bir büyükşehire bir ilçe belediyemize bakıp, derdine çare arayıp, ortalıkta sahipsiz dolanıp, duruyor. Artık ilgisizliği, sahipsizliği ve muhatapsız lığı öylesine alışılmış bir hal aldı ki, kanıksadık ve çalınan paralarımızın aymazlığıyla, çukurlarla, kazılarla birlikte kardeş kardeş yaşamanın kaderimiz olduğunu anlayarak her zaman ki gibi olup-bitenleri sineye çektik.

Zaten, basınımızda da kazılarla ve çukurlarla ilgili satır haber de çıkmıyor. Vatandaş çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek alıştı da basınımız alışmadan duracak mı? Onlar da vakayı kanıksadı ve sindirip, sustu!

Zaten sindirip, susmak zorunda. Bu iş iki ucu b.klu değnek misali, abone ve reklama dayanıyor ve işin ucunda ya büyükşehri ya da küçük şehri ve büyük ile küçük başkanları karşınıza almak, nasibinizden olmak var.

Da bir de bu kente İlk Haber gazetesi gibi, kurulduğu günden beri haber ve yorumlarıyla ‘baş belası’ ve sindirilip, susturulamayan bir gazete var. Bu vakayı başından itibaren eşeledik, eşeledikçe ortaya dökülenleri bir bir kamuoyunun gündemine taşıdık, her zaman olduğu gibi kentimizin aklı evvelleri bir anda seferber olup, çukurdan hendekten kazıdan vazgeçip İlk Haber’in yakasına yapışmanın arayışına girdiler…!

İlk Haber, böylesi vakalar ve tepkiler karşısında aşılıdır…Kentin aklı evvellerini, armudu hamuduyla götürenleri de indirenleri de iyi bilir. Onlar da İlk Haber’i iyi bilir ama dertlenmekten dillenmekten vazgeçemezler. Bir yandan dertlenip, dillendirip öte yandan da pamuk ipliğine bağlı iktidarlarının verdiği ‘’bugünlük’’ zemin
de bildiklerini okumaktan vazgeçemezler. Buna da alıştık diyeceğiz amma hayır, alışamadık ve alışmaya da hiç mi hiç niyetimiz yok…!

Rusların güzel bir oyuncağı vardır. Güler yüzlü bebecik. Tam bebecik gibi de değil, anaç bir Rus köylü kadını, bilmece gibi…Matruşka… Açıyorsunuz içinden bir başka Matruşka çıkıyor. Açıyorsunuz bir tane daha…Oyun bu oyun içinde oyun, bilmece içinde bilmece…
Oyunu ya da bilmeceyi çözene bir şey veriyorlar mı, bilmiyoruz ama bildiğimiz ve inandığımız tek şey var, bu oyun ve bilmece mutlaka çözülmeli…

Şimdi ortada iki belediye ve başkanları var. Biri büyük ötekisi küçük belediye. Başkanları da aynı biri büyük diğeri küçük. Hani ne sorarsanız birbirlerini işaret ediyorlar ya, işte asıl oyun orada ve bilmecenin çözümü de tam orada başlıyor.
Çünkü, her ikisinin de bozuk yolları onarmak, kazıları kapatmak, hendekleri doldurmak işini üstlenen hatırlı bir firma ve zat-ı muhterem!
BAŞTAŞ yani Ahmet Baş, Hüseyin BAŞ…!
Yani vatandaş olarak siz büyüğünde

kapısını çalsanız küçüğünde kapısını çalsanız, her ikisinin de açıldığı nokta da tek kapı var: Hatırlı firmamız ve zat-ı muhteremin kapısı…!
Bulursanız, yakalarsanız, derdinizi anlatabilirseniz, işte çukurunuzu da o kapatacak, hendeklerinizi de o dolduracak, sökülmüş parke yollarınızı da o döşeyecek, bozulmuş asfaltınızı da o dökecek…!
Çift kapı, çift kasa tek kasaya sessiz sedasız akıyor…
Ohh ne güzel…

Bandırma’nın dereleri kuruyalı yıllar oldu ama mübarek ve hatırlı firmamız ile zat-ı muhteremin derecikleri akarsu olmuş çağıl çağıl akıyor. Aksın, kimsenin malında mülkünde, paracıklarında gözümüz yok. Allah daha fazlasını vermesine versin de bu memleket de haramilerin otlağı değil hani…
El insaf…!

Bu bir düzen ve bu düzene dokunamıyorsunuz. Dokunanın vay haline…! Dereden vaz geçtik, sen şırıl şırıl akan akarsuyun yönünü nasıl değiştirirsin diye kimi derenin yatağının peşine kimi suyunun derdine ağlanıyor ki ne ağlanmak…
Anadolu’da bir söz vardır: Eli uzun, diye…
Çocukluğumuzda daha televizyon ile tanışmamışız. Geceleri mahallede ev hanımları bir evde toplaşır, maşınganın etrafında toplaşır, çaylar servis edilirken, Allah ne verdi ise ecinnilerden bin bir türlü hikayelerle sohbet tatlandırılırdı… Evin veletleri de bir kenarda ve meraklı gözlerle, kulakları dikmiş, efsun yüklü hikayeleri dinlerdik. Birini hiç unutamam. Eski Mülkü Bey hamamına gecenin bir saatinde adam girmiş, kurnanın başına kurulmuş. İçeride kimse yok. Ta karşısına gelip, biri oturmuş. Elindeki tasla kolunu taa oradan uzatıp adamın kurnasından suyu alıp başına dökmeye başlamamış mı, adam ecinniler diyerek bildiği duaları okuya okuya, kendisini hamamdan zor dışarı atmış…

Bizim ki böyle bir eli uzunluk değil…Korkmayın. Bu eli uzunluk başka bir uzunluk. Düzeni kurmuş, para gani, saltanat o biçim…Kim ne ister ise yediği önünde yemediği arkasında ki mutlaka yiyen biri vardır. Yayan isen uçuracak araç çok. Dedik ya, düzen kurmanın da düzeni yedi katlı apartman olmadı gökdelen yapmanın da bir üsturubu var. Sanki dert babası, her derde deva olunur, bulunur…Ohh maşallah…!

El uzunluğu bu olsa gerek. Senin ki kaç kulaç çocuğum, aç bakayım kollarını, olmaz… Sen anca kulacı fosseptik çukuruna dönmüş Marmara’da atarsın…Kol dediğin böyle olacak…Uzanacak, tutacak, alacak, kucaklayacak! Öyle ki, uzatırken uzunluğu nedeniyle kolunu bile bir yerlerde unutacaksın da yakaladığında ‘aaa bu benim kolummuş’ diye Nasreddin Hoca hesabı sevindirik olacaksın.

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Mahmut dedi ki:

    Bu Abazya’ya otel yaptıran Bandırmalı siyasetçi kim ? Onu Da konuşmak lazım , 30 metre kare dükkanı batıran ama sıfır evlerde arabalarda oturan kim ? Nerden gelmiş bu değirmenin suyu ?

YORUM YAZ