Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Dağları, Taşları Aydınlatmak!..

, kategorisinde, 30 Kas 2012 - 18:10 tarihinde yayınlandı

Biliyoruz ki ülke olarak enerji konusunda büyük eksiklikleri olan bir ülke konumundayız. Özellikle gelişmekte olan bir ülke olarak enerji konusunun ne kadar önemli olduğunu ve bu bağlamda enerji ihtiyacımızın karşılanması adına dışa olan bağlılığımızın ne kadar büyük olduğunu sanırım ekonomi rakamları ile uğraşanlarımızın bu rakamları çok iyi bildiklerini düşünüyorum. Örneğin daha düne kadar yazıp çizmekten yorulduğumuz şu cari açık konusunda bile listenin başını çeken konu başlığının enerji ithalatı olduğunu bilmem tekrar hatırlatmamın bir gereği var mı?
Ve böylesine çok hassas bir konunun sahibi olarak bizler enerji konusunda hala bir tasarruflar paketini ortaya koymuş değiliz. Maalesef bu konuda ne yerel yönetimlerde ne de eğitim camiamızda bu ve benzeri tasarruf tedbirleri konusunda esaslı bir çalışmayı göremiyoruz.
Bakınız geçtiğimiz gece uzun bir kara yolu yolculuğumda hemen hemen tüm yerleşim yerlerimize ait kent girişlerinde bulunan yollar üzerinde boşu boşuna yüzlerce aydınlatma lambasının yanmakta olduğunun farkına vardım. Baktığımız zaman zaten araçların farları var ve araçlar önlerini görebiliyorlar. Sonra aydınlatılan bu yol kenarlarında yaya trafiği de yok. Hani anlarım, vatandaşların kullandığı yollar olsa tamam, ihtiyaç var denilebilir ama dağları taşları aydınlatmanın ne gereği var ki?
Maalesef bu gün ülke olarak kullandığımız elektriğin önemli bir kısmını doğalgaz ve mazot gibi girdisi çok pahalı olan termik santrallerimiz vasıtasıyla üretiyoruz. Yani tonlarca mazot ve doğal gazı sokağa akıtmakla eş anlamlı bir şey bu bizim yaptıklarımız.
Gelişmiş ülkelerde de yol aydınlatmaları böyle ama onlar ellerinde bulunan nükleer santrallerinin çokluğu ile bu ileri yaparken çok da zorlanmıyorlar.
Bakınız bu gün yıllık olarak 30.000 megavata yakın bir elektrik tüketimimiz bulunmakta. Bunun yaklaşık yarısı HES’ler tarafından üretilirken geri kalan yarısı ise termik santrallerimiz tarafından üretilmektedir. Dolayısıyla böylesine hassas bir konuda daha ciddi önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyorum.
Aslında elektrik konusunu değerlendirirken geçtiğimiz aylarda yazdığım termik santralar ile ilgili bir yazımı bu konuya denk gelmesi adına tekrar yazmak gereğini düşündüğümden siz okuyucularımdan özür diliyorum.

TERMİK SANTRAL, ÇEVRE, ENERJİ ve PARA
Son yıllarda üzerinde en çok konuşulan konuların başında ülke enerji sorunumuz olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Gerçekten de enerji sorunu hem bu gün hem de yarınlar için bütün dünya ülkelerini düşündüren ve bugünden çözüm yollarını aramaya zorlayan konuların başında geliyor.
Türkiye olarak son yıllarda ekonomik olarak yakaladığımız iyileşme rakamlarına baktığımızda özellikle son 2-3 yıla ait cari açımızın hep bu enerji alımlarıyla olumsuza doğru etkilemekte olduğunu görüyoruz. Ve en son açıklanan cari açık verilerine baktığımızda, Ocak-2011 ayından bu güne alınan ekonomik tedbirlerin yavaş yavaş etkili olmaya başladığını ve ilk kez de olsa çari açığımızın beklenen 5 milyar dolar gibi yüksek seviyelerden 3,978 milyar dolar seviyelerine gerilemiş olması sanırım alınan tedbirlerin doğru tedbirler olduğunu işaret ediyor bizlere.
Ve yine de çok yüksek olan bu cari açık üstüne bir değerlendirme yaparsak eğer Ağustos ayı içersinde petrol ve doğal gaz için dışarıya 4.3 milyar dolar ödendiğini görüyoruz.
Ülke olarak bence üzerinde çok durmamız gereken bir konu bu enerji açığı meselesi. Unutmayalım ki bizler bu gün doğal gazı kullanarak çok daha pahalı elektrik üreten bir ülke konumundayız.
Ama nasıl olursa olsun enerjinin insan yaşamındaki yeri her geçen gün artarak büyümektedir. Tamam, ama son çeyrek yüzyılda bu kez enerji üretimi ile çevre sağlığı arasındaki ilişkilerin gündemlerde baş sıraları işgal etmekte olduklarına tanık oluyoruz. Ve bu bağlamda doğalgaz, kömür ve fuel oil gibi yakıtlarla çalışan termik santral çalışmalarının çarpıcı biçimde ülkemizde tartışılmakta olduğunu görüyoruz. Ama unutmayalım ki bu gün 2008 rakamlarıyla 23873,7 megawatlık ülkemiz yıllık enerji tüketiminin % 47,5’u yılda 2405 mw üretim gücü ile en güçlü Atatürk barajı başta olmak üzere çeşitli güçlerde 106 adet Hidro- Elektrik Santralımız(HES) tarafından karşılanmaktadır. Geri kalan enerjinin karşılanması ise bir kısmı Afşin Elbistan A-B gibi kömürle (2791Mw.) çalışan, bir kısmı doğal gazla çalıştırılan Habitat gibi (1120Mw) ve fuel oıl’le çalışan Hopa termik gibi (50 Mw.) gücünde 30’u aşkın çeşitli güçlerdeki termik santraller tarafından karşılanıyor.
Ve bu kadar çok çeşitli kaynaklarla desteklenen ulusal elektrik şebekemizin önümüzdeki yıllar için örneğin 2023 için ön görülen %100 oranda artışa varacağı ifade edilen enerji gereksiniminin gerekli önlemler alınmadığı sürece asla karşılanamayacağı söz konusu.
Bakınız daha düne kadar olumlu baktığımız HES’lere bile bu gün çok büyük itirazlar var ülkemizde. Ve yine hatırlamakta fayda var, bu gün ülkemizde kurulması istenilen 5000 mv’lık nükleer santralar içinde itirazlar çok.
Ve gelelim çevre ile enerji arasındaki ilişkiye; Bilindiği gibi ısı konusu termik santraller için çok konuşulan bir konu. Santralde oluşan ısının % 40’ı enerji için kullanılırken kalan % 60’nın % 20’si gaz olarak atmosfere salınırken % 80’i soğutma suyu ile yüzeysel su kaynaklarına veya denizlere deşarj edilmekte. Unutmayalım ki 600 Mw’lık bir enerji grubunda soğutma suyu için saniyede 22 metre küplük suya ihtiyaç olduğu ifade ediliyor. İşte böylesine önemli olan su gereksinimi termik santrallerin su kenarlarına kurulmasını zorunlu kılıyor.
Çevre derken sadece konu su ile bitmiyor. Baca gazlarının etkileri de tartışılıyor. Kükürt ve Azot gibi bacalardan kaçan ve havadaki su buharı ile birleşince asit yağmurları olarak çevreye olabilecek olumsuz etkilerde bu gün çokça tartışılan konular arasında bulunuyor.
Bu arada Bandırma ve çevresinde rüzgar yoluyla elektrik üreten santrallerimizde var. Örneğin bu gün saatte en az 25 Km. rüzgar esen yerlere kurulabilen bu üreteçlerin bir mana ifade etsin diye üretim rakamlarını da verelim. Yakın çevremizde gördüğümüz bu kadar çok üretecin toplam gücü internetlerde 93 mw. olarak gösterilmiş. Daha çok adalar ve ulaşımı zor yerler için düşünülen bu tarz uygulamaların yakın gelecekte çok daha güçlenerek yeni uygulamalarla kullanılma alanlarının ben daha da genişleyebileceğini düşünüyorum. Bu arada son yıllarda enerjinin ucuza mal edilmesi konusunda yapılan araştırmalarda güneş enerjisinin yakın gelecekte kullanılmaya başlanabileceği söyleniyor. Bu konuda dünyada en uygun bölgeler arasında Libya çöllerinin olduğunu da bu arada belirtmek isterim.
Tabi bir de termik santrallerin çevre ile uyumlu olması için bilimsel çalışmaların çok hızlı bir mesafe aldığını da öğreniyoruz. Özellikle baca gazları ile küllerin tutulması üzerine yeni gelişmelerin varlığı bizim gibi toz kömürü çok olan ülkeler için sevindirici bir durum.
Sonuç olarak gelişmekte olan bir ülke için ucuz enerjinin ne kadar gerekli olduğunu sanırım hepimiz iyi biliyoruz. Bu konu da ileriye dönük doğru adımların atılabilmesi için ben mevcut enerji yapımızın her yönüyle iyi analiz edilmesinden yanayım. Orta ve uzun vadedeki enerji proğramlarının hazırlama işi ise her zaman olduğu gibi yine uzmanlarımızın işidir. Teknik bir konu ama hayati bir mesele olduğunun da altını çizelim. Örneğin önümüz kış ve uzmanlar kışın çok soğuk olabileceğini ifade ediyorlar. Bu açıdan baktığımızda enerjinin ne kadar gerekli olacağını söylemek çok da abartılı bir söylem olmaz bu gün için.
Özetin özetine gelince; mum ışığında yaşamak mümkün olmadığına göre çağdaş dünya ne yapıyorsa bizlerde aralarından iyi örnekleri alarak bir şeyler yapabilmeliyiz düşüncesindeyim.
Ama ezbere konuşarak değil mutlaka bilimsel verileri kullanarak, iyi araştırarak katkı yapalım çünkü enerji çok para.
Esen kalınız.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz