$ DOLAR → Alış: 4,75 / Satış: 4,76
€ EURO → Alış: 5,49 / Satış: 5,51

BU GİDİŞİN SONU KÖTÜ…!

BU GİDİŞİN SONU KÖTÜ…!
  • 13.12.2017

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu ve eniştesinin de aralarında bulunduğu yakınlarının Man adasındaki bir şirketle para alışverişinde olduğu yönündeki iddialarının ardından AK Parti lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasal iktidar ile CHP arasındaki siyasi tansiyon gün be gün artıyor.

Son olarak, CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’yi Anayasa’nın 127. Maddesi’nin kendisine verdiği “geçici olarak görevden uzaklaştırma” hakkını devreye sokan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, twitter hesabından 12 gündür “şerefliysen ya ispat et ya istifa et” diye seslendiği Kemal Kılıçdaroğlu’na geçtiğimiz pazar günü AK Parti’nin Trabzon Ortahisar’daki ilçe kongresinde yaptığı konuşmada “sen bittin” diyerek seslenmesi iki parti arasındaki alevlenmiş tartışmaları ve gerilimi hızla tırmandırdı.

İktidar partisi AK Parti ile ana muhalefet partisi CHP arasında yaşanan söz düellosunun siyasi ve sosyal yaşamımız da literatürümüzü kattığı yeni sözcükler var.
-“asmak”, “ rezil etmek”, “haysiyet cellatlığı”, ”itibar suikasti”, “cibilliyetsiz”, ”vatan haini”, ”işini bitirmek”, “malı götürmek”, “kucağa oturtmak”, ”rezil etmek” gibi…

AĞIZLARINDAN ÇIKANI KULAKLARI MI DUYMUYOR…?
Siyaseten dile getirilmiş tüm bu sözcüklerin anlamı ve karşılığının ağırlığı açık. Doğal olarak iktidar partisi veya muhalefet partisi lider veya temsilcileri, karşılıklı olarak birbirlerine karşı kullandıkları her bu tür sözcükler için kendilerine hakaret edildiği, tehdit edildikleri gibi gerekçelerle öncelikle avukatları ile cumhuriyet savcılarına koşuşturup, birbirlerinden davacı oluyorlar.
Ülke olarak öylesi bir hale geldik ki, siyasi yaşamımızda iktidar sahipleri ile muhalefet parti liderlerine, cumhurbaşkanından, genel başkanlara, bakanlara, milletvekillerine kadar birbirinden şu veya bu nedenle davacı olmayan siyasi kişilik kalmamış gibi…
Kuşkusuz, vatandaş, kadını erkeği ile çocuğu genciyle siyasal yaşamımıza damgasını vurun bu diyalog ötesi polemikleri, karşılıklı atışmaları, restleşmeleri, hakaretleri ve küfürleri televizyonlarda, videolarda izliyor, dinliyor, gazetelerde okuyor…
Bu siyasal rekabet ya da diyalog ve polemik ötesini çoktan geçmiş yaşananların birey ve toplum nezdinde somut yansımalarını, etkilerini özellikle sosyal medya üzerindeki paylaşımlarda gözlemliyoruz.

ZIVANADAN ÇIKAN SİYASET VE
SİYASETÇİLER.!
Toplumda bu gidişat yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların “zıvanadan çıkma hali” olarak yorumlanıyor ve bu şekilde algılanıyor. Yani,” zıvanadan çıkmak”; taşkınca davranışlarda bulunmak, çok sinirlenmek, öfkelenmek durumu olarak nitelendiriliyor.
O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Ülkeyi yönetenler, ülkenin yönetiminden sorumlu olanlar ya da yönetilmesine talip olanlar, üslendikleri sorumlulukları, sahip oldukları olanakları, erk’in gücünü, bulundukları makamların gücünü ve rolünü “birbirlerinin işini bitirme” ya da “birbirlerini asma” noktasına taşıyor ve bunu yekten dile getirme pervasızlığını ve keyfiyetini sergiliyorlarsa ülkenin ve toplumun hali ne olacak?

BU İTHAMLARI DEMOKRATİK BİR
TOPLUMDA DUYAMAZSINIZ.!
İnsan soyunun neandertal dönemini ya da homo sapiensin ilk dönemlerini mi yaşıyoruz? Hayır…! İnsanlık tarihinde “gücü gücüne yeteni” dönemini yüzlerce, binlerce yıl yaşadık ve geride bıraktık. İnsani ilişkilerinin düzenlenmesi, insanların çevresiyle, başka coğrafyalarda konuşlanmış ülkeler, devletler ve halklarla ilişkileri belli hukuksal denilen normlara, kurallara bağlanmış. Bu ilişkilerin ve kuralların evrensel nitelik kazanılmasına çalışılmış.
O nedenle, bugün siyasal ve sosyal yaşama damgasını vuran “asmak”, “işini bitirmek” gibi sözcüklerin hukuksal hiçbir karşılığı olmadığı gibi bugün madeni dediğimiz demokratik bir ülkede ve toplumda hiçbir insani karşılığı ve anlaşılabilir yanı ve yönü yoktur…!
CHP lideri Kılıçdaroğlu’ nun son günlerde sıklıkla muarızlarıyla ilgili dile getirdiği “asmak” ne kadar günümüz dünyasında anlaşılmaz bir fiil ise İçişleri Bakanı Soylu’ nun da aynı şekilde muarızlarının “işini bitirmek” fiili o kadar anlaşılmaz ve kabul edilemez bir siyasal düşünce ya da ifadedir.

RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER…!
Dikkat edilirse, biz, ülke ve millet olarak her iki düşünceyi ve eylemi de Cumhuriyet tarihi döneminde olduğu gibi bugünde “mümkün” ve “olağan” gören bir siyaset anlayışına ve pratiğe sahibiz.
Pekâlâ, Cumhuriyet tarihimiz boyunca bizden farklı düşünen ve eylemlilikler içerisinde olan insanlarımızı zorbaca yöntemlerle sindirmeye, susturmaya hatta öldürmeyi “meşru” bir hak olarak görme alışkanlığına sahip olduk. Bununla da yetinmedik ve bu zorba anlayışı siyasal iktidarlar eliyle devlet yönetimine taşıyarak, erk’in bize sağladığı güç ve olanaklarla hasımlarımıza karşı faşizan bir anlayış ve zorbaca yöntemlerle uyguladık.

Politik dünyamıza damga vurmuş bu anlayış ve zorbaca politikaları devlet kurum ve kuruluşları nezdinde öylesine içselleştirdik ki, bürokratik yapımız ve bürokrasimiz, (ordusundan polisine, savcısından hakimine, istihbarat örgütünden diğer tüm devlet kurumlarına kadar)siyaset dünyamız gibi anti-demokratik anlayış ve politikaların merkezi oldu. Bu anti-demokratik yapı kendi ilkel, keyfiyet yüklü hukuk anlayışını biçimlendirirken kendi anti-demokratik yargı sistemini şekillendirdi.

KRİMİNAL BİR DEVLET VE TOPLUM
YAŞAMI..!
Dikkat edilirse, toplumsal yaşamımızda “sen bittin”, “seni asarım” anlayışı tüm devlet yapımızda egemen olan zorba ve anti-demokratik, evrensel hukuk dışı siyaset anlayışını beslerken, toplumsal yaşamımızda da insan ilişkilerinde baskın anti-demokratik bir anlayış olarak vücut bulmakta gecikmedi. Toplumsal yaşamımızın hemen her alanında bireyler arası ilişkinin gün geçtikçe kriminal bir niteliğe dönüşmesi, şiddet ve zorbalığın ön plana çıkması, bu koşullarda olağan bir anlayış ve davranış biçimi haline gelmesinden daha doğal ne olabilir?

Bugün birçok aile günün büyük bölümünü geçirdiği televizyon karşısında sadece bu nedenlerden ötürü “haberler”i izlemiyor ve pass geçiyor. Şiddet ve zorbalığın böylesine ayyuka çıktığı, insan ölümlerinin böylesine doğal karşılandığı bir ortam da hukukun ve adalet konusunda bireyler ve toplum nezdinde yaşanan güvensizliğin, içe kapanıklığın sosyal sonuçlarına yaşamımızın her aşamasında tanık olmamız ve geleceğe yönelik karamsarlık ile umutsuzluğun katmerleşmesi kaçınılmaz.
Bir anlamda ne dün ve bugün ne ekiyorsak onu biçiyoruz ve yarınlarımızda da aynısını belki daha beter bir şekilde biçmeye devam edeceğiz…!

Esen kalın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.