UA-62723351-1
$ DOLAR → Alış: 4,03 / Satış: 4,05
€ EURO → Alış: 4,96 / Satış: 4,98

BİR KAFES AVCISININ HAZİN ÖYKÜSÜ

BİR KAFES AVCISININ HAZİN ÖYKÜSÜ
  • 23.03.2018

                                                     

                          KEKLİĞİN KURTARDIĞI CAN.

 

 Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesindeyiz, bir yaz günü öğleden sonra, eski avcılardan Mehmet dayıya, avcı arkadaşlarla birlikte, “Ailesine haberli olarak” geçmiş olsun ziyaretine gidiyoruz.

 

 Mehmet dayıyı, evinin rengarenk çiçeklerle bezeli bahçesinde bulunan üzüm asmasının altında, iyi bir usta elinden çıkmış olduğu belli olan geniş ve süslü bir kamelyada kerevetine yaslanmış yalnızlığını yudumluyorken bulduk. 

 

Geçirdiği elim bir kaza sonucu gözlerini kaybetmiş olduğundan bizi seslerimizden fark ediyor, önceden haberli olduğu için uzandığı yerden yavaşça doğruluyor ve hane halkına "Bu gelenler avcı yarenler, durman yer gösterin diyerek hafiften babalanıyor. 

 

 Biz kamelyaya geçip el öpme tokalaşma ve hoş beşten sonra yerlerimize oturduk, hal hatır ve tanışma faslında sıra bana gelince benim Bandırma’dan geldiğimi, Sandıklı’da misafir ve avcı olduğumu söyledikleri zaman, Öyle mi deyip bana seslendi, Misafir bak bi, gel hele yanıma yamacıma otur dedi.

 

 Daha önce arkadaşlar, Mehmet dayının başına gelenleri yarım yamalak da olsa anlattıklarında bana çok elim ve ibretlik bir vaka gibi gelmişti o nedenle bende merak zirvede, onu konuşturma fırsatı doğduğu için hemen gidip sağ tarafına yanına oturdum, sol elimi ellerinin arasına alıp sıkıca tuttu İnsana güven veren samimi bir dost sıcaklığı hissettiriyordu elleri.

 

 Biraz öteden beriden konuştuktan sonra bana olayı sorma cesareti geldi ve Eyy Mehmet emmi çok merak ettim nasıl oldu bu kaza hele bi yol anlatıvi deyince, şöyle bir dineldi irkildi ve etrafına, Len buda bizim dilden gonuşuyo, anlatmamak olmaz gari, dedi ve sigarasından derin bir nefes aldı.

 Ciğerlerine kadar inen dumanı üfürürken epeyce öksürdü ve o CANAVAR beni öldüremedi emme bu zıkkım öldürüvicek gari dedi, gülüştük.                                             

 

 Bak efendi diyerek söze başladı, Güççüklüğümden beri avcılığı severidim hemi de yaparıdım emme eskisi gibi dağ bayır gezemez olunca kafes avcılığını bir başka sevdim, hele de yaşlanınca daha da gözel gelmeye başlamıştı bana, hemide zararsız bir avcılık bilirdim bu yolu, Çünkü keklikler eşleşmiş dişiler erkeklerinden saklanıp yuvaya gurk'a yatmış, yavru çıkaracaklar, Mevsim evvel bahar ayları, (avcılığın yasak olduğu aylar) ben yalınız gezen, dişilerini arayan, onları bulursa rahatsız eden erkek alaları (horoz keklikler)i avlıyor iyi bir şey yaptığımı sanıyordum. 

Açıklama: İlgili resim

 

  Her yıl olduğu gibi geçen evvel baharda da (ilk baharda) bir gece yarısı kalkıp, Tüfeğimi, kafesimi, Ala horozumu hazır edip eşeğime bindim düştüm yollara, dedim ya yaşlandım eşekle ava gidiyom gari, hanı şu bizim eski şuhut yolundan yokardaki  Kurt kayanın tam karşısına vardım, orada bir kaç yerde benim Güme’lerim varıdı, Kurt kaya da pek bi sarp dağıdır, kolay avlanılmadığından orada her zaman bir kaç alay ALA (kınalı keklik) bulunur.

Açıklama: keklik ile ilgili görsel sonucu

 

 Her zaman olduğu gibi eşeğimi yolun öte yakasına ormanın içine bağladım, kendim yolun beri yakasında bulunan gümemin yakınındaki azada (ağaca) kafesimi astım etrafını alaladım (kamufle etmiş) ve gümeye girip önezeye oturdum( av beklemeye başlamış) her zamanki duamı da ettim deyince ben tutamadım kendimi, Dayı dur biraz, nasıl bir duadır bu bize de öğretir misin? diyerek sözünü böldüm ama kızmadı, hatta sen yabandansın benim dualarımı bilmezsin, emme iyi belle bak dedi.

 

UÇUVİ DE ALA KEKLİĞİM UÇUVİ---KURT KAYADAN BU YAKAYA GEÇİVİ.

 SAKIN KANMA TÜLEKLERİN SESİNE---AVCILARIN ACARINI SEÇİVİ.

 

 Diyor ve baş parmağı ile de kendisini işaret ediyordu, dua buymuş, Hemide her zaman kafes kekliğinin en acarı bende olmuştur, benim kekliklerim ötmez gonuşur beyim diyor ve arada bir öğünmekten de geri durmuyordu.

Açıklama: kafeste keklik ile ilgili görsel sonucu

 Sabaha garşı şafak vakti başlar kafesinden gonuşmaya, benim kekliğim, gaguvak gaguvak gaguvak derken siz onu öter sanırsınız, halbuki o başlamıştır gonuşmaya, ve der ki, “Arada iyi belle bak demeyi de unutmuyor"

   EY BU DAĞLARIN SAHİBİ---YOK MU İMAMI HATİBİ.

   NERDE MUHTARI KATİBİ---YOK MU BU DAĞLARIN ADAMI. 

 

Der ve bu çığırma yerine ulaşır, hemen kurt kayanın erkek alaları toplanır, Len mekanımıza yöremize  has bir misafir gelmiş bizi çığırır biz mi gidelim, yoksa çığıralım da o mu gelsin diye gonuşurlarken benim ala onları duyar, iyice azdırıp kızdırmak ve yanına getirtmek için tekrar seslenir.

 

EY NEDE KORKAK IMIŞ BU DAĞLARIN ADAMI,                  YOK MU BU DAĞLARIN HANIMI KADINI.

  

Der işte bu çığırma kurt kayanın alalarını çileden çıkarıp dellendirmeye yeter, içlerinden en acarı, çifte mahmuzlusu, Len bu ırz düşmanı bizim hanımlara dil uzatıyo ben bunun hesabını sormaz mıyım, dilini goparmaz mıyım, onun iki gözünü de oymaz mıyım, der ve kurşun gibi benim kafesin altındaki düzlüğe gelir konar, baba culuk (hindi) gibi kanatlarını gerip yerlere sürterek benim ala horozumu aramaya başlar.

 

 Başlar ya işte Mehmet dayının zevk dediği şey de burada başlar, tek tüfeğini iki taşın arasından sürer (kafes gümeleri yığma taşlardan siper şeklindedir) ve az sonra sisli vadilerden, başı dumanlı tepelerden birbirine yayılarak yankılanan brovvv  vovvv  vovvv  vovv diye bir ses uzantısı duyulur, bu ses avcılığımızın geleceğinin hüzünlü yok oluşunun, kalleşçe hazırlanan tuzaklarla bir yaban hayatın zamansız son buluşunun kara haberini kainata duyururcasına uzar gider, ve böylece erkek keklikler gelecek nesillerin haklarıyla birlikte birer birer yok olurlar.

 

  Halbuki kısa bir zaman sonra dişi keklikler yavrularıyla birlikte ortaya çıkacak ve erkeklerin de her biri kendi eşlerini bulup onlara katılarak sağlam bir beraberlikle yavrularını besleyip sulayacaklar, ve geçmişin tecrübeleriyle onları her türlü tehlikeye karşı koruyacaklardı, şimdi ortalama ondört yavrunun sorumluluğu bir annenin üzerine kaldı bir anne bunca yavruyu tek başına nasıl ve ne kadar koruyabilir siz takdir edin avcı dostlar.

 

 Bu arada Mehmet dayı’nın yeni yetme bir kız torunu, oturduğumuz kerevetin yakınındaki, Çiçek saksılarının dizildiği yüksekçe bir divanımsı yere bir güğüm ayran ve bir tepsi içinde on kadar bardak getirmiş Dedesinin sözünü kesmemek için bekliyor, ama Mehmet dayı görmüyor ki, bir ara elini havaya kaldırıp ev halkına, neredesiniz yahu öldünüz mü diye babalandığı sırada Torun Buradayım dedem söz arasına girmek istemedim dedi ve servise başladı, bizlere güzel bir ayran ziyafeti sunarken Mehmet dayı da pek bi keyiflenmişti. 

   

 Neyse biz öykümüze dönelim, Gün ağarır Mehmet dayı vurduğu keklikleri, kafesini toplar eşeğine biner Sandıklıya dönüş yolundadır, yol kara yoldur, eski bir dağ yoludur, düzgün bir yol olmadığından günde bir iki vasıta ya geçer ya geçmez, Şuhuta gitmek için kestirmedir ama pek rağbet görmez.

 Olacak ya o gün sabah Sandıklıdan iki arkadaş pikap arabalarıyla Şuhut pazarından kuzu almak için bu kestirme yoldan gitmek isterler, dağın içinde kurt kayaya yakın bir yerde arabalarının lastiği patlar, mecburen durup değiştirirler.

 

 Sabahın ilk saatleri ormanın derinliklerine inen güneşin pırıltılı ışıkları, baharın getirdiği güzelliklere ayrı bir güzellik kazandırmış, her taraf taze yeşile bürünmüş, çiçek çiçek mis kokulu bir hava, güzel bir manzara, birer sigara yakıp bu güzellikleri seyre dalarlar.

 Az sonra bulundukları yolun hemen altından bir keklik sesi duyarlar ve sese kulak kesilirler, çünkü onlar da avcıdır, zaten o bölgede avcı olmayan yok gibidir, keklik çok yakınlarda ve devamlı ötmektedir.

 

 Sesin geldiği yönde biraz yamaç aşağı inerler bir de ne görsünler, korkunç bir durum, yoldan onbeş metre kadar aşağıda kayaların arasında tüfeği boynuna çapraz asılı, başı iki kaya arasına sıkışmış  vaziyette ve yüzü gözü kan içinde baygın yatan bir adam.

 Daha aşağılarda uçurumun dibinde  bir eşek ölüsü, Adamın sol bileğinde tellerden yapma bir bağ ile bağlı bir kafes ve içinde az önce öten Mehmet dayının ala kekliği, yaklaşıp bakarlar Mehmet dayı yaşıyor, hemen arabaya taşıyıp hastaneye yetiştirirler, ve Mehmet dayı uzunca bir tedavi sonucu kıl payı kefeni yırtar.

 

    Mehmet dayı bu gelişmeleri kendisini kurtaranlardan öğrendikten sonra hakikati buldum diyor, Dönüş yolunda eşeğim birden ürktü canavar (kurt) kokusu aldı zahir, yardan aşarı yuvarlandığımızı biliyom başka bilmeyom gari, dedikten sonra, ellerini iki yana açarak devam ediyor.

 

 Kimin aklına gelirdi ki her zaman canını almaya gittiğim kekliklerden biri benim canımı kurtaracak. Bakın şu gözel rabbımın işine, bu bana bir derstir, iki gözümden oldum emme şükrolsun ki gönül gözüm açıldı, ben bunu hak ettim, ben bu cezaya razıyım, dersimi aldım, sair kafesçiler, farcılar, usülsüz ve hileli av yapan cümle avcı yarenler de bana olanlardan ibret alsınlar, ona göre davransınlar, yasak ve yavru zamanında hemide kafesinen hileli av yapmasınlar, Nasıl ki GEYİK vuran onmazısa, böyle hileli av yapanlar da onmazımış. (1) geç öğrendim emme tam öğrendim.  İşte benim başıma gelen budur.

 

 Efendi var gayrısını sen anlaaa sen anlat diyerek sözlerine son verdi. Ben de hileli av yapanlara verdiği mesaja katılarak bu olayı siz gerçek avcılara gönül dostlarıma aktarmak - paylaşmak istedim. Av yasa ve kurallarına uyarak mevsiminde avcılık yapanlara selam olsun.... 

 

Sandıklıya 35 kilometre uzaklıkta olan AK DAĞ Tabiat parkı Kızıl geyik yetiştirme sahasıdır, bu parkta üreyip bazen çevreye yayılan geyiklere, uğursuzluk getireceği inancıyla, yöre halkı asla kurşun atmaz.   

Esen kalın…

Fikret ÇAĞIN   

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ