Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Bir dönemin perde arkası aralanacak mı?

, kategorisinde, 09 Ağu 2012 - 22:33 tarihinde yayınlandı

Gazeteci-Yazar Engin Arıcan, demokrasi, özgürlük ve adalet açısından bir dönemi sorguluyor.

Bu hafta makalemize yaslı başladık ve genel gündemden yeniden yerel gündeme dönelim. Bu hafta özellikle 2011 yılında SonKurşun ve İlkHaber gazetesinde, REALİTE dergisinde Güney Marmara ve Bandırma’daki “derin ilişkiler” konusunda yazdığım makalelerden dolayı Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturma açtığını öğrendim.
Evet, bu “özel” ve doğrudan Devlet’i, Devlet kurumlarını, siyasal ve sosyal yaşamımızı, kolluk güçlerini, adalet ve yargı sistemimizi ilgilendiren önemli bir konu.

Benim bir gazeteci ve yazar olarak, bir yurttaş olarak iddiam şu;
-2009 yılı 29 Mart yerel seçimleri öncesinden başlayarak özellikle 2010 yılını da içine alacak şekilde Güney Marmara ve Bandırma’da Devlet adına “birileri” kapsamlı ve çok yönlü bir operasyon yürüttü.

Bu operasyon kapsamında;
– Güney Marmara ve Bandırma’da yerel seçimleri menfaatleri doğrultusunda etkileme ve seçim sonuçlarını belirlemek için “özel yöntemler” ve “ilişkiler” kullanılarak kimi basın ve yayın kurumlarını, gazetecileri de içine alacak şekilde kamuoyunu manipüle etmek yönünde çalışmalar sürdürüldü. Belli STÖ’ler bu “güç odağı”nın beklentilerine uygun harekete geçirildi.

– 2009 yılı 28 Ekim’inde Bandırma’da gerçekleştirilen operasyon bu “güç odağı” tarafından gerçekleştirildi. Operasyonun gerçek amacı AK Parti ve Milletvekili Cemal Öztaylan’dı. Bu amaca ulaşabilmek için bir dizi insan hayali senaryolarla itham edilip, tutuklanırken, bir çok insan kamuoyuna suçlu diye lanse edildi ve yıllarca sürecek mağduriyetlere mahal verildi.

– Kent ve bölge kamuoyunda hayali itham ve iddialar ve kanaatlerle oluşturulan kaos ortamı içersinde Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cihan Hayırsevener, silahlı bir saldırıya uğrayarak, talihsiz bir şekilde yaşamını yitirdi.

– Yaşanmış ve yaşanmakta olan sürecin üzerine giden, olayların aydınlığa kavuşturulması için çaba sarfedenler, soru soranlar bizzat aynı “güç odağı” tarafından zoraki ve keyfi suçlamalarla hedef yapılıp, sindirilmeye, susturulmaya çalışıldı. Bu çaba hala belli kişiler kullanılarak devam ettirilmek isteniyor.

– Bu sürecin en önemli tanıklarından birisi Milletvekili Cemal Öztaylan, “ihale operasyonu”nda gözaltına alınarak tutuklananlar, halen tutuklu bulunan İlkHaber gazetesinin Kurucusu İhsan Kuruoğlu ve Ailesi, gazeteci-yazar olarak benim.
Bunun dışında yaşanmış olan bu süreci doğrudan ya da dolaylı izleyen bir çok Bandırmalı ve bölge insanı, bilinçli ve maksatlı olarak “bilmeceye” dönüştürülmüş bu süreci, şu veya bu şekilde bilmektedir.

– Bu olaylar sürecinde, iktidar milletvekili olan Öztaylan’ın aylarca telefon görüşmeleri dinlenmiş, izlenmiştir. Davayla hiçbir ilgisi olmamasına ve görüşmelerde bir suç isnadına delil olabilecek bir şey bulunmamasına karşın görüşme tapeleri söz konusu dava dosyalarının içine “resmi” olarak konulabilmiştir.

– Operasyon ve sonrasında Erdek eski Belediye Başkanı ve CHP İlçe Başkanı Hüseyin Sarı’nın gözaltına alınanlar ve tutuklanan kişilerle ilgili “ Gerçek fail dışarda geziyor” diyerek, Öztaylan’ı işaret etmesi; web üzerinden yayınladığı ve Kaymakam Ali Mantı yanı sıra bir çok kişiyi hedef alan “organize işler bunlar” şarkısıyla yaptığı sunum, dikkat çekici olmanın ötesinde düşündürücür.

– Bu süreçle ilgili İstanbul’da halen süren bir mahkeme olayı yaşandığı için ayrıntılara girebilme lüksüne hala sahip değilim. Ben, mahkeme nezdinde bir çok “şey”in gün yüzüne çıkacağını ve bu sürecin aydınlanacağına olan inancımı da korumak istiyorum.

– Ayrıca, Güney Marmara ve Bandırma’da 2009 yılı 29 Mart yerel seçimleri öncesinden başlayarak 2009 yılı bütününde ve 2010 yılı içinde etkili olan “güç odağı”nın farklı demokratik dinamiklerin devreye girmesi, kısmen kamuoyunda deşifre olması nedeniyle büyük ölçüde dağıldığını, eski etki ve gücünü yitirdiğini gözlemliyorum.

Peki, bitti mi!?
Hayır..!
Karen Fogg’un ifadesiyle, şimdilik “uyuyorlar”..!Bunların gölge etmeden uyamalarında yarar görenler de şimdilik işlerine bakıyorlar…

Bunlar kim mi!?
Bunların kimisinin etiketi işadamı, kimisi müteahhit, kimisi siyasetçi, kimisi emekli asker, kimisi bilmem ne bürokratı,kimisi falan filan…
Bunların siyasal bir kimliği var mı!?
Aslında yok..!
Ancak, bunların yıllanmış itibarları ve düzenleri Ak Parti iktidarı döneminde sarsıldığı için genelde AK Parti’ye karşı muhalefet partileri üzerine her türlü filmi çevirip, belli isimlere finansörlük yapıp, bugünden kendi kadrolarını yaratmanın, bu isimleri öne çıkartmanın derdine düşmüş durumdalar.
En büyük siyasi argümanları Ak Parti’nin Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni Ilımlı İslam Cumhuriyeti yapıp, ülkeyi böleceği esprisine dayanıyor.AK Parti Fetullah Gülen tarikatı ile örtüştürülerek, toplum için umacılar yaratılmak isteniyor.
Bu güç, Cumhuriyet’in kurucu felsefesini ve Mustafa Kemal düşüncesini, kendi ekonomik ve sosyal,siyasal payandası olarak yıllardır kullanan, 2002 yılı öncesine kadar stabilize konuma gelmiş, Devlet ve iktidarlarla büyük ölçüde bütünleşmiş ve Türkiye’nin kaderini emperyalizmle birlikte belirleyen güç’dü. Bu güç, Türkiye’de demokrasinin gelişip, güçlenmesine hiçbir zaman izin vermedi, tahammül gösteremedi. Darbeciydi ve tüm darbelerin arkasındaki en büyük destekçi idi.

Bu gücü, bir nebze anlatabilmek ve tanımlayabilmek için, binlerce sayfa kitap yazmak gerekiyor.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in yatağa düşmesiyle güç bulan bu çevreler, 1938’den son yıllara kadar ülke olarak yaşadığımız tüm melanetlerin kaynağı ve nedeniydi.

Bunlar;
– Seçkinciydi..
– Emperyalizmin işbirlikçisiydi..
– Gerçek bir demokrasinin kural ve kurumlarıyla gerçekleştirilmesinin karşısındaydı..
– Özgürlükçü değildi…
– Toplumsal yönden suni gerilim ve çatışmaların kaynağıydı…
– Ekonomik açıdan ithal ikameciydi…
– Yıllarca sinsi bir şekilde 1923 Aydınlanma ruhunu içten içe kemiren, yozlaştıran, halka yabancılaştıran ve 1923 Aydınlanmasını savunanları özellikle Devlet bünyesinden tasfiye edip, her açıdan cezalandırıp, süründüren bu anlayıştı.
– Bu gücün uluslararası paramiliter baskı gücü NATO/GLADİO yani kontr gerilla idi.. Sayısız katliamın ve sayısız infazın altında bu güç vardı.

Ak Parti’nin 2002 yılında iktidar olmasından bugüne oylarını sürekli arttırmasının ve arkasındaki ciddi oy desteğinin nedeni, Türkiye’nin dününü,bugününü ve geleceğini çalmış olan bu güçle halkın çok yönlü hesaplaşma beklentisini ve talebini politik açıdan kullanmasından kaynaklanır.
Halk, seçmen bu hesaplaşma dürtüsünü gördüğü ve kendi beklentilerine şu veya bu oranda yanıt bulabildiği için Ak Parti’ye büyük destek vermekte.
Peki, Ak Parti, bu hesaplaşmayı layıkıyla ve toplumun beklentilerine uygun şekilde yürütebilir ve gerçekleştirebilir mi?

Hayır ve bu çok mu çok,ZOR!

Çünkü, Türkiye’de Ak Parti iktidarıyla yaşanan değişim ve dönüşümün rengini veren uluslararası güç ABD ve AB’dir.
Buradaki paradoks, ABD ve AB’nin yıllardır Türkiye’de şu veya bu şekilde partnerleriyle birlikte çeşitli iktidarlar ve partiler aracılığıyla yarattıkları stabil ortamı, önce destabilize kılıp, AK Parti iktidarı eliyle yeni bir yönetim anlayışıyla stabil hale getirme çabasıdır.

Asıl, kafa yorulması gereken bu paradoks’dur.

CHP, MHP, DP de bu paradoksu çözememenin yıllanmış sorununu yaşamaktadır. Muhalefet partileri adeta özellikle ABD ve AB’ye “Bize iktidar için destek ver, senin AKP ile işin olmaz,bizimle olur”dercesine yanaşmaya çalışmaktadır ki, bu da siyasetin ayrı bir ders konusudur. Kuşkusuz, tüm bu alışıla gelmiş iktidar denklemini reddedenler de vardır ve bu anlayış sahiplerinin hakkının da yenilmemesi gerekiyor.

Sonuç olarak, 2009 yılı 29 Mart yerel seçimleri öncesinden başlayarak Güney Marmara ve Bandırma’daki yaşanmış olayların ve kriminal sorunların temelinde “iktidar” ve “rant paylaşımı” kaygıları ve kavgası yatmaktadır.
– Örneğin, belediye başkanlığı döneminde karar ve uygulamalarıyla Öztaylan ve yönetimi, acaba kimlerin, hangi dünün güç odaklarının ayağına basmış, bunları harekete geçirmiştir?
– Örneğin, Kuruoğlu Ailesi, Eraydın yönetimi döneminde üstlendikleri ihalelerle kimlerin ayağına basmış ve düzenlerini bozarak, harakete geçmelerine neden olmuştur?
-Örneğin, belediye başkanlığı döneminde Öztaylan’ın kimler ve hangi sıfatla makamının kapısını çalıp, kendileri için “taraf” olmasını istemişlerdir? Aynı kişiler, sonrasında Eraydın’ın kapısını da çalmışlar mıdır?
-“20 trilyon liralık yolsuzluk yaptılar” diyerek kentte gecenin bir saati kapıların altından kişi ve kurumların isimlerinin bulunduğu kağıtları atanlar; gazete çıkartanlar; çıkan gazeteleri bu işin taşeronluğuna soyundurup, tepe tepe kullananlar, acaba kimlerdi?

Benim kalemim hiçbir zaman bu süreç de susmadı…Hep soru sordum ve sorduğum soruların yanıtını alabilmek için uğraş verdim.
Bunun bedeli zaman zaman gerçekten ağır oldu. Hem ben kişi olarak zarar gördüm hem Ailem ve en önemlisi oğlum zarar gördü. Şimdi, o günlerde sorduğum ve yanıt almak için uğraş verdiğim soruların tek tek aydınlığa ulaşmaya başlarığını görmüş olmaktan tabii ki, bir gazeteci ve yazar olarak mutluyum.

BU YAŞANMIŞ SÜREÇLE İLGİLİ HANGİ İDDİADA BULUNMUŞSAM BUGÜN DOĞRU OLDUĞU BİR BİR ORTAYA ÇIKIYOR. HEM DE BELGELERİYLE VE İŞİN UZMANLARI, EHLİ İNSANLARI TARAFINDAN…

Yaklaşık 3 yıldır asıl sorulması ve üzerinde tepinilmesi gereken soruyu halen sormuyorum. Zamanı var ve zamanı geldiğinde bu soruyu da cesaretle ve inançla sormak kalemimin borcu olsun.!

Hala yaşananlarla ilgili ahkam kesmenin doğru olmadığına inanıyorum. Bunun da zamanı var ve özellikle bu konuyla ilgili halen görülmekte olan davanın sonuçlanmasını beklemekte yarar var.
Ama, işin başından beri, toz duman içinde yaşanmakta olan olaylarla ilgili ahkam kesenler, yargısız infaz yapanlar oldu.
Bu şark kurnazlarının, uyanık görünen aptalların gayrete gelip, telaş içersinde haklarında mahkemelerce kesinleşmiş bir hüküm olmamasına karşın insanları suçlu diye ilan etmelerinin, karalamalarının mantığı ve amacı neydi acaba!?
Bunun da nedenini önümüzdeki günler içersinde daha iyi görüp, anlayacağız…
Halkın arasında batıl bir inanış vardır: Bir adama 40 defa suçlu dersen,suçlu olur, diye…Hukuk devletinde ve adalette böyle bir şey yok…! Bunun böyle olmadığını ve farklı yerlerden, farklı amaçlarla beslenen kanaatlerle yol alınamadığını ben herkesin göreceğine inanıyorum.
Evet, gün doğmadan neler doğar…Sabırla bekleyip, görelim..

Esen kalın…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

twitter porno twitter porno yücel ışık