Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

"Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz dost olamayız…"

, kategorisinde, 01 Tem 2013 - 21:08 tarihinde yayınlandı

sayim alkazakZAMANIN birinde bir köylü ile yılan arkadaş, dost olurlar.

Köylü yılana her gün süt götürmekte yılan ise ona hergün bir altın vermektedir.

Onların ki karşılıklı menfaat dostluğu ama olsun her ikisi de karşılıklı birşeyler alıp veriyorlar yani birbirleninin hayatını kolaylaştırıyorlar.

Paylaşımda bulunuyorlar.

Bu karşılıklı alışveriş uzunca bir süre devam ediyor.

Köylü bir gün hastalanıyor her gün götürdüğü sütü götüremeyecek yılana, çağırıyor oğlunu yanın…

“Bak oğlum bizim bahçenin yanındaki dut ağacının dibinde her gün bir yılan gelir, benim götürdüğüm sütü alır ve yerine bir altın bırakır. Ben bugün hastayım ve bu sütü sen götür ve yılanın verdiği altını getir” der.

 

* * *

OĞLU babasının bahsettiği yere gider, sütü bırakır, ancak babasına da kızar…

Çünkü babası o altını almak için hergün yılanı ziyaret etmekte ve süt götürmektedir, her gün gitmekle olur mu?

Kim taşıyacak hergün sütü öldür şu yılanı al altının tümünü der.

Sütü babasının dediği yere bıraktıktan sonra altını vermeye gelen yılana baltayla saldırır…

Yılan kendini kurtarmak isterken aldığı balta darbesiyle kuyruğu kopar ve can acısıyla oğlana saldırır ve onu boğarak öldürür.

Köylü bekliyor ki oğlu gelsin hem de altını getirsin….

Gelen yok, giden yok…

Oğlunun gelmediğini gören köylü hemen bahçeye koşar…

Bir de ne görsün; oğlu ölmüş, yılan acıyla ortalıkta kıvranmakta kuyruğunun yarısı yok!.

 

* * *

HER ikisi de üzgündür…

Köylü de evlat acısı, yılanda kuyruk acısı!

Ancak, zaman geçer birbirlerine yeniden ihtiyaçları olduklarını anlarlar.

Çünkü yılan aç kalır, köylüde altınsız.

Tekrar bir araya gelirler ve derler ki yine eskisi gibi dost olalım.

Köylü der ki; “Sen yine hergün altını ver, ben yine sütünü getireyim”

Yılan kabul eder.

Ne yapsın her ikisinin de rızkı kesilmiştir.

Mecbur yeniden dost olmayı deneyecekler…

 

* * *

KÖYLÜ yine herzamanki gibi sütü götürür, yılanın verdiği altını alır.

Bir kaç gün bu durum devam eder ama bir tuhaflık vardır…

Her ikisi de kendini kötü hissetmektedir.

Çünkü köylü her gittiğinde yılanı görünce evladının acısını hisseder yılan ise köylüyü gördüğünde kopan kuyruğunun acısını…

Köylü bakar ki bu durumu devam ettiremeyecek.

Evlat acısı zor!

Der ki yılana :

“Kusura bakma, bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz asla dost olamayız.

Birbirimizi gördüğümüzde hep bu acıyı yaşayacağız”

 

* * *

ÖRNEK BİR DAVRANIŞ ….

 

YILLAR önce bir Milli Eğitim Bakanının odasının kapısı çalındı. İçeriden kararlı ve tok bir ses “Girin” diye seslendi.

Oldukça mütevazi döşenmiş odaya iki tane lise talebesi girdi. Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yanaşarak

” Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi ile beraber” diyerek arkadaşını gösterdi.

Mezun olmuşlardı iki samimi arkadaş liseden.

Gazi ve Can, Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara oturdular.

Tombul yanaklı çocuk söz aldı:

“Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de başarı ile bitirdik. Ve bir yıldır para biriktiriyorduk. Eğer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika’ya okumaya gitmek istiyoruz.”

Bakan küçük bir sessizlikten sonra ” Oğlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yanlız bırak” dedi.

 

* * *

Oğlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuğa şöyle dedi:

“Bak evladım,ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurt dışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat bir bakan olarak oğlumu Amerika’ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra.”

Hayırlı olsun deyip dışarı çıkmasını söyledi talebenin.

Heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarıldı çocuk.

” Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor.”

Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı. İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip, “Al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım değil bu para artık” dedi, bir yıldır biriktirdiği parayı arkadaşına uzattı.

Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Egitim Bakanımızı Sayın Hasan Ali Yücel Bey’i saygıyla anıyoruz.

Oğlu Can büyük edebiyatçı Can Yücel’dir.

Onun lise arkadaşı Gazi ise dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Prof.Dr. Gazi Yaşargil’dir.

 

İki ibretlik yaşanmış hikayeyi aktarmaya çalıştım…

Saygıyla, sağlıkla, sevgiyle kalın…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz