Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Başvekil’den para dilenen Gazeteciler!

kategorisinde, 08 Oca 2013 - 19:02 tarihinde yayınlandı

sayimbabaBİR yazımda; Türkiye’de gümrük kapıları, daha düne kadar tapu daireleri ve belli devlet dairelerinde işlerin daha hızlı yürümesi için, adına siz ne derseniz deyin “rüşvet” alındığının sabit olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

Hatta bunu; Yıldırım Beyazid döneminde rüşvetle iş gören “Kadıların” sürülmeleri için emirname yayınladığından örnekleme yapmıştım.

Yani, “rüşvetin” tarihininde Osmanlı’ya kadar uzandığını yazmaya çalışmıştım.

* * *

BİR başka yazımda da; zengin olmanın gazetecilikten geçmediğini anlatmaya ve dilimin döndüğünce açıklamak istemiş ve demiştim ki;

Kalemiyle, fotoğraf makinesiyle, kamerasıyla gazeteciliği yapmaya çalışanlar ülkemizde birden bire zengin olamazlar!

Olmak için de;

Ya “yandaş” olacaksın, ya da kalemini kırmayıp, satacaksın demiştim!

* * *

KONUSU rüşvet değil, ancak benim ikinci şıkta belirttiğim, gazetecilikten zengin olunamayacağının örneklerini vermiş Hürriyet Gazetesi Yazarı Sayın Ahmet Hakan!

Başlığını da, “Başbakan’dan para dilenen gazeteciler” diye atmış!

Ve şöyle devam etmiş yazısına:

 

“1950’ler…

Başvekil Adnan Bey…

Gazeteciler mektuplar yazıyorlar Adnan Bey’e

Kimi 20 bin liracık istiyor çıkaracağı mecmua için…

Kimi “Ver parayı,/al beni” diyor…

Kimi “İktidarı destekleyeceğiz, bu yüzden para kazanamayacağız” diyerek talep ediyor cukkayı…

Kimi “bir arabacık” satın almak için yardım istiyor…

Kimi de birazcık döviz istirham ediyor…

Mektup yazanlar kimler mi?

Necip Fazıl’dan Peyami Safa’ya Yusuf Ziya Ortaç’tan Orhan Seyfi Orhon’a…

Bildiğimiz, tanıdığımız isimler…

*

1950’lerin koşullarında işler şöyle yürürdü:

Gazeteci “Kalemimi emrinize vereceğim” diye başvekile mektup yazıyordu.

Başvekil de kafasına göre parayı veriyordu.

Fakat başvekil hazretleri, paranın musluğunu kesince bu gazeteciler de aleyhe geçiyordu.

Döngü şöyleydi yani: Mektup yaz para iste./Parayı kap yalakalık eyle/Para kesilince de taarruz eyle…

*

Peki bu durum ilk kez mi ortaya çıktı?

Hayır, hayır…

Adnan Bey’in “Örtülü Ödenek”ten gazeteci yemlediği konusu, TürkMatbuat Tarihi’nde en fazla işlenen konulardan biridir.

Bilindik bir konudur bu yani…

Ama konunun bilindik olması bile ölmüş gitmiş o gazetecilerin gıyaplarında utandırılmalarına engel olmadı, olmuyor.

*

Bugüne gelecek olursak…

Bugün artık mektup yok,

Parayı ver. Kalemim senin olsun” diye name düzmek yok, “Birazcık döviz lütfen” diye yalvarmak yok, “Bir arabacık bile alamadım” diye ağlamak yok.

Devir değişti, yöntem değişti, ilişki biçimleri değişti.

Ama değişmeyen üç şey kaldı:

BİR: Acayip şekil değiştirmiş olsa da “icara çıkarılmış kalem” olgusu değişmedi.

İKİ: İşler iyi giderken olup bitenlerin kimseler tarafından fark edilmiyor olduğuna dair yanılgı değişmedi.

ÜÇ: Yılar geçtikten sonra bugünküleri de utandıracak manşetlerin çıkacağı gerçeği değişmedi.

* * *

Yüreğine, kalemine sağlık diyorum Sayın Ahmet Hakan; tam olmasa da bizim yerel basını da tarif etmişsin!

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

twitter porno twitter porno yücel ışık