Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Avrupa Birliğinden Şangay’a Dönüş mü var?

, kategorisinde, 10 Şub 2013 - 21:04 tarihinde yayınlandı

ERHAN GOCMENBiliyoruz ki aralarında Rusya, Çin, Kazakistan, Türkistan ve Tacikistan olarak 5 ülkenin yan yana gelerek 1996 yılında Şangay Beşlisi olarak kurdukları örgüt öncelikle o tarihlerde Sovyetler birliğinin dağılması sonrası tek kutuplu dünyaya dönüşen dünyamızda ikinci bir kutup oluşturma amacındaydı. Ve bu bağlamda terör ve aşırılıklarla mücadeleyi de kapsayan örgüt çalışmalarına bu kez ekonomi de katılmak isteniyor ama bu konuda net bir anlaşmayı daha henüz ortalıkta göremiyoruz.
Ve Sayın Başbakanımızın son zamanlarda yaptığı açıklamalar arasında AB’ye sitem ederken Şangay Birliğine katılma sinyallerini verdiğini görüyoruz. Ve bu bağlamda da hani AB derken yani batıdan vazgeçip doğuya mı yöneliyoruz gibi eleştirilere da tanık oluyoruz.
Baktığımız zaman 2000’li yıllar başında ülke olarak AB’ye katılma konusunda daha doğrusu alınma konusunda epey çalışmaların yapıldığını ve bu yönde kamu oyu önünde abartılı da olsa ha girdik ha giriyoruz gibilerinden gösteriler yapıldığını da iyi hatırlıyoruz.
Sonrası ise malum olduğu gibi yine bir dizi oyalama taktikleri ile aylar yılları kovalayarak hepimizin yakından takip ettiği gibi yine başa döndük gibi bir durumla karşı karşıya kaldık.Ve maalesef 2007-2008 sonrasında yavaş yavaş da olsa AB konusunun gündemlerimizden kalktığına benzer bir görüntünün oluştuğu da bir gerçek.
Bence bu konunun buralara kadar gelip biraz değişim göstermesinde ve de Sayın Başbakanımızın haklı bulduğum eleştirisinin altında ben iki önemli noktanın yattığını düşünüyorum. Birincisi bir çok ülkeden daha önce AB için başvuru yapan Türkiye’yi Birliğin kapısında bekletenlerin neden Güney Kıbrıs, Bulgaristan, Romanya gibi sonradan giriş için başvuru yapan ülkelerin hemen birliğe alınması meselesidir.
İkinci nokta ise Avrupa’daki bir çok ülkeyi sarsan ve hatta Yunanistan, İspanya, Portakiz gibi bazı ülkeleri derinden etkileyerek AB’ne kuşkuyla bakılmasına neden olan o 2008-2011 ekonomik KRİZ DÖNEMİNDE Türkiye’nin yaklaşık olarak üçer aylık dönemler olmak üzere 10 çeyrek dönemde Avrupa krizine karşın önemli ölçüde büyüme rakamları ortaya koyduğuna tanık oluyoruz. Her ne kadar bu büyüme rakamları vatandaşın cebine pek yansımamış olsa da ekonomik parametreler ışığında bakıldığında bu pozitif görüntüyü kabul etmemiz gerekiyor.
Sanıyorum gerek AB’ye olan kızgınlıklarımız gerekse Türkiye’nin istenilen düzeylerde olmasa da ekonomik açıdan gösterdiği çıkışların verdiği güçle Sayın Başbakanımızın AB’ye karşı bence de haklı bulduğum, ciddi bir uyarı nitelinde olan serzenişi doğru bir açıklama olduğunu görüyorum. Aslında Şangay’ı konuşurken bunu hani dün AB’yi çok isterken bu gün ne oldu da doğuya dönüyoruz diyenlerimizin de bu süreci başından itibaren tekrar okuyarak bir kez daha değerlendirmelerini öneriyorum. Gerçekten konunun Türkiye’nin geleceği ilgili bir yanı olmadığını, kaldı ki bu Şangay Beşlisinin(2006’da Tacakistan’ın da katılımı ile 6 oldular) ekonominin dışında sadece ve sadece teröre karşı bir işbirliği olduğunu gözlerden kaçırmayalım. Tüm meselenin ben Sayın Başbakanımız tarafından bizlere karşı yürütüldüğüne inandığımız oyalayıcı politikalara karşı, benimde katıldığım, bir LAF SOKUCU açıklamalardır diye düşünüyorum.
Unutmayalım ki uluslar arası ilişkiler sonuçları hemen kısa zamanda alınmayan ama buna rağmen de çok geniş manada çalışmalar gerektiren bir siyaset türü. Ve bu bağlamda baktığımızda dünden bu güne uluslar arası sorunların tartışıldığı siyasi masalarda oyunlar hiçbir zaman kapanmaz, kapanmıyor da. Dolayısıyla masalarda kartlar hep dağıtılarak devam ediyor tüm bu oyunlar. Bütün meselenin ben her zaman için eldeki kartları en iyi şekilde değerlendirmek meselesi olduğunu düşünüyorum.
Sonuç da Sayın Başbakanımız ekonomi olarak güçlü olduğumuz doğru bir zaman da doğru bir açıklamayı yapmıştır. Yani bu açıklamayı Sayın Başbakan 2001 veya 2002 tarihlerinde yapsaydı kimse ciddiye almaz, geçer giderlerdi ama bu gün hiç de böyle olmadığını yapılan değerlendirmelerden çok iyi anlayabiliyoruz.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz