Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

AMATÖR FUTBOL SEZONU ARDINDAN FUTBOLUMUZ (3)

, , kategorisinde, 05 May 2014 - 12:58 tarihinde yayınlandı

ERHAN GOCMENFutbol olarak baktığımızda hızlı ama savruk bir futbol oyun tarzımız olduğunu geçen yazımızda yazmıştık. Bunda hepimizin çok iyi bildiği gibi bilimsel alt yapı dediğimiz gerek kişisel yeteneklerin takım oyununa katkısı için ortaya konulan fiziksel ve de teknik yöntemler gerekse takım oyun için düşünülen oyun içi organizasyon çalışmalarına dönük eğitim faaliyetlerinin yetersizliğinin büyük etkileri olduğunu düşünüyorum.
Bakınız futbol olarak baktığımda aklıma hep 3 yıl önce ülkemize Almanya’dan tatil için gelen bir Türk çalıştırıcının söyledikleri geliyor. Hatırladığım kadarı ile bizim ülkemizde izlediği idmanlarda topla yapılan çalışmalardan daha çok fiziksel idmanlar üzerinde yoğunlaştığımızı söylüyordu. Ve sonra bu konuşmayı hatırlayarak bizim idmanları izlemeye koyulduğumda gerçekten topla çalışmalar üzerinde yeterince durmadığımızı ben de fark etmiştim. Ve bu fark edişten sonra bu konuyu tartışırken ben Türk futbolcusunun topla tanıdık değil adeta yakın bir arkadaş olması gerektiğini söylerim. Bu açıdan baktığımda futbolun sadece topa vurmak olduğunu kabullenemeyen birisi olarak özellikle alt yapılar da U- 13-17 arası eğitimlerde topla yapılan çalışmalara fiziksel çalışmalardan daha çok zaman ayrılmasını beklerim. Bakınız yıllar önce Eskişehirspor’u çalıştıran Abdullah Gegiç’in ilk günlerde takıma gösterdiği idmanlardan bir tanesi futbol kravatı dediğimiz futbolcunun önündeki topu göremeyecek kadar genişlikte olan bir kartonu futbolcunun boynuna asarak topun sürmeye çalışıldığı bir idman şekliydi. Bunun futbolcuya katkısı ise görüntüden de anlaşılabileceği gibi futbolcuya önüne bakmadan topa hükmetme alışkanlığının kazandırılmasıydı.
Maalesef bu gün sadece bir ve ikinci amatör küme maçlarında değil, SAL ve BAL müsabakalarında bile kalecilerin elle oyunu başlatmada o kadar istekli olduklarını söyleyemiyoruz. Neden derseniz? Çünkü bunda futbolcunun kendisine ve sonra kendi takım arkadaşlarına olan güvensizliğinin yanı sıra olası bir hatada kenar yönetimlerden gelebilecek tepkileri düşünmesinin büyük payı olduğuna inanıyorum.
Örneğin bir sağbek olarak kaleciden aldığınız topu daha kontrol aşamasında size yakın olma adına hareketlenen arkadaşımızı görmez isek, mutlaka az da olsa bir panikleme ile beraber topa uzun vurmayı düşünmemiz aslında çok normal bir durum gibi görünüyor bizim futbolumuzda. Dolayısıyla modern futbol dediğimiz orta sahada al-ver ağırlıklı ama mutlaka ikinci toplara hazır ve dikkat edici pozisyonlara girebilen bir orta alan oyuncu anlayışına ihtiyacımız olduğunu söylemek isterim. Bu yönüyle ben Sındırgı Belediye spor, Manyas Belediyespor ve Etispor takımlarımızın sezon içinde yaptıkları maçlarda bu tarz orta alan oyunlarında epey başarılı olduklarını da söylemek isterim.
Takım başarısının orta alan başarısı ile ölçülebildiği günümüz futbolunda başarılı bir orta alan derken bir futbol takımında sadece ortayı kontrol eden iki- üç oyuncunun değil ileri ve geride görev alan tüm futbolcuların katkısının olacağını unutmayalım. Bence de kalite ve yeteneğin buralarda başlar diyorum. Örneğin yaratıcılık faktörü, zaman zaman yapılan boş koşular, ön ve arkada direk koşuları ve ilave olarak arkadaşlarına yeni pozisyonlar yaratma adına kenarlara inen adamların fazlalığı gibi orta alan oyuncularına hareket serbestliği sağlayan görüntüsü güzel futbol fotoğraflarını görebildiğimizi söyleyemiyoruz.
Çok anlayamadığım bir noktada maçlar esnasında kalecilerimizin neden çok konuştuklarıdır. Örneğin top rakibin ayağında olsun ve orta alandan kaleye doğru gelecek gibi görünsün. Ve kalecilere baktığımızda inanılmaz bir telaşın başladığını görüyoruz. Şuna git, arkaya koş, adamını bırakma gibi avazı çıktığı kadar bağırmaya çalışırken kendi pozisyonlarını unuttuklarını maalesef göremiyorlar. Hâlbuki bir maçta en önemli görev kalecilerin görevi. Top defansı geçerse belki gol olmayabilir ama kaleciyi geçerse gol olur. Dolayısıyla bir maçta herkes görevini iyi yapmalıdır. Kaleci kendi işini yapacak. Topun kimden, nereye, nasıl geleceğinin hesaplarını mutlaka kendisi yapacak. Yani bir kalecinin aynı anda iki, üç kişinin görevini yapabileceğine kimse inanmasın. Bunun kaleci hatalarını artırmaktan başka bir işe yaramayacağını söylemek isterim. Elbette zaman zaman çok acil pozisyonlarda kaleci ikazlarının olabileceği mümkün ama defansın nasıl hareket edeceği hususunda önce defans adamları kendileri karar vermeliler. Bu konuda Erdekspor’ da oynayan Ekrem Vatansever’in iyi bir defans örneği olduğunu söylemek isterim.
Yazımızın bu son bölümünde dikkatinizi çektiğini umduğum bir maçtan söz etmek istiyorum.
Geçen gece oynanan ve 0-0 tamamlanan Juve – Benfica maçını hatırladığımızda uzun bir süre bir kişi eksik oynayan ama oyun disiplininden hiç kopmayan bir Benfica izlemiştik sahada. Ama burada belki de en ders alınacak dakikanın ben ikinci sarı karttan oyun dışı kalan Perez dâhil hiçbir oyuncunun hakeme itirazda bulunmaması olduğunu söylemek isterim. Neden? Çünkü hep yazıp söylemeye çalıştığımız gibi futbol bir güç oyunudur. Ha koşarak gücünüzü harcamışsınız, ha konuşarak hiç fark etmiyor, yani sonuçta cepten harcıyorsunuz. Dahası hakemlerle tartışarak oyuna olan konsantrasyonunuz da bozulmuyor, yani oyuncularında hakemin yanına gelerek yerlerini de kaybetmiyorlar. Ve görüldüğü gibi tüm oyuncular organizasyon içindeki yerlerinde hazır, oyunun başlamasını bekliyorlardı. Belli ki maç öncesi her türlü olasılıklar için bu maçla ilgili olarak derslerini iyi çalışmışlar.
Yine bu maça yakından baktığımızda topa sahip olan hangi taraf olursa olsun oyuncuların toplara yakın olma adına hep hareket halinde olduklarını görüyoruz. Ve oyuna olan dikkat adına baktığımızda o son dakikalar içinde bir Juve korneri sonrası Benfica defansında bir anda tüm defans oyuncularının nasıl altı pası hep birlikte boşalttıklarını ve en az 5 Juve’ liyi nasıl ofsayta düşürdüklerini görüyoruz. Bu şu demek aslında; Gücü ve şuuru yerinde, dikkati dağılmamış ve maç öncesi direktiflere sıkı sıkıya bağlı ve onları uygulama derdinde olan bir takımın maçlardaki başarı şansı epey yüksek.
Sonuç olarak acısıyla sevinciyle ve kutlamalarıyla koskoca bir amatör sezonu geride bırakmış bulunuyoruz. Şimdi dinlenme zamanı. Umarım seneye vaktimiz ve sağlımız olursa yine görüşmek ve yazmak üzere saygı ve selamlarımla
Esen kalınız.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz