Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

"AKP'nin dayattığı hayat tarzını reddedin"

kategorisinde, 27 Ağu 2012 - 21:09 tarihinde yayınlandı

Yaşama Saygı Festivali için Altınoluk´a gelen Emine Ülker Tarhan, Cumhuriyet Meydanı´nda düzenlenen panelde, Atatürk´ün Zağnos Paşa Cami´deki hutbesine dikkat çekti, Balıkesir´in direnişin kalesi olduğunu söyledi: “Balıkesir insanının, büyük devrimci Mustafa Kemal’e de ilham veren çağdaş, yenilikçi ve direnişçi yapısıdır bizi bugün biraz daha umutlu kılan.”

“PKK – AKP KARDEŞTİR”

“PKK ile AKP aslında bir kardeştir. Toplumdaki kamplaşmadan, yarılmadan en fazla nemalanan iki örgüt birbirlerini doğal olarak beslemektedirler. Yaşam hakkı onlar için sadece ve sadece birkaç Mehmet’ten ibarettir. Onlar öyle görürler. Nasıl olsa hala cepheye sürülecek çok sayıda Mehmet var. Her iki örgütte böyle görüyor. Amerika’ya maliyeti baştan hesaplanmış pek çok sayıda Mehmet olduğunu düşünüyor ikisi de. O yüzden cenaze törenlerinde döktükleri o sahte gözyaşlarına sakın inanmayın.”

“ZALİMLER İÇİN TARİH YIKICIDIR”

“Eline geçen her şeyi parçalamakta, çıkarları için dönüştürüp, kullanmakta ustalaşan AKP’nin gerçek yüzünü halka anlatmamız lazım. Onu ifşa etmemiz, teşhir etmemiz lazım. Öncelikle tökezleyen bu hükümetin düşmesini sağlamalıyız. Kendisini halkımızın ve bizim efendisi zannedenlerin dayattığı hayatı yaşamamaya çağırmalıyız. İnanıyorum ki sadece kendi vesayetleri rahatlık ve konfor düşleyen, sadece kendileri için alan yaratmaya, sadece kendi kindar nesillerini yaratmaya çalışan zalimler için bile tarih yıkıcı olmuştur. Bunlar için tarih yıkıcıdır.”

ALTINOLUK Yaşama Saygı Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen ´Yaşama Saygı´ konulu panelin konuşmacıları, CHP Grup Başkan Vekili, Ankara milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Akşam Gazetesi yazarı Gürkan Hacır´dı. Panelin moderatörlüğünü ise Gerçek Gündem adlı haber sitesinin sahibi gazeteci Barış Yardakaş yaptı.
Altınoluk Cumhuriyet Meydanı´nda kalabalık bir topluluğu biraraya getiren panelde, güncel siyasi gelişmeler, tırmanan terör olayları ve Hükümet´in tavrı, yeni eğitim sistemi, Suriye sorunu gibi konular ele alındı.
Panelde ilk sözü alan CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan, Türkiye´nin karanlık günlerden geçtiğini ancak bugünlerin geride kalacağını, umutlu olduğunu söyledi. Tarhan, Atatürk´ün 7 Şubat 1923´de Balıkesir Zağnos Paşa Cami´de verdiği hutbeye dikkat çekerek, “Atatürk´ün Zağnos Paşa Cami´de söylediklerine bugün de dahildir” dedi.
Tarhan şöyle konuştu:

KARANLIK GÜNLER BİTECEK,
UMUTLUYUZ…

“Bugünler ne kadar karanlık olsa da geçecek. Hem tarihe geçecek, hem geçecek bu günler. Ondan eminim. Aslında hiç örneği görülmemiş baskılar, belki yıllar sonra sorgulandığında sadece bizim gibi düşünen insanların değil her kesimden insanın ne karanlık günlerdi diye yaşayacağı günler yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama yine de umutlu olmalıyız diye düşünüyorum. Neden umutluyuz? Balıkesir’deyiz, Altınoluk’tayız. İzmir’in işgalinden bir gün sonra Redd-i İlhak Cemiyeti’nin 16 Mayıs 1919’da başlayan direniş kararı bugüne de dahildir.
Balıkesirli’ler bunun farkında mısınız? Atatürk’ün 7 Şubat 1923’de Zağnos Paşa Camii’ndeki söyledikleri aslında bugüne de dahildir. Ne demişti hatırlar mısınız; bugün emperyalizmin saldırısı altında kalan ülkemizde aslında bütün millet dahildir demişti. Balıkesir insanını büyük devrimci Mustafa Kemal’e de ilham veren çağdaş, yenilikçi ve direnişçi yapısıdır bizi bugün biraz daha umutlu kılan. Yolların kavşağı, jeopolitik kısmı her zaman es geçilmiş, Susurluk’la bizi aydınlatmış, olağanüstü dinamik ama genellikle işsiz olan gençleriyle, efsaneler diyarı, direnişin yurdu Balıkesirliler hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tüm umudumuz bu direnşçi yurt köşelerindedir, tüm umudumuz sizlerdedir. Bunu biliyorsunuz. Evet karanlık günler yaşıyoruz. Ama inadına bugün yaşam hakkını savunmak için, hürriyet hakkını savunmak için, demokrasiyi savunmak için buradayız.”

YENİ VESAYET KATİLLERİ
EL ÜSTÜNDE TUTUYOR

Emine Ülker Tarhan, bugün içeride ve dışarıda olanlara da dikkat çekti. Askerlerin, aydınların, gazetecilerin içeride, Uğur Mumcu, Türkan Saylan, Hrant Dink gibi aydınları katledenlerin ise dışarıda olduğunu söyleyen Tarhan, “yapılmamış sözde darbelerin sanıkları içerde çürütülüyor” diye konuştu. Tarhan şunları söyledi:
“Bugün yaşasaydı muhtemelen Silivri’de olma onurunu tadacak olan efsanemiz Uğur Mumcu’nun, Türkan Saylan’ın ve Hrant Dink’in gerçek katilleri aslında dışarıdalar, dolaşıyorlar. Yeni vesayet tarafından el üstünde tutuluyor bu insanlar. Hizbullah canileri dışarıdalar, Sivas’ta 33 kişiyi yakan caniler zaman aşımından yararlanarak bugün dışarıdalar. Yedi genci, yeri fidanı Bahçelievler’de acımasızca katledenleri her cana 2 yıl değer biçip salıverdiler, onlar dışarıdalar artık. Ve Bahçelievler’de aslında 7 genci telle boğup, bugün dışarıda gezen insanlar için şu değerlendirmeyi yapmak istiyorum; yaşam hakkını gaspeden insanlar için. Aslında cana kıymaktan, can almaktan, üstelik faşizan bir amaçla bunu yapmaktan daha ağır ceza var mı sizce insan ruhuna? Bence daha ağır bir ceza yok. Bugün 12 Eylül katilleri, yaşam hakkını en ağır şekilde ihlal edenler, 12 Eylül’ün canileri mahkemeye dahi getirilememekte, onlar dışarıda. Ama yapılmamış darbelerin sözde sanıkları ise içerde çürütülmektedir. Gaziantep’te masumları öldüren caniler ve onlara açılımla cesaret verenler, bunlardan pişmanlık duymayanlar bugün dışarıdalar.

UĞUR MUMCU YAŞASAYDI
SİLİVRİ´DE OLURDU

İçeride olanlara bakalım; aydınları, gazetecileri, milletvekillerini aslında ne bir haram yiyip ne bir cana kıyanları ise Silivri’de 4 yıl, yetmedi 5 yıl tuttular. Doğmamışlara, kürtaja ağlaşıp duranlar biber gazıyla öldürdükleri delikanlılara, açlıktan ölen bebeklere, 4+4+4 ile yaratacakları çocuk gelinlere, sermayeye uşak yapacakları yoksul çıraklara ise hiç ama hiç ağlamadılar. Çocuk tacizcileri bugün dışarıdalar. Yoksul işçileri göz göre göre ölüme gönderenler bugün dışarıdalar. İşçi kıyımları yapanlar bugün dışarıdalar. Uğur Mumcu’yu geri adım atmadığı için, bilgisiyle toplumu etkilediği için, tertemiz olduğu için ve onu itibarsızlaştıramadıklarını bildikleri için öldürdüler değil mi? Bunun için öldürdüler. Yaşasaydı Silivri’de olacaktı, bu onuru tadacaktı.

ACİZ ÖFKELERİYLE BİZİ
SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR

Yeni vesayetin yaptıklarına biraz bakalım. Türkan Saylan’ı, Kuddusi Okkır’ı, Kaşif Kozinoğlu’nu, İlhan Selçuk’u öldürmüş yeni vesayet. Yarbay Ali Katar’ı canına kıydırmış. Kalanları ise hücrelerde ölmeye yatırmışken dışarıdakilere biraz daha yakından bakalım mı? Demokrasinin şah damarı yargının tek kişi tarafından yürütülmesine karşı çıkanlar tek tek içeriye alınmaya çalışılırken dışarıdakilere bir bakalım. Biz Genelkurmay Başkanlarını bile tutukluyoruz. Ama kendi sır küpümüzü yasalarla koruruz, ayağınızı denk alın mesajları ile ve aciz öfkeleriyle bizi susturmaya çalışıyorlar. Bizi susturmaya çalışanlar dışarıdakiler bir bakın. Yeni güvenlik doktrinlerine bir bakın. Artık özel yetkili mahkemeleri güvenlik doktrinlerini yazmış, bunu yazmış diye. Bu doktrine göre artık düşman artık sivil toplum, gazeteciler, hukuk bilen barolar. Düşman artık aydınlık gençler, düşman artık milletvekilleri, aslında düşman artık topyekün itiraz eden halk. Bu savaş hukukunun en etkin ilacı polisin demir copları ve öldürücü pardon organik biber gazları. Durumu kabullenmeyenler, birilerinin sır küplerinin eliyle aynı Uğur Mumcu’ya yaptıkları gibi onları öldürürlerdi, haklarını yok ederlerdi. Ama bugün ise biliyoruz ki itiraz edenler, özgürlüğünü yitirir, toplama kamplarına doldurulurlar. Cellatlar emir verir bu insanları tecritte ölmeye yatırılmasına karar verilir. Gerçekleri maskelerler, kitapları ateşe atarlar, bazen yazarları, gazetecileri de ateşe atarlar.

DİKTATÖRLÜKLERİNİ
MASKELİYORLAR

Bakın bugün bu ülkede sendikal özgürlükler suç sayılmakta. Bugün toplanma, düşünme özgürlüğü bu ülkede neredeyse yasaklanmıştır. Özgür düşünceye inanan insanların peşini iktidarın öfkesi hiçbir zaman bırakmamaktadır. Sonuna kadar, evine kadar takip etmektedir. Tehdit ve baskı araçları kullanılmakta, diktatörlüğün bu dehşetli yüzünü maskelemek için kutsal aileyi kullanıyorlar, kürtaj yasağını kullanıyorlar, en az 3 çocuk masallarını kullanıyorlar. Bunu diktatörlüğü maskelemek için yapıyorlar. Bu durumu kabullenmeyenleri ise aşağılıyorlar ve itibarsızlaştırıyorlar.

EGEMENLERİN UŞAĞI
MEDYA…

Medyanın da bugüne gelmemizde, bu özgürlüklerin, demokrasinin daralmasında katkı sağlayan medya mensuplarına, aslında medya müsveddelerine buradan seslenmek istiyorum. Ey egemenin uşağı basın diyorum onlara. Kendinizi sizi bugün alkışlayanlara sakın güvenmeyin. Çünkü onlar sizi şimdilik ama şimdilik zararsız sanırlar. Hele bir ayara dokunun bakalım. Hele çanta dolusu Deniz Feneri paralarından, hele gemiciklerden söz edin bakalım neler oluyor.
Hele yargının örtüsünü, Wikileaks belgelerini bir açmaya çalışın bakalım, saldırmaya çalışın neler oluyor. İleri demokrasiyi, iktidardan zenginleşenleri, kendine adil olanların dünyasını haber vermek sizin için çok kolay. Sığ sularda yüzmek çok kolay. Ama bu ülkede köle gibi çalışanları, hor görülenlerin dünyasından he haber egemenin uşağı basın ne haber. Açık yada gizli hapishanelerden ne haber bunları neden veremiyor sunuz? Açlıktan ölen çocuklardan, bir tabutta eve dönen çocuklardan ne haber? Son nefesini hiç tanımadığı bir annenin dizinde vermek isteyen şehitlerden ne haber? Neden onlardan haber verilmiyor? İktidar ne kadar izin verirse o kadar haber veriyorlar.

HER İKTİDAR ÖVGÜSÜ
TRİLYONLUK İHALE Mİ?

Her iktidar övgüsü trilyonluk bir ihale mi yoksa? Bunu da onlara sormak istiyorum. Ölüm olan kaderleri üzerine tartışmak size çok mu zor geliyor? Tatlı sularda dolaşmak çok keyifli ama inanın ama inanın unutulmaya da mahkum. Anadolu da çok yaygın bir söz vardır. Gavurun ekmeğini yiyen onun kılıcını sallar. O yüzden o beslemeler, elbette besleme olmanın hakkını verecekler. Ama tarihte bu yaptıkları tek ama tek iz de inanın bu olacaktır. Uyguladıkları bu dolaylı sansürün ne olduğunu çok iyi biliyoruz.
Tazminat ödememek için adını sıkça değiştiren bir gazete var. Tarihi katliamlarla dolu bir gazete bu. Bugünlerde Hasan Cemal’i, Ali Bayramoğlu’nu, Cengiz Çandar’ı hedef gösterdiği için bazı yerlerden sesler çıkıyor. Bu Akit gazetesi Baro başkanını hedef gösteriyor o ölür, yargıcı hedef gösterir o da ölür. Bizi de hedef gösterir bu gazete. Biz henüz ölmedik. Ama hedeflerinde olduğumuz kesin bu insanların.
MİT, teröristlere güvercin, bizim ardımıza kendi olağanüstü teknik donanımlarını salar, izler. Zaten referandum döneminde de hedef göstermişlerdi. O zaman müjdelemişlerdi. O gazete aracılığıyla ‘şu referandum bitsin daha çok kişi tutuklanacak’ demişlerdi. Ama bakın olanları görüyoruz. Kendi yandaşlarına, yetmez ama evetçileri bile hedefe koyar hale geldiler. Yetmez ama evetçilere mi sıra geldi diye sormak lazım gerekir diye düşünüyorum.”

BU İKTİDAR, ÇOK ULUSLU
ŞİRKETLERİN İKTİDARI

CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan, Altınoluk´ta düzenlenen Yaşama Saygı panelinin ikinci bölümünde ise Arap Baharı, Suriye´deki gelişmeler ve PKK terörüne de dikkat çekti. Sınırların yol geçen hanına döndüğünü ileri süren Tarhan, AKP iktidarını da çokuluslu şirketlerin ortağı olmakla suçladı. Tarhan şöyle konuştu:
“Kutsal bir arap bahar var. Sıcak çatışma sinyalleri veriliyor biliyorsunuz. Sınırlarımızdan artık giriyor bu sinyaller, sinyal olmaktan da çıktı neredeyse. Aslında farkındalar bunun. Yani bunu bilerek yaptıklarını düşünüyorum. Yanlışlıkla, pardon yapılmış bir dış politika meselesi değil bu. Özellikle yapıldığını düşünüyorum. Çünkü bunlar çok uluslu şirketlerin ortakları. Yani bu iktidar aslında bence çok uluslu şirketlerin ortağı ve aslında çok uluslu şirketlerin iktidarı gibi görüyorum bu iktidarı. Biz nasıl kendimizi kutsal Anadolu’nun, bu toprakların vatanseveri, yurtseveri olarak görüyoruz ama onlar muhtemelen uzaktaki emperyalist ülkenin vatanseveri. Onları öyle görüyorum. O yüzden sadece ona hizmet etmek istiyorlar. Bir de taşeronluktan söz edildi. Doğrudur. Bu insanlar taşerondur diye düşünüyorum. Arkadaşları PKK’da taşerondur.

PKK İLE AKP KARDEŞ!

PKK demişken bir değerlendirme yapmak zorundayım. PKK ile AKP aslında bir kardeştir. Kardeş olduklarına inanıyorum. Toplumdaki kamplaşmadan, yarılmadan en fazla nemalanan iki örgüt birbirlerini doğal olarak beslemektedirler. Yaşam hakkı onlar için sadece ve sadece birkaç Mehmet’ten ibarettir. Onlar öyle görürler. Nasıl olsa hala cepheye sürülecek çok sayıda Mehmet var. Her iki örgütte böyle görüyor. Amerika’ya maliyeti baştan hesaplanmış pek çok sayıda Mehmet olduğunu düşünüyor ikiside. O yüzden cenaze törenlerinde döktükleri o sahte gözyaşlarına sakın inanmayın. Böyle bir şey yok aslında. PKK – AKP kardeştir, yanıbaşımızdaki kanlı savaş en çok onları mutlu etmektedir. Bunu görmeliyiz artık.
İyi şeyler olacak diyen Cumhurbaşkanının oyun kuruculuğunda PKK iktidar dansını lütfen unutmayın. Seçim öncesi yapılan oyunları, dansları hiç unutmayın. Kozmik odalarda yapılan görüşmeler eğer sızmasaydı öğrenemeyecektik biz kimin şerefsiz olduğunu. Anayasa konusunda Oslo görüşmelerinde yüzde 95 anlaşma söylemleriyle kimlerin ittifak yaptığını da, şehirlere bombalar doldurduğunu da devletin bildiğini itiraf ettiler hatırlıyor musunuz? PKK, iktidar görüşmeleri basına sızmasaydı hiç birini öğrenemeyecektik. İşte o bombalardan birisi Foça’ya atıldı, orada patlatıldı, ardından Gaziantep’te patlatıldı.

AKP, TÜRKİYE CUMHURİYETİ´Nİ
KOMAYA SOKTU

Yaşam hakkı mı demiştiniz. Onu konuşuyorduk değil mi? Onu kimler alıyor herhalde görüyorsunuz. Şimdi bu PKK, iktidar dansının aslında dar alanda kısa paslaşmalarla mecliste, meclis kürsüsünden verilen sinyallerle nasıl sürdüğünü biz görüyoruz. Çok yakından izliyoruz. Vücut dilleriyle, söylemleriyle bunu çok iyi izleyebiliyoruz, görebiliyoruz. Özerklik yetmez çığlıklarına o dansın nasıl dönüştüğünü görüyoruz. Şimdi bakıyoruz Ahmet Türk en son bir söz söyledi. Habur sürecini açıklarsam hükümet altında kalır dedi. Ne demek istedi pek sorgulanmadı bu. MİT müsteşarını kurtaran yasa ile bu işin kimlere havale edildiğini aslında biz biliyoruz. Kimler tarafından yapıldığını. Neler olduğunu biz de merak ediyoruz. Aslında tahmin ediyoruz ama açıklanması lazım. Mecliste kapalı kapılar ardında yapılan paslaşma yeni canlara ve yeni şehitlere umarım mal olmaz. Umarım bir savaşa mal olmaz bu olan bitenler. Artık ameliyat edilmekten, bağırsakları boşaltılmaktan BDP gerçekten komaya soktuklarını görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bugün AKP ikitdarı komaya sokmuştur. Öyle komaya sokmuştur ki ordunun generallerinin Kara Kuvvetleri’nde yedide biri, Hava Kuvvetleri’nde beşte biri, Deniz Kuvvetleri’nde ikide biri tutuklu ve devleti yönetenler hallerine bakmadan savaş çığırtkanlığı yapıyor.

ADALETİN KILICI, MİT OLAYINDA
AZ KALSIN KENDİSİNİ KESECEKTİ!

Şiir nedeniyle cezaevine girdiğini sürekli söyleyen bir Başbakanın ülkesinde bugün nelerin cezaevine girmek için gerekçe sayıldığı konuşmak isterim. Şiir, resim, çiçek, heykel bunların hepsi neredeyse bir suç delili sayılıyor ülkede. Bozguncu bu ülkede tiyatrocular, dahi piyanistler biliyorsunuz yok edilmesi gereken unsurlar ve eğitimi özgür insanların yaratısı olarak gören öğretmenler aslında neredeyse potansiyel suçlu. Bunları da aslında konuşmak isterim. Ama adaletten de konuşmak isterim. Çünkü bu ülkede adaletin kılıcıyla bu ülkenin halkı terbiye edilmeye çalışılıyor. Adalet tanrıçası Themis’in kılıcını aslında iktidar eline aldı ve sallayıp duruyor. Ama MİT olayında bu kılıç neredeyse kendini kesecekti. Neyse ki bir gecede çıkardıkları yasayla Başbakana kadar uzanacak bir sürecin önüne geçtiler ve engel oldular.

CEMAAT ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİNE
SÖZ GEÇİREMEYİNCE…

Şimdi bu yargıda bir cemaat iktidar kavgasından söz edilip duruyor. Sanıyorum o nedenle cemaat mahkemelerine, cemaat özel yetkili mahkemelerine söz geçiremedikleri için kendi özel yetkili mahkemelerin kurdular. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyor. İki ayrı yerden emir alan iki ayrı mahkeme, adliye örgütü yapısı var ülkede artık. Birilerinin, yani iktidarın cemaatin açıkça söylemek gerekirse rant kavgasında, bunların post kavgasında parsayı toplamaya çalıştıkları, hani sırtlanların kavgası vardır ya, aynen öyle bir kavgada biz ülkeyi kaybetme tehlikesiyle ne yazık ki karşı karşıya kalıyoruz.
Hep sorunları size hatırlatmak bakımından bunu yapmak durumundayım ama tabi ki çözüm de üretmeliyiz. Çözüm var. Çözüm elimizde, cebimizde. Bunu yapabiliriz. Ancak bu ülkenin Başbakanı, iktidarda olanı biz değiliz. Bunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Çözüm; yüzde 50 iktidarla gelen bir partinindir aslında. Çözümü onlar üretmelidir. 10 yıldır bunu üretmek zorundalar. Biz onlara olağanüstü kritik konularda elbette yardımcı olabiliriz. Ancak çözüm mercii olan başbakandır. Aksi halde adının başbakan olmaması gerekir. Özellikle çözüm için ben kendi adıma şunu söylemek isterim. Demokrasiyi güçlendirmek olduğunu düşünüyorum. Özellikle hukuk devletini, yargıya olan güveni, yargılananların kimliğinden bağımsız bir yargılama sistemi yaratılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

TERÖR, DİZ ÇÖKTÜRÜLMEDEN
ÇÖZÜLMEZ…

Teröre gelince; ben açıkça şöyle düşünüyorum. Teröre diz çöktürülmeden, onu cesaretlendirecek müzakereler mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde etnik ayrımcılığın ayrı bir devlet kurma iddiasının olduğu hiçbir ülkede terörle oturulup, diz çöktürülmeden, terör zayıflatılmadan, terörle oturulup müzakere falan yapılmaz. Biz terörle değil, sadece silahsız, hak talebi olan insanlarla oturup görüşme yapabiliriz. Teröristlerle değil. Buna imkan yok, olmamalı. PKK’nın sadece Kürtçe eğitim, demokratik özerklik hatta bağımsız devlet bile PKK için yeterli değildir. Onlar ne verseniz fazlasını istemek ve bölgenin özellikle enerji rantını paylaşmak için kime taşeronluk yapması gerekiyorsa onu yapmak. Ben buna inanıyorum. AKP’nin ekmeğine yağ sürmek PKK’nın görevi, görev alanı odur diye düşünüyorum.

PKK´NIN DERDİ KENDİNE
ÖZEL RANT ALANI YARATMAK

Bir milletten olmak, aynı geleceği paylaşmak, aynı tarihi paylaşmak, aynı hayalleri kurmak, bunlar değil onların derdi. PKK’nın derdi bu değil. PKK’nın derdi bir şeyleri istismar etmek, kaşınmak, istedikçe istemek, aslında istiyormuş gibi yapıp kendine özel rant alanları yaratmak. Bunları aşabilir miyiz? Bunlardan kurtulabilir miyiz? Başarabilir miyiz? Bunları konuşmak lazım.

AKP´NİN GERÇEK YÜZÜNÜ
HALKLA ANLATMALIYIZ

Ben şuna inanıyorum; aydınlanmaya inanmış olanlar, demokrasiye, kurucu ruha inanmış olanlar, bir felsefeye inanmış olanlar. Adaletin sadece başka yerlerde değil, bu dünyada da gerçekleşebileceğine inancı olanlar bunu yapabiliriz. Onun içindir ki her şeyi ama her şeyi, eline geçen her şeyi parçalamakta, çıkarları için dönüştürüp, kullanmakta ustalaşan AKP’nin gerçek yüzünü halka anlatmamız lazım. Onu ifşa etmemiz, teşhir etmemiz lazım. Öncelikle tökezleyen bu hükümetin düşmesini sağlamalıyız. Kendisini halkımızın ve bizim efendisi zannedenlerin dayattığı hayatı yaşamamaya çağırmalıyız. İnanıyorum ki sadece kendi vesayetleri rahatlık ve konfor düşleyen, sadece kendileri için alan yaratmaya, sadece kendi kindar nesillerini yaratmaya çalışan zalimler için bile tarih yıkıcı olmuştur. Bunlar için tarih yıkıcıdır. Buna inanın, ben inanıyorum.

ÖLÜLERİMİZİ YAŞATIRIZ

Er ya da geç vakti geldiğinde onların talan ettiği, onların yok ettiği, soyup soğana çevirdiği ve kuruttuğu bu toprakları sulamak gerekecek. Bunu biliyorsunuz değil mi? Sonra da yeni filizler büyüyecek, yeni sürgünler sürecek. Şimdi bakıyorum bütün yaşadıklarımız bir bedeldir. Belki bir cesarettir. Ama aynı zamanda bir sorumluluktur. Sorumluyuz. Olanları anlatma, karşı çıkmak, adaletin var olduğuna yeniden ve yeniden inanmak için, inancımızı yitirmemek için bu sorumluluktan kaçamayız. Mezardakiler mezarda olduğu için, toplama kampındakiler toplama kampında diye savaşı kaybedeceğimizi sakın ama sakın zannetmeyin. Çünkü biz ölülerimizi sadece gömmeyiz. Biz ölülerimizi yaşatırız da. Sadece gömmeyiz. Onları kalbimizde, yaşam biçimimizde ve direniş ruhumuzda onları yaşatırız. Biz asla çekilmeyeceğiz. Bu savaş alanından çekilmeye niyetimiz yok. Emperyalizmin cumhuriyetimize, birliğimize karşı uyguladığı bu darbeye dur demek için, bu parti devletinin her türlü bölümüne, ona karşı zihinlerimizi yok etme projesine karşı sevgili yurdumuzu parçalama projesine karşı bütün demokratik güçleri bir olmaya, bir arada olmaya ve onlara karşı çıkmaya davet ediyorum.”

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz